|

“İstanbul Petrol ve Nükleer
Atık Boğazı”
Denizcilik Müsteşarlığı
İstanbul eski Bölge Müdürü Özcan Gürsoy: "Boğazlar ve Karadeniz elden gidiyor.
Ancak görüyoruz ki boğazımızı sıkmak için Rusya her türlü tahriki yapıyor. Ne
yapıp edip engellemeliyiz. Almanya, Polonya gibi ülkelerin çevrecilerinin
engellemelerinden çekinip atıkları karayoluyla taşıyamıyorlar. Boğazlar'da
engelleyelim ve hır çıksın istiyorlar"
AHMET DİNÇ
İstanbul Boğazı'nı hiç kuşbakışı seyrettiniz mi? 10-15 yıl önceki berrak ve
sakin muhteşem görüntüye artık hiç şahit olamayacaksınız Boğaz'da. Adeta
İstanbul'u yakıp yıkmaya gelen yüzlerce gemi Boğaz'ın girişlerinde beklerken,
demir yığını bir heyulanın, her an kıyıda bir yerlere çarpacakmış hissi vererek
Boğaz'dan geçmesine alışacağız. Görüntü değişti, galiba bu gidişle Boğazlar'ın
adını da değiştireceğiz. Mesela İstanbul ve Çanakkale Petrol ve Nükleer Atık
Hattı hiç de fena durmuyor. Bu ironi ve serzeniş karışımı cümleleri niçin
sarfettik?
Son zamanlarda Türk Boğazları'nı ilgilendiren önemli gelişmelere tanık
oluyoruz. Montrö Boğazlar Sözleşmesi'nin kabul edildiği 1930'lu yıllarda
Boğazlar'dan yılda 4-5 bin civarında gemi geçerken bugün bu rakam 50 binleri
aştı. Gemilerin tonajları da değişti ve o yıllarda Boğazlar'dan geçmesi
muhtemel gemi tonajı 5 bin ton civarında iken bugün bu rakam 100 binlerle ifade
edilen tonajlara ulaştı. Boğazlar'dan hergün adeta onlarca ateş topu gelip
geçiyor. Kazalar adeta "geliyorum" diyor ve geliyor da. Geçtiğimiz aylarda
Boğaz'ın Karadeniz ve Marmara girişlerinde çok önemli ciddi deniz kazalarını
arka arkaya yaşadık. Bu arada Rusya Federasyonu'nun Hazar Denizi'nin kuzeyinden
geçen Tengiz-Novorossisk petrol boru hattını açtığını açıklaması Türk
kamuoyunda "Yoksa Boğazlar petrol boru hattına mı dönüyor?" gibi ciddi
endişelere ve korkulara yol açtı. Bütün bunlara tüy dikense, Rusya'nın, Batılı
ülkelerin nükleer atıklarının Boğazlar'dan geçirilerek kendi topraklarında
saklanmasını kabul etmesi oldu. Bu gelişmeler yaşanırken, kısaca VTS olarak
bilinen "Gemi Trafik Yönetim Bilgi Sistemi"nin temeli de ocak ayı içerisinde
denizcilikten sorumlu Devlet Bakanı Ramazan Mirzaoğlu tarafından atıldı ve
Boğaz güvenliği ile ilgili önemli bir projeye nihayet start verildi. Bütün bu
gelişmeleri Denizcilik Müsteşarlığı İstanbul eski Bölge Müdürlerinden Özcan
Gürsoy'la konuştuk ve değerlendirmelerini aldık.
- Önemli bir gelişmeyle başlayalım: Rusya'da DUMA, Batılı ülkelerin nükleer
atıklarını kendi topraklarında depolamayı kabul etti. 20 bin ton atık,
gemilerle Boğazlar'dan geçirilerek Rusya'ya gidecek. Bu durum Boğazlar'ı, hatta
Türkiye'yi tehdit etmez mi?
