|
Deniz Ticaret Odası tarafından düzenlenen
"Denizciliğimiz ve Özelleştirme" konulu panel 8 Mart 2002 Cuma Günü
İstanbul Hilton Otelinde yapıldı. Panelin açılış konuşmalarını DTO Yönetim
Kurulu Başkanı Cengiz Kaptanoğlu, Denizcilik Müsteşarı Mustafa Korçak,
Özelleştirmeden Sorumlu Devlet bakanı Yılmaz Karakoyunlu yaptılar.
Deniz Ticaret Odası tarafından düzenlenen
"Denizciliğimiz ve Özelleştirme" konulu panel 8 Mart 2002 Cuma Günü
İstanbul Hilton Otelinde yapıldı. Panelin açılış konuşmalarını DTO Yönetim
Kurulu Başkanı Cengiz Kaptanoğlu, Denizcilik Müsteşarı Mustafa Korçak,
Özelleştirmeden Sorumlu Devlet bakanı Yılmaz Karakoyunlu yaptılar. Panele
denizcilik dünyasından ilgi ve katılım büyüktü. Panele Derneğimiz Genel
Sekreteri Kapt. Cahit İstikbal de katılarak "Türkiye'deki Kılavuzluk
Hizmetleri ve Özelleştirme" konulu bir sunum yaptı. Oldukça renkli geçen ve
denizcilik sektörümüze katkılarının olacağına inandığımız bu paneldeki
konuşmaları Denizciliğimize hizmet amacıyla sizlere sunuyoruz.
|
DTO Başkanı Cengiz Kaptanoğlu: |
|
-“Limanlar dışa açılan
penceremizdir; DDY Limanları her geçen gün kan kaybediyor”
-“İftiharla söylüyorum özelleşen
limanlardaki özel sektörün başarısı dünkünün yüz katıdır.”
-“Kılavuz ve römorkörcülük
özelleştirmelerinde Türkiye başarılı olmuştur, Türk Boğazlarındaki
kılavuzluk hizmetlerinin özelleştirilmesi de Türkiye’nin menfaatine
olacaktır”
-“İstanbul bir liman şehridir,
limanlar da şehirlerin güzelliğidir.” |
|
 |
Panel açılışında ilk konuşmayı, İMEAK DTO
Yönetim Kurulu Başkanı Cengiz Kaptanoğlu yaptı. Kaptanoğlu, Devlet
Demiryolarına ait limanların verimsiz çalışmasından yakınırken bu limanların
özelleştirilmesini önerdi. Kaptanoğlu, şöyle dedi:
“Bugün sadece biz denizcilerin değil,
ülkelerin limansız olması mümkün değildir.. Çünkü limanlar bir ülkenin
dışarı açılan penceresidir. Türkiye’de limanların özelleştirilmesi varken ve
Devlet Demiryollarının limanlarının her gün kan kaybetmesi ve bu limanların
kan kaybeden hallerini daha da görmezlikten gelmek hayret vericidir. Biraz
geçmişe gidin ve devlet demiryollarının 10 senelik mazisine bakın; 10 sene
boyunca rantı her sene düşmektedir. Mersin Limanı bugün %25 kapasite ile
bile çalışamıyor. Bugün örneğin İzmir limanı % 100 kapasite çalışıyorsa o
bölgenin ihracat kapısı olduğu içindir. Biliyorsunuz İzmir de son günlerde
limanla ilgili meseleler var. Eğer İzmir de biran evvel iyi bir liman
yapılmayacaksa, ve o kapasiteyi kaldırabilecek bir liman olmayacaksa ve o
limanın yeri tespit edilip biran evvel hızlıca inşası devam etmeyecekse, ne
İzmir limanının kapatılmasından kimsenin bahsetmeye hakkı vardır nede onun
tevzi edilmesinden bahsetmeye hakkı vardır. O zaman Devlet Demiryolları
İzmir Limanının -eğer yeni limanlar yapılmıyorsa- tevzi ve büyütülmesine de
imkan verilmeli. Bu özel bir ticari yap-işlet-devret şeklinde olabilir.”
Kaptanoğlu,
liman özelleştirmelerinde başarılı olunduğunu özellikle vurguladığı
konuşmasına, şöyle devam etti:
“İftiharla söylüyorum özelleşen limanlar ki
özel sektörün başarısı dünkünün yüz katıdır. Misal verirsem Alanya limanımız
bu kurumumuzdayken belki 50 bin dolarla bütçesini senede kapatırken bugün
özelleştirmede burayı alan firma milyon doları geçti. Bugün Tekirdağ bunun
övünç kaynağıdır, Kuşadası övünç kaynağıdır, Hopa övünç kaynağıdır. Ve o
zaman bu tip limanlarda özelleşen kurumlar tarafından daha iyi imkan daha
iyi sonuçlar alabiliyorsa ülkemize de gelir getiriyorsa, limanlarımızın bir
an önce özelleştirilmesinin bitirilmesi çalışmalarına tekrar devam
edilmelidir.”
Kaptanoğlu, bugüne kadar yaptığı başarılı
özelleştirmelerden dolayı TDİ’yi överken, bu hızın kesilmemesini ve
kruvaziyer gemilerin bir an önce özelleştirilmesini önerdi. Kaptanoğlu,
şöyle dedi:
“Mesela Türkiye Denizcilik İşletmeleri,
özelleştirilmede en başarılı kuruluşlardan biridir. Fevkalade bu işi iyi
yapıyor ama hızını kesmemelidir yolcu gemileri, şehir hatları, arabalı
vapurları 3 ü birden özelleştirmeye çıktığı zaman belki de Türkiye
Denizcilik İşletmeleri daha zarar etmeden o kruvaziyer gemileri belki
Türkiye ye kazandırabiliriz.”
Türk Boğazlarında verilen kılavuzluk ve
römorkörcülük hizmetleri konusuna değinirken de, Kaptanoğlu, bu
hizmetlerin özelleştirilebileceğini ve bu özelleştirmenin Türkiye’nin hem
hizmetlerin kalitesinin arttırılması açısından, hem de kılavuz kaptan alan
gemi sayısının arttırılması açısından menfaati bulunduğunu söyledi.
Kaptanoğlu, şöyle dedi:
“Türk Boğazlarındaki kılavuz römorkör
çalıştırmada herkes işin rantına göz dikiyor o ayrı ama; Türkiye de kılavuz
ve römorkörlerin özelleştirilmesinden Türkiye IMO’ya karşı dış ülkelere
karşı ve burada gemilerin limana yanaşıp kalkmada hem saatleri dakikaları
açısından hem emniyeti açısından fevkalade başarılı olmuştur. Dolayısıyla
Türk boğazlarındaki kılavuz ve römorkörcülük hizmetlerinin özelleştirilmesi
hizmet verme açısından Türkiye’nin daha menfaatine olacak kanısındayım. Ve
bu bir kısa dönem oldu o zaman bu işi yapan arkadaşlarımızın bir kısmı da
burda o yabancı gemilerin kılavuz almıyor dediğimiz gemilerin hepsi % 99
oranında kılavuz aldı. Gelir o kadar arttı. Bu hizmetle ilgilidir.”
Cengiz Kaptanoğlu,
daha sonra İstanbul Haydarpaşa Limanı ve
Salıpazarı rıhtım ve tesislerinin turistik amaçla kruvaziyer turizminin
hizmetine sunulmasının sağlayacağı olanaklara değindi, Osmanlılar zamanında
da bu bölgelerin liman olarak düşünüldüğünü belirtti ve konuşmasını şöyle
bitirdi:
“Salıpazarına el attınız, inşallah Devlet
Demiryolları Haydarpaşa limanı tabi bu bugün sizde değil ama benim tavsiyem
(Denizcilik) Müsteşarıma da devamlı söylüyorum hep beraber bu meseleleri
konuşuyoruz İstanbul’u Osmanlı (siz bunu daha iyi bilirsiniz benim elime bir
harita geçti) Kabataş dan Haliç çevresi dahil Zeytinburnu’na kadar liman
düşünmüş; karşıya da Maltepe den Haydarpaşa ya kadar liman düşünmüşler.
İstanbul bir liman şehridir, limanlar da şehirlerin güzelliğidir. Ama gelin
İstanbul u biraz daha güzelleştirebilmemiz için nasıl Salıpazarına el
attınız kanayan yaraydı orası 1 milyon dolar senede gelir getirecektir bu
ülkeye buna inanıyorum, Haydarpaşa limanı ile Salı pazarını birleşik
kompleks yaparak devlet demiryollarıyla anlaşarak kruvaziyer gemileri ve
oradaki Haydarpaşa garını da büyük bir otel yaparak, Yabancılara karşı
İstanbul u bir denizcilikte liman şehrinde öne çıkarmada ben bizim
teklifimizi tavsiye ettim buraya yabancı sermaye gelecekti hem yabancıya
sermaye getirecekti ülkeye hizmet edecekti ve büyük katma değer
kazandıracaktı.
Aramızda yabancı bir misafirimiz var,
kendisinden de limanlarla ilgili bilgi alacağız Ayrıca bugün kadınlar günü,
hanımların gününü de kutluyorum.”
|
Denizcilik Müsteşarı Mustafa Korçak: |
|
-“Türkiye’de gayri safi milli
hasıla içerisinde denizciliğin katkısı istenilen oranların çok
altındadır”
-“1987’lerden beri özelleştirme
kapsamına alınan kuruluşlar hala özelleştirmelerini
tamamlayamamıştır.”
-“Her gün bizlere bu limanı niye
işletiyorsunuz diye suç duyurusunda bulunuyorlar, bürokratlar ve bu
işi yürütenler belirli bir baskı altındadırlar bizi bu baskılardan
kurtarmanız gerekir.”
-“Kabotaj Kanununda yeni
düzenlemeler hazırlığı içerisinde faaliyetlerimizi tamamlamış
bulunmaktayız.”
-“Türk Ticaret Kanununda deniz
ticareti ile ilgili maddelerin süratle düzeltilmesi ve
özelleştirmenin önünün açılması gerekir.”
-“Önüne gelen mahkeme denizcilik
konularında karar veriyor. Biz Adalet Bakanlığına müracaat ederek
özel ihtisas deniz mahkemeleri kuruluna kadar bazı bölgelerde
denizcilik işlerine bakacak ihtisas mahkemelerini görevlendirin
dedik. Henüz bu yapılmadı.”
