Akademik Görüş

Demiryolu ve Denizyolu Taşımacılığı

Doç. Dr. NECMETTİN AKTEN

 

Seyir Defteri

Meslek Örgütlerine Özen Gösterelim

Kapt. CAHİT İSTİKBAL

 

Mercek Altında

Kılavuz Kaptanlık Mesleği

Kapt. OĞUZ CEBECİ

 

Hukuk Penceresi

Yargı Muafiyeti ve Yabancı Gemiler

Av. BÜLENT TATAR

 

Teknik Bakış

Yüzyılın En Önemli Tehdidi

Kapt. CAHİT YALÇIN

SANLI BAYRAGIMIZ

TURK

KILAVUZ KAPTANLAR

DERNEGI

T U R K I S H   M A R I T I M E   P I L O T S'   A S S O C I A T I O N

TUMPA LOGO

marineCare

TUMPA ENGLISH SITE

Burada önemli son dakika haberleri yer alacaktır. Bizi izlemeye devam ediniz...

temizdeniz.gif (1310 bytes)
İçindekiler
Haberler
Dış Basın
Yazarlar
İstatistikler
IMO
F.A.Q.
Yönetim Kurulu
Üye Girişi
Arama
Çevre
Yeni Ne Var?
marineCare
Meteoroloji
Software
Şiir
Eğlencelik
Adresimiz
Bize Yazın!
Linkler
Sitenizi Ekleyin
Tüm Forumlar
Eğitim Forumu
İş Arayanlar
Misafir Defteri

Kılavuzluk,

Güvenilirliğin

İnsana

Dönüşmüş

Şeklidir.

Joseph CONRAD


  Arama Motoru

TUMPA WEB



IMPA Üyesiyiz


EMPA Üyesiyiz


click to see our site statistics!

 
Hukukçu Gözüyle...................................................14 Şubat 2004

 Türk Boğazları: Dünü, Bugünü ve Yarını

-1. Bölüm-

Nilüfer ORAL*   

 

 

Türk Boğazlarının hukuki statüsünü tam anlamak için tarihi gelişmeleri,   bilhassa 19.yy daki gelişmeleri çok iyi bilmekte fayda var. Bu dönemde Türk Boğazları Avrupa siyasetinin ve Avrupadaki güçler dengesinin temel taşıydı. Tarihte bu döneme “Doğu meselesi” adı verilmiştir.  İşte bu dönemde Türk Boğazlarını günümüzde bile etkilemekte olan sorunların, tartışmaların ve hukuki düzenin temelleri atılmıştır. 

15.yy – 19. yy arasındaki gelişmeler[1] 

Türk Boğazları 1453 yılında İstanbul’un-yani Doğu Roma İmparatorluğu’nun- fethiyle tamamen Osmanlı Devleti’nin kontrolü altına girmiştir.  Hukuken bunun anlamı, hangi gemilere Türk Boğazlarında seyir hakkı verileceğine Osmanlı Devletinin karar vermesi idi.  Nitekim Türk Boğazları tüm yabancı bandıralı gemilere yasaklanmıştı. 

Fakat Kanuni Sultan Süleyman, 1535 yılında, Fransa Kralı 1. François’ın zamanında, Fransız bandıralı ticari gemilere Türk Boğazlarında ( Karadeniz hariç) ticaret yapma hakkını verdi.  Bu hakkın adına “kapitülasyon” denildi.[2] Daha sonraları bunun gibi kapitülasyon hakları başka ülkelere de verildi. ( İngiltere 1579’da Hollanda 1598 de ve Avusturya-Macaristan 1718). 

Rusya’nın Deli Petro ile başlayan Karadeniz’e ve Türk Boğazları’na hakim olma ihtirası, Büyük Katerina zamanında imzalanan 1774 Küçük Kaynarca anlaşması ile gerçekleşme fırsatını yakaladı.  Hatta bir keresinde 1770 yılında Rus askeri gemileri Çanakkale Boğazı’na girmişlerdi.  Oysa Osmanlı Devleti, ticari gemilerin Boğazlardan geçişini yasaklamıştı. 

