İzlenimler
Londra
Türkiye'yi yakından ilgilendiren Uluslararası Denizcilik Örgütü'nün Deniz
Güvenliği Komitesi 69. dönem toplantısı neredeyse sona erdi. Çarşamba günü son
gündem maddeleri de görüşülüp, 8 iş günü süren maraton bitecek. Öğrendiğimize
göre Deniz Müsteşarlığı hemen değerlendirme toplantısı düzenleyerek burada
alınan ve alınamayan kararlar konusunda neler yapılacağını tartışmaya
başlayacakmış. Zaman gerçekten çok kısa. Türkiye, temmuz ayındaki alt komite
toplantısına eli yüzü düzgün bir gündemle katılmak zorunda. Umarız bu süre
içinde yeni tüzük, eksiklikleri tamamlanarak çıkar ve buradaki delegasyonun Türkiye
adına dünyaya söz verdiği yenilikler yapılır. Aksi takdirde gündemden düşürülen
Rotalama Çalışma Grubu raporunun tekrar gündeme alınması işten değil.
Ancak üç tarafının denizlerle çevrili olduğunu iddia eden Türkiye sadece
sıkıştığında gündem belirlemekle kalmamalı. Kendisini ilgilendiren başka
konularda da inisiyatif alabilmeli. Geleceğini, çıkarlarını aktif olarak
koruyabilmeli. Diyeceksiniz ki, bunlar dilemesi güzel, ama yapılması zor işler. Hangi
parayla, hangi donanımla yapacaksınız? Evet, benim gibi denizcilikle tek ilgisi
Beşiktaş-Kadıköy vapuruna binmekle sınırlı olan biri bile bunun kolay
olmadığını, toplantının gündemine bakarak görebilir. 22 başlık altında toplanan
gündem maddelerinin her biri ayrı birer uzmanlık gerektiren şeyler. Fakat buna rağmen
Türkiye bu gündem maddelerinin çoğunda birşeyler söyleyebiliyorsa, umut var
demektir.
Umudu filizlendirmek ise kesenin ağzını açacak siyasilere, aslına bakarsanız
denizden ekmek yiyenlere düşüyor. Buradaki ekip, kendilerine imkân tanınırsa her
türlü zorluğun altından kalkacak cinsten. Genelkurmay temsilcisinden Deniz
Kuvvetleri'ne, Sahil Savunma'dan Deniz Müsteşarlığı'na, kılavuz kaptanından TDİ'ye
kadar herkes burada ve hepsi Londra'nın 40 yılda bir görülen güneşinin cazibesine
kapılmadan oturumlara katılıyor. Ekibin müzakerecisi, yaptığı konuşmalar için
utana sıkıla diğer delegasyonlardan tebrikleri örgütün koridorlarında kabul eden
müsteşar Mithat Rende. Onun arkasında yılların deneyimiyle müşavir olarak Kaptan
Ayhan Çekiç var. Delegasyon başkanı da Denizcilik Müsteşar Vekili Ömer Kılıç.
Güven Erkaya gibi sağduyulu, deneyimli ve etkili bir insanın bu konuya eğilmesi ise
Türkiye için büyük bir fırsat.
Boğazlar sorununun bugün içinde bulunduğu tıkanıklıktan çıkmasında
Erkaya'nın oynadığı rol, ileride doktora tezlerine konu olacak kadar önemli. Keşke
bu tez konularını Deniz Ticaret Odası belirlese ve özellikle uluslararası hukuk
alanında çalışma yapanları cesaretlendirecek burslar verse. Alicenap siyasilerimiz de
kaynakları bol keseden dağıtırken biraz bu konularda araştırmayı özendirecek
tedbirler alsa. En azından denizcilikten anlayan birkaç hukukçuya birkaç meclis
koltuğu parasına danışmanlık falan teklif etse.
Neyse, bakarsınız günün birinde bunlar da olur. Daha üç yıl öncesine kadar IMO nezdinde daimi kadromuz bile yoktu. Boğazlar, daha doğrusu
petrol, seçim yatırımı olarak siyasetimizin gündemine girdi de IMO
diye bir örgüt olduğunu ve buraya sadece toplantıdan toplantıya gelmenin yeterli
olmadığını farkettik. Aklımıza estiği gibi ulusal düzenlemeler
yapamayacağımızı anladık. Başkalarının çıkarlarını zedelerken
iddialarımızın meşruiyetini sağlamak amacıyla dahi olsa Boğazlarımızın
güvenliği için fedakârlık yapmamız gerektiğini gördük.
Şimdi, sıra bilimsel çalışmaya geldi. Muhataplarımız çok yakında simülasyon
yaptık iddiasıyla ortaya çıkıp, Boğazlar'dan yılda geçebilecek en fazla petrol
miktarı şudur diyebilirler. Benim burada edindiğim izlenim, simülasyon
çalışmasının gerçek hayatı kopya edemeyeceğine güvenerek, Southampton
Üniversitesi'nde yapıldığı söylenen çalışmaların biraz hafife alındığı
yönünde. Güven Paşa da Boğazlar'da öngörülemeyen faktörlerin varlığını
çarşamba günkü görüşmemizde vurguladı. Ama eğer Boğazlar'ın günün birinde
petrol boru hattına dönmemesini gerçekten istiyorsak, bilinen tüm bilgisayar
tekniklerini gözönüne alarak simülasyonun neden imkânsız olduğunu morfolojik ve
iklimsel koşulların ötesinde bilmek zorundayız.