 Dünyanın
en dar su yolu olan Boğazlarda geçen sene 135 milyon ton petrol taşındı.
2004 sonunda miktar 160 milyon tonu bulacak. Her gün artan risk
sebebiyle güvenli bir hat bulunup Boğazların by—pass edilmesi gerekiyor.
Osmanlı
Devleti'nin son 250 senesinde en stratejik silahı oldu Türk Boğazları.
Kimi zaman açıktan kimi zaman gizli yürütülen bu baskın strateji,
Avrupalıların ve Rusların 'Boğaz'daki hasta adam' tanımları ile darb-ı
mesel haline geldi. İngilizler saldırdığında Rusya'dan alınan yardımla,
Ruslar Çatalca'ya kadar geldiğinde ise Sultan Abdülhamit'in akıllı
taktikleri sayesinde İngilizlerin baskısıyla imzalanan anlaşmalar
kurtarmıştı Boğazları. Adeta koltuk değneği olup ayakta durmasını
sağladı Osmanlı'nın.
Çanakkale Savaşı ile, 'dünyalar başına yıkılsa' geçilmezliğini ilan
etti. Birinci Dünya Savaşı'nın en kanlı çatışmaları yaşandı onun
hakimiyeti için. 1936 yılında imzalanan Montrö Sözleşmesi'nden sonra
genç Türkiye Cumhuriyeti'nin kontrolünde serbest geçiş hakkı tanınan
(transit geçiş) uluslararası bir su yolu hüviyetine kavuştu. Montrö
imzalandığında 4 bin 500 gemi geçiyordu Boğazlardan. O zaman bir sene
boyunca yaşanan gemi trafiği şimdi bir ayda gerçekleşiyor.
Yılda 50 bine yakın geminin transit geçiş yaptığı Türk Boğazları'ndan
her sene petrol ve türevlerini, yani tehlikeli yükleri taşıyan 8 binden
fazla tanker geçiyor. 2003'te Boğazlardan geçen tankerlerin taşıdığı
petrol miktarı 134 milyon tonu aştı. Bu yıl sonunda 9 bin 500'ü tanker
olmak üzere 52 bin geminin geçmesi bekleniyor. Taşınacak petrol miktarı
ise ürkütücü: 160 milyon ton. Milyonlarca insanın yaşadığı kıtalar
şehrinin ortasından her gün yüz binlerce ton petrol yüklü 6-7 büyük
tankerin geçmesi riskin ne kadar büyük olduğunun göstergesi. Boğaz’ın
narin kıvrımları arasında süzülen kırmızı renkli koca tankerlerin
masumiyeti, taşıdıkları yük miktarı ve muhtemel bir kaza anındaki riskle
hiç uyuşmuyor.
Boğazlardan geçerek dünya pazarlarına ulaşan petrol, 1998'de 60 milyon
tonla sınırlıydı. Aradan geçen altı yılda, taşınan petrol 2.5 kat arttı.
Kafkas ve Hazar petrollerinin dünyaya en kısa ve ucuz yoldan açılma
kapısı olarak görülen Boğazlar artık bu yükü kaldıramıyor. Tehlike
Boğaz’a girecek yeni bir gemi kadar yakınımızda artık.
Denizciler, Türk Boğazları'nı bir kum saatinin boğum yeri gibi
anlatırlar. Gemilerin geniş Karadeniz hinterlandından gelip dar bir su
yolundan geçmesidir bu benzetmenin altında yatan. Rusya, Gürcistan,
Ukrayna, Romanya, Bulgaristan ve Moldova'dan çıkan binlerce geminin
dünyaya açılan tek kapısıdır. Endüstri, gıda maddelerinin Akdeniz ve Ege
üzerinden bu ülkelere gidebileceği tek yer yine Boğazlardır. Hem
Karadeniz hem Ege için huninin ağzı; bu ülkelerin dünya ticaretine
açılma kapısıdır kısacası.
