|
"Amacımız Güvenli Kılavuzluk Hizmeti Vermek"
Adı: Türk Kılavuz Kaptanları Derneği
Kuruluş Tarihi: 1968
 |
 |
|
Kapt. Cahit İSTİKBAL
ve Kapt. Ergun ALTINKUT |
Amacı: Türkiye deki kılavuzluk sektörünün gelişmiş ülkelere
entegrasyonunu sağlamak ve kılavuzluk hizmetlerini çağdaş ül-
kelerle aynı seviyeye getirmek...
Yukarıda kısa künyesini gördüğünüz Türk Kılavuz Kaptanlar Derneği (T.K.K.D.)'nin
Genel Sekreteri Ergun Altınkut'a derneğin çalışmaları ve denizcilik sektörüne ilişkin sorular
sorduk; Ergun Kaptan ve Yönetim Kurulu Üyesi Kaptan Cahit İstikbal birlikte yanıtladılar..
Haber 2000:Türk Kılavuz Kaptanlan Demeği'ni anlatır mısınız?
Ergun Altınkut: T.K.K.D., ilk adıyla "Deniz Pilot Kaptanlar Demeği" ola-
rak 1968 yılında kuruldu. Derneğimiz sonra, Türkiye'ye yaptığı katkılar gözönünde bulundurularak Türk" adım
aldı. Şu an Türkiye'de bulunan kılavuz kaptanların yüzde 95'i bu demeğin
üyesi. 217 tane üyemiz var. Derneğimizin amacı, Türkiye'oeki kılavuzluk
sektörünün gelişmiş ülkelere entegrasyonunu sağlamak. Ayrıca kılavuzluk
hizmetlerini çağdaş ülkelerle aynı seviyeye getirmek ve ülkemizin iki önemli
damarı olan İstanbul ve Çanakkale Boğazları konusundaki tezlerimizi işleyip
geliştirmek. Diğer bir amacımız da her dernekte olduğu gibi üyelerimizin
standartlarını yükseltmek.
Haber 2000: Denizcilik Sektörü'nün ülke ekonomisindeki yerini nasıl
değeriendirtyorsunuz?
E. A.: Deniz taşımacılığı şu an sektör olarak çok zayıf durumda. Bu
sektörün daha ileri gitmesi gerekmektedir. Çünkü dünyada taşımacılğın yüzde 86'sı denizyolu ile yapılıyor. Dolayısıyla bu, büyük bir market ve ticari alan.
Maalesef bu sektörden Türkiye, gerektiği kadar faydalanamıyor. Armatörlerimizle de konuşursanız; dünya
pazarlanndan gerekli payı alamadıklarını ifade ederler. Buna kılavuzluk hizmetleri de
dahildir. Örneğin Türk Boğazlanndan uğraksız geçiş yapan gemiler, Montreaux
anlaşmasi'na göre kılavuz kaptan almak zorunda değildirler. Böyle bir
mecburiyet olmayınca geçiş ücretleri de dünya üzerindeki benzer bir kanalla
mukayese edilince çok komik kalmaktadır. Bu, işin ekonomik yönü. Ancak, demek
olarak bizi işin daha çok güvenlik yönü ilgilendirmektedir. Bu yüzden,
kuruluş amacımıza uygun olarak Türk Boğazları'nın güvenliği açısından bilgi
ve birikimlerimizi muhtelif zamanlarda yetkili makamlara ve kamuoyuna aktardık ve
aktarmaya deam ediyoruz. Ayrıca bu çerçevede, IMO heyeti içinde yer
alan derneğimiz, yaptığı etkin çalışmalarla ülkemizin Türk Boğazları konusundaki
tezlerinin kabul edilmesi yolunda büyük hizmetler yapmıştır.
Haber 2000: Gelişmiş ülkelerde taşıma ağırlıklı olarak raylı sistem ve
denizyoluyla yapılmasına rağmen ülkemizde yatınmlann halen karayolu ağırlıklı olmasını nasıl değeriendinyorsunuz?
