| Boğazlar gündemde
MENSUR AKGÜN Londra
Uluslararası Denizcilik Örgütü'nün (IMO) Deniz Güvenliği Komitesi'nin 69. dönem çalışmaları dün
başladı.
20 mayısa kadar sürecek toplantıda, geçen dönemden bu yana muhtelif alt
komitelerde ele alınan konular karara bağlanacak. Bunlar arasında bizi yakından
ilgilendiren Boğazlar'a ilişkin bir çalışma grubu raporu ve Ege'de etkilerini
hissedeceğimiz 1979 tarihli Hamburg Arama-Kurtarma Sözleşmesi'nde yapılması
düşünülen değişiklikler var. Hararetli geçeceği anlaşılan oturumlara Türkiye,
aralarında Deniz Kuvvetleri eski Komutanı Oramiral Güven Erkaya'nın da bulunduğu,
kalabalık bir delegasyonla katılıyor. Toplantının bizi ilgilendiren sonuçları
hakkında şimdiden bir yorum yapmak için çok erken. Fakat 1994'den bu yana gündemde
olan Boğazlar sorununun bu toplantı ile çözüme kavuşmayacağını gönül
rahatlığıyla söyleyebiliriz.
Hatırlanacağı gibi Boğazlar "sorunu", 1946'dan sonra gündeme tekrar
Türkiye'nin 11 Ocak 1994 tarihli Resmi Gazete'de yayımladığı "Boğazlar ve
Marmara Bölgesi Deniz Trafik Düzeni Hakkında Tüzük" ile girmişti. Bu
tüzüğün getirdiği sınırlamalar yüzünden Hazar Havzası petrollerinin Karadeniz
limanları üstünden dünya pazarlarına çıkarılamayacağını düşünen Rusya ve
Boğazlar'dan faydalanan diğer devletler ile taşımacılık ve petrol şirketleri
tüzüğü eleştirmişler, uygulamalarından yakınmışlardı.
Rusya Federasyonu, IMO'ya sunduğu 10 Nisan 1997 tarihli
raporunda 1 Haziran 1994-1 Ocak 1997 arasında 349 gemisinin Boğaz girişinde
durdurulduğunu belirtip, 1887 saatlik toplam beklemenin kendilerine 926 bin dolara mal
olduğunu iddia etmişti. Rusya ayrıca bu raporda, Boğazlar Tüzüğü'nün aksayan
yönlerini de ele alarak, yapılmasını istediği değişikliklerin dökümünü
çıkarmıştı.
Benzer eleştiriler, diğer ülke ve çıkar gruplarından da geldi. Daha sonra
aralarında IMO'ya akredite hükümet dışı örgütlerin de
bulunduğu bir çalışma grubu, bu toplantıya sunulacağı söylenen ve Türkiye'nin
egemenlik haklarını dikkate almayan bir rapor hazırladı. 3 Haziran 1997 tarihli bu
raporla çalışma grubunu, geçişin beklemeden, çabuk ve ucuz olması için öneriler
getirdi; yeni bir tüzüğün çerçevesini çizdi; Petrol Şirketleri Uluslararası
Denizcilik Forumu adlı bir çıkar örgütünün ortaya attığı Boğazlar'dan kaç
geminin geçeceğine ilişkin simülasyon çalışması yapılması fikrine destek verdi.
Buna karşılık Türkiye, Boğazlarından geçişi düzenleme yetkisinin kendi
egemenlik hakkı olduğunu söyleyerek eleştirilere itiraz etti. Boğazlar'ın geçişe
kapatılması olarak algılanan iki yönlü trafiğin askıya alınmasının sebeplerini
açıkladı. Bir takım önerilerin neden uygulanamayacağını anlattı. Boğazlar'ın
güvenliğinin, geçişi ucuza mal etmekten daha önemli olduğunu vurguladı.
Ancak ne yazık ki, tüm bu tartışmalara neden olan tüzük Ruslar'ın, Bulgarlar'ın
ve daha pek çoklarının dediği gibi teknik hatalarla dolu ve bazı maddeleri Türk
Boğazlarından geçişin "ilkelerini" ortaya koyan 1936 Montreux
Sözleşmesi'nin alanına girmekte. Ayrıca tüzüğün koyduğu kimi kısıtlamaların
başka belgelerle yumuşatılmış olması, yanlış anlaşılmalara yol açıyor.
Örneğin tüzüğe göre 150 metreden büyük olan gemiler büyük gemi sınıfında
sayılırken, günümüzde yabancı bir geminin büyük olması için 200 metreyi aşması
gerekiyor. Üstelik uygulaması da problemli.
Zaten bu ve benzeri sebepler yüzünden 1994 tüzüğü baştan sona yenilendi ve yeni
bir Boğazlar tüzüğünün uygulamaya konması için gerekli hazırlıklar yapıldı.
Ama nedense bu toplantı öncesinde yayımlanarak yürürlüğe gireceği söylenen yeni
tüzük yayımlanmadı. Eğer yayımlanmış olsaydı, buradaki ekip Türkiye'nin
haklarını çok daha meşru bir platformda savunabilme imkânına kavuşacaktı. Güven
Erkaya'nın Türkiye'nin emniyetli geçiş için alacağı tedbirleri anlatan program
dışı sunuşu da çok daha etkili olacaktı. Yeni tüzük için getirilen ve
Türkiye'nin egemenlik haklarını çiğneyen öneriler ise havada kalacaktı. |