|


27 Eylül 2001 Tarihinde
yitirdiğimiz
Kaptan-Avukat Gündüz AYBAY'ın anısına,
AYBAY Yayınları tarafından çıkarılan
"Armağan" adlı kitabın tanıtım kokteyli
26 Mart
2003 Cuma günü saat 19.00'da
Kadıköy'deki Gündüz Aybay Denizcilik
Merkezinde yapılacak. Tanıtım kokteyline
Gündüz Aybay'ın yakınları ve sevenleri
yanı sıra, kitaba yazıları ile katkıda
bulunan yazarlar ve medya temsilcileri
de katılacak.
"Gündüz
Aybay Armağanı" adını taşıyan kitapta;
Barış AYBAY, Emre KONGAR, Çelik GÜLERSOY,
Server TANİLLİ, Cem EROĞUL ve Cahit
İSTİKBAL'in Gündüz Hoca'nın ardından
anılarını, duygularını ve düşüncelerini
kaleme aldıkları yazılara ek olarak,
Sina AKŞİN, İlter TURAN, Hüseyin
PAZARCI, Şule KUT, Nilüfer ORAL, Güldem
CERİT, Oya ÖZÇAYIR, İlkay BİLGİŞİN,
Fehmi ÜLGENER, Prof. Dr. Samim ÜNAN,
Yard. Doç. Dr. Kerim ATAMER, Ali
AKKİRPİK-Serra ÜNSAL, Ahmet MUMCU,
Durmuş Tezcan-Mustafa Ruhan ERDEM,
Günsel KOPTAGEL-İLAL, Gülten KAZGAN,
Selçuk EREZ ve Burak BARUTÇU'nun çeşitli
denizcilik, hukuk ve felsefe konularında
yazılmış ve Gündüz AYBAY'ın anısına
ithaf ettikleri seçme yazıları yer
alıyor.
Kapt.
Cahit İSTİKBAL'in "Gündüz AYBAY
Armağanı" kitabında yer alan yazısını
Gündüz Hocamızı bir kez daha rahmetle
anarak onun anısına aşağıya aldık:
"DEĞERLİ HOCAM GÜNDÜZ AYBAY …
Gündüz Aybay hocamızı anarken, her
başarılı insan gibi, onu da iki ana
başlık altında değerlendirmemiz
gerektiğini düşünüyorum.
Birincisi, Gündüz Aybay “neler yaptı”
başlığı altında toplanabilecek, onun
yaşamı süresince verdiği mesleki ve
düşünsel uğraş ve ürünlerin neler
olduğunun irdelenmesidir.
İkincisi ise, “nasıl yaptı” başlığı
altında toplanabilir ki; bence Gündüz
Hocamızın bizleri aydınlatacak, genç
kuşakların bayrağı daha da ileriye
götürmelerini sağlayacak en önemli miras
budur.
Gündüz Hoca’nın en karmaşık hukuksal
konuları, işin özünden başlayarak, basit
bir dille nasıl anlattığına defalarca
tanık olmuşumdur. Onun, “gerçeğin
aslında basit olduğu” ilkesinden hareket
eden bir insan olması, bence
başarısındaki en önemli etkenlerden
birisi olmuştur.
Geçtiğimiz günlerde, yine değerli hocam
Güldem Cerit hanımefendinin başkanlığını
yaptığı bir panelden önce konuşan
Devlet Bakanımız Sayın Yılmaz
Karakoyunlu, “Pratik Hata” ve
“Sistematik Hata” dan bahsetti. Eline
kürsüdeki su bardağını aldı ve dedi ki:
“Benim şu anda elimde bulunan su
bardağını elimden düşürmem, pratik
hatadır ve benim beceriksizliğimdir.
Ancak ben size dersem ki ey dinleyenler,
bu bardağı ben havaya atarsam bu uçar
gider ve bir daha yere düşmez,
sistematik bir hata yapmış olurum.
