Türk Boğazlarının hukuki statüsünü tam
anlamak için tarihi gelişmeleri, bilhassa 19.yy daki gelişmeleri çok iyi
bilmekte fayda var. Bu dönemde Türk Boğazları Avrupa siyasetinin ve
Avrupadaki güçler dengesinin temel taşıydı. Tarihte bu döneme “Doğu
meselesi” adı verilmiştir. İşte bu dönemde Türk Boğazlarını günümüzde bile
etkilemekte olan sorunların, tartışmaların ve hukuki düzenin temelleri
atılmıştır.
Türk Boğazları 1453 yılında İstanbul’un-yani
Doğu Roma İmparatorluğu’nun- fethiyle tamamen Osmanlı Devleti’nin kontrolü
altına girmiştir. Hukuken bunun anlamı, hangi gemilere Türk Boğazlarında
seyir hakkı verileceğine Osmanlı Devletinin karar vermesi idi. Nitekim Türk
Boğazları tüm yabancı bandıralı gemilere yasaklanmıştı.
Fakat Kanuni Sultan Süleyman,
1535 yılında, Fransa Kralı 1. François’ın zamanında, Fransız bandıralı
ticari gemilere Türk Boğazlarında ( Karadeniz hariç) ticaret yapma hakkını
verdi. Bu hakkın adına “kapitülasyon” denildi.[2]
Daha sonraları bunun gibi kapitülasyon hakları başka ülkelere de verildi. (
İngiltere 1579’da Hollanda 1598 de ve Avusturya-Macaristan 1718).
Rusya’nın Deli Petro ile başlayan Karadeniz’e
ve Türk Boğazları’na hakim olma ihtirası, Büyük Katerina zamanında imzalanan
1774 Küçük Kaynarca anlaşması ile gerçekleşme fırsatını yakaladı. Hatta bir
keresinde 1770 yılında Rus askeri gemileri Çanakkale Boğazı’na girmişlerdi.
Oysa Osmanlı Devleti, ticari gemilerin Boğazlardan geçişini yasaklamıştı.
Fakat, 1798 yılında, Napolyon Bonaparte
Avrupa’yı ele geçirmekteydi ve gözünü İstanbul’a dikmişti. Rusya da dahil
olmak üzere bütün Avrupa’yı Napolyon korkusu sarmıştı. Çıkarlar söz konusu
olunca siyasette her şey mübahtır anlayışı çerçevesinde Rusya ile Osmanlı
Devleti, 1798 ile 1805 yılları arasında aralarında karşılıklı yardımlaşma
sözleşmeleri imzaladılar. Buna göre Karadeniz tüm yabancı savaş gemilerine
kapatılacaktı. Bu kuralın ihlalı savaş sebebi sayılacak ve bu ülkelere karşı
müşterek olarak savaş gemileri yollanacaktı. Ayrıca, bir gizli maddeyle
Rus gemilerine Türk Boğazları’ndan geçme hakkı verildiği de iddia edilir. Bu
iddianın başlıca kaynağı tanınmış Rus arşivisti Gorianov’dur. Oysa, yakın
tarihte bu gizli maddenin gerçek olup olmadığı sorgunlanmıştır. Nitekim
Osmanlı Devleti’nin hukuk müşaviri olan Nouranciyan’ın tercümesinde böyle
bir madde bulunmamaktadır.
Fransa’nın
baskısıyla 1806 yılında Osmanlı Devleti Rusya ile yaptığı 1805 Karşılıklı
Koruma Sözleşmesini iptal eder.1809
yılında Osmanlı ile İngiltere arasında ikili bir sözleşmeyle [Çanakkale
Sözleşmesi] “Osmanı İmparatorluğu’nun eski kuralı” olarak bilinen, yani
Padişahın fermanı olmadıkça tüm yabancı savaş gemilerinin geçişini
yasaklayan kural resmen tanınır.
Ruslara Boğazlar’dan gemi geçirme hakları
1829 yılında Edirne Anlaşmasıyla yeniden verildi ve onlara geniş ticari
haklar da sağlandı. Bunların içinde ticaret gemilerinin hem Karadeniz’de hem
de Boğazlar’da serbest seyir hakkı da vardı. Hatta, gemilerin geçişinin
haksız yere engellenmesi durumu Casus Belli sayılacak ve tazminat
talep etme hakkı doğacaktı.
