[NOT:
Aşağıdaki yazı 2001 yılında TÜDAV’ ın “Marmara Denizi Sempozyumu” için
yazılmıştı. Son günlerde öğrencilerin yoğun ödev çalışmalarına yardımcı
olmak düşüncesiyle yazıyı tekrar yayınlamaya karar verdim. Fakat bu 1999
yılından sonraki gelişmeleri kapsamıyor...Nilüfer
Oral*]
ÖZET
II.
Dünya savaşı sonunda ilk kurulduğu zaman IMO’nun kuruluş amacı belli başlı
denizcilik devletlerine deniz güvenliği sağlamak için devletlerarası bir
forum yaratmaktı. Tanker kazalarının neticesi olarak IMO içine kapanık
küçük bir organizasyon olmaktan çıkıp seyir güvenliği ve çevre korunması
açılarından uluslararası etkin bir organizasyona dönüştü. IMO’nun rolü
siyasi olmayıp teknik konulara odaklanmış olarak tanımlanmıştır. Türk
Boğazlarındaki trafik düzenlemesi meselesi Organizasyonun yapısındaki bir
zafiyeti gün ışığına çıkarttı. Yetki alanın dışında olan konuları
ayıklayacak bir mekanizmanın eksikliğinden dolayı Organizasyon Türk
Boğazlarıyla ilgili müzakerelerin yetki alanının dışına çıkmasını
engelleyemedi. Sonuç olarak çok basit olması gereken bir meseleyi 6 yıl
süren bir müzakereye çevirdi. Bu makale 1994-1999 yılları arasında IMO’da
Türk Boğazlarıyla ilgili süreci inceleyecek ve IMO ‘nun kendi yetki
alanının içinde hareket edip etmediğini sorgulayacak; eğer etmediyse bunun
sebebini araştıracak.
I-
GİRİŞ
Uluslararası
Denizcilik Örgütü (
IMO), mütevazi bir başlangıç yaptıktan sonra, denizcilikle ilgili
konularda geniş etkiye sahip bir uluslararası organizasyon olarak gelişti;
onun bugünkü otoritesi ya da etkisi, gözetimi altında yapılmış olan seyir
güvenliğine ve deniz çevresinin korunmasına ilişkin uluslararası
konferanslarla, sözleşmelerle ve kurallarla kanıtlanmıştır1.
Denizcilik alanındaki sözleşmelerin (konvansiyonların) ve kuralların (regulations)
yapılması bakımından tek temsilci olması, onun “kural koyuculuk işlevi”ni (law
making role) genişletmiştir.
UDÖ (IMO), temelde,
uluslararası alanda Hükümetler arasında işbirliğini teşvik eden teknik bir
örgüttür; işlevi teknik alanla sınırlıdır. Ancak, son birkaç yıl içinde
UDÖ’nde yapılan Türk Boğazlarıyla ilgili çalışmalar, Örgüt’ün, kuruluş
sözleşmesinde belirtilmiş olan yetki alanının dışına çıkmasını önleyecek
mekanizmalardan mahrum olduğunu ortaya koymuştur.
II- IMO’NUN TARİHİ
UDÖ (Uluslararası
Denizcilik Örgütü; International Maritime Organisation), gerekli
sayıda üye Devletin onaylamasıyla, 1958 yılında, Intergovermental
Maritime Consultative Organisation (IMCO) adıyla
kurulmuştur2.
Ancak, kuruluşun tohumları daha önce atılmıştı. İkinci Dünya Savaşı
sırasında Müttefik Kuvvetler “Shipping Adjustment Board”u kurmuşlardı;
bu örgüt, savaşın bitmesinden, bir yıl önce (1944) United Marine
Authority (UMA) adını aldı; bu örgütün işlevi, savaş
sırasında Müttefiklerin denizcilikle ilgili etkinliklerinin (faaliyetlerinin)
eşgüdümünü (koordinasyonunu) sağlamaktı. Savaş sona erince, örgütün adı
United Maritime Consultative Council (UMCC) oldu ve barış
dönemi etkinliklerine yardım etmek üzere yeniden yapılandırıldı3.
IMCO’yu yaratan, o dönemde
dünya gemi tonajının aslan payına sahip olan gelişmiş Batı ülkeleriydi4.
Ancak, kurucular, denizcilik endüstrisinin bu alana yapılacak olası
müdahalelere karşı nasıl duyarlı olduğunu bildiklerinden, IMCO’yu kurarken,
bu kuruluşa politik müdahalelerin yapılmasını önlemek konusunda çok dikkatli
davranmışlardı. Bu “politikadan arınmışlık” ilkesi, kuruluşun adında yer
verilen istişari (danışma’ya ilişkin; consultative)
sözüyle belirginleştirilmiştir.