'By-pass bekleyen hasta gibiyiz'
Türk Boğazları'nın seyir ve can emniyetinden sorumlu patronu, Kıyı
Emniyeti ve Gemi Kurtarma İşletmeleri Genel Müdürü Barış Tozar, 17
millik bu dar su yolundaki yoğunluğun artık patlama noktasına gelişini
'Boğazlar, kalp damarlarındaki tıkanmadan dolayı ameliyat masasına yatan
kalp hastasıdır' benzetmesiyle anlatıyor. Tozar, "Boğazlar her 7-8
dakikada bir geminin, her 50-55 dakikada tehlikeli yük taşıyan tankerin
geçtiği su yolu olmuştur. Doyum noktası aşılmış, bu yük taşınmaz hale
gelmiştir" diyor ve ekliyor: "Artık hastaya yeni bir damar açıp, by-pass
yapmaktan başka çare yok. Yoksa kalp duracak." Dünyanın en zor su yolu
olan Boğazların tehlikesine dikkat çeken Tozar, 10 gemi geçerken yüzde
40 olan riskin, onbirinci geminin sıraya girmesiyle yüzde 90'a
çıkacağına işaret ediyor.
Boğazların by-pass edilmesi ilk kez dillendirilen bir yaklaşım değil.
Dünyada Suudi Arabistan'dan sonra ikinci büyük petrol ihracatçısı olan
Rusya, yılbaşından beri petrol taşımacılığını by-pass etmekten söz
ediyor. Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, ilk kez Mayıs 2004'te
Montrö Sözleşmesi uyarınca hakları olmasına karşın, by-pass'ın mümkün
olduğundan bahsetti. Bu açıklamaların ardından Boğazların yükünü
azaltacak alternatif boru hatları önerilerinin ardı çorap söküğü gibi
geldi.
Üstelik ilk somut teklif kamuoyunun 'sıkı çevreci' bildiği bir isim olan
Doğal Hayatı Koruma Derneği (DHKD) ve Türkiye Doğal Hayatı Koruma
Vakfı'nın (WWF) başkanlıklarını yapmış Okan Tapan tarafından yapıldı:
Transtrakya Petrol Boru Hattı. Tapan'ın Rus Transneft Petrol Şirketi ile
birlikte Anadolu İnşaat Makine Sanayi ve Dış Ticaret AŞ Yönetim Kurulu
Başkanı sıfatıyla önerdiği proje, önce Enerji Bakanlığı'nın sonra
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın önüne gitti. Projenin adının geçtiği
ilk günlerin durgunluğu ağustos ayındaki çevreci protestolarla bozuldu.
Rusya petrol taşıma maliyetini ucuzlatma peşinde
Rusya Devlet Başkanı Putin'in, eylül başında gerçekleştirmek istediği
ancak Osetya'daki terör olaylarından sonra ertelediği gezisinin en
önemli maddelerinden biri de Transtrakya hattıydı. Bu hat, Rusya'nın
ihraç ettiği petrolün Kıyıköy'den Saros Körfezi'ne 193 kilometrelik
petrol boru hattı döşenerek taşınmasını öngörüyor. Bu hat vasıtasıyla
Boğazlara ilaveten yılda 50 ila 60 milyon ton petrol taşınması
planlanıyor. Rus araştırmacıların verilerine göre bu sayede
Karadeniz'deki limanlardan petrol Amerika'ya 11 gün daha erken ulaşarak
bir ton petrol taşıma masrafı yedi dolar azalacak.
Boğazları rahatlatmak için önerilen iki boru hattı güzergahından biri
İğneada-Saros arasından Karadeniz'i Ege'ye bağlayacak bu hattı. İkinci
hat önerisi ise Samsun'dan Ceyhan'a uzanan boru hattı oldu. Çevreye en
az zararı verecek bu hat daha çok Türkiyeliydi. Enerji Bakanlığı'nca öne
çıkarılan, ancak Rusya'nın maliyet artacağı gerekçesiyle reddettiği hat
olarak biliniyor.
