Diplomatik başarı
Londra
IMO'nun 69. Deniz Güvenliği Komitesi (MSC)
toplantısına katılan Türk delegasyonu önemli bir diplomatik başarı göstererek
aralarında Amerika, Rusya, Almanya, Fransa, Yunanistan ve Kıbrıs Rum Yönetimi'nin de
bulunduğu 17 devlet ile dört güçlü denizcilik örgütü tarafından hazırlanan 3
Haziran 1997 tarihli Rotalama Çalışma Grubu raporunun tartışılmasını bir kez daha
engelledi. Daha önce de örgütün genel kuruluna girmesi önlenen raporun önerilerinin
benimsenerek IMO'nun resmi tutumu haline gelmemesi
sağlandı. Eğer rapor kabul edilseydi, IMO'nun kararları
sahil devletinin işbirliği olmadan uygulanamayacağı için Türkiye üstünde
yaptırım gücü olmayacaktı. Ama bütün dünyayı karşımıza alıyormuşuz gibi bir
görüntü ortaya çıkacaktı. Buradaki diplomatlarımızın ve uzmanlarımızın
çabalarıyla bu tehlike önlendi. Türkiye, ikili ve çok taraflı görüşmelerinde
işbirliğine açık olduğu mesajını verdi.
Ancak bazı gazetelerin yazdığı gibi Boğazlar sorunu gündemden falan düşmedi.
Gündemden düşen sadece rapor. Raporun içindekiler yine tartışılacak. 20-24 Temmuz
tarihleri arasında toplanacak olan Seyir Güvenliği Alt Komitesi'nin (NAV 44)
gündeminde yine Boğazlar olacak. Zaten başka türlü olması da beklenemez. Burada olan
biten herşeyin arkasında Hazar petrolünün nereden ve nasıl taşınacağı sorusu
yatıyor. Türkiye, Boğazlar'ını elinden geldiğince kapatarak boru hatlarını kendi
üstünden geçirmeye, Rusya ve Batılı petrol şirketleri ise Novorussisk'den dünya
pazarlarına sunmaya çalışıyor.
Şimdilik mücadelenin biçimi değişti. Türkiye kendi başına hareket edeceğine,
uluslararası normlara ve rejimlere uyma yolunu seçti. Rusya da Türkiye'yi doğrudan
karşısına alırsa, kendine önemli askeri avantajlar sağlayan Montreux Sözleşmesi
başta olmak üzere kaybedeceği şeyler olduğunu gördü. Fakat bu trafik ayrım
şemaları üstündeki mücadelenin, yani büyük tankerlerin Boğaz girişinde beklemeden
geçme çabasının bittiği anlamına gelmiyor. Ne Ruslar, ne petrol şirketleri ne de
tankerciler bu kadar kolay pes eder. Ortada çok büyük paralar dönüyor,
"stratejik" diye adlandırılan çıkarlar söz konusu.
Rotalama Çalışma Grubu'nun raporunda Türkiye'nin uygulaması istenen, eğer boğaz
girişlerindeki batıkların çıkarılması gibi tâli konuları ve pilot alma yerlerinin
değiştirilmesi gibi teknik sorunları saymazsanız, tek şey, 1972 tarihli Denizde
Çatışmayı Önleme Sözleşmesi'nin 10. maddesine göre konan trafik ayrım düzeninin
kaldırılmasıydı. Rapor, geçişin İstanbul Boğazı'nın bazı bölgelerinde 9. madde
hükümlerine göre yapılmasını "on ikaz alanı" kavramını gündeme
getirerek talep etmekteydi. Böylece Boğazlar'ın büyük ve tehlikeli yük taşıyan
gemilerin geçisi sırasında iki yönlü trafiğe kapatılması tehdidi ortadan
kalkacaktı. Geçiş daha kolay, hızlı, kesintisiz ve ucuz olacaktı.
Seyir güvenliğini arttıracak VTS (radar) kurulması ise bunun sağlanmasının
önkoşulu olarak görülmekteydi. Bundan sonra da bu şekilde görüleceğine,
Türkiye'den aşama aşama geçişle ilgili düzenlemelerini gevşetmesinin bekleneceğine
kimsenin şüphesi olmasın. Dolayısıyla, diplomasi ve bürokasi için asıl zorluk
şimdi başlıyor. Her şeyi bilmesi, herşeyi takip etmesi ve herşeyi iyi koordine
etmesi gerekiyor. En azından amatör görünmemek için devlet adına konuşanların çok
dikkatli olması şart.
Kısacası Türkiye, hâlâ Boğazlar'ını Bakü-Ceyhan için bir koz olarak
kullanabilmek, ama hepsinden önemlisi Boğazlar'ının güvenliğini sağlayabilmek
istiyorsa, oyunu kurallarına göre oynamak, kuralları iyi bilmek ve burada söz verdiği
yenilikleri gerçekleştirmek zorunda. Yeni tüzük bir an önce çıkartılmalı, Güven
Erkaya ekibinin hazırladığı proje hayata geçirilmeli. Türkiye; Boğazlar'ını
korumak için kendi üstüne düşen sorumlulukları yerine getirmeli. Becerebilirsek, bu
toplantı, Boğazlar konusunda gerçekten önemli bir dönüm noktası olabilir. Bir daha
Rusya ile Boğazlar için çekişmek zorunda kalmayabiliriz. Hot-zot devrini kapatıp
işbirliği devrini açabiliriz. Yerel ve uluslararası çevre örgütlerinin desteğini
sağlayabiliriz