E. A.: Ülkemizde kara taşımacılığına ağırlık verilmesi sadece bugünün konusu değil, 1950'lerden beri böyle. İlk başta ülkemizin dört bir yanma demir raylar ördük ama bugün baktığınızda
Rize'nin sarp yollarına otobüsle gidiyorsunuz. Türkiye'de denizyoluyla ulaşım yok. Bir yarımada da yaşıyoruz; daha yeni yeni
deni zotobüsleriyle ulaşımı yerleştirmeye çalışıyoruz. Halbuki bugün
bir kamyonun taşıdığı yükün çok fazlasını geminin tonajına göre
bir anda taşıyabiliyorsunuz.
C. İ.: Karayoluyla 8 Lira'ya taşınan bir yük, demiryoluyla 4, denizyoluyla
1 Lira'ya taşınıyor. Aslında karayolu taşımacılığı ekonomik bir israf ve bunun sona trafik canavarlığına kadar
uzanıyor.
E. A.: Maliyetler sekizde bir aşağı çekiliyor. Ayrıca 1 km'lik devlet yolu,
istimlak bedeli hariç 500- 600 bin DM'ye yapılıyor. 1 km, yaklaşık 1 milyon DM'ye yapılıyor. Bunlar çok büyük finans
giderleri ve ülke ekonomimizi olumsuz yönde etkiliyorlar. Daha az maliyetle taşımacılık varken neden hala karayolu taşımacılığı
kullanıldığını bize değil, artık büyüklerimize sormak gerekiyor.
Haber 2000: Yıllardır kurulmayan Denizcilik Bakanlığı konusunda neler düşünüyorsunuz?
E. A.: Bizim Ülkemizde kesinlikle Denizcilik Bakanlığı'nın kurulması gerekir. Benim bildiğim kadarıyla denizcilikle ilgilenen
13-14 tane ayrı bakanlık, bürokrasi ve kararnameler var. Denizcilik Müsteşarlığı bunların arasında tıkanmış, kalmış durumda. Bu
aşamada, herkes kendi menfaat gruplarım ön plana çıkartmak istediği için bir tartışma ve kaos yaşanıyor.
Haber 2000: Sektör temsilcileri armatörler, sektörü devle-
te ne kadar anlatablliyorlar?
E. A.: Armatörlerin sektörü devlete ne kadar anlatmak veya hangi bölümünü anlatmak istediklerini bilemiyorum. Yalnız
kişisel bir gözlemim olarak, gerçek anlamda dünya standartlarındaki anlayışla çalışan armatörlerimiz olduğu gibi, sadece devletten
bir şeyler almak zihniyetinde olanların da bulunduğunu söyleyebilirim.
Haber 2000: Devletin denizcilik sektörüne bakışını nasıl
değerlendiriyoisunuz?
E. A.: Devletin şu aşamada denizcilik sektörüne gerçek anlamda bir bakışı olduğunu zannetmiyorum. Denizcilik Bakanlığı
oluşturulmadığı için bu bakış parçalanmış bir şekil arzediyor ve
'taşlar' yerli yerine oturmuyor. Denizcilik Müsteşarlığı, bu parçalanmış tablo içinde elinden gelen tüm iyi niyeti yapıyor. Ancak
daha önce belirttiğim gibi yetki karmaşası olunca onlarda tıkanıyor ve gerçek anlamda bir bakış oluşamıyor. Aslında bunu sağlayacak potansiyel Ülkemizde mevcuttur.
C. l.: Ayrıca, devlette çok çabuk bakan ve teknik personel değişiyor. Tam işi öğrenip ürün verecekleri sırada ayrılıyorlar.
Üretimde bulunmak için işi kavramak gerekiyor. Bu da kısa bir zamanda olmuyor. Bu işe bir bilen gelmiyor diyelim, gelen de öğrendiğinde gidiyor.
Haber 2000: T. K. K. D.'nin geleceğe yönelik hedefleri ne-
lerdir?