Fakat, 1798 yılında, Napolyon Bonaparte Avrupa’yı ele geçirmekteydi ve gözünü İstanbul’a dikmişti.  Rusya da dahil olmak üzere bütün Avrupa’yı Napolyon korkusu sarmıştı.  Çıkarlar söz konusu olunca siyasette her şey mübahtır anlayışı çerçevesinde Rusya ile Osmanlı Devleti, 1798 ile 1805 yılları arasında aralarında karşılıklı yardımlaşma sözleşmeleri imzaladılar. Buna göre Karadeniz tüm yabancı savaş gemilerine kapatılacaktı. Bu kuralın ihlalı savaş sebebi sayılacak ve bu ülkelere karşı müşterek olarak  savaş gemileri yollanacaktı.  Ayrıca, bir gizli maddeyle Rus gemilerine Türk Boğazları’ndan geçme hakkı verildiği de iddia edilir. Bu iddianın başlıca kaynağı tanınmış  Rus arşivisti Gorianov’dur.  Oysa, yakın tarihte bu gizli maddenin gerçek olup olmadığı sorgunlanmıştır.  Nitekim Osmanlı Devleti’nin hukuk müşaviri olan Nouranciyan’ın tercümesinde böyle bir madde bulunmamaktadır. 

Fransa’nın baskısıyla 1806 yılında Osmanlı Devleti Rusya ile yaptığı 1805 Karşılıklı Koruma Sözleşmesini iptal eder.1809 yılında Osmanlı ile İngiltere arasında ikili bir sözleşmeyle [Çanakkale Sözleşmesi] “Osmanı İmparatorluğu’nun eski kuralı” olarak bilinen, yani Padişahın fermanı olmadıkça tüm yabancı savaş gemilerinin geçişini yasaklayan kural resmen tanınır. 

Ruslara Boğazlar’dan gemi geçirme hakları  1829 yılında Edirne Anlaşmasıyla yeniden verildi ve onlara geniş ticari haklar da sağlandı. Bunların içinde ticaret gemilerinin hem Karadeniz’de hem de Boğazlar’da serbest seyir hakkı da vardı.  Hatta, gemilerin geçişinin haksız yere engellenmesi durumu Casus Belli sayılacak ve tazminat talep etme hakkı doğacaktı. 

1833 Hünkar İskelesi Sözleşmesi

Fakat Rusya, en önemli hakları, Mısırda Kavalı Mehmet Ali Paşa’nın 1832  yılındaki isyanı sırasında, Osmanlı’lara yardım etmenin mükafatı olarak, 1833 Hünkar İskelesi anlaşması ile kazandı.  Bu anlaşmaya göre Rusya, yabancı bandıralı savaş gemilerine Çanakkale Boğazı’nın kapatılmasını talep edebilecekti. Bu da Rusya’nın Boğazların kontrolü üzerinde söz sahibi olması demekti.  Aslında, Hünkar İskelesi Anlaşması 19. yüzyılın son kısmını meşgul edecek olan “Doğu meselesinin” başlangıcıdır.

Tabii, başta İngiltere ve Fransa olmak üzere Hünkar İskelesi anlaşması Batı devletlerini çok rahatsız etmişti.  Bunlar ilk fırsatta bu anlaşmanın yerini alacak bir başka anlaşmayı gerçekleştirdiler.

 1841 Boğazlar Sözleşmesi 

Artık bu durumda  İnglitere için Hünkar İskelesi Antlaşmanın yerini alacak başka bir anlaşmanın yapılması şart olmuştu ve bu fırsat tekrar Mısır’da Mehmet Ali Paşa’nın isyanı ile yakalandı.  Fakat bu kez ayaklanmanın bastırılmasında Osmanlı’ya yardım eden Avrupa güçleri oldu ve bunun akabinde 1840 Londra Anlaşması imzalandı. Türk Boğazları açısından, bu anlaşmadan  daha önemlisi 13 Temmuz 1841’de Fransa’nın da  katılımıyla imazalanan “Boğazlar Sözleşmesi”dir.  Bununla artık Türk Boğazları için yeni bir dönem başlamıştır. Çünkü bu sözleşme ile ilk kez olarak Karadeniz ve Türk Boğazları  “toplu” veya “çok taraflı” bir anlaşma ile düzenleniyor ve artık ikili sözleşmeler devri kapaniyordu. 