1833 Hünkar İskelesi
Sözleşmesi
Fakat Rusya, en önemli hakları, Mısırda Kavalı
Mehmet Ali Paşa’nın 1832 yılındaki isyanı sırasında, Osmanlı’lara yardım
etmenin mükafatı olarak, 1833 Hünkar İskelesi anlaşması ile kazandı. Bu
anlaşmaya göre Rusya, yabancı bandıralı savaş gemilerine Çanakkale
Boğazı’nın kapatılmasını talep edebilecekti. Bu da Rusya’nın Boğazların
kontrolü üzerinde söz sahibi olması demekti. Aslında, Hünkar İskelesi
Anlaşması 19. yüzyılın son kısmını meşgul edecek olan “Doğu meselesinin”
başlangıcıdır.
Tabii, başta İngiltere ve Fransa olmak üzere
Hünkar İskelesi anlaşması Batı devletlerini çok rahatsız etmişti. Bunlar
ilk fırsatta bu anlaşmanın yerini alacak bir başka anlaşmayı
gerçekleştirdiler.
1841
Boğazlar Sözleşmesi
Artık bu durumda İnglitere için Hünkar
İskelesi Antlaşmanın yerini alacak başka bir anlaşmanın yapılması şart
olmuştu ve bu fırsat tekrar Mısır’da Mehmet Ali Paşa’nın isyanı ile
yakalandı. Fakat bu kez ayaklanmanın bastırılmasında Osmanlı’ya yardım eden
Avrupa güçleri oldu ve bunun akabinde 1840 Londra Anlaşması imzalandı. Türk
Boğazları açısından, bu anlaşmadan daha önemlisi 13 Temmuz 1841’de
Fransa’nın da katılımıyla imazalanan “Boğazlar Sözleşmesi”dir. Bununla
artık Türk Boğazları için yeni bir dönem başlamıştır. Çünkü bu sözleşme ile
ilk kez olarak Karadeniz ve Türk Boğazları “toplu” veya “çok taraflı” bir
anlaşma ile düzenleniyor ve artık ikili sözleşmeler devri kapaniyordu.
1841 Boğazlar Anlaşmasına göre imzalayıcı
devletler Türk Boğazların’ı ve İstanbul’u korumaları altına almışlardı. 1841
Boğazlar Anlaşmasının hukuki önemi ise Osmanlı İmparatorluğu’nun eski
kuralı (ancient rule of the Ottoman Empire) olarak bilinen, yabancı savaş
gemilerinin sulh zamanında geçiş yasağını, artık objektif bir uluslararası
kural haline getirmiş olmasıdır. Tabii bu yasağın baş hedefi Rusya idi.
1856
Paris Sözleşmesi
1844 yılında Rusya, Osmanlı Devletin’e ait olup, 1829 Edirne
sözleşmesiyle üzerlerinde söz hakkına sahip olduğu Eflak ve Buğdan’ı
oralardaki Ortodoks halkın Kudüs’teki haklarını korumak bahanesiyle 1853
yılında istila etti.[3]
Avrupa bunu kendisi için bir tehdit sayarak Türk Boğazlarından Karadeniz’e,
Rusya’ya savaş gemileri yolladı. Rusya da bu gemilerin Boğazlardan
geçmesini ,1841 Boğazlar Sözleşmesinin ihlalı sayarak Kırım Savaşı için
bahane yaptı. Kırım savaşının arifesinde Türk Boğazlarından İngiliz ve
Fransız savaş gemilerinin, 1841 Boğazlar Sözleşmesini ihlal ederek geçip
geçmediği ,tarhçiler tarafından tartışma konusu oldu. Dr. Puryear’ın “Doğu
Meselesi”ile ilgili kapsamlı çalışması, ihlal olduğu sonucuna vardıysa da
Harold Temperley ikna edici deliller göstererek bunun aksini yazmıştır.