E. A.: Derneğimizin en büyük amacı kılavuz kaptanlığı çağdaş ülkelerle aynı düzeye getirmek ve kaliteli, güvenli bir kılavuzluk hizmeti vermek. Devlete bağlı kılavuzluk hizmetleri bir takım
sebeplerden dolayı Batı standartlanna ulaştırılamıyor. Özel sektör
ise parasını yatınma döndürmüyor. Dünyada kılavuz kaptanlardan oluşan birlikler,
maksimum kalite yaratmak için hizmetten kazandığı parayı yine kendi işine kanalize ediyor. Bugün Ülkemizde Boğazların güvenliğinden bahsediliyor. Bir işe kalite geldiği
zaman güvenlik te gelecektir. Ayrıca Ülkemizde hala bir "Kılavuzluk Kanunu" yok. Kılavuzluk Kanunu olmadığı için bu iş, belli bir
yere gelmekte zorluk çekiyor. Her ne kadar bu kanunu hazırlamak, uzun bir süreç alabilir gibi gösteriliyorsa da yeterli bir çaba
ile kısa sürede tamamlanabilir. Derneğimizde bu konuda yapılmış tercümeler ve geniş kapsamlı akademik çalışmalar var. Bu çalışmaların sonucunda, ülkemiz kılavuzluk hizmetlerinde Batı
standartlarını yakalamış olacaktır.
C. İ.: Biz dernek olarak, dünya kılavuz kaptanlarının içinde liderliğe oynuyoruz. 2004 yılında, Dünya Kılavuz Kaptanlar
Birliği'nin Genel Kurulu İstanbul'da yapılacak. Kılavuzluk Kanunu'na gelince bu kanun Almanya'da, 1650 yılında çıkarılmış; yani
günümüzden 350 yıl önce...
Haber 2000: Kılavuzluk Kanunu'nun çıkartılmasının önündeki engeller nelerdir?
E. A.: Bu konu Türkiye'nin gündeminde yeni yeni yer almaya başlayan bir konu. Ayrıca Cahit Kaptan'ın söylediği gibi hükümetler çok sık değişiyor. Yani siz bunu bir bürokrata anlattığınız
hesaplarını önde tutan kişi ve grupların baskılarım da bu kanunun çıkartılmasının önündeki bir engel olarak gösterebilirim.
Haber 2000: Acentelerin verdiği Kılavuzluk hizmetlerinin zararları var mıdır?
E. A.: Kılavuzluk hizmetlerinin temeli güvenliktir. Bu güvenli hizmet aynı zamanda hızlı ve kaliteli bir şekilde verilmelidir.
Bu yüzden bir kılavuz kaptan bu hizmeti verirken, bu işte menfaat kesimleri olan armatörler, acenteler, liman ve iskele sahipleri
hatta hükümetler karşısında tarafsız kalması ve her kesime eşit uzaklıkta bulunması gerekir. Eğer siz, kılavuzluk hizmetlerin! çıkar
gruplanndan herhangi birine verirseniz herkes kendi ticari faaliyetini ön plana çıkartacağından o bölgede çevre, can ve mal güvenliğinden bahsetmek zorlaşacaktır. Örneğin İzmit Körfezi'nin
ele alırsak; güvensiz bir çalışma anlayışı içerisinde bir gemi yanaştınlırken Tüpraş havaya uçarsa, ne donanma kalır ne e İzmit...
Ayrıca, dünyada böyle bir uygulama hiçbir yerde yok. Bizde henüz, acentelere verilmiş kılavuzluk hizmetleri yok. Ancak bu yönde, bu çıkar gruplarının oluşturduğu baskılar mevcut. Umarım
aklı başında hiçbir yönetici, dünyada eşi benzeri olmayan ve sonuçları tehlikeli olabilecek böyle bir uygulamaya girmez.
C. İ.; Ayrıca benim eklemek istediğim bir konu daha var.
Türk Boğazlarındaki kılavuzluk hizmetlerinin modernleştirilmesi
gerekiyor. Montreaux Sözleşmesi'nin 2. maddesi nedeniyle Bo-
ğazlarda kılavuzluk mecburi hale getirilemiyor. Zaten güvensizli-
ğin oranı kaza yapan gemilerden ortaya çıkıyor. Bu gemilerin
yüzde 85'inde kılavuz kaptan yok.
(Bu yazı Haber 2000 Adlı aylık ekonomik gazetenin Eylül 1999 Sayısından
alınmıştır.) |
 |