Sabah
Gazetesindeki köşesinde Türk Boğazları konusunda kisisel duygularını aktaran Necati
Doğru'nun bilgilendirilmesi amacıyla Derneğimizin gönderdigi yanıt yazıları-1
Sabah Gazetesi Yazarlarından Necati Doğru,
26 Ocak 1999 Salı Günü "MARMARA'DA ALEV ALEV YANAN TANKER"
başlıklı yazısında şunları yazdı:
"Mersin'den yüklediği benzini İstanbul'a getirirken, geçen
cuma günü, Yalova'nın Armutlu açıklarında patlamayla birlikte alev alan Marmara
tankeri 2,5 gün boyunca gece-gündüz yandı.
Ah çekip, yazıklanmalar...
Vah deyip dövünmeler...
Büyük uğraş, üstün gayret...
Dün yangın söndürüldü...
Fakat tanker, tanklarındaki 2 bin ton süper ve normal
benzinle birlikte sancak tarafından su aldı ve 40 derece yan yattı. Uzmanların
verdiği bilgiye göre, tankerin yan yatması demek, yavaş yavaş batmaya başlaması
anlamına geliyor. Batarsa içindeki 2 bin ton benzin Bursa'nın altın değerindeki
Gemlik, Mudanya, Güzelyalı sahillerindeki denizi ölümcül oranda kirletecek, deniz
içindeki canlıları büyük çapta öldürecek.
İnsan düşündükçe...
Öfkesi alevleniyor...
Şimdi yan yatan tankerin batmadan kurtarılması ve
içindeki benzinin denizi öldürmeden boşaltılması için uğraşılıyor. Bunun için
5 gemi, alevleri sönmüş tankerin 1 mil uzağında pozisyon tutmuş durumdalar. Tankeri
halatlarla bağlayıp, İmralı Adası'na götürmeye ve içindeki benzini boşaltmaya
çalışıyorlar.
Fakat garantisi yok...
Tanker yeniden patlayabilir...
Ya da batabilir...
Ve batarken büyük bir girdap oluşturacağından,
kendisini kurtarmaya çalışan pozisyon tutmuş gemileri de bu girdap içine çekebilir.
Bütün bunlar tamam da...
Niçin alev aldı bu tanker?
İlgililer bunu "gaz sıkışması" diye
açıkladılar. Ne demek gaz sıkışması? Niçin gaz sıkışır? Gaz sıkışmasına
karşı bir önlem, bir tedbir alınamaz mı? Gaz sıkışması bir kader midir? Yoksa
ihmal, dikkatsizlik, boşverme, "bize bir şey olmaz abi..." türü
bilimdışı, kerkenezce bir özgüven midir? 27 yıllık gemici okurum Erdem Yurtseven'in
yazıp gönderdiği bilgilere göre, benzin taşıyan tankerlerde her tankın üst
kısmında deve boynu denilen eğik borular vardır. Tanker, yükünü taşırken benzinde
meydana gelen buharlaşma, bu deve boyunlarından havaya verilir. Dolayısıyla benzin
gibi çabuk yanıcı maddelerin yaptıkları buharlaşmanın sıkışması bu yolla
önlenir.
Yanan tankerde...
Bu sistem herhalde vardı...
Peki niçin patladı tanker? Makina dairesine yarı
yanmış gazlar birikti ve rüzgârın arkadan estiği bir sırada geminin ana
makinasının egzozundan çıkan bir kıvılcım gelip bu biriken gazları mı ateşledi?
Henüz bilinmiyor...
Bu tür kazalar sadece Türkiye'de değil, bütün
dünyada oluyor. Fakat bütün dünyada özellikle tankerlerle akaryakıt
taşımacılığında çıkabilecek kazalara karşı büyük önlemler alınıyor.
İstanbul Boğazı'ndan bir yılda geçen her türden gemi, tanker, koster sayısı da 50
bin 942'yi (1997 istatistiklerine göre) buldu. Bir yılda Boğaz'dan geçen toplam tanker
sayısı 4 bin 303'e ve onların taşıdığı ham petrol miktarı da 63 milyon tona
çıktı.