IMCO’nun ana amacı,deniz
güvenliği için hükümetler-arası (inter-govermental) bir forum, bir
müzakere/tartışma/görüş alış-verişi alanı yaratmaktı. Bir danışma örgütü
olarak IMCO’nun işlevleri ya da görevleri, tavsiye kararları (recommendations)
kabul edip yayınlamak, konferans düzenlemek, konvansiyon taslağı hazırlamak
ve üyelerinin, denizcilik alanında birbirleriyle istişareler yapmasına ortam
hazırlamaktı. Denizcilikte önde olan ülkeler, kendi denizcilik
etkinliklerine her türlü müdahaleye kesin olarak karşı çıktıkları için,
IMCO’nun görev alanı içine “ticaret denizciliğiyle ilgili” etkinliklerin
alınmasını istememişlerdir. Bu tavır öyle belirgindi ki, IMCO’ya vücut veren
Sözleşmeyi imzalayan birçok üye ülke, katılma belgesini imzalarken, IMCO’nun
denizciliğin ticaret ve ekonomisine müdahale edemeyeceğine
ilişkin olarak rezerve kaydı koydu.
III-
IMO’NÜN ROLÜ VE GÖREVİ
Hükümetlerin, uluslararası
denizcilik alanında yetkili kıldığı tek örgüt olması bakımından, -yukarıda
özetlediğimiz tarihsel gelişme gözönünde tutulmasa da- IMO’nün öneminin
büyük olduğu görülmektedir. Ancak, 1967 yılında bütün dünya Torrey
Canyon adlı tankerin karaya oturması sonucunda ortaya çıkan
felaketle sarsılınca, IMO’nün önemi daha da belirginleşti.
Dr. David Abeccasis’in
yazdığı bir öykü konumuz bakımından ilginçtir: “Bir sigorta brokeri, her yıl,
sigorta endüstrisindeki dostlarına, Torrey Canyon gemisi
kaptanının şerefine kadeh kaldırılan bir ziyafet vermektedir”5.
Dr. Abeccasis bu kutlama ziyafetinin nedenini yansıtmak üzere öyküyü şöyle
tamamlamaktadır: “Torrey Canyon olayı yalnız çevre kirlenmesi
sorumluluğu yönünden donatanların karşı karşıya oldukları riziko’nun ve
dolayısıyla reasürans limitlerinin artması sonucunu doğurmamış; aynı zamanda
uluslararası alanda işbirliği yapan üç-kardeşin (diplomat-hukukçu-sigortacı
üçlüsü) gemilerden deniz kirlenmesi alanında daha iyi
konvansiyonlar, yasalar, tüzükler yapmak için, diledikleri gibi at
oynatacakları bir alan açılmasını da sağlamıştır”6.
Torrey Canyon olayı, bu olaya kadar yeterince etkili ve prestijli
olmayan IMCO’ya da adeta yeniden hayat verdi. IMCO, Torrey Canyon
olayından hemen sonra, süratle bir konferans toplanması için harekete geçti
ve 1969 Kasım’ında Brüksel’de toplanan diplomatik konferansta iki önemli
uluslararası sözleşme kabul edildi:
CLC
(Convention on Civil Liability of Oil Pollution Damage, 1969)
INTERVENTION (International
Convention Relating to Intervention on High Seas in Cases of Oil
Pollution Casualties, 1969)
Bu iki sözleşme deniz
hukuku alanında kilometre taşı oluşturdu ve yeni uluslararası sözleşmeler
yapılması için diplomatik konferanslar düzenlemek bakımından UDÖ’ne (IMO’ya)
cesaret verdi.
UDÖ’nün yasal görevi ve
etkinlik alanı ana-sözleşmesinde belirtilmiştir ve bu ana-sözleşme, IMCO’nun
kuruluşundan itibaren dört kez değiştirilmiştir. Bununla birlikte, örgütün
amacı, esas itibarıyla değişmemiştir.
Ana-sözleşmesinin
birinci maddesinde, UDÖ’nün amaçları şöyle belirtilmiştir (serbest çeviri
yapılmıştır):
Uluslararası
ticarette çalışan gemileri ilgilendiren her türlü teknik sorunla ilgili
olarak Hükümetler arası işbirliğinin mekanizmalarını sağlamak;
Denizin gemilerden
kirlenmesini kontrol etme ve önleme ile genel olarak deniz güvenliğinin
sağlanması konularında en yüksek standartların kabul edilmesini teşvik
etmek ve kolaylaştırmak;
Maddede belirtilen
amaçlara ulaşılmasını sağlamak üzere yönetsel ve hukuksal işlevi yerine
getirmek.
Birleşmiş Milletler
Örgütü’nün yan kuruluşlarından biri tarafından denizcilikle veya
denizciliğin deniz çevresine etkisiyle ilgili olarak ortaya konmuş
sorunlar üzerinde durmak.
Apaçık görülüyor ki,
IMO, Hükümetleri uluslararası bir şemsiye altında birleştirmek ve böylece
seyir güvenliği ve deniz çevresinin korunmasına yönelik teknik çalışmalar
yapan müdahaleci olmayan bir organ olarak düşünülmüş ve kurulmuştur. Ancak,
İkinci Dünya Savaşı sonrasında tanker kazalarında görülen artma ile
dünyadaki gemi filolarında karşılaşılan hızlı büyüme IMO’nün öneminin
artmasına neden olmuştur. 1982 Deniz Hukuku Sözleşmesi (BMDHS 1982;
UNCLOS) bu önemi daha da artırmıştır.
IMO’nün etkinliği
kararlar, kodlar ve konvansiyonlar şeklinde sonuçlanır; kararlar
(resolutions) bağlayıcı olmayan, konsensuslarla ortaya çıkarılmış tavsiyelerdir; konvansiyonlar ve kodlar, önce bir karar (resolution)
şeklinde ortaya çıkar ve uygulamayla şekillenir ve koda ya da konvansiyona
dönüşür.