1841 Boğazlar Anlaşmasına göre imzalayıcı devletler Türk Boğazların’ı ve İstanbul’u korumaları altına almışlardı. 1841 Boğazlar Anlaşmasının hukuki  önemi ise Osmanlı İmparatorluğu’nun eski kuralı (ancient rule of the Ottoman Empire) olarak bilinen, yabancı savaş gemilerinin sulh zamanında geçiş yasağını, artık objektif bir uluslararası kural haline getirmiş olmasıdır.   Tabii bu yasağın baş hedefi Rusya idi.

 1856 Paris Sözleşmesi

           1844 yılında Rusya, Osmanlı Devletin’e ait olup, 1829 Edirne sözleşmesiyle üzerlerinde söz hakkına sahip olduğu  Eflak ve Buğdan’ı oralardaki Ortodoks halkın Kudüs’teki haklarını korumak bahanesiyle 1853 yılında istila etti.[3]  Avrupa bunu kendisi için bir tehdit sayarak Türk Boğazlarından Karadeniz’e, Rusya’ya savaş gemileri yolladı.  Rusya da bu gemilerin Boğazlardan geçmesini ,1841 Boğazlar Sözleşmesinin ihlalı sayarak Kırım Savaşı için bahane yaptı. Kırım savaşının arifesinde Türk Boğazlarından İngiliz ve Fransız savaş gemilerinin, 1841 Boğazlar Sözleşmesini ihlal ederek geçip geçmediği ,tarhçiler tarafından tartışma konusu oldu.  Dr. Puryear’ın “Doğu Meselesi”ile ilgili kapsamlı çalışması, ihlal olduğu sonucuna vardıysa da Harold Temperley ikna edici deliller göstererek bunun aksini yazmıştır.

 Kırım Savaşı bir çok açıdan Avrupa Güçlerinin  aralarındaki  güvensiziliği yansıtiyordu ve ilerideki yıllarda milyonlarca avrupalının ölümüne sebep olacak Birinci Dünya Harbi’nin tohumlarını da atmıştı. Rusya’nın bu çıkışı Avrupa Güçlerini, bilhassa İngiltere’yı rahatsız etmişti. 1854 yılından itibaren, İngiltere, Fransa ve Avusturya-Macaristan İmparatorluğu arasında yoğun ve karmaşık  diplomatik  görüşmeler yapılıyordu. Bunların neticesinde Avusturya’nın hazırladığı “Dört Nokta” Rusya’ya ültimatom şeklinde verildi, ki bu daha sonra 1856 Paris Sözleşmesinin temelini oluşturacaktı,.

 Dört Noktanın üçüncüsine göre, Karadeniz bütün ülkelerin ticari gemilerine açık olacaktı. Bunu isteyen ve bunda israr eden İngiltere oldu.    Fakat en önemlisi Rusya’nın Karadeniz’deki askeri üstünlüğüne son verilecek olunmasıydı.  Buna göre Rusya tüm askeri üstlerini ve gemilerini yok edecekti.  Ayrıca, değinmek istediğim ilginç bir nokta da  İngilterenin Azak Deniz’ini de askersizleştirmek istemesidir, fakat uluslararası hukuk kurallarına göre bunun yapılamıyacağını bildiği için böyle bir madde konulmadı.   

 Kırım Savaşı, Mart 1856 ‘da Sivastopol’un Fransızlara düşmesiyle, Rusya’nın büyük bir yenilgisiyle sonuçlandı.  Türk Boğazları açısından Kırım Savaşı  Avrupa Güçlerinin topluca  son kez Osmanlı Devletini koruduğu  savaş oldu.  Şubat ayında  tüm taraflar Paris’te biraraya geldi ve 1856 Paris Sözleşmesini imzaladılar.  