Çünkü, yerçekimi kanununu hesaba
katmamış olurum. İşte bu sistematik
hatadır”
Kanımca Gündüz Hoca, sistematik hataya
düşmeyen nadir insanlardan birisidir.
Bunu da ben onun duygusal zekasına ve
“gerçeğin basit olduğundan” hareket eden
düşünce sistematiğine bağlıyorum.
Açıklıkla söyleyeyim ki, ben bu yönüyle
kendisini örnek almaya çalışmışımdır.
“Nasıl Yaptı” konusuna bu kadar
değinerek, “Neler Yaptı” konusuna
giriyorum. Ben bu anma günündeki
konuşmamda “neler yaptı” başlığı altına
giren konulardan sadece Türk Boğazları
konusunun Uluslar arası Denizcilik
Örgütü’nde savunulması konusundaki
katkılarından bahsedeceğim. Gündüz
Aybay’ın Türk Boğazları ile ilgili
önemli çalışmalar yapmış ve konunun
bugünkü konuma gelmesinde önemli
katkılarda bulunmuştur. Özetle
söylersek;
·
1979 Yılındaki
Independenta kazası sonrası
kullanılmakta olan solseyir
uygulamasının kaldırılarak sağ seyir
uygulamasına geçilmesi
·
Sağ seyire
geçilmesinden itibaren Türk Boğazlarında
Trafik Ayırım Şeritleri oluşturulması
fikri ve bu şeritlerin dizayn edilerek
Uluslar arası Denizcilik Örgütü’nden
onay alınması.
·
Trafik Şeritleri ile
eşzamanlı olarak, Türk Boğazları’nda
uygulanacak olan özel seyir kurallarını
içeren Türk Boğazları Deniz Trafik
Düzeni Tüzüğü’nün (Yürürlüğe girişi
Temmuz 1994) hazırlanması.
·
Tüzüğün uygulanmaya
başlanması ile birlikte, Trafik Şeridine
uyamayan gemilerin geçişi için Boğazın
trafiğe bir yönden kapatılmaya
başlanması ve beklemelerin oluşması;
bunun üzerine kapanmaya dayanak teşkil
eden A.827(19) No.lu IMO Kararının
değiştirilmesi için Uluslar arası
Denizcilik Örgütü (IMO) da başlayan
müzakere süreci.
·
Bu sürecin 1999 Yılında
Türkiye lehine alınan karar ile
sonuçlanması.
Gündüz Aybay, bütün bu süreç içerisinde
olayın hukuki ve teknik boyutunun
Türkiye lehine sonuçlanması için önemli
katkılarda bulunmuştur. Bu katkılar,
·
Türkiye aleyhine IMO’ya
verilen kağıtlara cevap hazırlanması.
·
Bu konuda kurulan
komisyonlara katılarak fikirsel bazda
olayın yönlendirilmesi.
·
Radyo, televizyon ve
yazılı basın aracılığıyla Toplumun
Boğazlar konusunda aydınlatılması ve
bilinçlendirilmesi.
Şeklinde olmuştur.
Gündüz Aybay, fikirsel sağlamlığı
olmayan, düşünsel bazda sağlam temellere
oturmayan hiçbir çözüme taraftar olmak
istemezdi. Hele şark kurnazlığından
nefret ederdi. Bu nedenle, ortaya
koyduğu pek çok tezlerde olduğu gibi,
Türk Boğazları ile ilgili olanlar da
Uluslararası alanda kabul görmüştür.