Kırım
Savaşı bir çok açıdan Avrupa Güçlerinin aralarındaki güvensiziliği
yansıtiyordu ve ilerideki yıllarda milyonlarca avrupalının ölümüne sebep
olacak Birinci Dünya Harbi’nin tohumlarını da atmıştı. Rusya’nın bu çıkışı
Avrupa Güçlerini, bilhassa İngiltere’yı rahatsız etmişti. 1854 yılından
itibaren, İngiltere, Fransa ve Avusturya-Macaristan İmparatorluğu arasında
yoğun ve karmaşık diplomatik görüşmeler yapılıyordu. Bunların neticesinde
Avusturya’nın hazırladığı “Dört Nokta” Rusya’ya ültimatom şeklinde verildi,
ki bu daha sonra 1856 Paris Sözleşmesinin temelini oluşturacaktı,.
Dört Noktanın üçüncüsine göre, Karadeniz
bütün ülkelerin ticari gemilerine açık olacaktı. Bunu isteyen ve bunda israr
eden İngiltere oldu. Fakat en önemlisi Rusya’nın Karadeniz’deki askeri
üstünlüğüne son verilecek olunmasıydı. Buna göre Rusya tüm askeri üstlerini
ve gemilerini yok edecekti. Ayrıca, değinmek istediğim ilginç bir nokta da
İngilterenin Azak Deniz’ini de askersizleştirmek istemesidir, fakat
uluslararası hukuk kurallarına göre bunun yapılamıyacağını bildiği için
böyle bir madde konulmadı.
Kırım Savaşı, Mart 1856 ‘da Sivastopol’un
Fransızlara düşmesiyle, Rusya’nın büyük bir yenilgisiyle sonuçlandı. Türk
Boğazları açısından Kırım Savaşı Avrupa Güçlerinin topluca son kez Osmanlı
Devletini koruduğu savaş oldu. Şubat ayında tüm taraflar Paris’te
biraraya geldi ve 1856 Paris Sözleşmesini imzaladılar.
1856 Paris Sözleşmesinin bir çok önemili
maddesi arasında güç dengelerini en çok etkileyen Karadenizi tamamen
askersizleştiren madde idi. Bununla Rus ve Osmanlı donanmalarıda dahil
olmak üzere tüm askeri gemiler yasaklanmıştı. Tabii bunun anlamı Rus
donanmasının Türk Boğazlarından geçmesini engellemek ve dolayısıyla
Rusya’yı zayıf tutmaktı. Ayrica bununla Osmanlı’nın eski kuralı olan ve 1841
Boğazlar sözleşmesiyle pozitif hukuk kuralı haline gelen, yabancı savaş
gemilerinin Boğazlara girişinin yasaklanması da imzalayacılar tarafından
tekrar teyid edildi. Bunun yanısıra Fransa, İnglitere ve
Avusturya-Macaristan Osmanlı İmparatorluğu’nu herhangi bir Rus saldırısına
karşı koruyucaklarına dair ek bir anlaşma (“üçlü anlaşma”) daha imzaladılar.
Gerçi bu madde Padişahın Boğazlar üzerinde olan egemenliğine sınır
getiriyordu ama sonradan yapılan diplomatik toplantılarda Padişah bu hakkını
geri almaya çalışacaktı. Aynı şekilde Ruslar da Hünkar İskelesi
Sözleşmesiyle Boğazlar üzerinde kazandıkları etkinlik ve hakları geri almak
gayretini gösterecektı.
Burada önemli bir not daha
eklemek gerekir. 1856 Sözleşmesi Osmanlı Devleti’ni, o zamanki “Avrupa
Birliğine”[4]
dahil etmiştir. Aslında “Avrupa İttihat” ‘ı denilen kuruluş uluslararası
ilişkilerde ve hukukta ilk bölgesel topluluklardan sayılır. Amacı 1815
Viyana Kongresinde İngiltere, Fransa, Rusya ve Avusturya tarfından alınan
kararlara uyulmasını sağlamak—yani Avrupa’daki mevcut güç dengelerini
korumaktır. Fakat 1815 Viyana Sözleşmesine Osmanlı taraf değildi ve ancak
1856 Paris Sözleşmesiyle Avrupa İttihatıat’ına dahil edilmıştır. Ne var ki,
Kırım Harbi de Avrupa İttihatı’nın fiilen sonu oldu.