-“ Benim Devlet Planlama
Teşkilatında bulunduğum süre içerisinde özelleştirme kapsamına
alınan kuruluşlar ne doğru dürüst plan yapabildiler ne de doğru
dürüst politikalarını çizebildiler” |
|
-“Özelleştirmeyle
ilgili işletme hakkı devralanlar, kılavuzluk ve römorkörcülük başta
olmak üzere özel firmalar şu anda Avrupa standartlarında, dünya
standartlarında hizmet görüyorlar. Haklarını buradan teslim
ediyorum”. |
DTO Başkanı Cengiz Kaptanoğlu’ndan sonra
Denizcilik Müsteşarı Dr. Mustafa Korçak söz aldı. Müsteşar Korçak,
Bakan Karakoyunlu’nun ne kadar iyi bir hatip olduğunu bildiğini, ancak
kendisinin bazı önemli konuları dile getireceğinden konuşması zaman sınırını
aşarsa müsamaha beklediğini belirterek başladığı konuşmasında, il olarak
denizciliğin sektör olarak durum belirlemesini yaptı ve özelleştirmenin
sektör içerisindeki yerine değindi. Korçak, şöyle dedi:
“Türkiye’deki denizcilik sektörü
dediğimizde; ekonomik açıdan bakıldığında gayri safi milli hasıla
içerisindeki payımız % 2 buçuk-3 ler seviyesindedir. Komşularımıza dikkat
ettiğimizde, Yunanistan’da denizcilik sektöründen elde edilen hasılatın
gayri safi milli hasıla içerisinde payının %25’lerin üzerinde olduğunu
görüyoruz.Bizim denizcilik sektörünün payının ise, ekonomik potansiyelimizi
ve fiziki imkanlarımızı dikkate aldığımızda çok gerilerde olduğunu
görüyoruz. Dünyadaki denizcilik sıralamasında da bir göz attığımızda filo
bakımından, 790 milyon deadweight tonluk dünya deniz ticaret filosu var.
Bunun içerisinde Türkiye’ nin payı 9,2 Milyon DWT ve dünya sıralamasında 20.
sırada ve dünyadaki denizcilik payının %.1,3 ler seviyesinde olduğunu
görüyoruz. Dünyadaki denizcilik sektöründe elde edilen payın da 215 milyar
dolar seviyelerinde olduğunu belirtirsek ayağımızı nereye bassak ekonomik
seviye olarak ne kadar kötü olduğumuzu anlamak açısından herhalde yardımcı
olur.”
Türkiye’nin ülke olarak denizcilik
sektöründe olması gerekli olan seviyenin çok altında olduğunu ve dolayısıyla
denizcilik sektöründe diğer sektörlere rağmen geri kalmışlığını ortadan
kaldırabilmek için daha fazla ivmeyle bir çıkış yapması gerektiğini belirten
Mustafa Korçak, bunun yollarının araştırılmasının gerektiğini
söyledi. Müsteşar, “İşte bu çıkışın, denizcilik sektöründeki bu yeni
hızlanmanın araçlarından bir tanesi de özelleştirme uygulamaları olacaktır.
Eğer biz Türkiye’deki özelleştirme uygulamalarını denizcilik sektöründe
başarıyla gerçekleştiremezsek, denizcilik sektöründe hedeflemiş olduğumuz
seviyelere varamayız. Bunda zorluk çekeriz.” Dedi ve özelleştirme
uygulamalarına değindiği konuşmasının bu bölümünde şunları söyledi:
“Bilindiği gibi ülkemiz 1980’lerden sonra
tamamen yeni bir ekonomik anlayışa sahip olmuştur. Ve bu yeni bir ekonomik
anlayışın ana unsurlarından bir tanesi de, özel sektörün yapabileceği mal ve
hizmetlerin tamamından devleti çekmektir.Aslında özelleştirmenin temel ana
politikası bu espriyle hareket etmek, verimliliği arttırmak, teknoloji
transferi yapmak sermayenin tabana yayılmasını sağlamaktır. Bu açıdan
baktığımızda genel toplum olarak çok azınlık bir kesimi dikkate almadığımız
taktirde özelleştirmeye taraftar olmayan herhangi bir kimse yoktur. Amaç
bunun şekli konusunda bazı uygulama ve tartışmaları gündeme getirmek
mümkündür.1987’lerden beri özelleştirme kapsamına alınan kuruluşlar hala
özelleştirmelerini tamamlayamamıştır. Özelleştirme kapsamına alınan bir
kuruluşu derhal özelleştirmek lazım gelir. 20 seneyi aşkın bir süre Devlet
Planlama Teşkilatında bulundum. Bu süre içerisinde özelleştirme kapsamına
alınan kuruluşlar ne doğru dürüst plan yapabildiler ne de doğru dürüst
politikalarını çizebildiler. Yatırım programları olarak, ciddi yatırımlar
haricinde hiç bir şey yoktur. Yatırım yapamazlar ve çalışanları da
demoralize bir haldedir. Eğer bu ortamdan özelleştirme kapsamına alınan
kuruluşlar süratle çıkarılmazsa değerlerini devamlı kaybedecekler sonunda
hurda değerle bile bu kuruluşları elimizden çıkarmakta zorluk çekeceğiz.
Onun için bir kurum özelleştirme kapsamına alındığında ciddi yatırımlar
yapmaması lazım, ve süratle özelleştirilmesi lazım.”
Denizcilik Müsteşarı, daha sonra konunun
denizcilik sektörü ayağına değindi, bu konuda sözü Türkiye Denizcilik
İşletmeleri, Gemi Sanayi, Deniz Nakliyat ve DİTAŞ’a getirerek şunları
söyledi:
“Biz bunları ne yapmışız? Özelleştirme
kapsamına almışız. Gemi Sanayii’nden başlayalım; aslında Gemi Sanayi
özelleşti denemez, kısaca söylemek gerekirse Gemi Sanayii’nin faaliyetlerine
son verilmiştir. Çünkü 2 tersanemiz; İzmir’deki ve İstanbul Pendik tersanesi
Deniz Kuvvetlerimize devredilmiştir. Haliç ve Camialtı tersanelerimizde
faaliyetlerini durdurulmuştur. Bir ara birisi özel idareye biriside
üniversiteye verilmiş, fakat bir süre sonrada özelleştirme kurulu kararı ile
değiştirilmek suretiyle çalışanlara gerekli bir çözüm bulana kadar iptal
edilmiştir. Yani ilk önce özelleştirilmiştir sonra özelleştirme şu anda
askıya alınmıştır. Gemi Sanayi’nin özelleştirildiğini söylemek zor. Sadece
faaliyetlerine son verilmiştir demek daha doğru ve gerçekçi bir yaklaşım
olur. Bununda süratle çözülmesi lazımdır. Bildiğim kadarıyla Gemi Sanayinin
TDİ ye dönmek üzere olduğu tarafımıza daha resmen olmasa da şifahi bir
şekilde iletilmiş bir durumdadır. Deniz Nakliyatla ilgili şirketi aktif ve
pasifleri ile beraber devri söz konusu olmuştur.O da hukuki bazı sorunlar
çıkartacak anlaşmazlıklara doğru gidiyor.Onun da süratle önüne geçilmesi
lazım ve özelleştirilirken de bir şirketin çok iyi bir şekilde
araştırılmasının neyi getirip neyi götürdüğünü o şirketin nelere sahip
olduğunu o şirketin sahip olduğu araçların ve tesisatın kalitesini ve
özelliklerini de çok iyi bilmek lazım ve bu konuda bazı pürüzleri vardır,
tahmin ediyorum bu pürüzler kısa sürede aşılır. Yani deniz nakliyat bir
board olarak verilmiştir en uygun belki de şu anda özelleştirildi diye
bildiğimiz örneklerden bir tanesi olandır. DİTAŞ’a geldiğimizde
biliyorsunuz deniz işletmeciliği ve tanker taşımacılığı bu daha ziyade
TÜPRAŞ’ın ağırlıkta olduğu bir anonim şirketi olarak çalışmakta ve petrol
nakli işi yapmaktadır. Bu şu anda herhangi bir işleme tabi tutulmamıştır
sadece bir terslik göze batmaktadır, DİTAŞla ilgili. Özelleştirme kapsamına
girdikten sonra 165 bin tonluk bir tanker yapmıştır. Eğer özelleşme
kapsamında ise niye böyle büyük bir tanker yapıldı. Eğer bu tanker
yapıldıysa niye özelleştirme kapsamında diye konuyu sorgulamak gerekir. Eğer
devletin menfaatleri burada söz konusuysa kararın süratle verilmesi lazım
askıda tutulmaması lazım şöyle olsun böyle olsun diyecek durumda değiliz
burada elbette o konuyu yeri geldiği zaman fikirlerinizi Denizcilik
Müsteşarlığı olarak ortaya koruz nasıl olması gereken konusuna
düşüncelerimizi söyleriz. Ama askıda tutulmaması lazım diye düşünüyorum.”
Müsteşar Korçak daha sonra özelleştirme
uygulamalarından dolayı Müsteşarlık olarak kendilerinin çektikleri
sıkıntılara değindi. Hiçbir kurumun söylediklerini bir suçlama olarak
algılamaması gerektiğini söyleyen Korçak, kendisinin özelleştirilen
limanlardan gelen sıkıntıları bizzat yaşayan ve onların nasıl aşılacağı
konusunda emek sarf eden bir kişi olarak konuştuğunu belirterek şöyle dedi:
“Bazı uygulamaların çarpıklıkların objektif
bir şekilde burada dile getirilmesinin hiç kimseyi rahatsız etmemesi lazım
ve bir kabahat varsa veya bir hata varsa hepimizin, eğer güzel bir şey varsa
oda hepimizin.Güzel şeyler var biraz önce Sayın Başkanımız anlattı. Hukuki
bir takım problemler var, boşluklar var şu anda limanların
özelleştirilmesiyle ilgili bütün karalar iptal edilmiştir. Hukuki bir şey
vardır hükümet uygulamamıştır bununla ilgili uygulamamakla ilgili bir yüksek
planlama kurulu kararı vardır birde bakanlar kurulu kararı vardır. Ama her
gün bizlere suç duyurusunda bulunmaktadırlar. Bu limanı niye işletiyorsunuz
diye suç duyurusunda bulunuyorlar bürokratlar ve bu işi yürütenler belirli
bir baskı altındadırlar bizi bu baskılardan kurtarmanız gerekir Bununla
ilgili gayretlerinizi de yakından izliyoruz yeni bir kanunu biran önce
çıkarmak suretiyle hukuki boşluğu tamamlamak gerekir. Bu hukuki boşluk
ortada olduğu müddetçe sıkıntılar bitmeyecektir. Özelleşen limanlardan bir
tanesinde işletme hakkını devralan kuruluş mahkeme tarafından sen bizim
muhatabımız değilsin diye hiç bir işleme tabi tutulmadan dilekçesi dahi
kabul edilmemektedir. Bunları bizlerin bir an önce ne işletme hakkını
devreden nede devralan kuruluşa bırakmadan -çünkü onları bir araya getirmek
çözüm yolu değildir- bu hukuki boşluğu ortadan süratle kaldırmak gerekiyor.