1856 Paris Sözleşmesinin bir çok önemili maddesi arasında güç dengelerini en çok etkileyen Karadenizi tamamen askersizleştiren madde idi.   Bununla Rus ve Osmanlı donanmalarıda dahil olmak üzere tüm askeri gemiler yasaklanmıştı.  Tabii bunun anlamı Rus donanmasının Türk Boğazlarından geçmesini engellemek ve dolayısıyla  Rusya’yı zayıf tutmaktı. Ayrica bununla Osmanlı’nın eski kuralı olan ve 1841 Boğazlar sözleşmesiyle pozitif hukuk kuralı haline gelen, yabancı savaş gemilerinin Boğazlara girişinin yasaklanması da imzalayacılar tarafından tekrar teyid edildi.  Bunun yanısıra Fransa, İnglitere ve Avusturya-Macaristan Osmanlı İmparatorluğu’nu herhangi bir Rus saldırısına karşı koruyucaklarına dair ek bir anlaşma (“üçlü anlaşma”) daha imzaladılar. Gerçi bu madde Padişahın Boğazlar üzerinde olan egemenliğine sınır getiriyordu ama sonradan yapılan diplomatik toplantılarda Padişah bu hakkını geri almaya çalışacaktı.  Aynı şekilde Ruslar da Hünkar İskelesi Sözleşmesiyle Boğazlar üzerinde kazandıkları etkinlik ve hakları geri almak gayretini gösterecektı.   

Burada önemli bir not daha eklemek gerekir.  1856 Sözleşmesi Osmanlı Devleti’ni, o zamanki  “Avrupa Birliğine”[4] dahil etmiştir.  Aslında “Avrupa İttihat” ‘ı denilen kuruluş uluslararası ilişkilerde ve hukukta ilk  bölgesel topluluklardan sayılır. Amacı  1815 Viyana Kongresinde İngiltere, Fransa, Rusya ve Avusturya tarfından alınan kararlara uyulmasını sağlamak—yani Avrupa’daki mevcut güç dengelerini korumaktır.  Fakat 1815 Viyana Sözleşmesine Osmanlı taraf değildi ve ancak 1856 Paris Sözleşmesiyle Avrupa İttihatıat’ına dahil edilmıştır. Ne var ki, Kırım Harbi de  Avrupa İttihatı’nın fiilen sonu oldu.

 1870 Karadeniz Konferansı ve 1871 Londra Sözleşmesi

Ne var ki 1856 ile 1870 yılları arasında Avrupa’daki güç dengeleri değişmeye başlamıştı ve belki de en önemlisi İngiltere’nin Osmanlı İmparatorluğu ile ilgili politikasının değişmesiydi.  1870’den itibaren Avrupa’daki siyaset sırf Türkiye’nin değil tüm dünyanın akibetini önemli bir biçimde etkileyecekti.  O yılların önemli gelişmelerinden biri de şüphesiz Fransa’nın Prusya’ya yenilmesiydi. Böylece zayıflamış bir Fransa’dan Osmanlı’nın destek almasının önü kesilmişti.[5] Bunun başlıca nedenlerinden biri Avrupa’nın, ve bilhassa Britanya’nın Osmanlı Develeti’ne karşı değişen tutumuydu. Artık Osmanlı’ya pek sempati ile bakmayan bir Britanya ile Kırım harbinden beri Balkan ve Slav milliyetçilerinin desteğini alıp güçlenmiş olan Çarlık Rusyası ve kendi çıkarlarını kollayan Avusturya-Macaristan İmparatorluğu adeta Osmanlı Devleti’ni abluka altına almışlardır.  Ve bu güçler dansının yörüngesi Türk Boğazlarıdır.  