1870
Karadeniz Konferansı ve 1871 Londra Sözleşmesi
Ne var ki 1856 ile 1870
yılları arasında Avrupa’daki güç dengeleri değişmeye başlamıştı ve belki de
en önemlisi İngiltere’nin Osmanlı İmparatorluğu ile ilgili politikasının
değişmesiydi. 1870’den itibaren Avrupa’daki siyaset sırf Türkiye’nin değil
tüm dünyanın akibetini önemli bir biçimde etkileyecekti. O yılların önemli
gelişmelerinden biri de şüphesiz Fransa’nın Prusya’ya yenilmesiydi. Böylece
zayıflamış bir Fransa’dan Osmanlı’nın destek almasının önü kesilmişti.[5]
Bunun başlıca nedenlerinden biri Avrupa’nın, ve bilhassa Britanya’nın
Osmanlı Develeti’ne karşı değişen tutumuydu. Artık Osmanlı’ya pek sempati
ile bakmayan bir Britanya ile Kırım harbinden beri Balkan ve Slav
milliyetçilerinin desteğini alıp güçlenmiş olan Çarlık Rusyası ve kendi
çıkarlarını kollayan Avusturya-Macaristan İmparatorluğu adeta Osmanlı
Devleti’ni abluka altına almışlardır. Ve bu güçler dansının yörüngesi Türk
Boğazlarıdır.
Türk Boğazları’nın uluslararası sıyaset
açısından temel sorunu savaş gemilerinin geçişiydi. Osmanlı Devleti 1841
Boğazlar sözleşmesinden önceki haklarını geri almak istiyordu. Rusya da 1833
Hünkar İskelesi Sözleşmesiyle edindiği haklarına tekrar kavuşmayı
planlıyordu. İnglitere ise Osmanlı Devletinin bütünlüğünü artık eskisi gibi
savunmuyordu ama Türk Boğazlarınının Ruslara kapalı kalmasını da
önemsiyordu. Avusturya-Macaristan İmparatlorluğu Bosna-Hersek’i almak için
Rusya ‘ya destek vermeye hazırdı ve ayrıca Karadeniz’de uluslararası bir üst
istiyordu.
Fransa’nın yenilmesiyle Balkanlarda
etkinliğini artıran Rusya 1870 yılında, 1856 sözleşmesinin imzalayıcı
devletlerine bir nota vererek sözleşmenin Karadenizi askersizleştiren
maddelerini iptal edeceğini bildirdi. Aslında, Rusya hem Karadeniz’in tekrar
askersizleştirilmesini hem de artık Türk Boğazları’nın yabancı savaş
gemilerine açılmasını istiyordu. Oysa İngiltere ile Avusturya buna
karşıydı. Meseleyı görüşmek için Paris’de bir kongre yapılması önerildi.
Aslında Osmanlılar böyle bir kongre istemiyordu, çünkü ne Karadeniz’in
tekrar askersizleştirilmesini, ne de 1856 ‘da kazandıkları bazı hakları
kaybetmek istemiyorlardı. Bunların arasında Türk Boğazları da vardı tabii.
Osmanlı Devleti kendi üzerinde oynanan politik
oyunları çok net olarak biliyordu ve kendisinin zayıf ve güçlü noktaların
da berrak bir şekilde görüyordu. Fakat asla taviz vermiyeceği bir
mesele—Türk Boğazları üzerindeki egemenlik haklarından asla vazgeçmemekti.