Eğer bu özelleştirmeyle ilgili iptal kararı uygulanacaksa süratle
uygulanması lazım uygulanmayacaksa da uygulanmayacağına dair bize yasal
hale getirmek lazım şu andaki fiili durumun yasal hale süratle getirilmesi
lazım. Özelleştirme kanuna bu konu çıkarken ek bir maddeyle de olsa fiil
durumu halletmeyi yapmak lazım. Bunu yaparken kabotaj kanunu ile ilgili yeni
düzenlemelere elbetteki biz her zaman açığız. Kabotaj Kanununda yeni
düzenlemeler hazırlığı içerisinde faaliyetlerimizi tamamlamış bulunmaktayız.
Kabotaj Kanununu da göz önüne alacağız.”
Türk Ticaret Kanununda deniz ticareti ile
ilgili maddelerin süratle düzeltilmesi ve özelleştirmenin önünün açılması
gereğine işaret eden Dr. Mustafa Korçak, Adalet Bakanlığının şu anda
yürütmüş olduğu Ticaret Kanunu beklenecek olursa çalışmalar çok kapsamlı
olduğundan yaklaşık 3 seneden önce gerçekleşeceğinin şüpheli olduğunu, onun
içerisinden deniz ticaret kısmını alıp ayrı bir deniz ticaret hukukunu
süratle çıkarmak gerektiğini ve bu şekilde tıkanıklığın önünü açmak
imkanının bulunabileceğini söyledi.
Konuşmasının devamında kanunla verilmiş
tekel haklarına değinen Müsteşar, denizcilikle ilgili tekel hakkı olan
kuruluşların tekel haklarının ortadan kaldırılması lazım geldiğini ve bunun
da ayrı bir yasal engel olarak karşılarında bulunduğunu söyledi. Bakanlar
kurulunun çok isabetli karar vererek tekel haklarının sınırlarının
belirlenmesiyle ilgili kendilerini yetkilendirdiğini söyleyen Dr. Korçak,
kendilerinin de bu konudaki çalışmalarını büyük oranla tamamladıklarını,,
bazılarını da icra ettiklerini belirtti.
Konuşmasında özellikle mahkeme kararlarından
oldukça mutazarrır olduğu görülen Denizcilik Müsteşarı, bunun nedenlerini
ise şöyle açıkladı:
“Önüne gelen mahkemelerimiz bu konulara
karar verebiliyor. Her konuda karar veren bir mahkemeye gidildiğinde çok
ters bir karar karşımıza gelebiliyor. Bununla ilgili biz Adalet Bakanlığına
müracaat ettik. Özel ihtisas deniz mahkemeleri kuruluna kadar bazı
bölgelerde denizcilik işlerine bakacak ihtisas mahkemelerini görevlendirin
dedik. Henüz bu yapılmadı. Bunun da yapılması lazım. Aksi taktirde herhangi
bir kasabadaki mahkemede yaptığınız çok önemli projelerde yada yapmak
istediğiniz değişikliklerin önüne bilmeden bazı ters bir kararla işinize
engel olabiliyor. Dolayısıyla denizcilikle ilgili ihtisas mahkemeleri
kurulana kadar bazı bölgelerde ihtisas mahkemeleri şeklinde çalışacak
mahkemelere görev verilmesi lazım bunun süratle sağlanması lazım bu yasal
prosidurleri bir bütün olarak ele almak lazım. Eğer biz bunları bir bütün
olarak ele almazsak sadece bir parçasını dikkate alarak çözüme gidecek
olursak karşımıza yine engeller çıkacaktır.”
Denizcilik Müsteşarı, daha sonra
özelleştirilen limanlardan ve işletme hakkı devralan özel kılavuzluk ve
römorkörcülük teşkilatlarından övgüyle bahsederek, özel kılavuzluk ve
römorkörcülük hizmetlerinde Türkiye’nin Avrupa ve Dünya standartlarında
olduğunu söyledi. Müsteşar, şöyle dedi:
“Bakıyoruz özelleştirilen limanlardan iyi
çalışanları Sayın Başkan ortaya koydu doğrudur. Özelleştirmeyle ilgili
işletme hakkı devralanlar, kılavuzluk ve römorkörcülük başta olmak üzere
diğer konulardaki özel firmalar şu anda Avrupa standartlarında dünya
standartlarında hizmet görüyorlar. Bunu buradan haklarını teslim ediyorum.
Yalnız mesela bir Rize limanı kilitlendi durumu hala çözebilmiş değiliz. Bir
Giresun limanı mendirek yıkıldı o mendirek tamir olmasa o Giresun limanının
derhal trafiğe kapatılması lazım. Ama o yörenin ekonomi durumu ele
alındığında biz bunun hala yıkık mendirekle çalışmasına izin veriyoruz.
Bunlar doğru şeyler değil bizler sorumluluklar altına giriyoruz. Giresun
limanında sıkıntılar var.
Yine
aynı şekilde Trabzon limanında mahkeme kararları çıktı bir geliyor bir
gidiyor liman. Trabzon ekonomisi elden gidiyor. O limanın derhal Trabzon a
ve o bölgeye kazandırılması lazım onun özelleştirme esnasındaki işletme
hakkı döviz sözleşmelerindeki yaşanan hatalardan kaynaklandığını söylemek
istiyorum.”
Denizcilik Müsteşarı Korçak, son
zamanlardaki 2. etaptaki özelleştirmeyle ilgili denizcilik müsteşarlığının
görüşlerini aldıkları için Bakan Karakoyunlu'ya teşekkür etti; ama daha önce
özelleştirme yapılan limanların hiç birisinde Denizcilik Müsteşarlığının
devreye sokulmamış olmasını ise eleştirdi. "Eğer bir otorite varsa
devletin bir otoritesi, denizcilikle ilgili söylenecek sözü var ise bu
kurumu baypas ederek bu kurumu devre dışı bırakarak bu kurumun görüşlerine
riayet etmeden özelleştirme yaparsanız ; biz denizcilik müsteşarlığı olarak
sonra problem olan bütün limanlardaki bu sorunları biz nasıl çözeceğiz diye
toplantı üzerine toplantı yapmak zorunda kalıyoruz. Ve mahkemelerle uğraşmak
zorunda kalıyoruz." diyen Dr. Mustafa Korçak, sözlerini şöyle sürdürdü:
"Sonuçta şöyle
söyleyebiliriz denizcilik sektöründeki özelleştirme uygulamaları Türkiye nin
genel özelleştirme uygulamalarının başarısından daha düşük bir başarıya
sahiptir.Türkiye deki özelleştirmenin başarılı olup olmadığının ne dereceye
kadar başarılı olduğunun taktirini ben sizlere bırakıyorum. Onu tartışacak
durumda değilim benim görevim de bu değil zaten Görevimiz bizim denizcilik
sektöründeki özelleştirme esnasında ortaya çıkacak yanlışlıkların ortaya
çıkmadan önce halledilmesi gerektiğine ben parmak basıyorum. Bundan sonraki
yapılacak olan uygulamalarda da bak ne güzel burada konuları tartışıyoruz,
bu ortamda bu olgu içersinde görüşlerimizi ve düşüncelerimizi ortaya
koyalım. Uyulsa da uyulmasa da ama bizlerin görüşlerinin muhakkak suretle
alınması gerektiğine inanıyorum."
Denizcilik sektöründeki dağınıklığın herkesçe görülmekte olduğunu söyleyen
Müsteşar, özelleştirmede 4 tane
kuruluşun olduğunu ve bunun yanında Ulaştırma Bakanlığında yine limanların
projelendirmesi ve inşa işlerinin devam ettiğini söyleyerek, şöyle devam
etti:
"Bugün Türkiye de en büyük
liman işletmesi devlet demiryollarıdır. Tarım bakanlığı balıkçı
barınakları, balıkçı tekneleri ve kafes balıkçılığı konularında faaliyet
gösteriyor. Turizm bakanlığı yat ve marinalar konusunda Bayındırlık
Bakanlığı imar planları konusunda bütün bunları alt alta koyduğumuzda
sektörde bir dağınıklık olduğu belli. Cebinde parası olan bir yatırımcı
denizciliğe yatırım yapmak istediği taktirde 3 seneden önce kesinlikle kazma
vuramıyor. Bu, bu ülkenin bir ayıbıdır, bizlerin bir hatasıdır, devlet buna
bir çözüm yolu bulmak zorundadır. Bu düşünceyle bizler Denizcilik Bakanlığı
kuruluşuyla ilgili gerekli hazırlıkları yaptık ve Sayın Bakanımız tarafından
da bakanlar kuruluna konu intikal edilmiştir. Ümit ediyorum yani ülkemin
menfaatleri açısından öyle arzu ediyorum. Denizcilik bakanlığı bir an önce
kurulur ve denizcilik sektöründeki arzu edilen ivme, hız elde edilir."
Denizcilik Müsteşarı, konuşmasının devamında özelleştirme sonucu ortaya
çıkan işçi sorunlarına değindi. Çalışanlardan memur statüsündekilerin diğer
kurumlara devredildiği benzeri bir yöntemin işçiler için de uygulanmasını
isteyen ve sözlerinin bu bölümünde salonda bulunan Denizciler Sendikası
Yöneticilerinden alkış alan Denizcilik Müsteşarı, şunları söyledi:
"Özelleştirmeyle ilgili
karşımızdaki en büyük handikaplardan birisi de işçi meseleleridir,
çalışanlardır. Nasıl ki çalışanlar memur statüsündekiler, diğer kamu
kuruluşlarına devrediliyor işçilerinde bu yolunun açılması lazımdır. Aksi
taktirde sosyal kanayan bir yara olarak devam eder. Özelleştirmenin önündeki
en büyük engel budur. Bunu suretle halletmemiz lazım. Bir ara şu
konuşuluyordu “biz onlara tazminatlarını verelim gitsin bakkal dükkanı
açsın” deniyordu. Ben müsteşarlık yapıyorum bugün dışarı çıksam özel
sektörde iş tutmaya kalksam başarısız olacağımdan %100 eminim öyle o kadar
kolay değil bu işler. Onu diyen insana “git sen bakkal dükkanı aç, sen
çalıştır” demek daha doğru olur. Böyle palyatif yöntemlerle bir yere
varamayız. Özelleştirme kapsamında olan kuruluşlarda çalışanlarımızın
dertlerine çözüm yolu bulmak mecburiyetindeyiz. Aksi taktirde mahkemelerle
uğraşırız aksi taktirde aldığımız kararları geri alırız ."