Bir çarpışma...
Bir tokuşma..
Bir gaz sıkışması...
Bir alevlenme olursa...
Alınmış önlemimiz var mı? Yok... Deniz Temiz
Derneği Başkan Yardımcısı Eşref Cerrahoğlu'ndan aldığım bilgilere göre,
Karadeniz girişinden Çanakkale Boğazı çıkışına kadar her santimetrekareyi kontrol
altına alacak ve balıkçı sandalları dahil, boğazdaki her hareketi izleyebilecek,
kontrol altına alabilecek, yönlendirebilecek ve uyarabilecek VTS Radar Sistemi
kurulması gerekiyor.
Fakat kurulamadı...
1994 yılından bu yana...
4 kez ihale yapıldı...
Her seferinde iptal edildi...
Niçin iptal edildiği konusunda da kamuoyuna hiçbir
bilgi verilmedi, en azından 13 milyon İstanbullu'ya en küçük bir açıklama
yapılmadı.
İstanbul ya da Çanakkale Boğazları'nda
yaşanabilecek belalı bir tanker patlamasından sonra ham petrolün boğaza akıp, denizi
öldürmesini önleyebilecek bir özel kurtarma gemisi alınması gerekiyor.
Fakat alınmadı...
Bu gemi özel ambulans ve kurtarma sistemi,
güvertesinde helikopteri ve sadece bu iş için uzmanlaşmış ekibiyle, çarpışan,
yanan ya da batmakta olan tankerin etrafını bariyerlerle çeviriyor, denize akan
petrolü özel pompalarıyla kendi tanklarına alabiliyor, tankerdeki yangını
söndürebiliyor, helikopteriyle yanan tankerde can derdine düşmüş personeli
kurtarabiliyor.
Bütün uygar ülkelerde...
Bütün limanlarda...
Bu bilimsel önlemler var...
İstanbul Boğazı'nda yok...
Neden yok?
Helikopter de yok...
Yeterli kaptan kılavuz da...
Bu önlemleri almayıp; "Boğazdan tankerler
geçmesin, bir kaza olursa İstanbul yanar... Boru hattı yapın, boru hattının ucunu da
bizim Ceyhan'a gelecek şekilde planlayın ki, Türkiye'nin önemi artsın" diye,
sadece şantajcılık ve yalancılık yaparak günleri öğütüyorlar..."
Derneğimiz, gerçekleri yansıtmayan ve
Türkiye'nin politikalarını haksız ve ağır bir dille eleştiren bu yazara, 29/01/1999
Günü aşağıdaki yazıyı göndermiştir:
29/01/1999 Istanbul
Sayın Necati DOĞRU;
Sabah Gazetesi’ndeki köşenizde pek çok konuda kamu
yararına yaptığınız cesur yayınları ilgiyle izliyoruz. Ancak 28/01/1999 Günü
yayınlanan “Marmara’da alev alev yanan tanker” başlıklı yazınız bizi hem bu
yazının talihsizliğinden, hem de daha önceki bütün yazılarınızın aynı yöntemle
yazılmış olması kuşkusunu doğurmasından ötürü üzmüştür.
Sayın Doğru;
Şüphesiz Türkiye, Türk Boğazları’nda güvenli
geçiş için gerekli tedbirleri almalıdır ve alacaktır. Ancak bu tedbirlerin
alınması demek asla Türk Boğazlarında güvenli geçişin %100 garanti edilmesini
mümkün kılmaz. Siz bütün tedbirleri alsanız bile, Boğazlarda meydana gelebilecek
büyük bir kazanın ne oluşmasını tamamen önleyebilirsiniz, ne de kaza sonrası
meydana gelecek felaketin boyutlarını bir ölçüde hafifletmekten öteye bir şey
yapabilirsiniz. Söz konusu kaza ya da patlama bir gaz tankeri ya da benzeri tehlikeli
madde taşıyan gemide olmuşsa her şey bir anda olup biter ve hafifletici hiçbir önlem
alamazsınız.
