|
ULUSLARARASI DENİZCİLİK
ÖRGÜTÜ (IMO) EN ÖNEMLİ ORGANI OLAN DENİZ GÜVENLİĞİ KOMİTESİ'NİN
(MSC) 74. DÖNEM TOPLANTILARI BAŞLIYOR.
Uluslararası
Denizcilik Örgütü'nün (IMO) bünyesinde görev yapan teknik çalışma
organlarından en önemlisi olan Deniz Güvenliği Komitesi'nin (Maritime
Safety Committee: MSC) 74. Dönem toplantıları 30 Mayıs-8 Haziran 2001
Tarihleri arasında Londra'daki IMO Genel Merkezi'nde yapılacak.
Yoğun
bir gündemle toplanacak olan Deniz Güvenliği Komitesi'nin 24 Gündem
maddesi
 |
|
IMO'nun Thames Nehri kıyısındaki
Genel Merkezi. |
bulunuyor. Bu gündem maddeleri ile ilgili olarak IMO'ya bünyesindeki
diğer organlarından, çeşitli danışman kuruluş ve meslek örgütlerinden
ve üye devletlerden sunulan 124 adet doküman (kağıt) üzerinde çalışılacak.
Çalışmalar esnasında teknik düzeyde belirli konuların ele alınıp
sonuçlandırılacağı 3 adet çalışma grubu (Working Group) ve bir
adet de Taslak Hazırlama Grubu (Drafting Group) kurulacak.
Çalışma
grupları, MSC'nin 29 Mayıs günü ilk oturumunda ayrılarak toplantılarına
başlayacaklar. Oluşturulması beklenen çalışma gruplarının konuları
şunlar :
-
Çalışma
Grubu I (WG I)- Büyük Yolcu Gemilerinin Güvenliği. Bu çalışma
grubu, 9 adet kağıt üzerinde çalışacak. Büyük yolcu
gemilerinde yangına karşı yapılacak eğitim, gelecekte inşa
edilecek yolcu gemilerinin güvenliği gibi konularda daha önceki MSC
toplantılarında yapılmış olan çalışmalara devam edilecek.
-
Çalışma
Grubu II (WG II)- Dökme Yük Gemilerinin Güvenliği: 294 Metre
uzunluğundaki dev İngiliz dökme yük gemisi Derbyshire'ın
Kanada'dan yüklediği dökme demir yükü ile Japonya'ya gitmekte
iken tayfuna yakalanarak 9 Eylül 1980 tarihinde Japonya açıklarında
batmasından sonra dökme yük gemilerinin yapısal güvenliği gündeme
gelmişti. Batan Derbyshire'ın ikisi gemiadamlarının eşleri olan
44 kişilik mürettebatından kurtulan olmamıştı. Aslında bu
kazadan sonra resmi araştırma raporunun hazırlanması yıllar almıştı
ve 1987 yılında hazırlanan ilk raporda geminin "Tayfunun çok
kuvvetli olması nedeniyle doğa
 |
|
Derbyshire |
gücüyle
yaptığı mücadeleyi kaybetmesi sonucu" battığı belirtilmişti.
Ancak daha sonra kazada kaybolan denizcilerin yakınlarının olayı
takip etmesi ve bu raporu kabul etmemeleri sonucunda soruşturma
yeniden açıldı. Öncelikle Ulaştırma Çalışanları
Federasyonu'nun (ITF) maddi desteği ile geminin okyanus dibindeki
enkazının yeri belirlendi. ITF'nin bu konudaki bir hedefi de, çok
sayıda denizcinin yaşamını kaybettiği gemi batması olaylarının
nedeninin artık "Doğal güçler" olarak ortaya konulmaması
gerektiğinin kanıtlanması idi. ITF'in desteklediği çalışmalar
neticesinde Haziran 1994'te insansız denizaltı aygıtı Magellan,
4100 metre derinlikte 44 kişiye mezar olan Derbyshire'ın enkazını
buldu. Geminin kırılma sonucunda battığı enkazın incelenmesinden
anlaşılmış, daha doğrusu, tahminler doğrulanmıştı. Bunun üzerine
resmi soruşturma 1996'da yeniden açıldı. Çünkü Derbyshire'da
"yapım hatası" vardı ve il resmi soruşturma raporu böylece
yine "resmen" geçerliliğini kaybetti.. Ancak, bu konudaki
tartışmalar tam olarak henüz sonuçlanmadı. Çünkü yapım hatası
ile birlikte, gemide kullanımdan kaynaklanan "insan hatası"nın
da olduğu belirlendi. 2 No.lu ambar kapağından ambara su girmesi
sonucu geminin baş tarafının ağırlaşması sonucu kırılmanın
gerçekleştiği en kuvvetli tahmin. Bu çalışmalar IMO'ya da yansıdı
ve IMO, dökme yük gemilerinin güvenliği konusunda çalışmalar yürütüyor.
