turkeyCLR_bf24.gif (6506 bytes)

baslikyeni.gif (7790 bytes)

tumpa forum
 TUMPA ENGLISH SITE  baslikalti.gif (434 bytes) "GÜVENLİ GEMİLER, TEMİZ DENİZLER"
 
Ana Sayfa
Haberler
Arama Motoru
Tartışma
Yeni ne var?
marineCare
Meteoroloji
Haftanın Sitesi
Free Software
Eğlencelik
Adresimiz
Guestbook
Linkler
Sitenizi Ekleyin!
Misafir Defteri

 

Top 10 Turkish Sites Statistics 

click to see our site statistics!

Sayfalarimizin tasarimi devam etmektedir. Bu yüzden bazi linkler çalismayabilir.

dikey.gif (809 bytes)
dikey.gif (809 bytes)

Sabah Gazetesindeki köşesinde Türk Boğazları konusunda kisisel duygularını aktaran Necati Doğru'nun bilgilendirilmesi amacıyla Derneğimizin gönderdigi yanıt yazıları-1

Sabah Gazetesi Yazarlarından Necati Doğru, 26 Ocak 1999 Salı Günü "MARMARA'DA ALEV ALEV YANAN TANKER" başlıklı yazısında şunları yazdı:

"Mersin'den yüklediği benzini İstanbul'a getirirken, geçen cuma günü, Yalova'nın Armutlu açıklarında patlamayla birlikte alev alan Marmara tankeri 2,5 gün boyunca gece-gündüz yandı.

Ah çekip, yazıklanmalar...

Vah deyip dövünmeler...

Büyük uğraş, üstün gayret...

Dün yangın söndürüldü...

Fakat tanker, tanklarındaki 2 bin ton süper ve normal benzinle birlikte sancak tarafından su aldı ve 40 derece yan yattı. Uzmanların verdiği bilgiye göre, tankerin yan yatması demek, yavaş yavaş batmaya başlaması anlamına geliyor. Batarsa içindeki 2 bin ton benzin Bursa'nın altın değerindeki Gemlik, Mudanya, Güzelyalı sahillerindeki denizi ölümcül oranda kirletecek, deniz içindeki canlıları büyük çapta öldürecek.

İnsan düşündükçe...

Öfkesi alevleniyor...

Şimdi yan yatan tankerin batmadan kurtarılması ve içindeki benzinin denizi öldürmeden boşaltılması için uğraşılıyor. Bunun için 5 gemi, alevleri sönmüş tankerin 1 mil uzağında pozisyon tutmuş durumdalar. Tankeri halatlarla bağlayıp, İmralı Adası'na götürmeye ve içindeki benzini boşaltmaya çalışıyorlar.

Fakat garantisi yok...

Tanker yeniden patlayabilir...

Ya da batabilir...

Ve batarken büyük bir girdap oluşturacağından, kendisini kurtarmaya çalışan pozisyon tutmuş gemileri de bu girdap içine çekebilir.

Bütün bunlar tamam da...

Niçin alev aldı bu tanker?

İlgililer bunu "gaz sıkışması" diye açıkladılar. Ne demek gaz sıkışması? Niçin gaz sıkışır? Gaz sıkışmasına karşı bir önlem, bir tedbir alınamaz mı? Gaz sıkışması bir kader midir? Yoksa ihmal, dikkatsizlik, boşverme, "bize bir şey olmaz abi..." türü bilimdışı, kerkenezce bir özgüven midir? 27 yıllık gemici okurum Erdem Yurtseven'in yazıp gönderdiği bilgilere göre, benzin taşıyan tankerlerde her tankın üst kısmında deve boynu denilen eğik borular vardır. Tanker, yükünü taşırken benzinde meydana gelen buharlaşma, bu deve boyunlarından havaya verilir. Dolayısıyla benzin gibi çabuk yanıcı maddelerin yaptıkları buharlaşmanın sıkışması bu yolla önlenir.

Yanan tankerde...

Bu sistem herhalde vardı...

Peki niçin patladı tanker? Makina dairesine yarı yanmış gazlar birikti ve rüzgârın arkadan estiği bir sırada geminin ana makinasının egzozundan çıkan bir kıvılcım gelip bu biriken gazları mı ateşledi?