Geçen yıla kadar petrol taşıma güzergâhları planlarında Saros Körfezi
ile Karadeniz arasında bir petrol boru hattı öngörülmüyordu. Batı
Karadeniz-Ege bağlantısı Burgaz (Bulgaristan)-Dedeağaç (Yunanistan)
arasında öngörülen Burgas Petrol Boru Hattı idi.
Peki ne oldu da Boğazlar dururken alternatif petrol boru hatları
konuşulmaya başlandı. Son yıllarda yaşanan en temel konsept değişikliği
petrol üreticisi ülkeler ile Türk Boğazları'nı kullanarak tehlikeli yük
taşıyan gemi sahipleri arasında yaşandı. Boğazlarda riskin arttığına
inanmayan petrol taşıyıcısı şirketleri, gemilerin Karadeniz'den gelip
huninin ağzı olan İstanbul Boğazı girişinde yığılması ürküttü önce.
Amerika ve İngiltere'nin Irak'a müdahalesinden sonra Rus petrollerine
yönelen talep, trafiği artırdıkça bu beklemelerin daha çok hesaba
alınması gerektiği düşünülmeye başlandı. Ardından 2003 kışında yaşanan
iki büyük fırtınanın gecikmeleri eklendi. Avrupa petrol rafinerilerinden
yükselen 'Türkler Boğazlardan gemi geçişini sınırlayarak bizi zorda
bırakıyor' haberleri en saygın gazetelerde yazıldı. Kulislerde bunlar
konuşulmaya başlandı. Türkiye'nin 'trafik artarsa kaza riski artar'
açıklamalarından sonra Boğazlar’ın alternatifsiz olmasının büyük tehlike
olabileceği de görüldü.
Devler enerji koridorlarını değiştirmek istiyor
Boğazlardaki büyük tankerleri dünyanın en zor su yolundan ustalıkla
geçiren kılavuz kaptanların temsilcisi Dünya Kılavuz Kaptanlar Birliği (IMPA)
2. Başkanı Kaptan Cahit İstikbal'in tespitine göre, yakın dönemdeki bu
gelişmelerden ziyade, Amerika ve Avrupa ülkelerinin enerji sağlama,
Rusya'nın petrol ihracat ve üretim stratejileri bu değişimi zorunlu
kılıyor.
İstikbal, merkezi İngiltere'nin başkenti Londra'da bulunan Küresel
Enerji Araştırmaları Merkezi (CGES) başanalisti Julian Lee'nin 28-30
Ocak 2004 tarihlerinde yapılan Türk Enerji Forumu'ndaki petrol ana
ithalat ve ihracat yolları ile ilgili sunumuna dikkat çekiyor: "ABD'nin
petrol ithalatındaki ağırlığı 2020 yılında Rusya ve Hazar bölgesi
petrolüne kayacak. Petrol İhraç Eden Ülkeler Örgütü'nün (OPEC) artan
petrol üretimi büyük ölçüde Uzakdoğu'ya yönelecek." Yani 2020 yılına
doğru dünya petrol rotalarında bazı önemli değişiklikler olacak. Rusya
ve Hazar bölgelerinde üretim patlaması yaşanacak, bu üretim de Doğu
pazarlarından daha çok Batı pazarlarına yönelecek. Bu bölgedeki petrol
üretimi 250 milyon ton/yıl olacak, belki de daha üstüne çıkacak. Bir de
2005'te devreye girmesi planlanan Bakü-Tiflis-Ceyhan petrol boru hattı,
bölgenin Akdeniz bağlantısını kurarak yılda 60 milyon tona yakın
petrolün taşınmasını sağlayacak.