Bu çalışmalar çerçevesinde İngiltere de Derbyshire kazası
sonrasında elde ettiği bulgu ve bilgileri, IMO ile paylaşıyor.
-
Çalışma
Grubu III (WG III)- İnsan Unsurunu Rolü ve Resmi Güvenlik Değerlendirmesi
(Formal Safety Assesment): İnsan unsuru konusunda oluşturulmuş olan
"Yorgunluk" konulu haberleşme grubu'nun raporuna son şekli
bu çalışma grubunda verilecek. Güvenlik kültürü ve
"tehlikeye yakın durum" ların rapor edilmesi konuları
yine bu çalışma grubunda görüşülecek.
Taslak
Hazırlama Grubu ise "IMO Zorunlu unsurlarda yapılacak değişiklikler"
başlığı altında çalışmalar yapacak. Bu taslak hazırlama grubunun
çalışma konusu aslında gündemin 3. Maddesini oluşturuyor ve
"Denizde Çatışmayı Önleme Tüzüğü (SOLAS) 1974" nün değiştirilen
ve ilgili kuralları üzerinde önerilen değişikliklerin Tüzük içerisinde
yer alacak son şekliyle kaleme alınması bu taslak hazırlama grubunun görevi
olacak.
MSC
74 Toplantıları sırasında ele alınacak bazı önemli konular hakkındaki
görüşlerimiz:
1-
Petrol kirliliği riski olduğu durumlarda Sahil Devletleri tarafından
zor durumdaki gemiler için sığınma limanları sağlanması konusu
İspanya
tarafından verilen MSC 74/2/4 No.lu kağıt:
Bu kağıtta sığınma limanları oluşturulması konusunda ihtiyatlı
bir yol izleniyor. Sahil devletlerinin sığınma talebinde bulunan
geminin öncelikle mürettebatının kurtarılmasını sağlamaları, ve
kendi olanakları elverdiği ölçüde sahilden, nüfusun yoğun olduğu bölgelerden
ve turistik sahilerden uzakta, bu gemilerin ve yükünün emniyete alınabileceği
“sığınma bölgeleri” oluşturmaları öneriliyor. Türkiye, MSC 73 toplantıları
sırasında bu konuda görüş bildirirken, “sığınma limanları oluşturulması”
konusunun her ülkenin kendi egemenlik hakkı sınırları içinde olduğunu
bildirmiş ve bu konuda karar alınmasına sıcak bakmamıştı.
Uluslararası
Deniz Ticaret Odası (ICS) Tarafından verilen MSC 74/2/5 No.lu kağıt: Bu
kağıtta da Castor tankeri hadisesine değinilerek, anılan geminin bu yılın
ilk haftalarında zor durumda kaldığında patlama ve deniz kirliliğinden
korkulduğu için hiç bir ülke tarafından sularına sokulmak istenmediği,
bu nedenle de “sığınma limanları” konusunun yeniden güncellik
kazandığı belirtiliyor. Her ne kadar Castor olayı gemi mürettebatının
kurtarılması, yükün transfer edilmesi ve gemide patlama ya da deniz
kirlenmesiyle sonuçlanan olumsuz bir olay olmaması ile
“mutlu son” la bitmiş olsa da, durumun çok daha farklı da
gelişebileceği ve vahim sonuçlara neden olabileceği vurgulanıyor.
ICS, bu konuda bir çözüm üretilmesinin çok zor olduğunu, ancak bu
konuya ilgisiz kalmanın da artık mümkün olmadığını belirtiyor,
Genel Sekreterin “IMO’nun sorunun küresel bazda bir çözüme ulaştırılması
için öncelikli olarak konuyu ele almasının zamanı gelmiştir” şeklindeki
sözlerinin altını çiziyor.ICS, sorunun çözümü için şunları önermekte:
1.
Zor durumdaki gemilerin özellikle elverişsiz deniz koşullarıyla
boğuşurken hem gerekli tamirleri yapabilmeleri, hem de gerekli yük
transferlerini yapabilmeleri için öncelikli olarak fırtınadan
etkilenmeyen sakin bir deniz alanına ihtiyaçları olduğunun kabul
edilmesi öneriliyor. Burada Castor tankeri hava koşullarından
etkilenmeyen bir bölgeye girmek için izin alabilseydi, geminin yükünün
hafifletilmesi çalışmalarına haftalar önceden başlanılabileceği örneği
veriliyor.
2.