Türk Boğazlarındaki uygulamaların kamuda
tartışılmasının arzu etmediklerini, hele uluslararası arenada
tartışılmasını hiç arzu etmediklerini belirten Müsteşar, "Hükümranlık haklarımızın zaten
tartışılması kesinlikle söz konusu değildir" dedi ve Boğazlarda
verilmekte olan kılavuzluk hizmetlerinde özelleştirmeye karşı olduklarını
bildirdi. . Denizcilikten Sorumlu Devlet Bakanlığının ve Denizcilik
Müsteşarlığının görüşünün diğer bütün
limanlardaki her türlü hizmetin süratle özelleştirilmesi gerektiğine
şeklinde olduğunu, ancak Boğazları bundan hariç düşündüklerini söyleyen
Müsteşar Korçak, şöyle devam etti:
"Biraz öncede söyledim DİTAŞ’ın konusu
farklıdır DİTAŞ ayrı masaya yatırılmalıdır. O konudaki detay düşüncelerimizi
konu gündeme geldiğinde yine ortaya koyacağız. Bu özelleştirme uygulamalarını dikkate
aldığımızda devlet demiryolları limanlarının suretle ülke ekonomisine
verimli bir şekilde katılmasını sağlamak lazım onun için de bu şekilde
özelleştirilen limanlar gibi değil belki de devlet demiryolları da kendi
bünyesinde bunları suretle yeni modelle süratle getirilip çalışıp kamuoyuna
sunmak lazım. Kendi kabuğuna çekilerek veya herhangi bir
iş yapmadan hizmet vermeden para alan kamu kuruluşları şunu bilmeli ki buna
izin verilmeyecektir. Kuşadasında TDİ nin kendisini götürmekten aciz bir
römorkörü var 13 katlı kurovazör ben römorkör hizmeti verdim diye ondan
para almaktadır.Bunu açık net ortaya koyuyorum ya doğru dürüst oraya
römorkör koyacak diğer özel kuruluşlara biz nasıl uygulama yapıyorsak onu
oraya koyacak veya onu ordan çekecek diğer işte bütün sektörler burada
turizm gelirlerinin durumu ortada iptal edilecek kurovazör ortada ve genel
sayın müdürüm bunu çok dinamik ve genç arkadaşım bunu suretle çözeceği
kanaatindeyim. Sayın bakanım konulara şöyle kısaca
değinmeye çalıştım. Özelleştirmeyle ilgili sizin uzun yıllar devlet planlama
teşkilatındaki o üstün başarınızı ve gayretinizin farkındayız bunu gayet iyi
biliyoruz bilmeyenlere bur da açıklamak istiyorum sizin başında bulunduğunuz
sizin sorumluluğunuzda bulunan Özelleştirme İdaresinde bu işlerin süratle
çözüleceğine inanıyoruz ve biz sizin hizmetindeyiz ne gerekiyorsa yapmaya
hazırız. Tekrar bu toplantıyı düzenleyerek böyle
önemli bir konuyu tartışma ortamına taşıdıkları için DTO’ya teşekkür
ediyorum.
Denizcilik Müsteşarı Dr. Mustafa Korçak'dan sonra kürsüye gelen
Özelleştirmeden sorumlu Devlet Bakanı Yılmaz Karakoyunlu, çeşitli
anekdotlarla süslediği edebiyat uslubu açısından oldukça zengin bir konuşma
yaptı.
|
Özelleştirmeden Sorumlu Devlet Bakanı Yılmaz Karakoyunlu |
|
-"Özelleştirme kapsamındaki çalışmalardan Sayın Müsteşarımızın
isimlerini saydığı kuruluşlarla ilgili detaylı bilgi vermek şu anda
zannederim bu tartışmanın kapsamı dışında tutulması gereken bir
konuydu."
-"Özelleştirmenin
15 yıllık hadisatını Bir menkıbe anlayışında biraz da tezyif etmeye
yönelik bir üslupla aktarmayı stratejik tartışma saymak mümkün değildir.
"
-"Özelleştirme
İdaresinin Denizcilik Sektöründeki özelleştirme faaliyetlerinin çok
başarılı olmadığı doğrudur."
-"Genel
özelleştirme gelirleri içerisinde Denizcilik Sektöründeki
özelleştirmenin payı % 2,5-3 civarındadır. "
-"Türk ekonomisinde
kamu iktisadi teşebbüslerinde hatta genel idari yönetim kurumlarında hiç
bir şekilde emeğin verimliliği tartışılmamıştır ve belki de emeğin
verimliliğinin tartışılmadığı en önemli sektörlerden bir tanesi de
denizcilik sektörüdür. "
-"Sümerbank’taki
ortalama işçi maliyeti 1 milyar 629 milyondur. Dolayısıyla bu
kuruluşların zarar etmemesini temenni etmek tahayyülat-ı şairaneden
öteye gitmez." |

"Sözler, taşıdığı mana
kadar, muhatabının değerine göre de önem taşıyacaktır. Siz bu önemi eğer
fark edemiyorsanız, sizinle ilgili hükümlerin hiçbirisinin ciddiye
alınması mümkün değildir. Özelleştirmeyi ciddiye alınız, ciddi şeyler
söyleyiniz, Türkiye’nin en ciddi konusunun tartışmasındasınız."
|
Denizcilik Müsteşarı Dr. Mustafa Korçak'dan
sonra kürsüye gelen Özelleştirmeden sorumlu Devlet Bakanı Yılmaz
Karakoyunlu, çeşitli anekdotlarla süslediği edebiyat üslubu açısından
oldukça zengin bir konuşma yaptı. 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nü
kutlayarak başladığı konuşmasında eleştirisine kürsünün dar olmasından
başladı; ancak daha sonra kendisinden önceki konuşmacı da bu son derece
düzeyli ince eleştirilerden nasibini aldı. Karakoyunlu, şöyle dedi:
"Değerli konuklar, genellikle konuşma
kürsülerini dar tutarlar, böylelikle bir sonrakinin aletlerini koyduğunuz
zaman bir evvelkinin kullanabileceği metaa yer kalmaz. Ben de bu çerçevedeki
rahatsızlığı bertaraf etmek üzere, mümkün olduğu kadar kısa bir konuşmayla
sizlere özelleştirme stratejisinin deniz sektöründeki yerine ve önemine
işaret etmek istiyorum.
Eski Yunan’da avukatlık cüppesi beyazdı.
Çünkü iddialardan önce avukat savunmasını ortaya kor, ondan sonra savcılar
ve şahitler bütün iddialarını, bütün suçlamalarını yaparlardı. Sonra
içlerinden iddialı bir avukat ortaya çıktı; ve dedi ki, “benim de cüppem
siyah olsun, önce iddialar ortaya konsun önce suçlamalar ortaya konsun
sonrada ben savunmaya geçerim; iddialar ne dereceye kadar doğrudur, ne
dereceye kadar isabetlidir ve ne dereceye kadar adildir; bunun
tartışmasında nihai görüş benim olmalıdır”. Düşündüler, taşındılar; ve
hepinizin çok yakından tanıdığı dünya hukuk tarihinin üstat isimlerinden
Seneca’nın cüppesi beyazdan siyaha çevrildi. O gün bugün bütün dünya
ülkelerinde avukatlık cüppesi siyahtır. Yani bütün iddialara bütün
suçlamalara nihayette cevap verme sorumluluğunu ifade eden renkle
belirlenmiştir.
Böyle bir açılış konuşmasının içerisinde
bundan sonra yapılacak tartışmalarda ortaya konacak olan görüşleri ve
eleştirileri cevaplama şansımız yoktur. Ama bunun başka bir avantajı vardır;
bir meseleyi geçmişin hikayesi olarak aktarmak yerine stratejik ehemmiyete,
yani pratik hata yerine sistematik düzenlemeye ve mantığa işaret ederseniz
şansınızı kullanma imkanı elde etmiş olursunuz.
Değerli konuklar size bir hikaye anlatmama
müsaadenizi istiyorum. Özellikle Sayın Denizcilik Müsteşarımızın uzun
konuşmasını dinledikten sonra bu küçük hikayeyi anlatmak ihtiyacı hissettim.
Hindistan’da Sanskrit ülkesinin bir Kralı
varmış. Kral tahtında çok mutlu halk da kraldan fevkalade memnunmuş. Ancak
kralın hiç oğlu olmuyormuş veliahdı yokmuş. Bir gün Tanrıya yalvarmış demiş
ki “Tanrım Lütfettin beni halkın başına getirdin, burada halk benden bende
halkımdan memnunum. Ben öldükten sonra ülkeyi yönetecek kimse yok bana bir
veliaht nasip eyle”. Tanrı kralın rüyasına girmiş ve demiş ki “Himalaya
eteklerinde genç bir kız var, bir çobanın kızı; onunla evlen, şu tarihte
birleş, bir oğlun olacak.” Ertesi sabah kral hemen atlılarını münadilerini
çıkarıp çobanı bulmuş, kızı alıp evlenmiş. O tarihte birleşmiş bir oğlu
olmuş. Kısa bir süre sonra da ülkeyi veba kaplamış. Bildiğiniz gibi veba
önce çocukları kırıp geçiriyor. Kral büyük bir telaşa kapılmış ve demiş ki
“ey benim danışmanlarım, geliniz yanıma; Allah bana bir veliaht nasip etti,
lakin veba çocukları kırıp geçiriyor. Sizler benim danışmanlarım olarak,
istişare ettiğim kimseler olarak bana hemen bir çare üretin.” Demiş ve
hepsini göndermiş. 3 gün sonra hepsi düşünüp taşınıp gelmişler, ve en yaşlı
olanı ortaya çıkmış krala hitap etmiş “endişe etmeyeniz bir çare bulduk”
demiş. Kral, “çare nedir” diye sorduğunda cevap vermiş “eğer veliahdı
öldürürsek vebaya yakalanmak gibi bir şey söz konusu olmaz”
Değerli dinleyiciler biraz evvel
özelleştirme stratejisi ile ilgili olarak yapılan eleştirileri dinlediğim
zaman çarenin bu istikamette üretilmesi yolunda bir eğilime işaret edilmek
istendiğini fark ettim ve bunu başlangıçta sizlerin dikkatine sunmayı uygun
gördüm.
Özelleştirme İdaresinin Denizcilik
Sektöründeki özelleştirme faaliyetlerinin çok başarılı olmadığı söylendi,
doğrudur. Aynı kurumların özelleştirilmek istendiğine işaret edildi
doğrudur. Söylenen rakamlar tamamen doğrudur. Kaba ölçüsüyle ben size
zamandan tasarruf etmek ihtiyacıyla özetlemek istersem diyebilirim ki
özelleştirme gelirleri içerisinde Denizcilik Sektöründeki özelleştirmenin
payı % 2,5-3 civarındadır. 264 milyon dolar bir özelleştirme
gerçekleştirilmiştir . Temettüler hariç 7 buçuk milyar dolar civarında genel
bir özelleştirme başarısı vardır; genel özelleştirme içerisinde denizciliğin
payı % 2,5-3 civarındadır Temettüleri ilave ettiğimiz taktirde bu oran 1
buçuğa kadar düşer. Dolayısıyla özelleştirme stratejisi içerisinde
Denizcilik Sektöründe çok başarılı bir takım çalışmalara ulaştığımız
iddiası hiç bir zaman söz konusu olmamıştır bundan sonrada olmayacaktır.