Usulüne uygun olarak depolanmışsa 1994 tarihli Basel Sözleşmesi hükümlerine ve
Montrö'ye göre fiilen engelleyemeyiz. Ancak gemileri bekletebiliriz. Böylece
Boğaz tıkanır. Çevreciler engelleyebilir. STK'lar engelleyebilir. Sonra bu
gemilere Karadeniz'deyken terörist saldırı da olabilir ki bu, Ruslar'ın kendi
korkusu. Rus muhalefeti, "Bu gemilere terör saldırısı olursa ne yaparız?"
diyor. Konu özel olarak Türkiye tarafından İMO'ya götürülmeli. Bana göre Rusya
Boğazlar'la ilgili kartlarını açmaya başladı. Önce tanker yolu, arkasından bu
nükleer atık olayı. Bir hır çıkartma peşinde. Boğazlar gündeme gelsin ve masada
ne koparırsak kâr olacak hesabı var. 10 yılda 20 bin ton atık geçecek, yılda 2
bin ton atık. Boğazlar ve Karadeniz elden gidiyor. Ancak görüyoruz ki
boğazımızı sıkmak için Rusya her türlü tahriki yapıyor. Ne yapıp edip
engellemeliyiz. Almanya, Polonya gibi ülkelerin çevrecilerinin
engellemelerinden çekinip atıkları karayoluyla taşıyamıyorlar. Boğazlar'da
engelleyelim ve hır çıksın istiyorlar.
- Boğazlar'ın hukuki rejimini belirleyen nedir?
Lozan Antlaşması'nda Boğazlar ve yakın çevresinde Türk devletinin egemenliğinin
önemli ölçüde sınırlandığını görüyoruz. Lozan'da Boğazlar'ın yönetimi
uluslararası bir komisyona bırakılmış, Boğazlar ve çevresinde belli bazı
bölgeler askerden arındırılmıştır. Yine 3 millik bir kıyı şeridinin kontrol ve
denetiminin uluslararası bir komisyona bırakılmasıyla da bu bölge adeta Misak-ı
Milli hudutları dışında bırakılmıştır. Bu düzen 1936'da imzalanan Montrö
Sözleşmesi'ne kadar 13 yıl sürdü. Bugün Türk Boğazları'nın hukuki statüsünü
belirleyen belge bu sözleşmedir.
- Montrö'de durum ne olmuştu?
Montrö'de savaş gemilerinin Boğaz geçişleri ayrıntılı olarak düzenlendi.
Boğazlar komisyonu kaldırılıp yetkileri Türkiye'ye devredildi. Kıyıların
askerden arındırılması prensibi kaldırıldı. Türkiye'nin güvenliği de dikkate
alınarak Boğaz geçişleri barış ve savaş durumuna göre yeniden düzenlendi.
Türkiye'nin kendisini yakın bir savaş tehdidi altında görmesi veya savaşan
taraf olması durumunda savaş gemilerinin geçişleri Türkiye'nin inisiyatifine
bırakıldı. Montrö'deki en önemli husus ise ticaret gemilerine bayrağı ve yükü
ne olursa olsun gece ve gündüz Türk Boğazları'ndan geçiş özgürlüğü sağlanması
olmuştur. Diğer bir önemli husus ise, bugün başımızı da ağrıtan, Boğaz
geçişlerinde kılavuz kaptan almanın, geçen gemi kaptanının isteğine bırakılmış
olması.
-Türkiye kılavuz kaptan alınmasını mecburi hale getiremez mi?
Hayır. Montrö Sözleşmesi'nde bu husus açıkça belirtilmiştir ve kılavuz kaptan
almak ihtiyaridir. Boğaz'da meydana gelen kazalar incelendiğinde, kazalara
karışan gemilerin yüzde 85 oranında kılavuz kaptansız olduklarını görüyoruz.
Boğaz'dan 1999 yılında geçen 48 bine yakın gemiden 19 bin civarında gemi
kılavuz kaptan almıştır. Bu yüzde 40'lar civarındadır. Ancak boyu 200 m.nin
üzerinde olan büyük gemi statüsündeki gemilerde bu oran daha yüksektir ve yüzde
87 civarındadır.
-Geçen gemi sayısı ile kazalar arasındaki orantı nasıl?
Pek iç açıcı değil. 1999 yılı rakamlarına göre Boğaz'dan 48 bin civarında gemi
geçiş yapmıştır. Bugünlerde daha da artmıştır. Günde 8-10 civarında süper
tanker geçmektedir. Yılda geçen gemilerden 5 bin 500 civarında olanı, ham
petrol, LPG ve kimyevi tehlikeli yük taşıyan tankerlerdir. Son 50 yılda
Boğazlar'da 500'den fazla ciddi kaza meydana gelmiş, bu kazalarda 150'den fazla
insan hayatını kaybetmiştir. Son aylarda arka arkaya ve tamamen insan ve seyir
hatalarından kaynaklanan 4 ciddi kaza olmuş ve Boğaz'daki batıklara yeni
batıklar eklenmiştir.