Hazar Denizi yeni Basra Körfezi
"Hazar bölgesi yeni Basra Körfezi 'New Persian Gulf' olacak" diyen
İstikbal, gerek Batı pazarının bu petrollere yönelmesi, gerekse artan
üretim ve ihracatın tek taşıma yolu gözüken Türk Boğazları'nın bunu
kaldıramayacağına işaret ediyor. İşte yeni petrol boru hatlarının
devreye girmesi de bu noktada gerçekleşiyor. 1990'lı yılların 6-7 katı
artacak petrol üretiminin İstanbul Boğazı üstünden dünya pazarlarına
açılması, Rusya ve Ukrayna'ya da büyük sıkıntılar getirecek. Bunu
aşmanın yolu gecikmeden başlanacak petrol boru hatlarında. Batı ülkeleri
de gelecek 20 yılın ihtiyaç ve politikalarının kendilerine dayattığı
gerçeklere sarılarak sorunun alternatif boru hattı projeleriyle
çözülmesini istiyor.
Petrol üreticileri ile tüketicilerinin gündemini son aylarda bu
güzergahlar kadar petrol fiyatlarının artışı belirliyor. Petrol
fiyatlarının artışı da üretimin karşılanamamasıyla ya da petrol sağlanan
bölgelerin istikrarı ile doğrudan alakalı. Petrol fiyatlarının kontrolü
son olaylardan sonra Rusya'nın eline geçti. Birinci derece
ihracatçıların bulunduğu Ortadoğu'da terör rutinleşti. İkinci büyük
ihracatçı olan Rusya'ya yönelik terör saldırılarının artışında,
uluslararası güçlerin nüfuz mücadelesi yatıyor. Her yeni şok petrol
fiyatlarının kontrollü artışını isteyenlerin işine geliyor.
Saros hattı çevreyi ve balıkçılığı bitirir
Türk Deniz Araştırmaları Vakfı (TÜDAV) Başkanı Prof. Dr. Bayram Öztürk'e
göre, alternatif petrol boru hatları Türk Boğazları'ndaki petrol yükünü
hafifletmeyecek. Yeni hat arayışının altında zaten artacak petrol
üretiminin sinyalleri yatıyor. Bu yüzden Saros Körfezi ve Kıyıköy
yerine, Samsun-Ceyhan hattının öne çıkarılması ya da yeni hattın Bakü-Tiflis-Ceyhan
Petrol Boru Hattı ile birleştirilmesi gündeme getirilmeli. Daha önce
gündemde olmayan iki hatla ilgili en temel eleştiri ise petrol boru
hatlarının maliyetleri. Transtrakya için Türkiye'ye 450 milyon dolar
gerektiği konuşulurken, Rusya için bu rakam 900 milyon dolar civarında.
Boğazlar’ı by-pass edecek hat için Öztürk'ün önerdiği Samsun'dan BTC'ye
hat bağlanmasının maliyeti ise tartışmalı. Öztürk "Bu yeni bağlantı
galon başına 40 sentlik masraf getirir. Saros için milyar dolarların
harcanması gerektiği ortaya konuyor. Çevrenin kaybı ise hiç hesapta yok"
diyor.
Çevreci kuruluşların en temel endişesi Saros Körfezi ve İğneada arasında
yapılması öngörülen Transtrakya boru hattı ile ilgili: "100 milyon dolar
boru kirası alınacak diye milyar dolarlık gelir sağlayan balıkçılık,
değer biçilemeyen doğal güzellikler, deniz, ormanlar bitirilir."
Öldürülecek bu doğa parçalarının değeri ne taşınacak petrolle ne de
parayla ölçülebilir. Hem Saros Körfezi, hem İğneada vazgeçilemeyecek
ekolojik zenginliğe sahip. Batı Karadeniz'in en çok av yapılan
bölgelerinden biri olan Kıyıköy-İğneada mevkileri palamut, kalkan, lüfer
gibi ekonomik değeri yüksek balıkçılığın da merkezi ve uğrak yeri
konumunda.