Osmanlı İmparatorluğunun sunduğu taslakta ,
kendi güvenliği için bir tehdit oluşturması durumunda “dost veya müteffik”
savaş gemilerinin geçişine, gerek görürse izin verebiliyordu. Buna en çok
itiraz eden İngiltere ve Avusturya-Macaristan İmparatorluğu oldu. Çünkü
gerekirse Osmanlı Devleti bu muğlak sözlere dayanarak Rus savaş gemilerinin
geçişine de izin verebilecekti. Bu da Hünkar İskelesi Analaşmasını
çağrıştırıyordu. Taslakta kullanılan “dost veya müteffik” kelimelerinin
yerine Avusturya-Macaristan İmparatlorluğu “sahildar olmayan” kelimelerini
içeren bir taslak hazırladı. Bunu da Osmanlı asla kabul etmiyeceğini
bildirdi ve öyle de yaptı. İngilterenin de istediği bu kelimeler Osmanlı
Devletinin Boğazlar üzerindeki egemenliğine fazla sınır koyuyordu. Boğazlar
şüphesiz Osmanlı Devletinin şah damarıydı ve İngiltere’de bunu çok iyi
biliyordu. Çünkü her nekadar 1856 Paris Sözleşmesinin eki olan Üç Taraflı
Sözleşme hukuken bunu gerektiriyorsa da artık ne İngiltere ne de Fransa bir
saldırı durumunda Kırım savaşında olduğu gibi Osmanlı Devletin’i
koruyamayacaktı . Yabancı savaş gemilerinin Türk Boğazlarından geçiş izni
mümkün olduğu kadar Osmanlı Devletinin insiyatifinde kalmalıydı. Nitekim de
öyle oldu. 1841 ve 1856 sözleşmeleriyle Osmanlı İmpartorluğunun eski
kuralı” teyit edildi ve Osmanlı Devleti istediği gibi – kendi güvenliği
açısından gerektiğinde “dost veya müteffik” güçlerin savaş gemilerine
Boğazları açabilecekti.
1877-78
Boğazlar Krizi
1923 Lozan Sözleşmesine kadar Türk Boğazlarından geçiş rejimi
1871 Londra Sözleşmesiyle düzenlenmişti. Fakat bu süreç içersinde Avrupa
güçleri arasındaki Türk Boğazları politikası baş döndürücü bir yoğunlukla
devam etti. Rusya, Fransa, Avusturya-Macaristan İmparatorluğu ile Almanya
ve İngiltere arasındaki dönme dolap ilişikelerinin odak noktası harp
gemilerinin Türk Boğazlarından geçişiydi.
Rusyanın
Balkanlardaki faaliyetleri 1870 ‘den sonra da devam etti ve 1875 Bosna
ayaklanmasından hemen sonra Bulgaristan, Sırp ve Karadağ isyanları 24 Nisan
1877 yılında Rusya’nın Türkiye’ye karşı savaş açmasına yol açtı. 1854
Kırım savaşına kıyasla Avrupadaki güçler dengesi değişmişti. Prusya’ya
yenilmiş olan Fransa artık savaşa girecek durumda değildi. Almanya,
Avusturya ve Rusya “üç İmparator ittifakını” imzalayarak birlik olmuşlardı.
İngiltere’de hem tek başına savaş açmak istemiyordu hem de artık 1854
yılında olduğu gibi Türkiye’nin tarafında değildi. Bu durumda tarafsız
kalmayı tercih etti. Ama her zaman için Türk Boğazları’nın Rusya’nın
kontrolü altına girmemesini en önemli bir dış meselesi yaptı.
Rus-Osmanlı savaşı Osmanlı’nın Plevne yenilgisi ile sona ermişti ve Rusya
ile başlayan barış müzakereleri sırasında Rusya ve Türkiye arasında Rusya
lehine Boğazlarla ilgili ikili bir anlaşma yapılacağı söylentisi İngiltereyı
alarma soktu. Mesele o kadar ciddiye alındı ki İngiltere Türk Boğazları’na
harp gemilerinin yollanması emrini verdi. Ne var ki Sultan Abdülhamit
Rusların İngiliz donanmasını bahane edip İstanbul’u istila etmesinden korktu
ve İnglizler’e karşı geldi. Bu sefer de Osmanlı ile İngiltere arasında bir
kriz doğdu. Fakat son anda İngiltere gemilerini yollamaktan vazgeçince kriz
geçici olarak giderildi. Ama bu rahatlama uzun sürmedi.
31 Ocak 1878’ de Rusya ve Türkiye arasında Edirne’de imzalanan
barış anlaşmasında Osmanlı İmparatorluğu’nun Rusya’nın Boğazlardaki
haklarını koruyacağına ilişkin bir madde İngiltere’de yeni bir kriz yarattı.
Padişahın itirazına rağmen İngiltere’nin gönderdiği sekiz savaş gemisi
Marmara Denizi’nde Büyük Ada’ya kadar geldi. Buna karşılık Rus ordusu
İstanbul kapılarına dayandı. Türkiye, iki büyük güç arasında sıkışmıştı ve
bunun tek nedeni Türk Boğazları’ydı.