Henüz bilinmiyor...

Bu tür kazalar sadece Türkiye'de değil, bütün dünyada oluyor. Fakat bütün dünyada özellikle tankerlerle akaryakıt taşımacılığında çıkabilecek kazalara karşı büyük önlemler alınıyor. İstanbul Boğazı'ndan bir yılda geçen her türden gemi, tanker, koster sayısı da 50 bin 942'yi (1997 istatistiklerine göre) buldu. Bir yılda Boğaz'dan geçen toplam tanker sayısı 4 bin 303'e ve onların taşıdığı ham petrol miktarı da 63 milyon tona çıktı.

Bir çarpışma...

Bir tokuşma..

Bir gaz sıkışması...

Bir alevlenme olursa...

Alınmış önlemimiz var mı? Yok... Deniz Temiz Derneği Başkan Yardımcısı Eşref Cerrahoğlu'ndan aldığım bilgilere göre, Karadeniz girişinden Çanakkale Boğazı çıkışına kadar her santimetrekareyi kontrol altına alacak ve balıkçı sandalları dahil, boğazdaki her hareketi izleyebilecek, kontrol altına alabilecek, yönlendirebilecek ve uyarabilecek VTS Radar Sistemi kurulması gerekiyor.

Fakat kurulamadı...

1994 yılından bu yana...

4 kez ihale yapıldı...

Her seferinde iptal edildi...

Niçin iptal edildiği konusunda da kamuoyuna hiçbir bilgi verilmedi, en azından 13 milyon İstanbullu'ya en küçük bir açıklama yapılmadı.

İstanbul ya da Çanakkale Boğazları'nda yaşanabilecek belalı bir tanker patlamasından sonra ham petrolün boğaza akıp, denizi öldürmesini önleyebilecek bir özel kurtarma gemisi alınması gerekiyor.

Fakat alınmadı...

Bu gemi özel ambulans ve kurtarma sistemi, güvertesinde helikopteri ve sadece bu iş için uzmanlaşmış ekibiyle, çarpışan, yanan ya da batmakta olan tankerin etrafını bariyerlerle çeviriyor, denize akan petrolü özel pompalarıyla kendi tanklarına alabiliyor, tankerdeki yangını söndürebiliyor, helikopteriyle yanan tankerde can derdine düşmüş personeli kurtarabiliyor.

Bütün uygar ülkelerde...

Bütün limanlarda...

Bu bilimsel önlemler var...

İstanbul Boğazı'nda yok...

Neden yok?

Helikopter de yok...

Yeterli kaptan kılavuz da...

Bu önlemleri almayıp; "Boğazdan tankerler geçmesin, bir kaza olursa İstanbul yanar... Boru hattı yapın, boru hattının ucunu da bizim Ceyhan'a gelecek şekilde planlayın ki, Türkiye'nin önemi artsın" diye, sadece şantajcılık ve yalancılık yaparak günleri öğütüyorlar..."

Derneğimiz, gerçekleri yansıtmayan ve Türkiye'nin politikalarını haksız ve ağır bir dille eleştiren bu yazara, 29/01/1999 Günü aşağıdaki yazıyı göndermiştir:

29/01/1999 Istanbul

Sayın Necati DOĞRU;

Sabah Gazetesi’ndeki köşenizde pek çok konuda kamu yararına yaptığınız cesur yayınları ilgiyle izliyoruz. Ancak 28/01/1999 Günü yayınlanan “Marmara’da alev alev yanan tanker” başlıklı yazınız bizi hem bu yazının talihsizliğinden, hem de daha önceki bütün yazılarınızın aynı yöntemle yazılmış olması kuşkusunu doğurmasından ötürü üzmüştür.

Sayın Doğru;

Şüphesiz Türkiye, Türk Boğazları’nda güvenli geçiş için gerekli tedbirleri almalıdır ve alacaktır. Ancak bu tedbirlerin alınması demek asla Türk Boğazlarında güvenli geçişin %100 garanti edilmesini mümkün kılmaz. Siz bütün tedbirleri alsanız bile, Boğazlarda meydana gelebilecek büyük bir kazanın ne oluşmasını tamamen önleyebilirsiniz, ne de kaza sonrası meydana gelecek felaketin boyutlarını bir ölçüde hafifletmekten öteye bir şey yapabilirsiniz. Söz konusu kaza ya da patlama bir gaz tankeri ya da benzeri tehlikeli madde taşıyan gemide olmuşsa her şey bir anda olup biter ve hafifletici hiçbir önlem alamazsınız.