Ama fevkalade önemli bir noktaya da işaret
etmekten kendimizi alamayacağız; o husus da şudur:
Değerli dinleyenler; Denizcilik Sektöründe
maalesef özelleştirmeye ilişkin olan kararlarımızın hemen tamamına yakın
kısmı idare mahkemeleri tarafından iptal edilmiştir. Yürütme durdurma
kararları alınmıştır; daha sonra da kararın bizatihi iptali şeklinde
hükümlere varılmıştır. Bu husus çok özel bir denizcilik mahkemesi kurulması
şeklindeki geniş kapsamlı iddianın ve tavsiyenin içeriğinde yer alacak bir
husus değildir. Dolayısıyla meseleyi böyle bir ihtisas mahkemesinin
hükümleri arasından sıyırıp genel hükümler içerisinde değerlendirmek
gerekir.
Çok değerli hukukçuların bulunduğu yerde
meseleyi müzakere ederken elbette kendi bilgi ve tecrübelerimle bir tartışma
zemini içerisinde farklılık yaratmayı amaçlamıyorum.Bu itibarla doğması
muhtemel bir yanlış anlayışı da peşinen bertaraf ederek ifade etmek isterim
ki, biraz evvel önerilmiş olan mesele ihtisas mahkemesi olarak çalışacaktır.
Ancak zaman içerisinde bu tip uygulamaların kazaistik hukuk şekline
dönüşmesi endişesi vardır ve genel hukuk düzenlemesinin dışına çıkarılması
halinde özelleştirmenin hukuk ayağının çok ciddi bir yanlışlığa maruz
bırakabileceği endişesine işaret etmek gerekir. Dolayısıyla bizim aldığımız
kararların hemen hepsine yakın kısmı idare mahkemeleri tarafından fevkalade
kendini tekrar eden bir cümle ile iptal edilmektedir; o cümle şudur:
“telafisi gayri kabil zarar”. Hukukumuzda hangi anlama geldiği anlaşılmayan
bu düzenlemeye dayalı olarak verilen kararlarla maalesef stratejik manadaki
denizcilik sektörü özelleştirmelerinde başarılı olamadık. İdari takdir
kararlarının hatalarından söz edilebilir, hatta takdir kararlarının
isabetsizliği dahi ifade edilebilir, ancak uygulamalarda bu tür tartışmalara
girmeden eski deyimle alelutrak bir iptal kararı verilmesi özelleştirme
süreci bakımından üzerinde önemle durulması gerekli olan bir husustur. Diğer
bir nokta da değerli dinleyenler özelleştirme kapsamında şu hususa mutlak
suretle işaret edilmeli ve dikkat edilmelidir: hep sermayenin
verimliliğinden söz ediyoruz parayı yatıranın bundan nasıl rant elde
ettiğinden söz ediyoruz ama Türk ekonomisinde kamu iktisadi teşebbüslerinde
hatta genel idari yönetim kurumlarında hiç bir şekilde emeğin verimliliği
tartışılmamıştır ve belki de emeğin verimliliğinin tartışılmadığı en önemli
sektörlerden bir tanesi de denizcilik sektörüdür Türkiye’de özel sektörde
hadi bırakınız denizcilik sektörünü bir kenara bırakarak söylüyorum herkesin
çok yakından bilgi ve Türkiye’nin de mütehassısı olduğu sektör olarak
tekstil sektöründe özel kuruluşlardan bir tanesinde ortalama işçi maliyeti
600 milyon lira civarındayken, bu gün mahkeme kararları ve işçi hareketleri
sebebiyle bir türlü özelleştiremediğimiz ve çalıştıramadığımız
Sümerbank’taki ortalama işçi maliyeti 1 milyar 629 milyondur.
Dolayısıyla bu kuruluşların zarar etmemesini
temenni etmek tahayyülat-ı şairaneden öteye gitmez. Fiili durumu isabetli
tahlil ederseniz varacağınız hüküm tefsirinizden elbette ki isabetli ölçüde
farklılık gösterecektir.. Her işaret edilen hususta mutlak suretle doğruya
temas edildiği hükmüne varmak mümkün değildir. O itibarla özelleştirmenin
önündeki en büyük engellerden birisi az evvel söyledim idare mahkemelerinin
kararları; diğeri ise emek verimliliğinin tartışma alışkanlığının
olmayışıdır. Biraz evvel sayın Müsteşar da temas etti kendilerine para
verilip gidiniz bakkal dükkanı açınız şeklinde. Bu birazda vulgarize edilmek
ihtiyacından doğmuş ifade olarak değerlendirilebilir. Ama asıl işaret edilen
hususun önemi eğer dikkatten uzak tutulursa olumlu bir sonuca varma şansımız
kalmaz. Bu önemli konuya işaret etmek ihtiyacını hissettim.
Diğer önemli bir konu da Türkiye’nin
özelleştirme stratejilerinin içerisinde sanki sadece bir bedel karşılığında
özel kesime kuruluşların devredileceği şeklindeki tarih yanlışlığıdır.
Değerli dinleyenler 4046 sayılı kanunun
içersinde özelleştirmenin nasıl yapılacağına ilişkin çok açık düzenlemeler
vardır. Bu düzenleme detaylarıyla zamanınızı israf etmek istemiyorum. Ama
bilmeniz gereken gerçek şudur ki, ihale yoluyla satmak blok satışı yapmak
varlık satışı yapmak nasıl ki özelleştirmenin kapsamında öngörülen
özelleştirme prosedürleri ise onların işe yaramadığı fark edildiği anda
kapatılması da özelleştirme düzenlemesidir, bir yasal düzenlemedir. Dünyada
özelleştirmenin başarılı olduğunu söylediğimiz ülkelerin hemen hemen
hepsinde emeğin verimliliğinin olmadığı bir kuruluşun sürekli olarak imalat
maliyetini olumsuz yönde etkileyen bir istihdam politikasının uygulandığı
kuruluşlarda kapatma bir çare olmuştur. kıdem tazminatlarının verilmesi
suretiyle işletmenin ekonomik mahiyette faaliyetlerin durdurulması.
Ülkemizde bu mekanizmayı maalesef işletme şansına sahip değiliz bunlarında
ne kadar zor olduğunu en yakından tanıyanlar sizlersiniz
Biraz evvel sayın müsteşarın işaret ettiği
bir hususa alkışla cevap verildi; orada temas edilen hususun çarpıcı
karakterine hep birlikte eğer inanıyorsak, hepimiz aynı gayretin içerisinde
olmalı idik. Ama sektörde üretim faktörlerini oluşturanlardan sadece bir
kesimin haklarının çok öne çıkarılması lazımdır şeklindeki bir iddiaya
mukabil orada istihdam edilenlerin aritmetikleri kadar, orada yatırılan
sermayenin aritmetiğinin de çok önemli olduğunu ve eşit değerler
çerçevesinde birlikte mütalaa edilerek bir üretim ve hizmet sorumluluğu
içerisinde yürütüleceğini kabul edeceksek bu meseleyi başka bir platformda
çok daha yürek açıklığıyla tartışmamız gerekir.
Değerli dinleyenler özelleştirme
kapsamındaki çalışmalardan Sayın Müsteşarımızın isimlerini saydığı
kuruluşlarla ilgili detaylı bilgi vermek şu anda zannederim bu tartışmanın
kapsamı dışında tutulması gereken bir konuydu. Ama bir noktaya da işaret
etmek zorundayım ki; Denizcilik sektörümüz zaten kendi ekonomimizde kendi
milli hasılamızda çok yoğun önemi olan bir kuruluş değildir. Asıl önemli
olan tarafı denizcilik sektörünün milli gelirin içerisinde katma değer
yaratan payının yükseltilmesi, arttırılmasıdır. Bu bahsini ettiğimiz 4 Tane
kuruluşu kapatsanız ne olur kapatmasanız ne olur? Kapatabilirsiniz de. 15
senelik uygulamadaki özelleştirmeye maddi katkısının 245 milyon dolar
olduğunu söyledim, %2 buçuk seviyesinde olduğunu söyledim. Bunların
Türkiye’nin özelleştirme genel hedefleri içerisindeki aritmetik dengeler
açısından hiç bir önemi olmadığını ifade ediyorum. Bunu hatta bazılarınızın
itiraf gibi kabul etmesini de rica edebilirim. Ama asıl önemli olan
denizcilik sektörünün Türkiye’de komşu ülkeler yada rakip ülkeler
çerçevesinde karşılaştırmalar kıyaslamalar içerisindeki önemine işaret etmek
olmalıydı. Belki de bizim özelleştirme stratejilerimizin en önemli
hedeflerinden birisinin bu amaçları gerçekleştirebilmek için kamu elindeki,
Kamu mülkiyetindeki kurumların nasıl bu konuya katkıda bulunacakları ifade
edilmeliydi. Ben stratejiden bunu anlarım. Yoksa geriye dönüp de
özelleştirmenin 15 yıllık hadisatını Bir menkıbe anlayışında biraz da tezyif
etmeye yönelik bir üslupla aktarmayı stratejik tartışma saymak mümkün
değildir.
Değerli dinleyenler; Türkiye’nin
özelleştirmesinde yeni bir anlayış getiriyoruz. Bu konuda bir özelleştirme
yasa tasarısı hazırladık onu bakanlar kurulunda takdim ettim ve imzaya
açtım. Şimdi Sayın Bakanlıkların bu konudaki görüşleri, önerileri alınacak
ve Kanunlar- Kararlar Dairesi bu konuda görüşleri dikkate alarak kanuna son
şeklini vererek TBMM ne gönderilecektir.
Burada yaptığımız düzenlemeden birkaç önemli
başlığı da sizlerin dikkatine sunmayı istiyorum Özelleştirme Kanunu, 4046
sayılı kanun 1994 yılında Doğru Yol Partisiyle SHP’nin birlikte teşkil
ettiği koalisyon döneminde çıktı.
Bugün samimiyetle itiraf ediyorum ve bir
takdir ifadesiyle söylüyorum o tarihte Doğru Yol partisi çok ciddi, liberal
bir özelleştirme yasası taslağı hazırlamıştı. Keşke o kanunlaşabilseydi;
bugün karşılaştığımız zorluklardan hemen hemen hiç birisiyle yüz yüze
gelmezdik. Ancak Doğru Yol Partisi’nin ortaklaşa teşkil ettiği hükümetin
koalisyon kanadındaki SHP’nin ve özellikle orada iddialı bir milletvekilinin
hem Komisyonda hem de Genel Kurul müzakerelerinde özellikle görüş belirtmek
yerine nerdeyse dikte ettirir gibi ısrar içerisinde olmasından ötürü 4046
sayılı Kanun maalesef bugün istenen ölçekte özelleştirmeyi gerçekleştirecek
nitelikte düzenlemeler içermemektedir.