-Bu batıkların durumu ne olacak?
Boğaz sularında 25 civarında batık gemi var. Ancak bunların çıkarılması çok
pahalıdır. 1 milyon dolar civarında. Ancak çoğu zaman karşıda bir sigorta
şirketi de bulunamayınca bu batıkları çıkarmak mümkün olmamaktadır. Boğaz'da
birçok ekolojik felaketler de yaşanmıştır. 1991'de Madonna Lılly ve Rubinion-18
adlı iki Lübnan bandralı gemi çarpışmış ve bugün Rubinion-18, içerisindeki 21
bin koyunla birlikte Boğaz'ın dibinde yatmaktadır. Özellikle tanker kazaları
çok hazin çevre felaketlerine yol açmıştır.
-Türkiye güvenli geçişle ilgili olarak ne yapıyor? Boğazlar Tüzüğü'nü bu
kapsamda değerlendirir misiniz? Sanırım bu tüzüğün hazırlık komisyonlarında siz
de bir süre bulundunuz.
Yeni kurallar ve önlemler getiriyoruz. Montrö bize Boğazlar'dan güvenli geçişi
sağlama sorumluluğunu da vermiştir. Önlemlerin en önemlisi ise 1994'te
yürürlüğe giren Boğazlar Tüzüğü'dür. Bu tüzükten sonra kaza miktarlarında
önemli azalmalar olmuştur. Örnek vermek gerekirse 1990'da 43, 1991'de 49,
1992'de 39, 1993'te 25 çarpışmalı kaza olmuş, tüzüğün yürürlüğe girdiği 1994
yılından günümüze kadar 6-7 yıl içerisinde ise bu sayı toplam 10 civarında
olmuştur.
-Tüzükle getirilen nedir?
Tüzükle getirilen en önemli düzenleme, karayollarındaki gidiş-geliş şeritlerine
benzer şekilde, Boğazlar'da deniz trafik ayırım şeritlerinin tesisi olmuş ve
gemilerin bu şeritler içerisinde seyir yapmaları mecburi kılınmıştır. Ayrıca
İstanbul ve Çanakkale boğazlarında seyir ve deniz trafiğini düzenlemek ve
kontrol etmek maksadıyla Deniz Trafik Merkez ve İstasyonları oluşturulmuştur.
Bu istasyonların bazılarında bulunan radarlarla deniz trafiği kontrol
edilmektedir. Ayrıca seyrüsefer planlamaları için bir de rapor sistemi tesis
edilmiştir.
-Rusya neden bu tüzüğe itiraz ediyor?
Şunu özellikle belirtmek gerekir ki, Türkiye'nin Boğazlar'da birtakım seyir
düzenlemelerine gitmesinin Bakü-Ceyhan projesiyle hiçbir bağlantısı yoktur.
Güya Türkiye Bakü-Ceyhan Boru Hattı'nın desteklenip hayatiyete geçirilmesi için
Boğazlar'da tanker trafiğini engelliyor ve geçişlerde zorluklar çıkarıyormuş.
Özellikle Rusya ile bazı petrol şirketlerinin ve tanker işletmecilerinin
iddiası bu. Hayır, bu doğru değil. Daha Bakü-Ceyhan meselesi ortada yokken
1970'lerden beri Türkiye Boğazlar'daki tanker trafiğine dikkat çekmiştir. Öyle
görünüyor ki; Rusya'nın Boğazlar'ı, Montrö'nün serbest geçiş ilkesini de
kullanarak bir boru hattına dönüştürme gayretleri var. Novorossisk hattı
faaliyete geçince Boğazlar'dan yılda taşınan 50-60 bin ton petrol 2-3 misline
çıkacaktır.
-Peki biz şimdi bu durumda ne yapabiliriz?
Bir defa geçişleri engelleyemeyiz. Ancak boyu 200 m.nin üzerindeki tehlikeli
yük taşıyan tankerler tüzükteki önlemler gereği Boğaz girişinde beklemeye
alınır, bu da tabii ki trafiği yavaşlatır, beklemeleri artırır, bu doğal olarak
böyle olacaktır. Bu sayı arttıkça beklemeler de çoğalacaktır. Bu da büyük
ekonomik kayıptır petrol şirketleri için. Bu durumda petrol işletmeleri gemi
boylarını kısaltıp enli gemilere yönelebilirler. Tüzükte bu hususta da bir
düzenleme yapılmalıdır, galiba yapılacak da. Büyük gemi yalnız geminin boyu ile
değil eniyle de tarif edilecektir.