IV-
ÖRGÜTÜN YAPISI
Kuruluşundan itibaren
IMO önemli yapısal değişiklikler geçirdi. Başlangıçta, zamanın denizcilik
alanındaki güçlü devletlerinin istemine uygun olarak navigasyon güvenliği
sağlamak üzere bir forum olarak kurulmuştu. Bu ilk kuruluştaki IMCO,
1959-1973 arasında:
(1)Genel
Kurul (Assembly)
(2)Konsey (Council)
(3)Deniz
Güvenliği komitesi (MSC)
‘nden oluşuyordu. Gerek
Konseye ve gerek MSC üye sayısı sınırlıydı; her üye Hükümet, bugünkü gibi,
bu organlara giremiyordu7.
Bugün UDÖ (IMO)’nun
organları şöyle sayılabilir:
* Genel Kurul (Assembly)
* Konsey (Council)
* Deniz Güvenliği
Komitesi (MSC)
* Deniz Çevresini
Koruma Komitesi (MEPC)
* Hukuk Komitesi
Genel Kurul örgütün en
üst organıdır; bütün üye Hükümetlerin (Devletlerin) temsilcilerinden oluşur
ve iki yılda bir toplanır. Yetki ve görevleri şöyle özetlenebilir:
Kararları (resolution)
kabul eder.
Konvansiyon
eklerini kabul eder.
Konsey üyelerini
seçer.
Denizlerin
petrol kirliliğine uğramaması ve deniz güvenliğiyle ilgili
olarak kabul ettiği kuralların
benimsenmesini üyelere tavsiye eder.
Bu gruba A ve B grubuna
seçilmemiş olan devletler arasından, hem deniz taşımacılığı bakımından
önemli olan ve hem de dünya coğrafyasının her bölgesini temsil edecek
şekilde 20 üye seçilir.
Örgütün çalışma
programını Konsey belirler ve bu bakımdan Örgütün izleyeceği politikayı
belirleyen organ rolünü oynar.
Genel Kurul’a sunulacak
gerek ana sorunlar ve gerek yönetimle ilgili karar tasarılarının
hazırlanması görevi de Konsey’e aittir.
Türkiye, ilk kez Genel
Kurulun 21. toplantısında 2000-2001 yılları için “C” grubu üyeliğine
seçilmiş bulunmaktadır.12
MSC olarak kısaltılan
Deniz Güvenliği Komitesi, Örgütün kurulmasının varlık sebebi sayılabilecek
en güçlü komitedir. Bu komite yolalım (seyir; navigasyon) alanında uzman
olan teknik karakterli bir komitedir.
Örgütün
ana-sözleşmesinde MSC’nin işlevi şöyle belirtilmiştir (serbest çeviri):
“Örgütün çalışma
alanına giren;
-seyir
yardımcılarıyla;
-gemilerin
yapımı ve teçhizatıyla:
-güvenlik
açısından gemilerin gemiadamıyla donatılmasıyla;
-çatışmayı
önleme kurallarıyla;
-tehlikeli
yüklerin elleçlenmesiyle;
-deniz
güvenliği ve deniz kazaları alanında araştırma ve soruşturma yapılmasıyla;
-kurtarma
ve yardımla;
-genel
olarak deniz güvenliğini etkileyen her sorunla
MSC,
yıllardan beri kod’lar, konvansiyonlar ve tavsiye kararlarıyla (resolutions)
deniz güvenliği için kurallar konmasını sağlamıştır. MSC yalnızca bu
kuralların taslağını hazırlamakla kalmamış, onları güncelleştirmek üzere
sürekli olarak çalışmalar yapmıştır. Örneğin MSC, Denizde Can Güvenliği
Sözleşmesini (SOLAS) sürekli olarak gözden geçirmiştir. MSC’nin taslağını
hazırladığı öteki önemli metinler (enstrumanlar) şunlardır:
-
Uluslararası Tehlikeli Eşya Kodu (IDGC)
-Denizde
Araştırma ve Kurtarma Uluslararası Konvansiyonu.14
Ayrıca, MSC’nin alt
komisyonu olarak sürekli çalışan 7 tane alt-komite vardır.15
IMO’nun bir başka
önemli komitesi MEPC diye kısaltılan Deniz Çevresini Koruma Komitesi’dir. Bu
komite, Torrey Canyon, Argo Mercant, Amaco Cadiz gibi tankerlerin yaptıkları
önemli kazaların ürünü olarak kurulmuştur.
MEPC önce bir
alt-komite olarak kurulmuş, 1973’de ayrı bir daimi komite durumuna
getirilmiştir. MEPC, denizlerin petrolden kirlenmesini önlemek üzere
hazırlanan birçok konvansiyonun kabul edilmesinde önemli rol oynamış;
örneğin, MARPOL diye kısaltılan konvansiyonun 1973’de kabul edilmesini ve bu
konvansiyona 1978’de ek yapılmasını sağlamıştır. (MARPOL 1973/78)16
Hukuk Komitesi’nin
varlığını Torrey Canyon tankeri kazasına borçlu olduğu söylenebilir.