“Sığınma Limanları” teriminin kullanılmasından kaçınılması
öneriliyor. Geminin elverişsiz deniz koşullarında zor durumdayken öncelikli ihtiyacının bir limana girmek değil, korunaklı
bir koyda fırtınasız bir deniz sahasında yükünü hafifletmek, can güvenliğini
sağlamak olduğu,oysa “sığınma limanları” (Ports of Refuge)
denilince bir limanın akla geldiği belirtilerek, “sığınma limanları”
terimi yerine “korunaklı deniz alanları” teriminin kullanılması öneriliyor.
3.
Konuya “bölgesel yaklaşım” öneriliyor. Bir bölgede kıyısı
bulunan her sahil devletinin bir “korunaklı deniz alanı” oluşturmasına
gerek olmadığı, bunun yerine bölge ülkelerinin işbirliği yaparak,
“Doğu Akdeniz” , “Batı Akdeniz” “Kuzey Amerika’nın Doğu
Sahilleri” “Güney Çin Denizi” gibi bölgesel bazda bu alanları
oluşturmalarının uygun ve yeterli olabileceği belirtiliyor.
Ayrıca
verilen bir istatistiksel bilgide geçtiğimiz 10 yılda dünyada
kaydedilen 18 olayda gemilerin limanlara veya koylara girmelerine izin
verilmemesi sonucu insan kayıpları, gemi ve yük kayıplarının meydana
geldiği vurgulanıyor ve bu konunun artık objektif bir yaklaşımla ele
alınması gerektiğine işaret ediliyor.
Uluslararası
Deniz Ticaret Odası, küresel bazda “Korunaklı Deniz Sahaları”
konusunun Deniz Güvenliği Komitesi’nin çalışma programına yüksek
öncelikli olarak alınmasını ve MSC 74 sırasında yapılacak konuyla
ilgili görüşmelerin sonucuna göre MEPC Komitesi ve Hukuk
Komitesi’nin de kendi çalışma alanına giren yönlerini görüşmek
üzere konunun sevkedilmesini talep ediyor.
Sığınma
Limanları düşüncesi nasıl oluştu? MSC
73 toplantıları esnasında standart altı petrol tankerlerinin devre dışı
bırakılması konusunda oluşturulan Çalışma Grubunda Yunanistan,
sahil devletlerinin, tek tek ya da bölgesel bazda olmak üzere, ağır
deniz şartlarından etkilenen veya emercensi bir durum dolayısıyla zor
durumda kalan gemilere, sığınabilecekleri güvenli limanlar oluşturmaları
gereğini vurgulamış ve bu konuda IMO tarafından ilkeler oluşturulmasını
önermişti. Türkiye, bu konuda bunun da ülkenin egemenlik hakları içerisinde
bir konu olduğunu belirtmişti. Bu konu, egemenlik hakları da dikkate alınarak
incelenmesi için COMSAR ve OPRC çalışma gruplarına havale edilmişti.
Dolayısıyla bu önerinin sahibi olarak Yunanistan görülüyor. MSC 74
te de konunun bu kez (çoğu olayda olduğu gibi) Uluslararası Deniz
Ticaret Odası’na havale edildiği görülüyor.
Türkiye,
yukarıda anılan Çalışma Grubu’nda konu Yunanistan tarafından gündeme
getirildiğinde, bu konunun da dar sularda römorkör ve kılavuz kaptan
kullanılması gibi devletlerin egemenlik hakları dahilinde değerlendirilmesi
gerektiğini belirtmiş ve bu husus çalışma grubunun sonuç dokümanında
da yer almıştı. Dolayısıyla, sığınma limanları konusunda ülkelerin
egemenlik hakkı ve kabul edip etmeme konusunda karar verme hakkının
esas olması konusunda bir fikir birliği olduğu varsayılabilir.
Bu
konuda ICS tarafından yapılan “sığınma limanları (ports of
refuge)” terimi yerine “korunaklı deniz alanları (sheltered
waters)” teriminin kullanılması önerisi aslında doğru bir öneridir.
Korunaklı Deniz Alanları terimi amacı daha doğru ifade etmektedir.
Sığınma
limanları konusunu iki yönden ele almak gerekmektedir:
1.
Açık denizde zor hava koşullarından etkilenen bir geminin kırılması,
borda saçının atması, yükünün kayması gibi nedenlerle sıkıntıya
düşmesi ve batma ile sonuçlanabilecek bir olayda can ve mal kaybı dışında
söz konusu eğer Erika olayındaki gibi bir tanker ise, çok büyük çapta
deniz kirliliği ile sonuçlanabileceği bir gerçektir. Bu nedenle, zor
durumdaki bir gemiyi korunaklı bir koya girip durumunu düzeltmesi için
gerekli izni vermemek, olası vahim bir sonucu önleyebilecek iken bu
sonucun oluşmasına yol açmak gibi de değerlendirilebilir.
