|

Tarih: 24/02/2004 Saat:1515-1535
Konu: Boğazlardan güvenli geçiş
Konuklar: Doğa ile Barış Derneği Başkanı Yüksel Üstün, Türk Kılavuz
Kaptanlar Derneği Genel Sekreteri ve Dünya Kılavuz Kaptanlar Birliği İkinci
Başkanı Cahit İstikbal
Erdoğan Aktaş: Dün, Pentagon'un bir felaket senaryosunu Yakın Plan'a
almıştık. Buna göre, kısa sürede dünyadaki iklim tamamıyla değişecek, bazı
Avrupa ülkeleri sular altında kalacak, su savaşları çıkacak, açlık baş
gösterecekti. Bugünse Türkiye'de
Boğazlardan
geçiş ile ilgili bir başka senaryo gündemde. Senaryo, patlayıcı madde yüklü
tankerlerin boğazdan geçişinde yaşanacak bir kaza sonucu İstanbul'a nasıl
felaket yaşatabileceği ile ilgili. Tabi felaket senaryoları hazırlamaksa
amaç havada, karada, denizde birçok senaryo yazılabilir. Ancak şurası kesin
ki, Boğazlardan güvenli geçiş çok önemli bir konu ve İstanbul boğazının
güvenliğini, alınması gereken önlemleri ve tartışmaları Yakın Plan'a
alıyoruz. Tabi ki senaryo üretilebilir, hatta abartıldıkça abartılabilir.
Ancak İstanbul boğazı birçok tehlike atlattı. Hatta kimi zaman felaketin
eşiğine geldi. E hal böyle olunca, bu senaryolara da ilgisiz kalmak mümkün
değil. En azından dikkate alınması ve önlemlerin ısrarla gündemde tutulması
bir zorunluluk...
"Yer İstanbul boğazı kavaklar mevkii.. 160 bin ton petrol taşıyan bir
tanker,, 200 metrelik amonyak yüklü bir tankerle çarpışıyor. Büyük yangın
çubukludaki kimyasal madde depolarını patlatıyor.. Gemilerin çevresindeki
irili ufaklı tekneler de çarpışmanın etkisiyle yanmaya başlıyor. Kontrolden
çıkan küçük tekneler karaya vuruyor. Ve yangın karaya sıçrıyor. Sahillerde
trafik kilitleniyor ve ateş kıyıdaki arabalara sıçrıyor... Boğaz alevden bir
nehir oluyor... Her iki köprü de çöküyor... Kara ve deniz trafiği aylarca
duruyor.. Tüm İstanbul'da elektrik ve su kesintisi yaşanıyor.
Bu cümleler doğayla barış derneği koordinatörlüğünde hazırlanan bir rapordan
,, daha doğrus en kötüsü ne olabilir diye düşünülerek yazılmış bir felaket
senaryosundan alınma...
Her gün 2'si tehlikeli kimyasal madde,,, 2'si de lpg yüklü en az 22 tankerin
geçtiği İstanbul boğazına ait bir senaryo bu... Boğazlardan geçen yıl toplam
46 bin 939 gemi geçiş yaptı... Bu gemilerin 8 bin 97'i tehlikeli maddeyle
yüklüydü.. Yani Boğazlar gerçekten de tehdit altında... Ve bu senaryo her ne
kadar bir bilim kurgu filmini andırıyor olsa da bu görüntüler tehdidin
boyutlarını gözler önüne seriyor. İstanbul boğazı ilk bakışta doğa harikası
bir nehir gibi görünüyor, ancak Bu yoldan her yıl 130 milyon tonu aşan
petrol ve amonyak taşındığı düşünüldüğünde, Boğaziçi, İstanbullular için içe
bir korku oluyor."
Erdoğan
Aktaş: Bu felaket senaryolarına da değineceğiz tabi, ancak esas konumuz,
daha gerçekçi olacak... Boğazların güvenliği... Doğa ile Barış Derneği
Başkanı Yüksel Üstün. telefon hattımızda, aynı zamanda Dünya Kılavuz
Kaptanlar Birliği'nin İkinci Başkanı da olan, Türk Kılavuz Kaptanlar Derneği
Genel Sekreteri Cahit İstikbal de stüdyomuzda konuğumuz... Hoş geldiniz.
Önce senaryodan başlayalım. Fazla abartılı mı? Bu şekilde iki patlayıcı
tehlikeli madde taşıyan tanker, boğazda o veya bu şekilde çarpışma
olasılığına sahip mi?