Sözkonusu kazanın hukuksal sonuçlarını ve yansımalarını incelemek üzere
geçici olarak kurulmuş olan bu komite de, zamanla daimi komite durumuna
gelmiş ve birçok konvansiyonun hazırlanmasında önemli rol oynamıştır.17
IMO anasözleşmesinin
33. maddesine göre, Hukuk Komitesi Örgütün çalışma alanına giren herhangi
bir konuyu ele alıp inceleyebilir.
Örgütün bir de
İşbirliği Komitesi (Co-operation Committee) vardır; bu komitenin başlıca
görevi, Birleşmiş Milletler kabul ettiği projeler için teknik işbirliğini
sağlamaktır.
Örgütün bir de
Sekreteryası vardır. Bugün IMO’nün Londra’da üslenmiş olan bir
Genel-Sekreter ile 300 personelden oluşan Sekreteryası vardır.18
Sekreterlik, Örgütün yönetim işinden (idaresinden) sorumludur.
Sivil Toplum
Örgütlerine (STÖ) de (NGO) değinmek uygun olacaktır. IMO, ticaretle,
sigortayla ve çevreyle ilgili birçok STÖ’nü (NGO’yu) danışman olarak kabul
etmiştir. NGO’ların toplantılarda oy vermek hakları yoktur ama öneri
kağıtları verebilirler; ayrıca ICS (Uluslararası Deniz Ticaret Odası), OCIMF
(Petrol Şirketlerinin Uluslararası Denizcilik Forumu) gibi kuruluşların,
Örgüt üzerinde büyük bir etkisi vardır.
Gerçekten, Türk
Boğazlarında trafik ayırım düzeni ve ona ekli olarak kabul edilen IMO Kural
ve Tavsiyeleri (IMO Rules and Regulations) üzerinde yıllar süren müzakereler
sırasında bu iki kuruluş (ICS ve OCIMF) çok aktif bir rol oynamışlardır.19
V-
IMO ve Türk Boğazları
Türk Hükümeti deniz
kazalarındaki artış üzerine, Türk Boğazları için yeni denizcilik kuralları
koymaya karar verdi. Bu kararın ardından, öngörülmüş ulusal kuralların
Trafik Ayırım Düzeni (TAD) belirleyen kısmının kabul edilmesi için IMO’ya
teklif edilmesi de kararlaştırıldı.
26 Mart 1993
tarihinde Türkiye, Türk Boğazları’nda varolan seyir problemlerini çözmek ve
deniz güvenliği sağlamak ve deniz çevresini korumak üzere Uluslararası
Denizcilik Örgütü’ne Türk Boğazları’nda Trafik Ayırım Düzeni ortaya koyma
fikrini, Deniz Güvenliği Komitesi 62. dönem (MSC 62) toplantısına bir
yazıyla sunmuştur.20
Bazı görüşmelerin ardından konu, Türk Boğazları’nda yeni bir Trafik Ayırım
Düzeni oluşumunu prensipte kabul eden alt komiteye gönderilmiştir; ancak adı
NAV olarak kısaltılan bu alt-komite (Sub-committee on Navigation), TSS’leri
(TAD’leri) kabul ederken bunlara bir de Rules and Regulations eklenmesini de
kabul etmiştir. 21
Türkiye’nin de yer alacağı
62. dönem toplantısından yaklaşık 1 yıl önce Nassia/Shipbroker kazası
İstanbul’u sarstı.22
Bu kaza Boğazlarda yeni bir trafik idare sisteminin gerekliliğini ve
ivediliğini kanıtlıyordu ve UDÖ cevap vermekte gecikmedi. 63. dönem
toplantısında 24 Kasım 1994’te23
yürürlüğe girmiş olan Türk TAD ve İstanbul-Çanakkale Boğazları ve Marmara
Denizi ile ilgili kurallar ve tavsiyeler 19. Genel Kurul toplantısında24
kabul edilmek şartıyla benimsendi. Fakat Rus Federasyonu’nun teklifi ve
güçlü Türk itirazları üzerine, aşağıdaki şartlar kararlaştırılan kurallar ve
tavsiyelere eklenmiştir:
Kurallar ve
Tavsiyeler deniz
güvenliği ve çevrenin korunması amacıyla konulmuştur. 1982 Deniz Hukuku BM
Konvansiyonu ve 1936 Montrö Konvansiyonunu kapsayan uluslararası hukuk
uyarınca Boğazları kullanan herhangi bir geminin haklarını etkilemek ya da
zarara uğratmak maksadıyla çıkarılmamıştır.
Ayrıca Komite, kıyıdaş
Devletçe (Türkiye tarafından) yürürlüğe konan ulusal düzenlemelerin, mevcut
Kurallar ve Tavsiyelerle uyum içinde olması gerektiğini
belirten ilave şartı kapsayan Yunanistan ve Bulgaristan’ın teklifini de
kabul etmiştir.
Tek yön25
ve çift yön trafiğinin askıya alınmasını öngören ulusal düzenlemenin Montrö
ve uluslararası hukukla uyumsuz olduğunu iddia eden itirazların varlığı
bilhassa önemlidir.