Türk Boğazları’nın uluslararası sıyaset açısından temel sorunu savaş gemilerinin geçişiydi. Osmanlı Devleti 1841 Boğazlar sözleşmesinden önceki haklarını geri almak istiyordu. Rusya da 1833 Hünkar İskelesi Sözleşmesiyle edindiği haklarına tekrar kavuşmayı planlıyordu. İnglitere ise  Osmanlı Devletinin bütünlüğünü artık eskisi gibi savunmuyordu ama Türk Boğazlarınının Ruslara kapalı kalmasını da  önemsiyordu. Avusturya-Macaristan İmparatlorluğu Bosna-Hersek’i almak için Rusya ‘ya destek vermeye hazırdı ve ayrıca Karadeniz’de uluslararası bir üst istiyordu.

 Fransa’nın yenilmesiyle Balkanlarda etkinliğini artıran Rusya 1870 yılında, 1856 sözleşmesinin imzalayıcı devletlerine bir nota vererek sözleşmenin Karadenizi askersizleştiren maddelerini iptal edeceğini bildirdi. Aslında, Rusya hem Karadeniz’in tekrar askersizleştirilmesini hem de artık Türk Boğazları’nın yabancı savaş gemilerine açılmasını istiyordu.  Oysa İngiltere ile Avusturya buna karşıydı. Meseleyı görüşmek için Paris’de bir kongre yapılması önerildi.  Aslında Osmanlılar böyle bir kongre istemiyordu, çünkü ne Karadeniz’in tekrar askersizleştirilmesini, ne de 1856 ‘da kazandıkları bazı hakları kaybetmek istemiyorlardı.  Bunların arasında Türk Boğazları da vardı tabii.

Osmanlı Devleti kendi üzerinde oynanan politik oyunları  çok net olarak biliyordu ve kendisinin zayıf ve güçlü noktaların da berrak bir şekilde görüyordu.  Fakat asla taviz vermiyeceği bir mesele—Türk Boğazları üzerindeki egemenlik haklarından asla vazgeçmemekti.  

Osmanlı İmparatorluğunun  sunduğu taslakta , kendi güvenliği için bir tehdit oluşturması durumunda “dost veya müteffik” savaş gemilerinin geçişine, gerek görürse izin verebiliyordu. Buna en çok itiraz eden İngiltere ve Avusturya-Macaristan İmparatorluğu oldu. Çünkü gerekirse Osmanlı Devleti bu muğlak sözlere dayanarak Rus savaş gemilerinin geçişine de izin verebilecekti. Bu da Hünkar İskelesi Analaşmasını çağrıştırıyordu.  Taslakta kullanılan “dost veya müteffik” kelimelerinin yerine Avusturya-Macaristan İmparatlorluğu “sahildar olmayan” kelimelerini içeren bir taslak hazırladı. Bunu da Osmanlı asla kabul etmiyeceğini bildirdi ve öyle de yaptı.  İngilterenin de  istediği bu kelimeler Osmanlı Devletinin Boğazlar üzerindeki egemenliğine fazla sınır koyuyordu. Boğazlar şüphesiz Osmanlı Devletinin şah damarıydı ve İngiltere’de bunu çok iyi biliyordu.  Çünkü  her nekadar 1856 Paris Sözleşmesinin eki olan Üç Taraflı Sözleşme hukuken bunu gerektiriyorsa da artık ne İngiltere ne de Fransa bir saldırı durumunda  Kırım savaşında olduğu gibi Osmanlı Devletin’i koruyamayacaktı . Yabancı savaş gemilerinin Türk Boğazlarından geçiş izni mümkün olduğu kadar Osmanlı Devletinin insiyatifinde kalmalıydı.  Nitekim de öyle oldu.  1841 ve 1856 sözleşmeleriyle Osmanlı İmpartorluğunun eski kuralı” teyit edildi ve Osmanlı Devleti istediği gibi – kendi güvenliği açısından gerektiğinde “dost veya müteffik” güçlerin savaş gemilerine Boğazları açabilecekti.