Bu kanun derpiş etmesi lazım gelen nokta
da; eğer gerçek manada özelleştirmeye yönelik olsaydı, biraz evvel Sayın
Müsteşarımızın saydığı bir takım eleştirilerin hiç birisi söz konusu
olmazdı. Çünkü bunların içersinde sizlere öyle örnekler verebilirim ki,
şaşkınlık içersinde kalmamanız imkansızdır.
Şimdi bu yeni Kanunda mekanizmayı tamamen
bir tarafa bırakıyoruz ve fevkalade hızlı bir özelleştirmeyi
gerçekleştirebilecek liberal bir Kanun hazırlıyoruz.. Özelleştirme
İdaresi’nin ömrü 3 yıldır. Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren 3
yılda kapsamında bulunan bütün kuruluşları özelleştirmek zorundadır. Bunu
beceremediği taktirde teşkilat kendiliğinden feshedilmiş olacaktır bu arada
çalışan kuruluşlar geldikleri kurumlarına geri dönecektir.
Biraz evvel Sayın Kaptanoğlu’nun da “KİT
oldu” tarzındaki eleştirisi kaçınılmaz olarak Kanun uygulamasının zorunda
kıldığı durum olarak değerlendirilmelidir ve buna mutlak surette çözüm
üretilmelidir.
Diğer bir husus da biraz evvel tartışma
gündemine getirilen konulardaki ya ihmalle ya teseyyüple izah edilen
konuların tamamını bir kenara itebilecek görev tahlilleri yapılmış ve
yetkililer son derece isabetli karar alma yetkisiyle donanmışlardır.
Bunların içerisinde kapatma en önemli kuruluşlardan birisi olarak
görülecektir.
Geçtiğimiz ay içerisinde Özelleştirme
İdaresi 5 kurumu kapatma kararı aldı. Bunlar Zirai Donatım Kurumu, Et-Balık
Kurumu, Tümosan, Taksan, Gemi Sanayi’dir. Bunların her birisini Sümerbank’ın
Sümer Holding şeklindeki şemsiyesi altında topladık; böylelikle yaptığımız
hesaplara göre sadece 2002 yılında 97 Milyon Dolar civarında tasarrufumuz
olacaktır
Dolayısıyla bizim mevcut konuda bize
tanınmış yetkileri sonuna kadar cesaretle kullanıyor ve çözüm üretmek için
elimizden gelen bütün gayreti gösteriyoruz.
Bunu bir miktar olarak ifade ettiğim
şeklinde lütfen yorumlamayın. Ama dar çerçevede dikilmiş bir elbise
içerisinde rahat etmek bir idare yetkililerini sonuna kadar kullandığında
gördüğünüz gibi 1 yılda 100 milyon dolara yakın bir tasarruf elde etmiş
olacağız.
Özelleştirmenin kısa bir hedef listesini
size takdim etmek istiyorum. Özelleştirme 2002 yılını 4 çeyrek olarak
planlandı. 1. çeyreğin içersindeki hedefimiz Petrol Ofisi’nin
özelleştirilmesiydi. 2. çeyreğin içerisindeki özelleştirme hedefimiz
Seka’nın varlık satışıyla Tüpraş hisselerinin %17 sinin pazarlanmasıdır. 3.
çeyrek içerisindeki yapacaklarımız ise daha ziyade doğal gaz dağıtım
işletmelerinin özelleştirilmesi şeklindedir. 4. çeyrek yani
Ekim-Kasım-Aralık dönemi içerisinde Tekelin özelleştirilmesiyle ilgili
stratejiyi tamamlamak ve 2003 yılı içerisinde Tekelin özelleştirilmesiyle
ilgili gerekli adımları atmaktadır.
POAŞ’ın Özelleştirilmesiyle ilgili olarak
yazılım dönemi bitti. 27 şubatla 6 mart tarihleri arasında yapılan
yazılımlarda %90 ına yakın kısmı %89,4 ü küçük tasarrufçulardan olmak üzere
yaklaşık 100 bin kişi 99.964 kişi POAŞ Hissesi almak üzere kurumlara
başvuruda bulundular. 500- 600 trilyona yakın bir rakamı ifade etmektedir
yaklaşık 16 bin lottur.
Bugün ki dolar değeri 1.375 Kabul edip de
bölersek yaklaşık olarak 400 milyon dolardır ve yahut lot değeri olarak 397
milyon dolarlık yazılım söz konusudur. Bu tamamen iç tasarruftur. Bu iç
tasarrufların bu kadar kısa sürede herhangi bir özelleştirmede yoğunlaşması,
1-Ülke ekonomisinde düzelme olduğunun
işaretidir, bunu ifade etmekten mutluluk duyuyorum.
2- Özelleştirme işlemlerinde olan güvenin
devam etmekte olmasıdır bunu da iftiharla ifade ediyorum
3- Tasarrufların artık ciddi kurumlar
üzerinde yoğunlaşma eğiliminin yaygınlaşması ve ülkemizde özelleştirmeye
doğrudan küçük tasarrufçuların yön verecek olmasıdır. Bunu da ayrıca
iftiharla ifade ediyorum.
Bunların gerçekleşebilmesi hiç bir piyasada
bugüne kadar yaptığımız geleneksel değerlendirme sonuçlarına göre yazılımın
%80 ila 85 inin mutlaka alımla sonuçlandığı şeklindedir aşağı yukarı 397 -
400 milyon dolar derseniz %80 85- 90 nın realize edildiğini düşünürseniz
350- 360 milyon dolar olan kısmı gerçekleşecektir diye bakılmaktadır. Bu da
aşağı yukarı 3 yılda içerde yapılmış olan özelleştirmeler arasında en
önemli örneklerden birisidir.
Bunun ikinci ayağı ise dün başlatılmış olan
Milano Fransa Roma Londra Paris ve New York’daki pazarlamadır. Oradan da
geri kalan kısmı için önemli bir başarı elde edeceğimize inanıyorum ve
böylelikle ilk çeyrek içerisinde tahmin ettiğimiz 400 450 milyon dolarlık
POAŞ özelleştirmesinin gerçekleştireceğimize inanıyoruz.
TÜPRAŞ ile ilgili olarak da kısaca bilgi
vermek istiyorum, onu da Nisan ayı itibariyle planladık. % 17 lik bir
kısmını özelleştirme kapsamında halka arz yoluyla satacağız. Tıpkı POAŞ da
olduğu gibi bu uygulama için hazırlıkları tamamladık. POAŞ’daki başarımızın
aynı şekilde TÜPRAŞ’taki başarımızı çok olumlu yönde etkileyeceğini ve
hızlandıracağına da inanıyoruz bunu başaracağımıza kesin inanıyoruz.
Bu taktirde TÜPRAŞ tamamen özel bir şirket
olacaktır ve böylelikle en önemli kuruluşlarımızdan birisi, halkın şirketi
haline gelecektir. Türkiye’nin özel sektör de dahil olmak üzere en önemli 2
kuruluşu da devletin elindedir; bunlardan biri TÜPRAŞ diğeri TEKELdir.
TÜPRAŞ’ı bu sene özelleştiriyoruz. Kısmet olursa yine halk arz yoluyla
önümüzdeki sene içinde de TEKEL’i özelleştireceğiz.
Bir meselenin pratikteki hatasıyla
sistematik hatasını birbirinden ayıran özeni göstermemiz gerekir.
Örnek vereyim: Ben elimde herhangi bir
şekilde şu suyu tutarken birden bire bırakırsam bardak yere düşer. Bu benim
sakarlığımın sonucudur, buna pratik hata deriz. Beceriksizliğimin sonucudur,
çünkü bunu bıraktığım anda bardak yere düşer, bu yer çekimi kanunudur. Ama
ben size kalkar dersem ki “dinleyin sayın dinleyiciler bunu havaya attığım
zaman bu gökyüzüne gider geri gelmez” , bu sistematik hatadır. Yerçekimi
kanununu reddetmek demektir. Genellikle bu tür tartışmalarda biraz
kendilerinin durumunun özel niteliklerinden, biraz kapsamda ele alınan
konunun halk tarafından çok hassas değerlendirilmesinden, biraz da siyasi
şartlardan ileri gelen bir abartma söz konusu olur. Eğer bu abartmayı akıllı
ölçüde sıyırıp işin gerçeğini göremezseniz, sistematik hatayla pratik hatayı
karıştırırsınız ve en tehlikeli tuzağa düşersiniz. Pratik hatayı sistematik
hata gibi takdim edersiniz.
Biraz evvel Seneca’nın cüppesi bembeyazdı.
İçeriye girdiği zaman doğruyu söylerdi. Ancak doğrunun daima bütün
ithamlardan ve suçlamalardan sonra söylenebileceğini ifade ettiği için,
Neron karşısına çıktı ve “Bu söylediklerinden ötürü üzgünüm, ölmeni
istiyorum, benim için damarlarını kes” dedi. Seneca’nın sözü çok
enteresandır: “Hukuk adına ne söylediğini bilmeyen bir adamın Roma’nın
başında olması, ülkenin talihsizliği; ama böyle bir adamın emirlerine hukuk
adına itaat etmek, benim talihsizliğimdir” dedi ve bildiğiniz gibi
bileklerini kesti. Son sözleri de şöyle oldu:
“Sözler, taşıdığı mana kadar, muhatabının
değerine göre de önem taşıyacaktır. Siz bu önemi eğer fark edemiyorsanız,
sizinle ilgili hükümlerin hiçbirisinin ciddiye alınması mümkün değildir.”
Özelleştirmeyi ciddiye alınız, ciddi şeyler
söyleyiniz, Türkiye’nin en ciddi konusunun tartışmasındasınız. Hepinize
saygılar sunuyorum."
Bakan Yılmaz Karakoyunlu'nun konuşmasından sonra, The Hong Kong Polytechnic Universitesinden
Prof. Kevin CULLINANE "asya Limanlarında Özel Sektör Katılımı" konulu bir
konuşma yaptı.Daha sonra Panel bölümüne geçilmek üzere kısa bir ara verildi.
Aradan sonra, Panel bölümüne geçildi. Panelin ilk konuşmacısı, Türk Kılavuz
Kaptanlar Derneği Genel Sekreteri Cahit İstikbal idi.
|
Türk Kılavuz
Kaptanlar Derneği Gen. Sekr. Cahit İstikbal |
| -"Eğer bazı düzenlemeler
mahkeme kararı ile bozuluyorsa bunun suçunu biraz da bu düzenlemeler
yapılırken işin niteliğine ve uluslararası kurallarına uygun
olmasına özen gösterilmemesinde aramalıyız"
-"Kılavuz kaptanların denizcilik
sektöründeki yeri de deniz taşımacılığının güvenli olma gereksiniminden ortaya
çıkmıştır."