Cahit İstikbal: Bu senaryo abartılı maalesef. Gerçek dışı bir senaryo
diyebiliriz buna. Evet, boğazlarda tehdit var, ancak önlem de var. Amonyak
taşıyan bir tankerle, 160 bin ton petrol taşıyan bir tankerin boğazlarda
bırakın çarpışmayı yan yana gelmeleri dahi mümkün değil. Çünkü buna izin
verilmiyor, alınan önlemler sayesinde. Dolayısıyla bu senaryonun
gerçekleşmesi olasılığı sıfır denecek kadar az. Ancak bu şu anlama
gelmemeli. Petrol taşıyan tankerler, geçiyor boğazlardan... Belki amonyak
taşıyan gemiyle çarpışmazlar ama petrol taşıyan bir geminin boğazlarda,
karaya çarpması veya başka daha küçük bir gemiyle çarpışması, karaya
oturması durumunda, eğer gemiden petrol sızarsa ve bu petrol alev alırsa,
boğazlarda bir felaket yaşanabilir, bu doğrudur.
Erdoğan Aktaş: Peki, bunların olmaması için ne tip önlemler alıyorsunuz?
Cahit İstikbal: 1994 yılında uygulamaya giren Türk boğazları deniz trafik
düzeni tüzüğü vardır. Bu tüzük uyarınca büyük tankerlerin geçişi esnasında
boğaz karşı yönden trafiğe kapatılmaktadır. Ve bu önlem, boğazlarda çok
etkili bir önlem olmuştur. 1994 yılından beri boğazlar bölgesinde kaza
sayısında önemli oranda azalmalar olmuştur. Ancak denizde riski sıfırlamak
mümkün değildir. Boğazlar bölgesindeki ne tanker geçişini tamamen durdurmak
mümkündür. Çünkü boğazlar, Karadeniz ülkelerinin alternatifsiz tek çıkış
yoludur. Bizim boğazlardaki önlemlerimizi kaza riskini en aza indirecek
şekilde daha da geliştirmemiz lazımdır. Bugün önlemler vardır, ancak yeterli
midir,derseniz,daha yapılacak çok şeyler olduğu inancındayım.
Erdoğan Aktaş: Sırası gelmişken o önlemler, nedir? Boğazda güvenli geçişle
ilgili bir sistem var. Buna ek olarak başka neler yapılıyor? Ve bu sistem ne
şekilde işliyor?
Cahit İstikbal: Şu anda gemi trafik hizmetleri, kıyı emniyeti genel
müdürlüğüne bağlı olarak çalışan,
gemi trafik hizmetleri sistemi devreye girdi, Aralık sonunda ve çalışıyor.
Bu boğazların güvenliğine çok önemli bir katkı sağladı. Ancak bu sistemi
daha çok boğazlarda meydana gelecek tehlikeleri kaydetmek ve olmadan önce de
mümkünse uyararak, olmasını önlemek olarak görmemiz lazım. Daha çok kayıt
altına alma yönünde etkin olacak bir sistemdir. Bu sistemin de kazaları
tamamen ortadan kaldırması gibi bir işlevi olmayacaktır. Bu sistemi bütün
gemilerin, şu anda boğazlarda kılavuz kaptan alma oranı yüzde 40'tır.. Bu
sistemle birlikte bütün gemiler eğer yüzde 100 kılavuz kaptanla geçiş
yapacak şekilde oranı arttırabilirsek, boğazlarda en etkin sistemi
kurabileceğimiz inancındayım. Bir konu daha var. O da her şeye rağmen gemide
bir teknik arıza meydana gelebilir. Ve kılavuz kaptan dahi alsa, VTS yardımı
da karadan olsa dahi, gemi, karaya çıkabilir. Bunun önüne geçmek için
boğazlar bölgesinde son dönemlerde oldukça artmış olan standart altı gemi
taşımacılığına da dikkatle eğilerek çözmemiz gerekiyor. Onun dışında yine
kaza meydana geldiği zaman söndürme römorkörlerini olay yerine hemen sevk
etmek için boğaz içerisinde belli konumlarda hazır bulundurmamız gerekiyor.
Bu önlemlerin hepsi henüz tamamen alınmış durumda değil. Bu konuda yapılacak
şeyler var.