Türkiye’nin ulusal tüzük
hükümlerine karşı ileri sürülen iddiaları gözden geçirmeden önce bir başka
nokta üzerinde durmak gerekecektir: Acaba Türkiye’nin hukukunun diğer
hukuklarla bağdaşması meselesinde IMO’nun yargıç gibi hareket etmesi IMO’nun
yetki alanına girer mi? Kurallar ve Tavsiyelerin uluslararası hukuku ve
özellikle 1982 Deniz Hukuku Sözleşmesi ile 1936 Montrö Sözleşmesi’ni ihlal
edip etmediğine kimin karar vermesi gerekeceği sorunuyla karşılaşılacaktır.
Karadeniz kıyıdaşı olan
devletlerin görüşüne göre Türk Boğazları uluslararası boğazlardır ve bu
bakımdan bununla ilgili sorunlar çok taraflı görüşmelerle çözümlenmelidir.
IMO denizcilik konularıyla ilgili tek örgüt olduğu için bu konunun
tartışılması için uygun bir forumdur. Gerçekten MSC’nin 64. dönem
toplantısında Rus Federasyonun görüşü şu şekilde ileri sürülmüştür;
“Türk Boğazları
sorunu organizasyonun yetkisine giren evrensel bir problemdir. Eğer
Organizasyon Deniz Hukuku Konvansiyonunda kendisine tanınmış olan yetkili
uluslararası organizasyon statüsünü korumak istiyorsa; bizim görüşümüze göre,
denizcilik kurallarını destekleyerek ve kendi kararlarının icrasını
sağlayarak otoritesini arttırmalıdır.”26
IMO’nün uluslararası
adli bir kurum olarak hareket edebileceği iddiasını destekleyen bir metin
yoktur; ne IMO’nun ana sözleşmesinde ve ne de 1982 BMDHS’inde bu iddiayı
destekleyecek bir hüküm vardır. BMDHS 1982 (UNCLOS) IMO’nün rolüne bir
üstünlük tanımış olsa bile, Örgüte dolaylı atıf yapan bu hükümler, IMO’ye
böyle bir yetki tanımayan Montrö Konvansiyonu gibi konvansiyonların ve
antlaşmaların IMO tarafından yorumlanabileceği anlamına gelmez; örgüte üye
bir devletin ulusal kanununa meşruiyet tanımak gibi bir hak bahşetmez.27
IMO hiçbir zaman hükümetlerin politikalarıyla ilgilenmemiştir. Ancak kısa
bir süre önce IMO ilk kez STCW diye kısaltılan Konvansiyonun uygulanmasıyla
ilgili olarak dolaylı yoldan müdahalede bulunmuştur.28
Rusya Federasyonu yukarıda
özetlediğimiz eleştiriyi takiben Hukuk Komitesi’nin 71. Oturumuna “Boğazlar
Bölgesi ve Marmara Denizi’ndeki trafik düzeni ile ilgili Türk Tüzüğü’nün
Deniz Güvenliği Komitesi (MSC) tarafından kabul edilen Kural ve Tavsiyelerle
uyuşmadığı” başlıklı doküman sundu.29
Hukuk komisyonuna bir hukuki görüş bildirmesi için talepte bulunan Rusya
Federasyonu’nun gerçek amacı Türkiye’yi komisyona şikayet etmekti. Rusların
sundukları doküman bir kez daha şu görüşü öne çıkartmıştır: Türkiye’nin 1
Temmuz 1994’te yürürlüğe koyduğu tüzük hükümleri 1936 Montrö Sözleşmesi ve
genel olarak uluslararası hukukla ve özellikle UNCLOS’la bağdaşmadığı gibi
Deniz Güvenliği Komitesi’nin 63. toplantısında kabul edilen IMO Kural ve
Tavsiyeleri ile de uyuşmamaktadır. Rusya Federasyonu verdiği kağıtla hukuk
komitesinden Türkiye’nin yürürlüğe koyduğu tüzüğün IMO Kural ve
Tavsiyeleriyle uyuşup uyuşmadığı konusunda görüş bildirmesini talep etmiştir.
Bu talepten başka Rusya Federasyonu Türkiye’nin ulusal kurallarına itirazlar
da ileri sürmüş ve bazı durumlarda geçişi askıya almak hatta bazı sınıf
gemilerin geçişini yasaklamak gibi makul olmayan seyir sınırlamaları
yapılmış olmasından şikayet etmiş ve fiili bir geçiş prosedürü öngörülmüş
olmasından şikayetçi olmuştur.
Hukuk Komitesi’nce hazırlanan rapor istenen
hukuki görüşü belirlerken Türkiye’nin itirazlarına rağmen IMO’nün ana
sözleşmesine ya da başka kaynaklara göre böyle bir görüş bildirmeye yetkisi
olup olmadığı konusunda hiçbir analiz içermemektedir. Rusya’nın sunduğu
belgede ileri sürülen hususlara ilişkin uzun müzakerelerden sonra Hukuk
Komitesi’nde şu sonuçlara varılmıştır.
142- Türk ulusal tüzük hükümlerinin IMO’nün
Kural ve Tavsiyeleri ile uyumuna ilişkin olarak bir sorun ortaya çıktığında
örgüt, IMO bu konuyla ilgilenecektir.
143- Bu konuda konulacak herhangi bir ulusal
kural, genel olarak uluslararası hukukla ve özel olarak IMO Kural ve
Tavsiyeleri ile ve ayrıca Montreaux Sözleşmesi ile uyumlu olmalıdır.
