"Türkiye 1994'den başlamak üzere Boğazlardan
gemilerin geçmesine muhtelif sınırlamalar koymaktadır. Ve Rusya, bu yüzden
yaklaşık yarım milyar dolar tutarında zarara uğradı. Ankara, Batıya
petrol nakli işini "özelleştirme" imkanına imrenerek, boğazlardan
petrol naklini tümüyle kapatabilir. "
MOSKOVA,
13/07(BYE) --- Tirajı haftada 125 bin olan liberal eğilimli "Vek"
gazetesinin 13.7.2001 tarihli sayısında, yukarıdaki başlık altında ve
Yuri Tisovski imzasıyla yayımlanan yazının özet çevirisi şöyledir:
Türkiye
Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer, "Türkiye, boğazların petrol
boruhattına dönüşmesine izin vermeyecek" dedi. Bu "niyet beyanını"
geçenlerde "Üç Denizin Tarihi" adlı uluslararası konferansta
dile getiren Sezer, dünya kamuoyuna hitaben, Ankara'nın petrol tankerlerinin
Boğazlara girişini yasaklama isteğini anlayışla karşılamasını dilemiştir.
Konferansın çalışmalarının son gününde "Greenpeace"
uluslararası çevre koruma örgütü üyeleri, konferansın yapıldığı
Conrad oteli önünde protesto gösterisi düzenlediler. Türk çevrecileri ise
300 kadar bot ve sandala binerek, Boğazlardan yılda 60 milyon ton petrol ve
22-23 milyon ton türevlerinin naklinin durdurulmasını talep etmişlerdir.
Konu
önyargısız ele alınırsa, birkaç bakımdan bu taleplerin haklı olduğunu
itiraf etmek gerekecek. İstanbul Boğazı'nın dar olduğu herkesçe
bilinmektedir. Bu nedenle orada sürekli kazalar meydana geliyor. Boğazlarda
trafik o kadar yoğun ki, oradaki ekipmanlarla bile zor kontrol edilebiliyor.
İstanbul'un 12 milyon nüfuslu bir şehir olduğu gözönüne alınırsa, boğaz
kıyılarında meydana gelecek felaket, can kaybı açısından çok pahalıya
mal olabilir. Fakat bu türde bir tehlike, seyrüseferin güvenliği için
gerekli miktarda yatırım yapmaktan kaçınan Türk makamlarının ihmalinden
kaynaklanıyor. Türkiye Hükümetinin aklında, çevrenin temizliği için özen
göstermenin yanı sıra ilk önce birtakım jeo-ekonomik hedeflerin bulunduğu
bellidir. Ankara, tankerlerin Boğazlardan geçmesini yasaklamakla, bir taşla
birkaç kuş vurmayı amaçlıyor: Örneğin, bunun sonucunda Rusya ve
Kazakistan hammaddelerini dış piyasalara ulaştırma imkanından yoksun kalıyor.
Çünkü Bakü-Novorossiysk ve Tengiz-Novorossiysk petrol boruhatları ancak
terminallere kadar uzanıyor, oradan tankerlere yüklenerek Boğazlar üzerinden
taşınıyor. Alternatif nakil yolu olarak bir tek, şimdilik hazır olmayan
Bakü-Tiflis-Ceyhan güzergahı kalıyor. Uzunluğu 1.730 km olacak boruhattının
maliyeti çok yüksek (2.4-2.6 milyar dolar). Bu demektir ki, petrolün transit
naklinden kaynaklanan tüm gelirler Türkiye'nin olacaktır. Geniş boruhattı
şebekesine sahip olan Rusya ise zor duruma düşecektir. Türkiye ve onun
okyanus ötesi hamileri, Bakü-Tiflis -Ceyhan boruhattının döşenmesini hızlandırmaya
çalışıyorlar. Üç yıl sonra bu proje gerçekleşmiş olabilir. Nitekim geçen
hafta Exxon Mobil şirketi Azerbaycan'ın Apşeron yatağında büyük petrol
ve doğalgaz bulamadığını ilan etti. Daha önce İtalyan Agip ve Fransız
Total-Fina-Elf şirketleri de aynı başarısızlığa uğramışlardı. Bütün
bunlar Bakü-Tiflis-Ceyhan boruhattının döşenmesi düşüncesine ciddi
darbe indiriyor. Buna rağmen büyük paraların yatırıldığı Novorossiysk
terminali için tehlike büyüktür.
Acaba
Moskova'nın hangi alternatifleri var? "Vek" yaklaşık bir yıl önce
Bulgaristan'ın Karadeniz'deki Burgaz ile Yunanistan'ın Ege denizindeki Dedeağaç
limanları arasında petrol boruhattının döşenmesi gereğini yazmıştı.
Uzunluğu 300 küsur kilometredir. Edindiğimiz bilgilere göre geçtiğimiz
nisan ayında bu projeye "start" verilmiş ve somut hazırlık işlerine
başlanmıştır. Söz konusu projeye ivme kazandıran iki husus şöyledir:
Birincisi, Türk tarafının tankerlerin boğazlardan geçmesine son verileceği
yolundaki saldırgan nitelikteki beyanatları. İkincisi, Kazak petrolünü
Tengiz'den Novorossisk limanına taşıyacak boruhattının inşaatının yakında
sona ereceğidir. Bu boruhattı tam kapasiteyle işletilmeye başlayınca yılda
67 milyon ton petrol nakledecektir. Şu hususu da hatırlatalım ki, 2000 yılında
Boğazlardan yaklaşık 59 milyon ton petrol taşındı. Bu miktardan 37 milyon
tonu Novorossisk limanına düşüyor.
Burgaz-Dedeağaç
boruhattının inşaatı konusunda Rus, Yunan ve Bulgar tarafları daha geçen
kasımda anlaşmaya vardılar. Bunun sonucunda kurulan Trans-Balkan Petrol Şirketi
Batıdan krediler alarak projenin hazırlanması için Alman firmalarından
birini görevlendirdi. Projenin maliyetinin bir milyar doların altında olması
bekleniyor. Boruhattının kapasitesi belli şartlarda yılda 20 milyon tonu aşabilecektir.
İnşaatın ne zaman biteceği belirtilmedi. Adriyatik denizine çıkması öngörülen
boruhatlarıyla ilgili bazı projeler var. Fakat Balkanlar'daki durumun
istikrarsız olması sebebiyle bunlar şimdilik ciddi olarak ele alınmıyor.
Yazının
sonunda şunu da kaydedelim ki: Türkiye 1994'den başlamak üzere Boğazlardan
gemilerin geçmesine muhtelif sınırlamalar koymaktadır. Ve Rusya, bu yüzden
yaklaşık yarım milyar dolar tutarında zarara uğradı. Ankara, Batıya
petrol nakli işini "özelleştirme" imkanına imrenerek, boğazlardan
petrol naklini tümüyle kapatabilir. Ve bu adımıyla 1936 tarihli Montreux
Antlaşmasını açıkça çiğnemiş olacak. Bir çok ülke ve bu arada Batının
etkili bazı güçleri, buna karşı çıkıyorlar. Sezer'in dünya kamuoyuna
hitap etmesi işte bundan kaynaklanıyor.
(Kaynak:
Başbakanlık Basın, Yayın ve Enformasyon Genel Müdürlüğü)