Eylül
ayında İngiltere savaş gemilerini geri çekti ve Mart ayında Rusya ile
Türkiye “Ayastafanos Anlaşmasını” imzaladı. Boğazlarla ilgili hiç bir madde
içermese de Ayastafanos Rusya için büyük bir zaferdi. Artık Sırbistan,
Karadağ ve Romanya bağımsız olacaktı, Büyük Bulgaristan krallığı
kurulacaktı, Kars, Ardahan, Batum ve Doğu Bayazıt Rusya’ya bırakılacak,
Bosna-Hersek özerkleştirilecekti, ve Teselya Yunanistan’a verilecekti. Bu
şartlar bu sefer sırf İngiltere’yı değil, İngiltere ve Rusya arasında
anahtar rolü oynayan Avusturya’ yı da hoşnud etmedi çünkü Avusturya
Bosna-Hersek’i istiyordu. Ayrıca Kıbrıs İnglitere’nin koruması altına
verilmişti. Böylece Berlin Anlaşması, Avusturya-Macaristan İmparatorluğu,
Almanya ve Rusya arasında kurulmuş olan birinci “Üç İmparatorluk itifakı”’na
son verdi.
Avusturya’nın daveti üzerine Avrupa güçleri Berlin’de tekrar biraraya
geldiler ve Ayastefanos Sözleşmesinin yerini 1878 Berlin Sözleşmesi aldı.
1878 Berlin Sözleşmesi, 1870 Londra Sözleşmesindeki Boğazlar maddesini
teyid etmekle yetindiyse de Boğazlar konusu tartışması bitmedi.
İngilitere, Berlin Anlaşması görüşmeleri sırasında yaptığı bir yorumda
Boğazlarla ilgili kendi yükümlülüğünün sadece Padişaha karşı olduğunu beyan
etti. Bu Rusya açısından önceden olmayan yeni bir sorun yarattı. Çünkü
Rusya bu yükümlülüğün bütün taraflara karşı olduğu görüşündeydi. Bunun
hukuki önemi, sözleşmenin ihlali halinde doğacak sonuçlardı.
Berlin
Sözleşmesi Boğazlar meselesini sona erdirmedi. Bu sefer Avusturya ve
Almanya kendi aralarında, Türkiye kapalılılık ilkesini ihlal ederek savaş
gemilerinin geçişine izin verirse buna müdahale edeceklerine dair gizli bir
anlaşma yaptılar. 1882 yılında Rusya “gönüllü filo” ya ait olan iki ticaret
gemisini Boğazlardan geçirmeye kalkınca yeni bir Boğaz krizi doğdu ve
taraflar arasında “savaş gemisi tanımı” tartışması başladı.
Fakat en
ciddi kriz 1885 yılında İngilitere ve Rusya arasındaki Afgan sorunundan
dolayı çıktı. Rusya Afganistan’da bulunan Penjah’ı alınca İngiltere
Rusya’nın Hindistan’a fazla yaklaşmasını tehdit olarak gördü ve alarma
geçti; savaş hazırlıklarını başladı. Ne var ki İnglitere’nin Afganista’a
yollayabileceği yeterli kara birliği yoktu. Onun yerine Rusya’ya Batum
üzerinden saldırmaya karar verdi. Tabii bunu yapması için savaş gemilerini
Türk Boğazlarından geçirmesi gerekiyordu. Oysa 1870 Londra Anlaşmasına göre
Türkiye’nin, barış durumundeyken Boğazlardan savaş gemilerini geçirmesi
yasaktı. Yine de İngiltere Padişahtan geçiş için ferman istedi. Ve 1878’ de
de olduğu gibi Padişah bu talebi reddetti. Sonunda, Rusya ve İngiltere
Penjah meselesinin tarafsız bir hakeme götürülmesinei kararlaştırdılar ve
krize son verildi.