144- Yukarıdaki anlatımlardan
çıkan sonuca göre, delegelerin önemli bir kısmının Türk Tüzük
Hükümleri’nin IMO Kural ve Tavsiyeleri ile, uluslararası hukukla ve
Montreaux Konvansiyonu ile uyumlu olmadığı görüşünde oldukları
anlaşılmıştır. Öte yandan Türk delegasyonu, karşı görüştedir.
145- Hukuk Komitesi, durumun
Komite içinde çözülebilecek mahiyette olmadığı sonucuna varmış ve bu
bakımdan Deniz Güvenliği Komitesi’ne (MSC’ye) ya da onun içindeki bir
çalışma grubuna gönderilmesinin uygun olacağı sonucuna varmıştır.
Ele alınacak konunun
kendisince, karara bağlanacak bir husus olmadığı sonucuna varmasına rağmen
Hukuk Komitesi’nin, teknik bir komite olan MSC’den esasının hukuksal
olduğunu bildiği bir konuda karar vermesini nasıl bekleyebilir?
IMO, bu mahiyetteki bir
soru hakkında karar vermek bakımından niçin yetkisizdir? Türk Boğazları ile
ilgili sorunlar IMO’nün usuli yöntemleri ile ilgili sorunları ortaya
çıkarmaktadır. Hukuk Komitesi’nin yanıtlaması gereken ilk soru Rusya
Federasyonu’nca sunulan belgede ileri sürülen hususların IMO’nün ana
sözleşmesi ve öteki ilgili kurallara göre IMO’nün çalışma alanı ve
işlevleriyle bağdaşıp bağdaşmadığıdır. Şu husus önemle gözönünde
tutulmalıdır: IMO’nün ana sözleşmesine göre Hukuk Komitesi, örgütün çalışma
alanına giren tüm hukuksal konuları incelemektir. Eğer bir konu Ana
Sözleşme’nin birinci maddesine göre IMO’nün faaliyet alanı içinde yer
almıyorsa Hukuk Komitesi böyle bir konu üzerinde hiçbir etkinlikte bulunamaz
hiçbir müzakere yapamaz.
Hukuk Komitesi’nin
aldığı karar dolayısıyla, MSC, 64. toplantısında Türk Boğazları konusunu
gündeme almak zorunda kaldı. 64. toplantısında MSC, Türk Boğazları ile
ilgili olarak Türkiye’nin yaptığı ulusal düzenlemelerin IMO Kural ve
Tavsiyeleri ile, Montreaux Sözleşmesi ile ve uluslararası hukukla uyumlu
olup olmadığı konusunu ele aldı. Sonuç olarak MSC, IMO’nün Kural ve
Tavsiyeleri ile ilgili olarak yeni bir girişimde bulunmanın erken olacağını
saptadı ve tespit edilmiş olan IMO Kural ve Tasviyeleri’nin bu alanda
tecrübe sahibi üyelerce Türk Boğazları’ndaki seyir güvenliğinin
geliştirilmesi ve deniz çevresinin korunması bakımından gözden geçirilmesi
hakkındaki 65. dönem kararlarına atıfta bulundu.30
Türkiye’nin Türk
Boğazları’nda kurduğu TAD (TSS) ve buna bağlı Kural ve Tavsiyelerle ilgili
bir başka eleştiri de İstanbul ve Çanakkale Boğazları’nın dar bölgelerinde
COLREG’in 10. değil, 9. kuralının uygulanması gerektiği yolundaki iddiadır.
Bu sav, NAV 39 toplantısında OCIMF tarafından ve ayrıca MSC’nin 64.
toplantısında Yunan delegasyonunca ileri sürülmüştür.31
Oysa, hernekadar COLREG,
IMO’nun yetki alanına girerse de COLREG’le ilgili olarak yaptığı ulusal
uygulama konusunda IMO’den görüş bildirmesini istemediği halde, bir devletin
ulusal kurallarının “doğru” ya da “yanlış” olduğu konusunda IMO’nun görüş
bildirme yetkisi tartışma götürür.
MSC’nin 65. toplantısında
Rusya Federasyonu, Komite’ye Türk ulusal düzenlemelerinin UDÖ Kural ve
Tavsiyeleri ile, uluslararası hukukla ve 1936 Montreaux Sözleşmesi ile ve
özellikle “uğraksız geçiş özgürlüğü, yetki prosedürü ve kılavuzluk”
konusundaki Konvansiyon hükümleriyle uyumlu olmadığını ileri sürdü. Rusya
UDÖ’nün denizcilere tavsiye mahiyetinde bir karar kabul ederek Türk ulusal
mevzuatının yok sayılmasını ve uluslararası hukuk alanında uluslararası
boğazlardan transit geçiş hakkında genel kabul görmüş davranışlara uygun
hareket etmelerini tavsiye etmesini istedi.32
Neyse ki UDÖ, bağlayıcı ulusal mevzuatın nazarı itibari alınmaması ve
bağlayıcı niteliği olmayan, tavsiye niteliğindeki kararların gözönünde
tutulması şeklindeki öneriyi kabul etmedi.