Sayın Doğru;
Yukarıdaki satırlar “boğazları kapatalım, gemiler
geçmesin, risk de sıfıra insin” demek değildir; ancak Boğazlarda hem tanker
trafiğini arttırmanın hem de riski azaltmanın mümkün olduğunu iddia edenlerin
gerçekleri çarpıtarak kendi emelleri uğrunda insanları ve kamuoyunu alet etmeye
çalıştıkları konusunda uyarı satırları olarak algılanmalıdır. Bu konudaki
gerçekleri alt alta yazarsak:
- Boğazlarda meydana gelecek bir tanker kazası riskini ya da
kaza sonrası çevrenin felakete uğramasını tamamen önlemek olanaklı değildir.
- Boğazlardan Tankerlerin güvenle geçebileceğini savunmak
İstanbul Halkının güvenliğine değil, tanker armatörlerinin ve uluslararası bir
kısım petrol şirketlerinin çıkarlarına hizmet eder. Kaldı ki bizim ulusal
politikamız da “Hazer Denizi petrolünün Türk Boğazlarından güvenle
geçirilebilmesinin fiziksel olarak mümkün olamayacağı ve İstanbul şehrinin
varlığını tehdit edeceği” şeklindedir. Bunu “petrol boru hattı kurulsun diye
yapılıyor” a getirmenin gerçekleri çarpıtmaktan başka bir işe yaramayacağını
konunun uzmanları bilmektedirler.
İbret verici bir örnek olması bakımından 1996
yılında Güneybatı İngiltere’deki Milford Haven liman kentindeki rafineriye ham
petrol götüren Sea Empress adlı tankerin yaptığı kazayı size ve tüm kamuoyuna
hatırlatmak isteriz. Avrupa’nın en denizci ülkelerinin burnunun dibinde olan bu
kazada tankerin taşıdığı 140 bin ton ham petrolün 72 bin tonu denize sızmıştır.
Üstelik bu sızma yavaş yavaş ve üç günlük bir zaman zarfında olmuştur. Üstelik,
kaza şehrin girişindeki boğazın deniz dibi kayalıklarına çarparak kaplama
saçlarının yırtılması nedeniyle olduğundan dökülen ham petrol alev de
almamıştır. Yani tam da bize çare diye sunulmaya çalışılan temizleme gemisinin
dişine göre bir kaza. Peki sonuç ne olmuştur biliyor musunuz? Sonuç bir çevre
felaketidir: etkilerinin 30 yılda ortadan ancak kalkabileceği tahmin edilmektedir. Bu
olayda her türlü modern temizleme aracı da kullanılmasına rağmen, denize dökülen
72 bin ton ham petrolün ancak 3500 tonu (yani yüzde beşi) temizlenebilmiştir.
İngilizler kazadan sonra “Bu olay oluncaya kadar tek bir kazanın böyle büyük bir
felakete yol açabileceğini aklımıza getirmiyorduk” demişlerdir.
Bizde bir kısım maksatlı yazar, hedef kitlesini de kendi
istediği yönde yönlendirmek istiyorsa yazarken, “uygar ülkelerde şöyledir
böyledir, bizde neden böyledir” diye, nasılsa uygarlığın bugün geldiği aşamada
her derde deva bulunduğu imajını yaratmayı pek seviyor. Oysa insanoğlu henüz doğaya
karşı savaşında çok çaresizdir. Siz de “Bütün uygar ülkelerde var, İstanbul
Boğazında yok” diye konuya yabancı olanları yanlış bilgilendirirken şüphesiz Sea
Empress kazasını bilerek yazmıyordunuz.
Peki Türkiye’de yapılmaya çalışılan nedir?
Tanker sahiplerinin Uluslar arası organizasyonu olan
INTERTANKO, bir çevre kuruluşumuzun(TURMEPA) daveti ile koltuğunun altında bir MARPOL
ISTANBUL adını verdikleri, tanker kazalarında her derde deva gibi sundukları bir gemi
projesi ile çıkagelmiştir. İstanbul Deniz Ticaret Odası’nda yapılan toplantıda
Türk Kılavuz Kaptanlar Derneği tarafından kendilerine şu sorular sorulmuştur:
- Bu projenin Türk Boğazları’na uygunluğu konusunda bir
fizibilite çalışması (Feasibility Study) yaptınız mı?