2.
Öte yandan, açık denizde meydana gelecek kırılma vs. gibi bir
kazanın sonuçları sahiller üzerinde etkisi daha az
olabilecekken, bir sahil devletinin bu gemiyi kendi sahillerine yaklaştırarak
belli bir bölgesinin mahvedilmesine izin vermesini beklemek de gerçekçi
bir yaklaşım olmaz. Üstelik, böylelikle zor durumda kalmış bir gemi,
geçmişte de kazalarda görüldüğü gibi “standart altı
(substandart) gemilerdir. Dolayısıyla, konunun can ve mal güvenliği yönünden
ele alınması bir yana, substandart taşımacılığa prim tanımak gibi
bir sonuçla da karşılaşılabilir.
2-
Yorgunluk (Fatigue) Konusunda haberleşme grubu’nun (Correspondence
Group) Hazırladığı rapor:
Denizde
çalışan personelin “Yorgunluk” (Fatigue) sorunu ve Yorgunluğun çalışma
güvenliğini denizde nasıl etkileyebileceği konusunda bir “Haberleşme
Grubu” niteliğinde Çalışma Grubu oluşturulması önerisi MSC 70
Toplantıları esnasında kararlaştırılmıştı. ABD Koordinatörlüğünde
22 Üye Ülke ve 8 Danışman Kuruluş Yorgunluk konusunda haberleşme
grubu olarak çalışmalar yapmışlar ve MSC 72 Toplantıları esnasında
bir “Ara Rapor” sunmuşlar, bu ara rapor MSC 72 İnsan Unsuru Çalışma
Grubu’nda değerlendirilmiş ve Kılavuz Kaptanlar ve VTS Personeli ile
ilgili modül’lerin de Yorgunluk araştırmasına dahil edilmesi kararlaştırılmıştı.
Haberleşme
Grubu, planlandığı gibi raporunu MSC 74’e sunmuş bulunuyor. Rapor,
10 Modül’den oluşuyor, modüllerden 1. sinde genel bir “Yorgunluk”
tanımı yapılırken, daha sonra yorgunluğun zabit, kaptan, eğitim
kurumu yöneticisi, gemide seyahat eden armatör/işletmeci, Gemi inşa mühendisi,
Kılavuz Kaptan, Römorkör Personeli üzerindeki etkileri ayrı ayrı modüllerde
inceleniyor ve önerilerde bulunuluyor.
Haberleşme
Grubu’nun yaptığı çalışmanın sonuçları, STCW Konvansiyonu’nun
gözden geçirilmesi esnasında ilgili birimlerin ”dinlenme
gereksinimleri” nin belirlenmesinde etkili olcağından, önem taşıyor.
Yorgunluk, kılavuz kaptanlık gibi konsantrasyonun üst düzeyde gerektiği
bir meslek dalında önemli bir faktör.
3-
“Pilot Transfer Düzenekleri” konusundaki İtalya’nın “Pilot Çarmıhı”
Önerisi:
İtalya’nın
bu önerisi, benim de üyesi bulunduğum Uluslararası Kılavuz
Kaptanlar Birliği Teknik Komitesi’nde incelendi. Önceleri sıcak bakılan
bu öneriye daha sonra iletilen haklı kaygılar (Özellikle ABD Kılavuz
Kaptanlar Birlikleri tarafından) nedeniyle IMPA destek vermekten vazgeçti.
Endüstriye fazladan bir yük getireceği, bunun yanında can güvenliğine
katkısının da tartışılabileceği belirtiliyor. Zaten ABD bir kağıt
vererek doğrudan bu “Çarmıh Basamağı” icadına karşı çıkıyor.
IMPA’nın da sıcak bakmadığı bu yeni çarmıh fikrine önceleri sıcak
bakmış olmakla birlikte gelinen bu son aşamada biz de
taraftar değiliz. Sektörün öncelikle yürürlükteki çarmıh
standartlarının gemilerde bulunmasını sağlama konusunu çözüme
kavuşturması gerekiyor.
MSC
74 Toplantılarının ilk gününde, İTÜ Denizcilik Fakültesi Dekanı
Osman Kamil Sağ, IMO Merkezinde "Denizcilik Eğitimi" konusunda
geliştirdikleri yeni model ve Türkiye'de Denizcilik Eğitimi konulu bir
sunum yapacak.
Bu
konularla ilgili ve IMO MSC 74 Toplantıları ile ilgili geniş bir rapor,
yine bu sayfalarda yer alacak.
Kapt. Cahit
İSTİKBAL
|