1881
yılında Avusturya, Almanya ve Rusya aralarında ikinci bir “Üç İmparator
ittifakı”nı kurdular. Taraflar arasında Boğazlarla ilgili olarak Rusya’nın
yorumu kabul edildi. Rusya’ya göre Boğazlar çok taraflı bir hukuk rejimi
idi. Fakat İngiltere boş durmadı ve 1887 yılında Avusturya-Macaristan
İmparatorluğu da dahil İtalya ve İspanya ile yapılan Akdeniz Anlaşamaları
ile Üç İmparatorluk ittifakına son verdi. 1887 Yılının Şubat ve Aralık
aylarında yapılan iki anlaşma vardı. Aralık Anlaşması Osmanlı
İmparatorluğunun Boğazlardaki haklarını başka bir ülkeye devretmemesini
öngörüyordı. Tabii bununla Rusya hedef alıniyordu. İlginç olan ise bu
anlaşmalara Türkiye’nin dahil edilmemesidir.
Yorum
1833 Hünkar İskelesi Anlaşmasıyla Türk
Boğazları Avrupa politikasının kritik konularından biri olmuş ve bununla
birlikte bugünkü Boğazlarla ilgili hukuki çerçevenin temeli de atılmıştır.
1856 Paris Sözleşmesi askersizleştirmenin öncülüğünü yaptı. Hem harp
gemilerinin Karadeniz’e giriş ve çıkışları hem de tonajları 1923 Lozan ve
1936 Montrö konferanslarında en önemli konuları teşkil edecekti. Türk
Boğazlarının hukuki statüsü, aslında Rusya ve Batı arasındaki güç
dengesinin ölçüsü olmuştur. Türk Boğazları’na Rusya ile Batı Avrupa
arasında Karadeniz’i açıp-kapayan bir “kapı” rolü biçilmiştı. Yazımın
ikinci bölümünde de görüleceği gibi 19uncu yüzyılın Türk Boğazları meselesi
20inci yüzyılın Boğazlar meselesinin birinci perdesiydi.
Kaynaklar
1) D.J.
Bederman The 1871 London Decalartion, Rebus Sic Stantibus and a
Primitivist View of the Law of Nations, 82 A.J.I.L. 1 (1988)
2) G.B.
Henderson, The Two Interpretations of the Four Points, December 1854,
The English Historical Review, Vol. 52 No. 205 (1937) pp. 48-66
3) B. Jelawich, The
Ottoman Empire, the Great Powers, nad the Straits Question 1870-1887
(1973)
4)
J.A.R. Marriott, The Eastern Question An Historical Sudy (1918)
5)
W.E.Mosse, The End of the Crimean System: England, Russia and the
Neutrality of the Black Sea , The Historical Journal, Vol. 4, No. 2
(1961) pp 164-190.
6) V.J.
Puryer, England, Russia and the Straits Question1844-1856
(1931)
7) H.
Temerley, The Treaty of Paris of 1856 and its Execution, Journal of
Modern History, Vol. 4 No.3 (1932), pp. 387-414
8) H.
Temperley, The Alleged Violations of the Straits Convention by Stratford
de Redcliffe between June and September, 1853, The English Historical
Review, Vol. 49 No. 196 (1934) pp. 657-672.
9)
C. Tukin, Osmanlı İmparatorluğu Devrinde Boğazlar Meselesi. (1947).
[1]
Türk Boğazları ile ilgili en kapsamlı tarih çalışmasını Cemal Tukin
1947 yılında “Osmanlı İmparatorluğu Devrinde Boğazlar Meselesi”
kitabında yapmıştır. Cemal Tukin Türk Boğazlar tarihini üçe böler:
Boğazlarda Türk egemenliğinin tam olduğu zaman, tek taraflı
muahedelerle tahdit edildiği zaman ve çok taraflı muahedelerle
tahdit edildiği zaman .
[3]Rusya’nın istila etme
sebebi Fransa’nın 1852 yılında Abdulmecid’den Kudus deki kutsal
yerler için haklardı. Bu hakları – yani bir anahtar--Ortodoks lar
için istedi ve redelince istila etti.
[5]
III Napolyon 1860 yılından önce Osmanlı karşıtı bir polika izliyordu
fakat 1860 yılından sonra bu değişti ve Osmanlı’ya önemli bir destek
veridi. III. Napolyonun eşi olan güzel İmparatoriçe Eugenie’nin
İstanbul gezisi önemli olaylardan biridir.