Erdoğan Aktaş: Doğayla Barış Derneği Başkanı Yüksel Üstün'e dönelim. Yüksel
Bey, bir senaryo. Az önce Cahit Kaptan, abartılı görülebilir, çünkü böyle
olasılık çok düşük, fakat İstanbul boğazında ciddi tehlikeler de
yaşanabilir, dedi. Sizce alınması gereken önlemler nedir? Örneğin bu
senaryoyu hazırlamaktaki amacımız biraz abartılı olmakla birlikte insanların
dikkatini mi çekmek?
Yüksel Üstün: Evet, dikkatini çekmek. Öncelikle toplumumuzu, sonra bölge
ülkelerinin dikkatini çekmeyi amaçladı. Ama böyle bir kaza ihtimalini küçük
görmek yanlış diye düşünüyorum. Çünkü böyle şeyler, ancak bir kere yaşanır.
Ve felaket geliyorum, demez. 1999 17 Ağustos'ta deprem oluncaya kadar kimse
uyanmadı. Ve burada da Kavaklar civarında olabilecek bir kazaya daha büyük
bir ihtimalle sabotaj sonucu bu felaket aynen yaşanabilir.
Erdoğan Aktaş: Yüksel Bey, çok teşekkür ediyorum, yayınımıza katıldığınız
için. Boğazların çevresinde ayrıca alınması önlemler var, fakat yeterli
değil,dediniz. Bunun için gerekli olan maddi koşullar mı, bürokrasinin
aşılması mı gerekiyor? Ya da Türkiye, henüz bu bilince mi sahip değil?
Cahit İstikbal: Bilince sahip olduğumuzu düşünüyorum. Yüksel Beyin de
çalışmalarını takip ediyoruz. Kendisine ben, hem kılavuz kaptan olarak hem
de İstanbul'da yaşayan bir kişi olarak teşekkür ediyorum. Ben senaryolar
yapılabilir, onu eleştirmedim. Ancak senaryoları yaparken, tamamen
yürürlükteki kurallardan uzakta kalmamak lazım. İşin pratiğinden de uzak
kalmamak lazım. Tamamen hayali bir senaryo üretmenin de doğru olmadığını
düşünüyorum. Yani, bu şekilde iki geminin yan yana gelemeyeceğini de dikkate
alarak senaryoları üretmek lazım. Bu senaryoları üretmeden önce bizim de
eğer bu işin pratiğini yaşayan insanlarla temasa geçerlerse, daha gerçekçi
senaryolar yaratılabilir. Daha faydalı olur diye düşünüyorum. Eleştiri
anlamında söylemedim.
Erdoğan Aktaş: Boğaz çevresinde alınması gereken önlemler.
Cahit İstikbal: Kısaca şu anda yapılmamış olan ve yapılması gerekenleri
söyleyeyim. Boğaz çevresinde bir petrol sızıntısı meydana geldiği zaman
bunda iki türlü cihaz kullanılır. Önce petrolün çevresini, bunlarla sarmak
lazım. Daha sonra emici cihazlarla bu petrolü emmek lazım. Gerçi Boğazlar
gibi akıntısı çok kuvvetli olan bölgelerde bunlar çok etkili değil. Biz yine
de yapabileceğimiz kadar sakin havada olduğunu düşünerek, bu önlemleri
mutlaka almamız lazım. Ancak bunu söylerken şunu demiyorum. İngiltere'de Sea
Empress kazası meydana geldi. 70 bin petrol, denize döküldü. Ve son derece
modern cihazlar kullanılarak, ancak yüzde 5'i, 3500 tonu toplanabildi
denizde. Boğazlarda temizleme çalışmaları etkili olmaz. Çok zor bir
bölgedir, temizleme çalışmaları için. Ancak yine de bizim yapabileceğimiz
kadarını yapmak amacıyla belli bölgelerde bu ekipmanı bulundurmamız gerekir.
Ve römorkörleri de boğazın içerisinde belli bölgelerde konuşlandırarak, en
kötü senaryonun gerçekleşmesi durumunda hemen müdahale edecek şekilde
hazırlıklı bulundurmamız gerekir. Ancak demin söylediklerimizden siz de
çıkarttınız tahmin ediyorum. Kaza olduktan sonra meydana geldikten sonra çok
etkin olamayabiliriz. Ağırlığımızı herşeyden önce kılavuz kaptan alma
sayısını yükselterek, kazaların olmasını önleme yönünde çalışmalarımızı daha
da arttırmamız gerekir.
Erdoğan Aktaş: Kılavuz kaptan sıkıntısı var. Böylesi önemli bir noktadan
geçen gemilerin kılavuz kaptan alıp almaması kendisine mi bağlı? Hangi
anlaşmaya bütün bunlar kontrol altına alınıyor ya da alınabiliyor mu?