Sayın Doğru;

Yukarıdaki satırlar “boğazları kapatalım, gemiler geçmesin, risk de sıfıra insin” demek değildir; ancak Boğazlarda hem tanker trafiğini arttırmanın hem de riski azaltmanın mümkün olduğunu iddia edenlerin gerçekleri çarpıtarak kendi emelleri uğrunda insanları ve kamuoyunu alet etmeye çalıştıkları konusunda uyarı satırları olarak algılanmalıdır. Bu konudaki gerçekleri alt alta yazarsak:

    1. Boğazlarda meydana gelecek bir tanker kazası riskini ya da kaza sonrası çevrenin felakete uğramasını tamamen önlemek olanaklı değildir.
    2. Boğazlardan Tankerlerin güvenle geçebileceğini savunmak İstanbul Halkının güvenliğine değil, tanker armatörlerinin ve uluslararası bir kısım petrol şirketlerinin çıkarlarına hizmet eder. Kaldı ki bizim ulusal politikamız da “Hazer Denizi petrolünün Türk Boğazlarından güvenle geçirilebilmesinin fiziksel olarak mümkün olamayacağı ve İstanbul şehrinin varlığını tehdit edeceği” şeklindedir. Bunu “petrol boru hattı kurulsun diye yapılıyor” a getirmenin gerçekleri çarpıtmaktan başka bir işe yaramayacağını konunun uzmanları bilmektedirler.

İbret verici bir örnek olması bakımından 1996 yılında Güneybatı İngiltere’deki Milford Haven liman kentindeki rafineriye ham petrol götüren Sea Empress adlı tankerin yaptığı kazayı size ve tüm kamuoyuna hatırlatmak isteriz. Avrupa’nın en denizci ülkelerinin burnunun dibinde olan bu kazada tankerin taşıdığı 140 bin ton ham petrolün 72 bin tonu denize sızmıştır. Üstelik bu sızma yavaş yavaş ve üç günlük bir zaman zarfında olmuştur. Üstelik, kaza şehrin girişindeki boğazın deniz dibi kayalıklarına çarparak kaplama saçlarının yırtılması nedeniyle olduğundan dökülen ham petrol alev de almamıştır. Yani tam da bize çare diye sunulmaya çalışılan temizleme gemisinin dişine göre bir kaza. Peki sonuç ne olmuştur biliyor musunuz? Sonuç bir çevre felaketidir: etkilerinin 30 yılda ortadan ancak kalkabileceği tahmin edilmektedir. Bu olayda her türlü modern temizleme aracı da kullanılmasına rağmen, denize dökülen 72 bin ton ham petrolün ancak 3500 tonu (yani yüzde beşi) temizlenebilmiştir. İngilizler kazadan sonra “Bu olay oluncaya kadar tek bir kazanın böyle büyük bir felakete yol açabileceğini aklımıza getirmiyorduk” demişlerdir.

Bizde bir kısım maksatlı yazar, hedef kitlesini de kendi istediği yönde yönlendirmek istiyorsa yazarken, “uygar ülkelerde şöyledir böyledir, bizde neden böyledir” diye, nasılsa uygarlığın bugün geldiği aşamada her derde deva bulunduğu imajını yaratmayı pek seviyor. Oysa insanoğlu henüz doğaya karşı savaşında çok çaresizdir. Siz de “Bütün uygar ülkelerde var, İstanbul Boğazında yok” diye konuya yabancı olanları yanlış bilgilendirirken şüphesiz Sea Empress kazasını bilerek yazmıyordunuz.

Peki Türkiye’de yapılmaya çalışılan nedir?