19. Genel Kurul’a
hakim olan hukuksal mesele, özünde, bir kez daha tartışmaya egemen olan
husus; Türk ulusal kurallarının meşruluğu idi. Rusya bir kez daha
Türkiye’nin yaptığı ulusal düzenlemelerin IMO Kural ve Tavsiyeleri ile
uyumlu olmadığının altını çizdi. Rusya ayrıca gemilerin bekletilmelerinin ya
da geciktirilmelerinin 1 Temmuz 1994’ten beri uygulanan Tüzüğün uygulandığı
dönemde %30 oranında arttığına ilişkin istatistiki bilgiler sundu. İleri
sürülen gecikmelere ve Türkiye’nin ulusal mevzuatını IMO’nun Kural ve
Tavsiyeleri’ne uygun hale getirmekten kaçınması ihtimaline karşı, Rusya
Federasyonu, IMO’nun Kural ve Tavsiyeleri’ne, konunun sürekli olarak gözden
geçirilmesine ilişkin bir hüküm konmasını talep etti.33
Şu anlaşılmaktadır ki,
bir kez daha, IMO’yu hukuksal ve politik tartışmalara girmekten alıkoyacak
prosedürel mekanizmaların yetersiz olduğu anlaşılmış oldu. Hukuk alanında
uzman olmayan çeşitli delegasyonlar Türk ulusal düzenlemelerinin IMO Kural
ve Tavsiyeleri ile ve uluslararası hukukla uyumlu olup olmadığı konusunda
tartışmalara giriştiler. Oysa, IMO Ana Sözleşmesi'’de genel kurulun
işlevleri arasında ulusal kuralların uluslararası hukukla ve
konvansiyonlarla uyumlu olup olmadığını tahkik etmek yetkisi yoktur.34
19. Genel Kurul A.827
(19) sayılı kararı ile MSC tarafından kabul edilen Türk Boğazları’na ilişkin
Kural ve Tavsiyeleri onayladı. Bununla birlikte sözkonusu kararın 5.
Paragrafı şöyledir: “MSC, hükümetlerden gelen
teklifleri, İstanbul Boğazı, Çanakkale Boğazı ve Marmara Denizi ile ilgili
olarak konulmuş olan Kural ve Tavsiye’lerin işleyişini, bu Kural ve
Tavsiyeler’deki değişiklik önerilerini gözden geçirmeli ve gelecek Genel
Kurul’a bu konuda bir rapor vermelidir.”
Türk delegasyonu teklif
edilen değişikliklere aşağıdaki nedenlerle karşı çıktı:
Öncelikle NAV’da görüş birliğine varılan
ve MSC’de kabul edilen karar tasarısı bir oydaşmanın yani consensus’un
sonucu idi.
İkinci olarak; önerilen
değişiklik teklifi ile Türk Boğazları ile ilgili Kural ve Tavsiyelerin
sürekli olarak gözlemlenmesi gibi bir görev yaratılmaktadır. Türkiye’nin
beyanları ayrıca IMO’nun mevcut kuralları ve kabul edilmiş prosedürleri,
her delegasyona NAV veya MSC toplantılarının gündemine bir madde
konulmasını isteme hakkını tanımaktadır. Türklerin itirazı şöylece
sonuçlanıyordu: Önerilen değişiklikler gereksizdir ve yalnızca politik
amaç taşımaktadır.
Yukarıda, alıntı yaptığımız
5. Paragraf ilgili Hükümetin itirazına rağmen üye Hükümetlerin, bir üyenin
iç işlerine karışması anlamına geliyordu. Eğer IMO’nun yasal yapısı böyle
bir davranışa izin verseydi sorun yoktu. Ama IMO, her zaman teknik bir
kuruluştu ve politik olmayan bir örgüttü. IMO’nun görevi ve işlevi
Hükümetlerin iç işlerine karışmak değil, işbirliği mekanizmalarını
sağlamaktır. IMO, seyir güvenliği ve deniz çevresinin korunması amacına
yönelik olarak uluslararası konvansiyonlar ve kurallar çerçevesinde çalışan
ve bunun için Hükümetlerarası işbirliğini gerçekleştirecek bir zemin teşkil
eden bir kuruluştur. Bu satırların yazarının görüş ve düşüncesine göre
yukarıda andığımız 5. paragrafın kabul edilmesi sonraki 4 yıl için
tartışmaların uzamasına yol açmıştır.
Gerçekten, 19. Genel
Kurul’un hemen sonrasında tartışmalar başladı. MSC’nin 67. dönem
toplantısında Rusya Federasyonu’nun yukarıda andığımız 5. paragraf uyarınca
hazırlanacak rapor için Türk Boğazları’nda IMO Kural ve Tavsiyeleri’nin
uygulanmasını gözetmek amacıyla uluslararası bir komisyon kurulması yönünde
öneride bulunması gerginliği arttırdı.35
Ayrıca, OCIMF, Türk Boğazları’nda bir similatör çalışması yapılarak Türk
Boğazları’ndaki trafik akışının incelenmesini önerdi.36
Türkiye, eğer MSC Başkanı
önerilerin gündeme alınmasını ve tartışılmasını kabul ederse, bu
tartışmalara katılmayacağını bildirerek, üye devletlerin iç işlerine, kabul
edilmesi imkansız müdahale önerilerin şiddetle karşı çıktı. Bunun sonucunda
gerçekten istisnai bir olay gerçekleşti, IMO Genel Sekreteri şahsen olaya
müdahale etti ve Komite’ye çalışmalarını teknik konularda odaklaştırmasını
hatırlattı.