Petrol hattı bir, doğa 10 kazandırıyor
Doğa Savaşçıları Çevre Örgütü Başkanı Zafer Murat Çetintaş, doğal ve
arkeolojik sit alanı olan Kıyıköy'de halka bir çivi bile çaktırılmazken
boru hattının nasıl yapılacağını soruyor: “Boru hattı bölgedeki
balıkçılığı bitirir. İstanbul'dan çıkan tekneler bile balığını buralarda
avlıyor. Boğazlardan geçen petrol miktarı da azalmaz. Artan deniz
trafiği nedeniyle Karadeniz ve Boğazlar daha çok riske girmez mi?"
Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi öğretim üyesi Prof. Dr. Ferit Hakan
Baykal, hem yeni petrol boru hatları hem de Türk Boğazları'ndan yapılan
taşımacılıkta temel kriterin çevre güvenliğinin sağlanması ve emniyet
olduğuna vurgu yapıyor. Türk Boğazları Deniz Trafik Düzeni Tüzüğü ve
Uluslararası Denizcilik Örgütü’nün (IMO), deniz güvenliği komitesinin
1999 yılında oluşturduğu raporda büyük gemilerin güvenli geçişi için
Boğazlarda trafiğin tek taraflı kapatılması ve kılavuz kaptan alınması
teşvik ediliyor.
Baykal, 11 Eylül ve sonrasında yaşananların Boğazlarda emniyet öncelikli
tedbirler almasını gerektirdiğine işaret ediyor: " Montrö'nün geçiş
serbestisi kuralı ihlal edilmeden isterse Türkiye tanker geçişlerini
kısıtlayabilir. Daha önemlisi artan trafiğin oluşturduğu kaza ve
çevresel risklere karşı, Boğazlarda uluslararası sigortalama sistemini
oluşturabilir." Çünkü, 11 Eylül'den beri Amerika Birleşik Devletleri
kendi karasularından 200 mil açıkta gemilerin üstüne güvenlik güçlerini
çıkarıp denetimler yapıyor. Terör ve güvenlik algılaması bakımından
İstanbul ve Çanakkale Boğazları da benzer riskleri içeriyor.
YARD. DOÇ. DR. ŞAMİL ŞEN:
ENERJİ HARİTALARI YENİDEN ŞEKİLLENİYOR
Petrol fiyatları II. Irak Savaşı gündemde olmadığı zaman 25 dolar
seviyelerinde iken savaşla yükseldi. Savaşın kısa sürmesi ile yaşanan
düşüşün ardından 48 dolara yükseldi. Fiyatların artması dünya petrol
sağlama güvenliğinin kopmuş olmasından kaynaklanıyor. Bu kavram ABD
Başkanı Bush'un seçilmesi sonrası Dick Cheney bakanlığındaki bir grup
tarafından raporla gündeme getirildi. ABD kendi petrol sağlama güvenliği
için dünya petrol koridorlarını kontrol etmek isterken, Avrupa Birliği
de kendi enerji sağlama güvenliği stratejisini geliştirdi. Birbirinden
ayrı yürütülen bu stratejiler enerji sağlama güvenliğinin kopmasını
getirdi. Savaşla birlikte Irak'tan dünya petrol pazarına arz edilen 3
milyon varil/günlük petrol kesildi. Ancak bugüne kadar istenen seviyeye
bir türlü çıkamadı. Hatların güvenliğini kaybetmesi nedeniyle örneğin
400 milyon varil/yıl kapasiteli Kerkük–Yumurtalık hattından 2004 yılının
6 ayında sadece 20 milyon varil petrol taşınabildi. Rusya, AB ve ABD'nin
Boğazlara yönelik yeni projelerinin altında, Hazar petrollerinin üretim
ve ihracatının artacağı varsayımı ve yeni enerji sağlama güvenliği
stratejileri yatmaktadır.
* İst.Ünv. Mühendislik Fakültesi |