Gündüz Hoca, boğazlar ve Montrö
anlaşması ile ilgili pek çok makale
yazmıştır ve bu konuda kitapları da
vardır. Gündüz Aybay, bir makalesinde
şöyle diyordu:
“Türk Uzakyol Gemi Kaptanları
Derneği’nin kolektif bir çalışmayla
geliştirdiği ve gereksinimleri karşılama
bakımından olgunlaşmış bir metin
durumuna getirdiği “Boğazlar ve
Marmara’da Trafik Ayırım Düzeni”
önerisinin, üzerinde yapılacak
çalışmalarla daha da yetkinleştirilerek
uygulamaya konmasını dilerim. Çünkü,
Boğazlar ve Marmara Bölgelerinde deniz
kazası ve kaza sonuçlarının boyutlarının
büyümesi olasılığı artmıştır ve
artmaktadır. “Radar Kontrol Sistemi
uygulaması, kuşkusuz, anılan bu
olasılıkları azaltıcı etkisi olan çağdaş
ve güvenilir bir sistemdir. Ancak,
sadece bununla yetinilmesi doğru olmaz,
çünkü, trafik ayırım düzenine kayıtsız
kalmak, insanoğlunun bunca bilgi ve
deney birikimine dayanarak geliştirdiği
bir olanağa sırt çevirmek olur”
Gündüz Hoca bu yazıyı yazdığında sene
1988; işaret ettiği trafik ayırım
düzeni, gerçekten de radar sisteminden
önce 1994 yılında yapıldı. Ne yazık ki
bunun yapılması için Shipbroker-Nassia
kazasının da olması ve 29 Denizcinin
hayatını kaybetmesi, 20 bin ton petrolün
denize dökülmesi gerekti.
Tarih boyunca insanoğlu ruh ve bedenin
gizemi ve ilişkisi konusunda sürekli
düşünmüş, bir anlamda ölümün gizemini
çözmeye çalışmıştır. Bu konuda düşünce
tarihinde öne çıkan iki temel görüş
vardır:
-
Ruh,
beynin bir fonksiyonudur ve beynin
ölümü ile birlikte ruh da yok
olacaktır.
-
Ruh,
beynin bir fonksiyonu olmayıp, insan
bedeninin içerisinde hapsolmuş ve
onun fiziksel yetenekleri ile
sınırlandırılmış bir başka “varlık”
tır. Bedenin ölümü ile ruh
sınırlamalarından kurtulacaktır.
Ben ikinci teoriye inananlardanım.
Dolayısıyla Gündüz Aybay’ın,
bulunduğumuz boyutta algılama
olanağımızın olmadığı bir başka boyutta
olduğuna inanıyorum.
Gündüz Aybay’la ortak bir yönümüzü ne
yazık ki daha yeni öğrendim. Ne yazık ki
diyorum, çünkü sağlığında bilse idim,
şüphesiz Hocamızla bu yönde de konuşmak
isterdim. Ortak yönümüz, Attila İlhan’ın
şiirlerine olan tutkumuz. Geçtiğimiz
günlerde Gündüz Hoca’nın bir yakını ile
konuşurken, bana, Hoca’nın Attila
İlhan’ın şiirine tutkun olduğunu
söyledi.
Bu nedenle, sözü burada bitirerek,
mutlaka Hocamızın da seviyor olduğuna
inandığım bir Attila İlhan şiiri ile yazımı
bitirirken, bu şiirle Gündüz Aybay’ı
bir kere daha saygıyla ve sevgiyle yad
etmek istiyorum:
uzak karanlıklara sürmüş yıldızları
Her yerimde vücudumun ağır yanık sızıları
Bir yerlere yıldırım düşüyorum
Ayrılığımızı hissettiğim an
demirler eriyor hırsımdan
Gecenin ırmağında yüzüyor zambaklar
Çünkü ayrılık da sevdaya dahil
çünkü ayrılanlar hala sevgili
hiçbir anı tek başına yaşayamazlar
her an ötekisiyle birlikte
Çünkü ayrılık da sevdaya dahil
çünkü ayrılanlar hala sevgili…
|
Gündüz Hocam; evet, ayrılık da sevdaya dahil. Biz seni hala seviyoruz ve aramızda hissediyoruz.
Cahit İstikbal"
|