Tanker sahiplerinin Uluslar arası organizasyonu olan INTERTANKO, bir çevre kuruluşumuzun(TURMEPA) daveti ile koltuğunun altında bir MARPOL ISTANBUL adını verdikleri, tanker kazalarında her derde deva gibi sundukları bir gemi projesi ile çıkagelmiştir. İstanbul Deniz Ticaret Odası’nda yapılan toplantıda Türk Kılavuz Kaptanlar Derneği tarafından kendilerine şu sorular sorulmuştur:

    1. Bu projenin Türk Boğazları’na uygunluğu konusunda bir fizibilite çalışması (Feasibility Study) yaptınız mı?
    2. Anılan gemi çatışan gemilerin yanması ya da denizin üzerine alev almış petrol yayılması durumlarında müdahale edebilecek midir? (Ki İstanbul boğazında meydana gelen iki büyük kazada da denize yayılan petrol alev almıştır)
    3. Türk Boğazlarında bu tür faaliyetler yapılması egemen ülke olarak Türkiye’nin hükümranlığındadır. Dünyada başka hiçbir egemen ülkede yabancılar tarafından böyle bir çalışma yapılmakta mıdır?

Yukarıdaki bütün sorulara anılan her iki şirketin temsilcilerinden de aldığımız yanıt “hayır” dır.

Sayın Doğru;

Ülkemiz, petrol taşımacılığı yoluyla Boğazların fiili boru hattı haline dönüştürülmesinin oluşturduğu çevresel tehdidi gerek kendi kamuoyuna anlatmakta gerekse dünya denizcilik çevrelerine ve dünya kamuoyuna anlatmakta bir ölçüde başarılı olmuştur. Bu başarıdan dolayı istedikleri sonucu alamayanlar, şimdi karşı propaganda yolu ile “önlemler alınırsa Boğazlardan güvenli geçişin mümkün olabileceği” propagandası yapmaya çalışmakta ve değişik çıkarlar peşindeki kişi ve gruplar ne acıdır ki bu aleyhte propagandaya bilerek ya da bilmeyerek, ya da değişik çıkarlar peşinde alet olmaktadırlar. Bu propagandayı IMO gibi uluslar arası örgütlerde Rusya ve Yunanistan yapmaktadır, ancak şimdi görülüyor ki yurt içinde de benzer görüşler nedense seslendirilmeye başlanmıştır.

Sayın Doğru;

Yazınızda “çarpışma” diyorsunuz, “tokuşma” diyorsunuz; denizciliğe ne kadar uzak olduğunuz belli ki doğru kelime olan “çatışma” aklınıza gelmiyor. Peki o aklınıza gelmiyor da, böyle bilmediğiniz bir konuda yazı yazacakken konuyla ilgili kurum ve kuruluşlara ya da uzmanlara danışmak da mı aklınıza gelmiyor? Umarız tüm yazılarınızı bu kadar kulaktan dolma bilgilerle yazmadınız ve yazmıyorsunuz.

Yazınızda bizleri doğrudan ilgilendiren bir konu var ki orada da “kılavuz kaptanların sayısının yetersizliğinden” söz ediyorsunuz. Bu konudaki en doğru bilgiyi verebilecek olan kamu kuruluşu Derneğimizdir. Bu bilgiyi bizden almadığınıza göre, neye dayanarak yazıyorsunuz? Kaldı ki bu yanlıştır ve bunu yazarak kamuoyunu yanıltmaktasınız.

Yine de konuyla ilgili bilgi almak isterseniz Türk Kılavuz Kaptanlar Derneği’nin sizi konuyla ilgili daha etraflıca aydınlatmaya hazır olduğunu bildirir, saygılar sunarız.

Türk Kılavuz Kaptanlar Derneği Yönetim Kurulu

 

Bu yazımız üzerine, Necati Doğru 31/01/1999 Günü köşesinde konuyla ilgili düzeltilmiş ifadeler içeren bir yazı daha yayınladı. Ancak bu yazı da doğru olmayan bilgiler içeriyordu ve kendisine gönderdiğimiz yazıdan bir kaç cümle alınmıştı. Bunun üzerine kendisine ikinci bir düzeltme yazısı gönderme gereği duyduk.

Necati Doğru'nun tepkimiz üzerine yazdığı ikinci yazı ve derneğimizin  ikinci düzeltme yazısı

(©TUMPA 1999)

 

 

 


© 1996-1997-1998-1999 Türk Kilavuz Kaptanlar Dernegi