-"Yeterlilikler Hakkındaki Yönetmelikte
yapılan yeni değişiklikler, sistemi bozmaya yönelik radikal değişiklerdir.
Bu kadar sık değişiklikler yapılması sonucunda sistem de istikrar
kazanmakta güçlük çekmektedir"
"Kılavuzluğun limanlarla birlikte
aynı paket içerisinde özelleştirilmesini özellikle yanlış
buluyoruz"
"Kılavuz kaptanların deniz
güvenliğinin sağlanmasındaki rollerini yerine getirmeleri için çatışan
çıkarlar arasında bağımsız kalabilmeleri gerektiğine inanıyoruz. Liman
içerisinde diğer hizmetleri de veren aynı
şirketlerin kılavuzluk hizmetlerini de vermesi halinde bu tarafsızlığın
yeterince yerine getirilmediğini düşünüyoruz."
-"Özelleştirme
vatanın mallarının pazarlanması değildir. Böyle görülmemelidir.
Özelleştirme daha etkin daha kaliteli hizmete ulaşarak kaynakların daha
verimli kullanılması amacını taşır." |

-"Danışan, tartışan, dünya uygulamalarını dikkate alan,
yap boz değil istikrar için bir defada en iyisini yapmaya çalışan bir
denizcilik yönetimi hem özelleştirmelerin başarıya ulaşabilmesi, hem de
sistemin istikrar kazanması için esas koşuldur ." |
Cahit İstikbal, bilgisayar destekli
sunum eşliğinde yaptığı konuşmasında, kılavuzluk hizmetlerinin niteliği ve
önemine genel olarak değindikten sonra, sorunlarla ilgili belirlemelerini ve
çözüm önerilerini sundu. İstikbal, şöyle dedi:
"Türkiye’deki
denizcilik sektöründe özelleştirmeyi kılavuzluk hizmetleri açısından
anlatmaya ve bu konudaki dernek olarak görüşlerimizi aktarmaya çalışacağım.
Başlamadan önce denizcilikle ilgili 2 belirleyici faktörden söz etmek
istiyorum. Bunlardan birincisi Denizciliğin uluslararası niteliği olan bir
sektör olması, kuralları, yapısı, ilişkileri ile uluslararası niteliği ve
uluslararası olmak zorunluluğu olması; ikincisi ise deniz ulaştırması
amacıyla kullanılan araçların aynı anda çok büyük miktarlarda
tehlikeli yükleri taşıyabilmesidir dolayısıyla güvenli olma zorunluluğudur.
Bu yükler ekonomik olarak da büyük değerler taşırlar. Dolayısıyla bunların
kaybı halinde hem çevrenin zarara uğraması hem de ekonomik açıdan büyük
zararlar meydana getirmesi nedeniyle deniz taşımacılığının en önemli
yönlerinden birisinin güvenli olmak zorunda oluşudur diyebiliriz."
Daha önceki
konuşmacıların özelleştirmeyle ilgili kararların mahkemelerden döndüğüne
değindiklerini, bunun çeşitli nedenleri olabileceğini ancak kendi kanaatine
göre bunun en önemli nedeninin bu özelleştirmelerin yapılması esnasında
uyulması gereken genel kabul görmüş, uluslararası kurallara ve sektörün
niteliklerine uyulmaması olduğunu belirten Kapt. İstikbal, sözlerini şöyle
sürdürdü:
"Kılavuz kaptanların
denizcilik sektöründeki yeri de deniz taşımacılığının güvenli olma gereksiniminden ortaya
çıkmıştır. Kılavuzluk tanımı yapılması gerekirse dar su yollarında özel deniz
alanlarında ve limanlara yaklaşma ve ayrılmalarında seyir güvenliğinin
sağlanması gereksiniminden ortaya çıkmış olan ve denizcilik tarihine kadar eskiye dayanan bir
meslektir. Eskiye dayanıyor dedim; o kadar eskiye ki, mitolojiye göre ilk kılavuzluk
da İstanbul Boğazı'nda yapılmıştır. Mitolojiye göre efsanevi seyahatini yapmakta olan Jason, gemisi
Argo'yla efsanevi 'altın post'u aramak üzere Gürcistan’a giderken, İstanbul Boğazından geçişinde
ona deniz tanrısı Poseidon yol
göstermiştir. Yazılı tarihte ise ilk olarak Hammurabi
kanunları kılavuzluktan bahsedilir."
 |
|
Derneğimiz Genel Sekreteri, paneldeki konuşmasını
yaparken. |
Kapt. Cahit İstikbal, boğazdan
geçmekte olan bir geminin kılavuz kaptan gözüyle nasıl
göründüğünü fikir vermesi amacıyla projeksiyon sunumunda Kandilli'ye
yaklaşan bir süpertankerin köprüüstünden çekilmiş fotoğrafları dinleyicilere
gösterdikten sonra, kılavuzluk ile ilgili ulusal ve uluslararası hukuksal
düzenlemelerden bahsederek şunları söyledi:
"Kılavuzlukla ilgili hukuksal
düzenlemeleri ulusal
ve uluslararası olarak 2’ye ayırmak mümkündür.Ulusal düzenlemeler; Kılavuz
Kaptan Yeterlikleri hakkında Yönetmelik ki 27 Aralık 2001 de değişikliğe
uğramıştır; ikincisi Kılavuzluk ve Römorkörcülük Teşkilatları Hakkında
Yönetmeliktir ki buda 15 Ocak 2002 yenilenmiştir. Öte yandan
kılavuzlukla ilgili Danıştay kararları ve
Rekabet Kurumu
kararları da yine ulusal hukuki düzenlemeler arasındadır.Burada
Yönetmeliklerin daha çok yeni değiştirilmiş oldukları dikkatinizi çekmiştir.
Daha önceki Yönetmelikler eski yahut eksik idiler de mi yenilendiler
derseniz ona da evet demek mümkün değildir çünkü hem sistem iyi işlemekteydi
hem de 1998 yılında çıkarılmış yeni Yönetmeliklerdi bunlar. Maalesef
bunlar değiştirildi, özellikle Yeterlilikler Hakkındaki Yönetmelikler sistemi bozmaya yönelik radikal değişikler getirilmiştir.
Bu kadar sık değişiklikler yapılması sonucunda sisteminde istikrar
kazanmakta güçlük çektiğini söyleyebiliriz "
Kılavuzlukla
ilgili Uluslararası düzenlemeler olarak A.485 (XII) sayılı Uluslararası
Denizcilik Örgütü (IMO) Karar'ını, Dünya Kılavuz Kaptanlar Birliği (IMPA)
Kararlarını ve Avrupa Kılavuz Kaptanlar Birliği (EMPA) Tavsiye
kararlarını sıralayan Türk Kılavuz Kaptanlar Derneği Genel Sekreteri,
daha sonra Türkiye'deki kılavuzluk hizmeti veren kuruluşlar hakkında bilgi
sundu. Bu kuruluşları Kamu Kuruluşları ve Özel Teşkilatlar olarak ikiye
ayırarak şunları söyledi:
"Kamu şirketi yapısındaki teşkilatlar
arasında bunlar TDİ, TCDD, BOTAŞ, ERDEMİR, SEKA işletmeleri
gibi kuruluşları sayabiliriz. Bunların arasında Türkiye Denizcilik İşletmeleri gibi
gerçekten köklü bir denizcilik geçmişine sahip olan kuruluşu hariç
tutarsak demir yollarından boru hattı işletmelerinden ve hatta taş kömür
işletmelerine kadar kuruluşların kılavuzluk hizmetleri verdiklerini
görüyoruz. Özel şirket yapısındaki teşkilatlar ise Dekaş, Gemport, Uzmar, Arpaş,
Gisaş, ve diğer özelleştirilmiş limanlarda verilen hizmetleri sayabiliriz. Belki atladıklarımda olabilir.
Biz, kılavuzluğun limanlarla birlikte aynı paket içerisinde özelleştirilmesini özellikle
yanlış buluyoruz. Çünkü kılavuz kaptanların deniz güvenliğinin
sağlanmasındaki rollerini yerine getirmeleri için çatışan çıkarlar arasında
bağımsız kalabilmeleri gerektiğine inanıyoruz. Liman içerisinde diğer
hizmetleri de veren aynı
şirketlerin kılavuzluk hizmetlerini de vermesi halinde bu tarafsızlığın yeterince
yerine getirilmediğini düşünüyoruz Dünyadaki uygulamalarda bu şekildedir."
Daha
sonra Kamu Sektöründen ve Özel Sektörden kılavuzluk kuruluşlarından örnekler
veren Kapt. İstikbal, Kamudan Türkiye Denizcilik İşletmeleri'ni, Özel
Sektörden ise Deniz Kılavuzluk Anonim Şirketi'ni tanıttı ve şöyle dedi:
"
Türkiye Denizcilik İşletmeleri A.Ş Türkiye'mizin en köklü
denizcilik kuruluşlarındandır ve bir okul niteliğindedir; pek çok bağlı
kuruluşu yan ayrıldı yada özelleştirildi ve kendiside hala özelleştirilme
kapsamındadır. Türk Boğazlarında kılavuzluk hizmetleri de bu kuruluşumuz
tarafından veriliyor.Ancak tabii özelleştirilme kapsamındadır bu
özelleştirilmenin ne zaman yapılacağı veya yapılıp yapılmayacağı
belirsizdir. Ayrıca Sayın TDİ Genel Müdürü benden bir notu sizlere iletmemi istedi, Sayın
Müsteşarım Kuşadası limanında römorkörlerle ilgili sorunlar yaşandığından
bahsetmişti. Kendisi bu sorunun çözüldüğünü ve römorkörlerin yenilendiği bilgisini bana iletti
ben de buradan sizlere ulaştırıyorum. Sizlere Özel Sektörden örnek vereceğim
kılavuzluk teşkilatı olan Deniz Kılavuzluk AŞ. 1996 yılında kuruldu,
İzmit Körfezinde hizmet veriyor. 128 Kılavuz Kaptanın kooperatif
yapısında bir araya gelmesi ile kurulmuştur. Bu şirket bu yönüyle Avrupa da ve
Amerika'daki kılavuzluk teşkilat yapısına uygun olup Türkiye'nin ilk ve tek Dünyanın
sayılı ISO 9002 kalite belgeli kılavuzluk teşkilatıdır. Meslek
kuruluşu olarak ise Türk Kılavuzluk Kaptanlar Derneği kılavuzlukta
meslek kuruluşu olarak hizmet vermektedir. Türk Kılavuz Kaptanlar Derneği
1968 yılında kurulmuş olup IMPA ve EMPA gibi
uluslararası meslek kuruluşlarında aktif üyedir. Bakanlar Kurulu kararı ile
"Türk"
adını taşıması kararlaştırılmıştır. Ayrıca Dünya Kılavuz Kaptanlar Birliği'nin 2
yılda bir yaptığı kongresini de 2004 yılında İstanbul’da gerçekleştirilecek."