Sanıyorum Montrö'yle ilgili bir takım sıkıntılar ya da tartışmalar hala
devam ediyor.
Cahit İstikbal: Montrö sözleşmesi biliyorsunuz, askeri gemilerin geçişini
çok sıkı kurallara bağlarken, ticaret gemilerine geçiş serbestisi getiren
bir sözleşmedir. O zamanlardaki tehdit daha çok askeri ağırlıklı olduğu için
o zaman bu şekilde, gerçi bugün de var. Ticari gemilere bir geçiş serbestisi
getirdiğini söyleyebiliriz. Ve Montrö'nün ikinci maddesinde belirtilir.
Gemilerin kılavuz kaptan almaları, gemilerin kendi tercihlerine bağlıdır.
Dolayısıyla eğer gemi, kılavuz kaptan almadan geçeceğim, derse, boğazlardan
geçerken, zorlayıcı bir müeyyide uygulayamıyoruz.
Erdoğan Aktaş: Söz konusu senaryolarda boğazlardan yakıcı, yanıcı,
parlayıcı, patlayıcı maddelerin geçtiği belirtiliyor. Her ay amonyak,
petrol, kimyasal madde, nükleer atık, LPG, LNG gibi madde taşıyan en az 100
tanker geçiyor. Şimdi gerçekten bunların birbirleriyle çarpışması, herhangi
bir şekilde test edilmiş mi?
Cahit İstikbal: Birbirleriyle çarpışması, boğazlarda meydana gelen tanker
kazaları vardır. Meydana gelmiştir. 1979 yılında Independenta kazası vardır.
O kazada Topkapı Sarayı'nın camları kırılmış, o kadar uzakta meydana
gelmesine rağmen. 90 bin ton petrol denize dökülmüş ve bir kısmı da
yanmıştır. Böyle bir senaryonun boğaz içerisinde meydana gelmesi halinde,
çok daha üzücü, istemediğimiz durumlarla, karşılaşma olanağımız vardır. Bu
konuda çok fazla ayrıntıya girmek istemiyorum.
Erdoğan Aktaş: Bu arada tabi çok önemli bir nokta var, o da ticaret ve
alınan önlemler. İstanbul boğazları, çok önemli bir nokta. Buradan geçiş
noktasında, ticari kaygıları zedelemeden bu tip önlemler nasıl alınır?
Kuşkusuz bu şekildeki bir tartışmada bu işin az önce sözünü ettiğimiz
felakete neden olabileceği ileri sürülen maddeleri taşıyan insanların da
ticari kaygıları var. Ve olmazsa olmaz bir koşul. Hem önlem, hem ticaret,
bir arada nasıl yürür?
Cahit İstikbal: Biliyorsunuz Rusya, Suudi Arabistan'dan sonra dünyada ikinci
büyük petrol ihracatçısıdır. Ve Navaroziysk limanından dünya pazarlarına
petrol ihraç etmektedir. Ve bu ihraç edilen petrol, 2010 yılına kadar 200
milyon ton/yıl olarak artacaktır. Günümüzde 140 milyon ton/yıl civarındadır.
Dolayısıyla boğazlar üzerinden petrol geçişini isteyen uluslararası ticaret
var. Ancak Türkiye'nin de uygulamakta olduğu ve uygulamak zorunda olduğu
güvenlik önlemleri var. Dolayısıyla ikisinin arasında bir dengenin kurulması
lazım. Ve boğazlar üzerindeki petrol yükünü azaltacak alternatif taşıma
yöntemlerinin geliştirilmesi lazım. Bunlardan bir tanesi Baku-Tiflis-Ceyhan
petrol boru hattıdır. Ancak bu petrol boru hattında 2005 yılında devreye
girdiğinde yılda 50 milyon ton petrol taşıyabilecektir. Dolayısıyla boğazlar
üzerindeki petrol yükünü o zamana kadar olacak artışla birlikte, bugünkü
petrol yükünü azaltacaktır, diyemiyoruz. Yeterli değildir. Alternatif
taşımacılık yöntemleri, mutlaka geliştirilmelidir. Çünkü Hazar denizi
bölgesindeki petrol üretiminde önümüzdeki sekiz senede büyük artışlar
olacaktır.
Erdoğan Aktaş: Cahit Bey, çok teşekkür ediyorum. Boğazlar'dan güvenli geçişi
yakın plana aldık, hoşçakalın.
|