-Uluslararası camia bu durumda Türkiye'yi, trafiği neden yavaşlatıyorsunuz
diye zorlamaz mı?
Hayır. Önemli de değil. Çünkü Montrö'ye göre Türkiye'nin Boğaz'da trafiğin
güvenli olması için yükümlülükleri var, ancak trafiğin hızlı ve çabuk olması
ile ilgili bir görevi yoktur.
-Türkiye bu önlemler kapsamında bu yıl başlarında VTS projesinin temelini
attı. Bu proje nedir ve şimdiye kadar neden geciktirilmiştir?
Bu projenin Cumhuriyet döneminde seyir güvenliğine yönelik olarak Boğazlar'a
yapılan yatırımların en önemlisi olduğunu söyleyebiliriz. Boğazlar'da fener ve
sinyalizasyon sistemi 1890'lı yıllardan kalma. Bu proje ile ilgili olarak
herşeyden önce denizcilikten sorumlu Bakan Sayın Ramazan Mirzaoğlu'nu kutlamak
gerekir. Sayın Bakan bu projenin faaliyete geçirilmesi için çok uğraşmıştır.
Önceki dönemlerde projenin maliyeti epeyce şişirilmişti ve 200 milyon dolar
civarında hesaplanıyordu. Bu hususta önceki bakan Sayın Burhan Kara' nın gazete
beyanatları vardır. Ancak bu proje şimdi 25 milyon civarında bir maliyetle
gerçekleşiyor.
-Aradaki fark çok büyük.
Evet. İnsanın, iyi ki proje birtakım mevzuatlar gereği gecikti de çok daha
ucuza bu iş daha sonra halledildi diyesi geliyor. Milyarlarca dolar paranın
birkaç günde hortumlanıp kaybolduğu bir Türkiye ortamında önceki hesaplamalara
göre sekizde bir gibi bir maliyetle bu projenin gerçekleştiriliyor olması
gerçekten takdire şayan bir husustur.
-Bu sistemden sonra artık kazalar tarih oluyor diyebilir miyiz?
Hayır. Sistemle Boğazlar Tüzüğü daha etkin olarak uygulanacak, mevcut trafik
ayırım şeritleri içerisinde daha düzenli bir trafik olacak, bu da beraberinde
bir seyir güvenliği getirecektir. Gemi hareketleri devamlı izlenecek ve kaza
ihtimaline karşı gemiler belki anında ikaz edilebilecektir. Ancak Boğazlar'ın
adeta bir nehri andıran fiziki yapısı, mevcut trafik yoğunluğu, akıntı, rüzgar
gibi harici etkenler göz önüne alındığında, kaza riski de her zaman için bir
tehdit unsuru olarak devam edecektir. Sistemin sağlayacağı en önemli fayda gemi
hareketlerinin elektronik ve bilgisayar ortamında izlenip kayıt altına alınması
ve toplanan gemi trafiği ve deniz ortamı bilgilerinin ilgili ulusal ve
uluslararası kurum ve kuruluşların istifadesine sunulabilme imkanı olacaktır.
-Sistemde mevcut radarlar nerelere konacak?
Sistemde 8'i İstanbul, 5'i de Çanakkale Boğazı'nda olmak üzere 13 adet insansız
radarlı trafik gözetleme istasyonu olacak ve bunlar İstanbul'da İstinye,
Çanakkale'de de Aktaş mevkiine kurulacak olan trafik kontrol merkezlerinden
yönetilecektir.
-Bir "denizcilik bakanlığı"mızın bulunmamasını nasıl değerlendiriyorsunuz?
Birkaç hafta önce Sayın Bakan'la bu hususta bir görüşmem oldu. Bakan Sayın
Mirzaoğlu, bu hususla ilgili çalışmaların son aşamaya geldiğini belirtti.
İnşaallah gerçekleşir.
(Bu yazı, 16 Haziran 2001 Tarihli ve 341 Sayılı "AKSİYON" dergisinden
alıntıdır.) |