Kapt.
Cahit İstikbal daha sonra Kılavuzluk Hizmetlerinin meslek yapısı itibariyle
Dünya'da ve Türkiye'de nasıl görüldüğüne değindi.Dünyada kılavuzluk hizmetlerinde
iki temel ilke olduğunu belirten Kapt. İstikbal, bunlardan
birincisinin kılavuzluk hizmetlerinin dünyada rekabete
açık hizmetler olmayıp, rekabete kapalı hizmetler olduğunu yani bir bölgede bir kılavuzluk teşkilatının hizmet vermesine
olanak tanındığını, ikinci ilke olarak da dünyada kılavuzluk hizmetlerinin deniz güvenliği hizmeti olarak
görüldüğünü ve devletin mutlak denetiminde olması gereken
hizmetler olarak görüldüğünü belirtti. Kılavuz kaptanın iki temel
görevinden birisinin seyir güvenliğini sağlamak, ikincisinin ise kamu
çıkarlarının korunması olduğunu söyleyen Kapt. Cahit İstikbal, şöyle devam
etti:
"Burada
kılavuz kaptan çakışan çıkarlar denge görevini yapmaktadır.
Peki Türkiye de kılavuzluk hizmeti nasıl veriliyor. Türkiye'deki
bizim temel
sonumuz aslında organize olamamaktır. Bizim aslında her şeyimiz var;
insan gücümüz var, araç gerecimiz var, ancak biz bunları bir türlü bir araya
getirip organize edemiyoruz. Üretim aşamasına getiremiyoruz bizim temel
sıkıntımız buradan kaynaklanıyor . Bunun yansımalarını tabii ki kılavuzlukta
da görmek mümkündür."
Kapt. İstikbal, kurallarla ilgili sorunlara
da değinirken kuralların çok sık
değiştiğini, kurallar değiştirilirken dünya uygulamalarının yeterince
dikkate alınmadığını, kamu şirketi-özel şirket ayırımı yapıldığını
söyleyerek, kamu ya da özel tüm şirketlerin bu ülkenin şirketleri
olduğunu, önemli olanın devletin denetleme görevini iyi yapması ve hizmetin
iyi verildiğini denetlemesi olduğunun unutulmaması gerektiğini bildirdi.
Daha sonra, son Yönetmelik değişikliklerine
de değinen Kapt. İstikbal, şöyle dedi:
"Son çıkarılan
Kılavuzluk Yeterlilikleri Hakkındaki Yönetmelikte Değişiklikler Yönetmeliği
ve ayrıca Kılavuzluk ve Römorkörcülük Teşkilatları Hakkındaki
yenilenen Yönetmelik, maalesef, Deniz
Ticaret Odasının, Derneğimizin ve çoğu kamu kuruluşlarının aleyhte görüşlerine
rağmen çıkarılmıştır. Oysa bu
yönetmelikler kılavuzluk mesleğinin yapısına ters ticari baskıları destekleyici
öğeler içermektedir.Danışan, tartışan, dünya uygulamalarını dikkate alan, yap
boz değil istikrar için bir defada en iyisini yapmaya çalışan bir denizcilik
yönetimi hem özelleştirmeleri başarıya ulaştırması hem de sistemin istikrar
kazanması için esas koşuldur diye düşünüyoruz "
Daha sonra
Türk Boğazlarında verilmekte olan kılavuzluk hizmetlerinin özelleştirilmesi
konusuna değinen Türk Kılavuz Kaptanlar derneği Genel Sekreteri, şunları
söyledi:
"Türk
Boğazlarındaki kılavuzluk hizmetleri özelleştirilebilir mi ? Sayın
Müsteşarım değindiler, Sayın DTO Başkanı değindiler, her ikisi de birbirinin aksi
yönde şeyler söylediler. Sayın Müsteşarım Türk Boğazlarındaki kılavuzluk
hizmetlerinin Türkiye'nin hükümranlık hakkı içerisinde olduğunu ve bu şekilde kesin
kararlı olduklarını, özelleştirilemeyeceğini söyledi. Bu noktada acaba limanlardaki
kılavuzluk hizmetleri hükümranlık hakkı değil mi yada limanların güvenliği en
az boğazlar kadar önemli değil mi sorusu kafamıza takılmaktadır. Öncelikle
söylemem gerekir ki 15 şubat 2002 tarihli yeni Kılavuz ve Römorkörcülük Yönetmeliğinin 15. Maddesi gereğince Türk
Boğazlarındaki kılavuzluk
hizmetleri kamu ile yönetilir bu yetki hiçbir şekilde özel kuruluşlara
devredilmez hükmü vardır. Öncelikle
özelleştirmede neyi kastettiğimizi iyi belirlemeliyiz. Özelleştirme vatanın
mallarının pazarlanması değildir. Böyle görülmemelidir. Özelleştirme daha
etkin daha kaliteli hizmete ulaşarak kaynakların iyi kullanılması amacı
taşır. İdare boğazlarda farklı, Türkiye'nin diğer kesimlerinde farklı
kılavuzluk uygulamaları yapması düşünüyor? Türk
boğazlarında hizmetin kamu eliyle verilmesi herhangi bir yerde Türk
Boğazlarında veya başka bir yerde o hizmetin kusursuz verilmesi anlamına
gelmez. Kamunun verdiği denizcilik hizmetleriyle ilgili
son bazı gazete haberi gösteriyor ki
bu her zaman iyi yapılacak kusursuz yapılacak değildir. Üstelik bu hizmetler
kamu eliyle verilirken bir kusur görüldüğü
taktirde bizzat kamu idaresi güç durumda kalmaktadır. İdare hizmeti kendi
vermek yerine kontrol mekanizmalarını kurarak hizmeti dünyadaki çağdaş
örneklerine uygun kurulmuş teşkilatlara yaptırmalıdır diye düşünüyoruz Devletimizin
zaten tercihi özelleştirmeden yana kullanmıştır bunu tekrar tartışmanın
gereği yoktur diye düşünüyoruz. Türk Boğazlarında verilmekte olan kılavuzluk
hizmetlerinde hizmet özelleştirmesine dünyadaki teşkilat yapısına uygun bir
şekilde, kılavuzlukta
hizmet özelleştirmesine gidilmesinde bir sakınca yoktur diye düşünüyoruz.Tamamen
devletleştirilmeye ise hiç gidilmemelidir"
Daha
sonra "Neler yapılmalı" konusundaki görüşlerini açıklayan Kapt. İstikbal,
sözlerini şöyle tamamladı:
"Öncelikle
yanlış yöntemler kullanılarak doğru sonuçlara ulaşmak mümkün değildir
Tekerleği yeniden keşfetmeye harcanan zaman kayıp zamandır.Çağdaş
uygulamaları, başarı kazanmış yöntemleri aramalı bulmalı ve onlardan ders
almalıyız. Kamu yada özel bu ülkenin şirketleri bu ülkenin zenginliğidir
kamu özel ayrımı yapılması yada özel şirketlere başka gözlerle bakılmaya
çalışılması hep idarenin denetleme görevini iyi yapma konusunda kendine
güvenemediğini gösteren göstergelerdir diye düşünüyoruz. Eksiğimiz
olan şeyi yani organize olmamayı giderelim. Organize olalım çalıştıralım
denetleyelim üretelim ve hep beraber kazanalım, ülkemiz kazansın diyoruz."
Yabancı Konuşmacı
Açılış konuşmalarından sonra, The Hong Kong Polytechnic Universitesinden
Prof. Kevin CULLINANE "asya Limanlarında Özel Sektör Katılımı" konulu bir
konuşma yaptı.
Diğer Konuşmalar
Açılış konuşmalarından ve yabancı konuğun konuşmasından
sonra,kısa bir ara verildi ve sonra panel bölümüne geçildi. Panel
Yönecisi ve konuşma sırasına göre panelistler şu şekildeydi:
Oturum Başkanı
Panelistler
-
Cahit İSTİKBAL, Türk Kılavuz Kaptanlar Derneği Gen.
Sekr.
 |
| Panele Özelleştirme İdaresi adına
katılan Nur Jale Ece, konuşmasını yaparken. |
-
Cemil GÜCÜYENER, Deniz Nakliyat TAŞ Genel Müd.
-
Altan KÖSEOĞLU-MARLİM Yön Kurulu Başk.
-
Erol YÜCEL, DTO Meclis Başkanı
-
Bülent AKBAŞ, Park Denizcilik-Hopa Liman İşl. Md.
-
Nur Jale ECE, Özelleştirme İdaresi
-
Hakkı KİŞİ, Dokuz Eylül Ünivesitesi
Sorular ve Cevaplar
9 Eylül Üniversitesi Deniz İşletmeciliği Yüksek Okulu Müdürü Doç. Dr. A.
Güldem Cerit tarafından yönetilen panel sonrasında izleyenler tarafından
panelistlere sorular yöneltildi. Genel Sekreterimize şu sorular yöneltildi:
-"Sayın Müsteşar, kılavuzluk ve römorkörcülük hizmetlerinin çok iyi
verildiğini söyledi, siz ise Yönetmeliklerin değiştirildiğini söylediniz,
sizce işler iyi giderken Yönetmelikler neden değiştirildi?"
-"Bizdeki kılavuzluk tarifeleri hangi ölçüte göre yürürlüğe konmakta?"
- "Kılavuzluk hizmetlerinin ayrı olarak değerlendirilmesi ve dünyadaki
örneklerinde olduğu gibi özelleştirilmesi daha iyi bir yöntem değil midir?"
Genel Sekreterimiz, bu sorulara cevaben özetle şunları söyledi:
 |
|
Genel Sekreterimiz panel sonrası
soruları yanıtlarken |
"Kılavuzlukta işler iyi giderken Yönetmeliklerin neden değiştirildiği
konusuna ben bir İngiliz deyişiyle değinebilirim: "If it is not broken,
don't fix it" yani bozuk olmayan şeyi tamir etmeyin. Sorun yokken
Yönetmelikler elbette ki değiştirilmemeliydi. Bu konuda, Sayın Müsteşarımız
daha iyi bileceklerdir, benim aklıma bir neden gelmiyor.
Ben Sayın Altan Köseoğlu'nun söyledikleri ile ilgili bir kaç söz söylemek
istiyorum: Burada kurallar, kişilere göre oluşturulmamalı, uluslararası
camiada kılavuzluğun nasıl anlaşıldığı var, esas olarak bunlar alınmalı,
yoksa kişilerin beyanlarını esas alırsanız, Sayın Altan Köseoğlu yarın
gider, gelen kişi kendi güvenlik anlayışına göre kurallar oluşturmaya
kalkışır. Tarifelere gelince, kılavuzlukta TDİ ve TCDD tarifeleri esas
alınıyor, ücretler bunlardan fazla olamıyor, daha az duruma göre
olabiliyor."
----------------------------------------
|