- Anılan gemi çatışan gemilerin yanması ya da denizin
üzerine alev almış petrol yayılması durumlarında müdahale edebilecek midir? (Ki
İstanbul boğazında meydana gelen iki büyük kazada da denize yayılan petrol alev
almıştır)
- Türk Boğazlarında bu tür faaliyetler yapılması egemen
ülke olarak Türkiye’nin hükümranlığındadır. Dünyada başka hiçbir egemen
ülkede yabancılar tarafından böyle bir çalışma yapılmakta mıdır?
Yukarıdaki bütün sorulara anılan her iki şirketin
temsilcilerinden de aldığımız yanıt “hayır” dır.
Sayın Doğru;
Ülkemiz, petrol taşımacılığı yoluyla Boğazların
fiili boru hattı haline dönüştürülmesinin oluşturduğu çevresel tehdidi gerek
kendi kamuoyuna anlatmakta gerekse dünya denizcilik çevrelerine ve dünya kamuoyuna
anlatmakta bir ölçüde başarılı olmuştur. Bu başarıdan dolayı istedikleri sonucu
alamayanlar, şimdi karşı propaganda yolu ile “önlemler alınırsa Boğazlardan
güvenli geçişin mümkün olabileceği” propagandası yapmaya çalışmakta ve
değişik çıkarlar peşindeki kişi ve gruplar ne acıdır ki bu aleyhte propagandaya
bilerek ya da bilmeyerek, ya da değişik çıkarlar peşinde alet olmaktadırlar. Bu
propagandayı IMO gibi uluslar arası örgütlerde Rusya ve Yunanistan yapmaktadır, ancak
şimdi görülüyor ki yurt içinde de benzer görüşler nedense seslendirilmeye
başlanmıştır.
Sayın Doğru;
Yazınızda “çarpışma” diyorsunuz, “tokuşma”
diyorsunuz; denizciliğe ne kadar uzak olduğunuz belli ki doğru kelime olan
“çatışma” aklınıza gelmiyor. Peki o aklınıza gelmiyor da, böyle bilmediğiniz
bir konuda yazı yazacakken konuyla ilgili kurum ve kuruluşlara ya da uzmanlara
danışmak da mı aklınıza gelmiyor? Umarız tüm yazılarınızı bu kadar kulaktan
dolma bilgilerle yazmadınız ve yazmıyorsunuz.
Yazınızda bizleri doğrudan ilgilendiren bir konu var ki
orada da “kılavuz kaptanların sayısının yetersizliğinden” söz ediyorsunuz. Bu
konudaki en doğru bilgiyi verebilecek olan kamu kuruluşu Derneğimizdir. Bu bilgiyi
bizden almadığınıza göre, neye dayanarak yazıyorsunuz? Kaldı ki bu yanlıştır ve
bunu yazarak kamuoyunu yanıltmaktasınız.
Yine de konuyla ilgili bilgi almak isterseniz Türk
Kılavuz Kaptanlar Derneği’nin sizi konuyla ilgili daha etraflıca aydınlatmaya hazır
olduğunu bildirir, saygılar sunarız.
Türk Kılavuz Kaptanlar Derneği Yönetim
Kurulu
Bu yazımız üzerine, Necati Doğru 31/01/1999
Günü köşesinde konuyla ilgili düzeltilmiş ifadeler içeren bir yazı daha
yayınladı. Ancak bu yazı da doğru olmayan bilgiler içeriyordu ve kendisine
gönderdiğimiz yazıdan bir kaç cümle alınmıştı. Bunun üzerine kendisine ikinci
bir düzeltme yazısı gönderme gereği duyduk.
Necati Doğru'nun tepkimiz
üzerine yazdığı ikinci yazı ve derneğimizin ikinci düzeltme yazısı
(©TUMPA 1999)
|