 1877-78  Boğazlar Krizi 

            1923 Lozan Sözleşmesine kadar Türk Boğazlarından geçiş rejimi 1871 Londra Sözleşmesiyle düzenlenmişti.  Fakat bu süreç içersinde Avrupa güçleri arasındaki Türk Boğazları politikası baş döndürücü bir yoğunlukla devam etti.  Rusya, Fransa, Avusturya-Macaristan İmparatorluğu ile Almanya ve İngiltere arasındaki dönme dolap ilişikelerinin odak noktası harp gemilerinin Türk Boğazlarından geçişiydi.

Rusyanın Balkanlardaki faaliyetleri 1870 ‘den sonra da devam etti ve 1875  Bosna ayaklanmasından hemen sonra Bulgaristan, Sırp ve Karadağ isyanları 24 Nisan 1877 yılında Rusya’nın Türkiye’ye karşı savaş açmasına yol açtı.    1854 Kırım savaşına kıyasla Avrupadaki güçler dengesi değişmişti.  Prusya’ya yenilmiş olan Fransa artık savaşa girecek durumda değildi.  Almanya, Avusturya ve Rusya “üç İmparator ittifakını” imzalayarak birlik olmuşlardı.  İngiltere’de hem tek başına savaş açmak istemiyordu hem de artık 1854 yılında olduğu gibi Türkiye’nin tarafında değildi. Bu durumda tarafsız kalmayı tercih etti.  Ama her zaman için Türk Boğazları’nın Rusya’nın kontrolü altına girmemesini en önemli bir dış meselesi yaptı.

Rus-Osmanlı savaşı Osmanlı’nın Plevne yenilgisi ile sona ermişti ve Rusya ile başlayan barış müzakereleri sırasında Rusya ve Türkiye arasında Rusya lehine Boğazlarla ilgili ikili bir anlaşma yapılacağı söylentisi İngiltereyı alarma soktu. Mesele o kadar ciddiye alındı ki İngiltere Türk Boğazları’na harp gemilerinin yollanması emrini verdi.  Ne var ki Sultan Abdülhamit Rusların İngiliz donanmasını bahane edip İstanbul’u istila etmesinden korktu ve İnglizler’e karşı geldi. Bu sefer de Osmanlı ile İngiltere arasında bir kriz doğdu. Fakat son anda İngiltere gemilerini yollamaktan vazgeçince kriz geçici olarak giderildi.  Ama bu rahatlama uzun sürmedi.

            31 Ocak 1878’ de Rusya ve Türkiye arasında Edirne’de imzalanan  barış anlaşmasında Osmanlı İmparatorluğu’nun Rusya’nın Boğazlardaki haklarını koruyacağına ilişkin bir madde İngiltere’de yeni bir kriz yarattı. Padişahın itirazına rağmen İngiltere’nin gönderdiği sekiz savaş gemisi Marmara Denizi’nde  Büyük Ada’ya kadar geldi.  Buna karşılık Rus ordusu İstanbul kapılarına dayandı. Türkiye, iki büyük güç arasında sıkışmıştı ve bunun tek nedeni Türk Boğazları’ydı.

Eylül ayında İngiltere savaş gemilerini geri çekti ve Mart ayında Rusya ile Türkiye “Ayastafanos Anlaşmasını” imzaladı. Boğazlarla ilgili hiç bir madde içermese de Ayastafanos Rusya için büyük bir zaferdi. Artık Sırbistan, Karadağ ve Romanya bağımsız olacaktı, Büyük Bulgaristan krallığı kurulacaktı, Kars, Ardahan, Batum ve Doğu Bayazıt Rusya’ya bırakılacak, Bosna-Hersek özerkleştirilecekti, ve Teselya Yunanistan’a verilecekti.  Bu şartlar bu sefer sırf  İngiltere’yı  değil, İngiltere ve Rusya arasında anahtar rolü oynayan Avusturya’ yı da hoşnud etmedi çünkü  Avusturya Bosna-Hersek’i istiyordu. Ayrıca Kıbrıs  İnglitere’nin koruması altına verilmişti.  Böylece Berlin Anlaşması, Avusturya-Macaristan İmparatorluğu, Almanya ve Rusya arasında kurulmuş olan birinci “Üç İmparatorluk itifakı”’na son verdi.

