hurriyet_logo.gif (5152 bytes)10/03/1998
 

İzlenimler

Londra

Türkiye'yi yakından ilgilendiren Uluslararası Denizcilik Örgütü'nün Deniz Güvenliği Komitesi 69. dönem toplantısı neredeyse sona erdi. Çarşamba günü son gündem maddeleri de görüşülüp, 8 iş günü süren maraton bitecek. Öğrendiğimize göre Deniz Müsteşarlığı hemen değerlendirme toplantısı düzenleyerek burada alınan ve alınamayan kararlar konusunda neler yapılacağını tartışmaya başlayacakmış. Zaman gerçekten çok kısa. Türkiye, temmuz ayındaki alt komite toplantısına eli yüzü düzgün bir gündemle katılmak zorunda. Umarız bu süre içinde yeni tüzük, eksiklikleri tamamlanarak çıkar ve buradaki delegasyonun Türkiye adına dünyaya söz verdiği yenilikler yapılır. Aksi takdirde gündemden düşürülen Rotalama Çalışma Grubu raporunun tekrar gündeme alınması işten değil.

Ancak üç tarafının denizlerle çevrili olduğunu iddia eden Türkiye sadece sıkıştığında gündem belirlemekle kalmamalı. Kendisini ilgilendiren başka konularda da inisiyatif alabilmeli. Geleceğini, çıkarlarını aktif olarak koruyabilmeli. Diyeceksiniz ki, bunlar dilemesi güzel, ama yapılması zor işler. Hangi parayla, hangi donanımla yapacaksınız? Evet, benim gibi denizcilikle tek ilgisi Beşiktaş-Kadıköy vapuruna binmekle sınırlı olan biri bile bunun kolay olmadığını, toplantının gündemine bakarak görebilir. 22 başlık altında toplanan gündem maddelerinin her biri ayrı birer uzmanlık gerektiren şeyler. Fakat buna rağmen Türkiye bu gündem maddelerinin çoğunda birşeyler söyleyebiliyorsa, umut var demektir.

Umudu filizlendirmek ise kesenin ağzını açacak siyasilere, aslına bakarsanız denizden ekmek yiyenlere düşüyor. Buradaki ekip, kendilerine imkân tanınırsa her türlü zorluğun altından kalkacak cinsten. Genelkurmay temsilcisinden Deniz Kuvvetleri'ne, Sahil Savunma'dan Deniz Müsteşarlığı'na, kılavuz kaptanından TDİ'ye kadar herkes burada ve hepsi Londra'nın 40 yılda bir görülen güneşinin cazibesine kapılmadan oturumlara katılıyor. Ekibin müzakerecisi, yaptığı konuşmalar için utana sıkıla diğer delegasyonlardan tebrikleri örgütün koridorlarında kabul eden müsteşar Mithat Rende. Onun arkasında yılların deneyimiyle müşavir olarak Kaptan Ayhan Çekiç var. Delegasyon başkanı da Denizcilik Müsteşar Vekili Ömer Kılıç. Güven Erkaya gibi sağduyulu, deneyimli ve etkili bir insanın bu konuya eğilmesi ise Türkiye için büyük bir fırsat.

Boğazlar sorununun bugün içinde bulunduğu tıkanıklıktan çıkmasında Erkaya'nın oynadığı rol, ileride doktora tezlerine konu olacak kadar önemli. Keşke bu tez konularını Deniz Ticaret Odası belirlese ve özellikle uluslararası hukuk alanında çalışma yapanları cesaretlendirecek burslar verse. Alicenap siyasilerimiz de kaynakları bol keseden dağıtırken biraz bu konularda araştırmayı özendirecek tedbirler alsa. En azından denizcilikten anlayan birkaç hukukçuya birkaç meclis koltuğu parasına danışmanlık falan teklif etse.

Neyse, bakarsınız günün birinde bunlar da olur. Daha üç yıl öncesine kadar IMO nezdinde daimi kadromuz bile yoktu. Boğazlar, daha doğrusu petrol, seçim yatırımı olarak siyasetimizin gündemine girdi de IMO diye bir örgüt olduğunu ve buraya sadece toplantıdan toplantıya gelmenin yeterli olmadığını farkettik. Aklımıza estiği gibi ulusal düzenlemeler yapamayacağımızı anladık. Başkalarının çıkarlarını zedelerken iddialarımızın meşruiyetini sağlamak amacıyla dahi olsa Boğazlarımızın güvenliği için fedakârlık yapmamız gerektiğini gördük.

Şimdi, sıra bilimsel çalışmaya geldi. Muhataplarımız çok yakında simülasyon yaptık iddiasıyla ortaya çıkıp, Boğazlar'dan yılda geçebilecek en fazla petrol miktarı şudur diyebilirler. Benim burada edindiğim izlenim, simülasyon çalışmasının gerçek hayatı kopya edemeyeceğine güvenerek, Southampton Üniversitesi'nde yapıldığı söylenen çalışmaların biraz hafife alındığı yönünde. Güven Paşa da Boğazlar'da öngörülemeyen faktörlerin varlığını çarşamba günkü görüşmemizde vurguladı. Ama eğer Boğazlar'ın günün birinde petrol boru hattına dönmemesini gerçekten istiyorsak, bilinen tüm bilgisayar tekniklerini gözönüne alarak simülasyonun neden imkânsız olduğunu morfolojik ve iklimsel koşulların ötesinde bilmek zorundayız.

Mensur AKGÜN, Yeni Yüzyıl Gazetesi 17/05/1998