|
Hukukçu
Gözüyle........................................................2 Mart
2003 |
|
Irak
Krizi ve Türk Boğazları |

|
|
Nilüfer ORAL*
 |
1 Mart 2003
Cumartesi günü TBMM tarihi bir karar ile ABD askerlerinin Türkiye’de
konuşlandırılmasına izin vermedi. Biz bu iznin verilmiş olduğunu
varsayarsak Türk Boğazlarının statüsü bundan nasıl etkilenir; bunu
inceleyelim.
Bu durumda, açık
bir savaş ilanı olmamasına rağmen, hem Irak Devletinden hemde El Kaide’den
Türkiye’ye karşı saldırı olasılığı artıyor. Bu açıkça “Türkiye bir
savaş tehdidi” altına giriyor demektir. Bu da 1936 yılında yapılmış olan
tarihi Montrö Anlaşmasının 6. Maddesinde öngörülen durumdur.Türkiye’nin çok
yakın bir savaş tehdidi altında bulunması durumunda 2. Madde hükümlerinin
(ticaret gemilerinin serbest geçiş hakları) uygulaması devam edecektir;
ancak gemilerin Boğazlar’a gündüz girmeleri ve her seferinde geçişin Türk
makamlarınca gösterilen yoldan yapılması gerekecektir. Bu durumda
kılavuzluk hizmetleri zorunlu kılınabilecek, ancak ücrete bağlı
olmayacaktır.
Bu maddenin yanısıra 21. madde de yürürlüğe
girer ve Türkiye Cumhuriyeti, Türk Boğazlarından savaş gemilerinin geçişini
dilediği şekilde düzenleyebilir. Yani 20. maddede olduğu gibi Türkiye
savaş durumunda savaşan taraf ise Boğazları harp gemilerine kapatabilir veya
Montrö hükümlerinde öngörülmüş olan “Karadeniz’e kıyıdaş olmayan ülkelere
getirilen tonaj sınırını tamamen kaldırabilir. Fakat Türkiye 21.
maddede belirtilen haklarını kullamaya başladıktan sonra bununla ilgili
olarak hemen Birleşmiş Milletler’e bir bildiri göndermek durumundadır ve
bunun BM’nin 2/3 oyu ile onaylanması şarttır. Bunun olmaması durumunda
Türkiye’nin bu önlemleri kaldırması gerekir.
Burada altı
çizilmesi gereken önemli bir husus, Montrö Sözleşmesinin Türkiye’ye bu
hakları sadece “savaş durumunda iken” değil “pek yakın bir savaş tehdidi”
altında olması durumunda da tanımasıdır. Böyle bir düzenlemenin, uluslarası
hukuk’a baktığımız zaman bir istisna olarak yalnızca Türk Boğazları için
“Montrö Anlaşması” ile yapıldığını göriyoruz. Bunun Türkiye için
anlamı nedir?
Türk
Boğazlarından 2002 yılında 120 milyon ton tehlikeli madde geçirilmiştir. Her
gün geçiş yapan tehlikeli madde taşıyan tanker sayısı ortalama günde 7’dir.
2002 yılında, Türkiye 1998 tarihli Türk Boğazları tüzüğü ile ilgili olarak
“Uygulama Esasları” üzerinde yeni düzenlemeler yapmıştır. Tehlikeli madde
taşıyan tankerlerin geçişinde bazı zorluklar yarattığı için bu, başta
Rusya’nınki olmak üzere büyük tepki yaratmıştır. Fakat bu son “yakın savaş
tehdidi altında olma durumu” Türkiye’ye Montrö Anlaşması ile önemli bir
hukuki dayanak sağlamıştır.
Aslında, Irak
durumu ortaya çıkmadan da, 11 Eylül saldırısından sonra terör, Türk
Boğazları gibi çok hasas ve önemli bir bölge için çok ciddi bir “tehdid”
oluşturmaktadır. 21. Yüzyılda “savaş”ın kapsamına “terör”ün de girmiş olduğu
inkar edilemez bir gerçek olmuştur. Bu da, Montrö Anlaşmasının 6. ve 21.
maddelerinde ön görülen “pek yakın savaş tehdidinin” sadece devletler arası
savaşla kısıtlı olmayıp “El Kaide” gibi terör örgütlerini de içersine alması
zorunluluğunu gündeme getirir.
Sonuç olarak,
yukarıda sözü edilen tezkere TBMM’ince kabul edilmemiş olsa bile, Montrö
Anlaşmasının 6. Maddesini dikkatle incelemek gerekir.
Madde 6:
Türkiye
kendisini pek yakın bir savaş tehlikesi tehdidi durumunda, 2. Madde
hükümlerinin uygulanması yine de sürdürülecektir [ticaret gemilerin
serbest geçiş hakları],
ancak gemilerin Boğazlar’a gündüz
girmeleri ve geçişin her seferinde, türk makamlarınca gösterilen yoldan
yapılması gerekecektir. Kılavuzluk, bu durumda, zorunlu
kılınabilecek, ancak ücrete bağlı olmayacaktır.
*İstanbul
Bilgi Üniveritesi Deniz Hukuk Araştırma Merkezi Müdür Yardımcısı
_________________________________________
Yazarın Diğer Yazıları:
___________________________________________
|