Avusturya’nın daveti üzerine Avrupa güçleri Berlin’de tekrar biraraya geldiler ve Ayastefanos Sözleşmesinin yerini 1878 Berlin Sözleşmesi aldı. 1878  Berlin Sözleşmesi, 1870 Londra Sözleşmesindeki Boğazlar maddesini teyid etmekle yetindiyse de Boğazlar konusu tartışması bitmedi.  İngilitere,  Berlin Anlaşması görüşmeleri sırasında yaptığı bir yorumda  Boğazlarla ilgili kendi yükümlülüğünün sadece Padişaha karşı olduğunu beyan etti. Bu Rusya açısından önceden olmayan yeni bir sorun yarattı.  Çünkü Rusya bu yükümlülüğün bütün taraflara karşı olduğu görüşündeydi. Bunun hukuki önemi, sözleşmenin ihlali halinde doğacak sonuçlardı.

Berlin Sözleşmesi Boğazlar meselesini sona erdirmedi.  Bu sefer Avusturya ve Almanya kendi aralarında, Türkiye kapalılılık ilkesini ihlal ederek savaş gemilerinin geçişine izin verirse buna müdahale edeceklerine dair gizli bir anlaşma yaptılar.  1882 yılında Rusya “gönüllü filo” ya ait olan iki ticaret gemisini Boğazlardan geçirmeye kalkınca yeni bir Boğaz krizi doğdu ve taraflar arasında “savaş gemisi tanımı” tartışması başladı.

Fakat en ciddi kriz 1885 yılında İngilitere ve Rusya arasındaki Afgan sorunundan dolayı çıktı. Rusya Afganistan’da bulunan Penjah’ı alınca İngiltere Rusya’nın Hindistan’a fazla yaklaşmasını tehdit olarak gördü ve alarma geçti; savaş hazırlıklarını başladı.  Ne var ki İnglitere’nin Afganista’a  yollayabileceği yeterli kara birliği yoktu.  Onun yerine Rusya’ya Batum üzerinden saldırmaya karar verdi.  Tabii bunu yapması için savaş gemilerini Türk Boğazlarından geçirmesi gerekiyordu.  Oysa 1870 Londra Anlaşmasına göre Türkiye’nin, barış durumundeyken Boğazlardan savaş gemilerini geçirmesi yasaktı. Yine de İngiltere Padişahtan geçiş  için ferman istedi. Ve 1878’ de de olduğu gibi Padişah bu talebi reddetti. Sonunda,  Rusya ve İngiltere Penjah meselesinin tarafsız bir hakeme  götürülmesinei kararlaştırdılar ve krize son verildi.

1881 yılında Avusturya, Almanya ve Rusya aralarında  ikinci bir “Üç İmparator ittifakı”nı kurdular. Taraflar arasında Boğazlarla ilgili olarak Rusya’nın  yorumu kabul edildi.  Rusya’ya göre Boğazlar çok taraflı bir hukuk rejimi idi.  Fakat İngiltere boş durmadı ve 1887 yılında Avusturya-Macaristan İmparatorluğu da dahil  İtalya ve İspanya ile yapılan Akdeniz Anlaşamaları ile Üç İmparatorluk ittifakına son verdi. 1887 Yılının Şubat  ve Aralık aylarında yapılan iki anlaşma vardı.  Aralık  Anlaşması Osmanlı İmparatorluğunun Boğazlardaki haklarını başka bir ülkeye devretmemesini öngörüyordı.  Tabii bununla Rusya hedef alıniyordu. İlginç olan ise bu anlaşmalara Türkiye’nin dahil edilmemesidir.

 Yorum   

1833 Hünkar İskelesi Anlaşmasıyla Türk Boğazları  Avrupa politikasının kritik konularından biri olmuş ve bununla birlikte bugünkü Boğazlarla ilgili hukuki çerçevenin temeli de atılmıştır.  1856 Paris Sözleşmesi askersizleştirmenin öncülüğünü yaptı.  Hem harp gemilerinin Karadeniz’e giriş ve çıkışları hem de tonajları 1923 Lozan ve 1936 Montrö konferanslarında en önemli konuları teşkil edecekti.  Türk Boğazlarının hukuki statüsü, aslında  Rusya ve Batı arasındaki güç dengesinin ölçüsü olmuştur. Türk Boğazları’na Rusya ile Batı Avrupa arasında  Karadeniz’i açıp-kapayan bir “kapı” rolü biçilmiştı.  Yazımın ikinci bölümünde de görüleceği gibi 19uncu yüzyılın Türk Boğazları meselesi 20inci yüzyılın Boğazlar meselesinin birinci perdesiydi. 

Kaynaklar 

1)   D.J. Bederman The 1871 London Decalartion, Rebus Sic Stantibus and a Primitivist View of the Law of Nations, 82 A.J.I.L. 1 (1988)

2)   G.B. Henderson, The Two Interpretations of the Four Points, December 1854, The English Historical Review, Vol. 52 No. 205 (1937) pp. 48-66

3)  B. Jelawich, The Ottoman Empire, the Great Powers, nad the Straits Question 1870-1887 (1973)

4)  J.A.R. Marriott, The Eastern Question An Historical Sudy (1918)

5)  W.E.Mosse, The End of the Crimean System: England, Russia and the Neutrality of the Black Sea , The Historical Journal, Vol. 4, No. 2 (1961) pp 164-190.

6)   V.J. Puryer, England, Russia and the Straits Question 1844-1856 (1931)

 7)   H. Temerley, The Treaty of Paris of 1856 and its Execution, Journal of Modern History, Vol. 4 No.3 (1932), pp. 387-414

  8)   H. Temperley, The Alleged Violations of the Straits Convention by Stratford de Redcliffe between June and September, 1853,  The English Historical Review, Vol. 49 No. 196 (1934) pp. 657-672.

  9)   C. Tukin, Osmanlı İmparatorluğu Devrinde Boğazlar Meselesi. (1947).


 

[1] Türk Boğazları ile ilgili  en kapsamlı tarih çalışmasını Cemal Tukin 1947 yılında “Osmanlı İmparatorluğu Devrinde Boğazlar Meselesi” kitabında yapmıştır. Cemal Tukin Türk Boğazlar tarihini üçe böler: Boğazlarda Türk egemenliğinin tam olduğu zaman, tek taraflı muahedelerle tahdit edildiği zaman ve çok taraflı muahedelerle tahdit edildiği zaman . 

[2] Kapitülasyonlar başka imtiyazlar da getirdi.

[3]  Rusya’nın istila etme sebebi Fransa’nın 1852 yılında Abdulmecid’den Kudus deki kutsal yerler için haklardı. Bu hakları – yani bir anahtar--Ortodoks lar için istedi ve redelince istila etti.

[4] “Concert of Europe”

[5] III Napolyon 1860 yılından önce Osmanlı karşıtı bir polika izliyordu fakat 1860 yılından sonra bu değişti ve Osmanlı’ya önemli bir destek veridi. III. Napolyonun eşi olan güzel  İmparatoriçe Eugenie’nin İstanbul gezisi önemli olaylardan biridir.


 

___________________________________________

Yazarın Diğer Yazıları:

___________________________________________

Bu Yazıya Yorum Ekleyebilirsiniz...

Adınız-Soyadınız:


 


ISIM:
Date:
15-06-2007

YORUM

Yorumunuzu buraya yazın


ISIM:
Korkut BAŞ
Date:
13-04-2004

YORUM

bu yazıdan dolayı Nilüfer ORAL hanımı kutluyorum ve bu bilgilerden dolayı onu kutluyorum


ISIM:
ahmet altun
Date:
03-04-2004

YORUM

dönem ödevime yardımcı olduğunuz için teşşekkür ederim


ISIM:
Murat Kahraman
Date:
15-03-2004

YORUM

Fotoğrafınız çok şahane

 

© Nilüfer Oral 2003. İzinsiz kullanılamaz.

 

 Hit Counter


© 1996-2004 Türk Kılavuz Kaptanlar Derneği