43. Denizcilik Alt
Komite (NAV) toplantısının Türk Boğazları hakkında bir dönüm noktası olduğu
kanıtlanmıştır.37
Uluslararası Denizcilik Örgütü’nün tarihinde ilk defa rapor hazırlanması
için oluşturulan “Çalışma Grubu”nun kuruluşunu Türkiye önceki açıklamasına
uygun olarak protesto etti. Çalışmalara katılma istemini Türk
Delegasyonu’nun reddetmesine rağmen, Çalışma Grubu toplanmaya devam etti ve
sunuş için bir rapor hazırladı.38
Rapor Türkiye,39
Rusya Federasyonu,40
Bulgaristan41
ve OCIMF42
tarafından sunulan belgelere dayanmaktaydı.
Rapor, gemi trafiğinin
sık sık durdurulması, Türk Boğazları Rapor sistemine riayet edilmesi gibi
konulara yer veriyordu. Rapor ayrıca geçişlerin geçici olarak durdurulmasını
azaltmak üzere TSS’ler (TAD) içinde “dikkatle seyredilecek alanlar”
(precautionary area) yaratılması, SOLAS’ın (DCGS) V/8-1 hükmüne uygun olarak
zorunlu rapor sistemi konması, Boğazlardaki trafik akışının uluslararası bir
grup uzman tarafından izlenmesi ve analiz edilmesi gibi tavsiyeler
içeriyordu. Daha ilginç olanı raporun sonuç kısmında belirtilen belli
konularla ilgili olarak NAV Alt Komitesi’nin belli girişimlerde bulunması
talebini içermesidir. Bunlardan iki örnek verelim:
- COLREG olarak
kısaltılan Denizde Çatışmayı Önleme Kuralları’nın 9. kuralının Türk
Boğazları bölgesinde ayrılacak “dikkatle seyredilecek bölge”lerde
(precautionary area) uygulanması,43
- Türk yetkili makamın
Boğazlardaki trafiği tek yönlü duruma getirmesi görmenin 1 milin altına
düşmesi gibi istisnai durumlarda mümkündür; geçişi tümü ile durdurması
(askıya alması) ise sadece mücbir sebep halleri ile görmenin yarım milin de
altına düşmesi gibi çok istisnai hallerde mümkündür.44
Çalışma Grubu,
Denizcilik Alt Komitesi’nden kıyı devletinin (yani Türkiye’nin) iştiraki
olmadan ve çok güçlü itirazlarına rağmen hazırlanan raporu benimsemesini
istedi. Rapor Türk Ulusal Tüzüğü’nde önemli değişiklikler yapılmasının
gereğini ortaya koyuyor ve mevcut TSS’iler (TAD) ile ona bağlı Kural ve
Tavsiyelerde önemli değişiklikler öngörüyordu. Örneğin Türk Tüzüğü DÇÖK (COLREG)’nun
dar alanlara ilişkin 10. maddesinin uygulanmasını öngörüyordu, oysa
değişiklik COLREG’In 9. kuralının uygulanmasını öneriyordu. Türk Tüzük
hükümlerinde büyük gemiler ile tehlikeli yük taşıyan gemiler için trafiğin
geçici olarak durdurulması ve tek yönlü trafiğin düzenlenmesi yetkisi
idareye veriliyordu; oysa raporda önerilen değişiklik gemilerin geçişini
durdurmaya sadece olağanüstü durumlarda izin verilmesini öngörüyordu.
Bunlara bakarak,
“Çalışma Grubu IMO’nün hukuksal yetkisini aşmasını mı istemiştir?” sorusu
akla geliyor!
Neyse ki, NAV 43
Raporunun kabul edilmesi ile doğabilecek büyük hukuki ihtilaf, Türkiye’nin
19. Genel kurulun istemine uygun olarak hazırlanacak raporun çalışmasına
katılmayı kabul etmesiyle ve NAV 43 Raporunun terk edilmesiyle önlenmiş
oldu.
71. Deniz Güvenliği Komite
dönem toplantısında tartışılan asıl konu; Türk Boğazları raporunun
hazırlanmasında, çalışma grubunun gemilerin rotasını tespit için COLREG
kural 9’un yine COLREG kural 10 yerine Türk Boğazları’nda uygulanışıydı ve
Türk Ulusal Tüzüğü’nün Montrö Anlaşması, Uluslararası Deniz Hukuku
Sözleşmesi ve Uluslararası Hukuka uygun olmadığı iddiasıydı. Deniz Güvenliği
Komitesi dönem toplantısı başkanı, Amerikan Delegasyonu tarafından, yaklaşık
6 yıldan beri gündeminde olan Türk Boğazları meselesi hakkında güvenilir
sonuçlara odaklanması için teşvik edildi.45
Buna dayanarak Başkan kural 9 ve 10’un olumlu ve olumsuz yanlarını
araştırmaları bunu yaparken de IMO’nun kabul ettiği sistemle oluşmuş deniz
çevresinin güvenliği ve korunması için gerekli olan esasları gözönüne
almaları için çalışma grubu oluşturuldu. Çalışma grubuna verilen bu çerçeve
daha sonra daraltılarak sadece insan unsurunun gözönünde tutulması ve
ekonomik, politik ve hukuksal ögelerin dışlanması istendi.
1994 yılından itibaren;
Ulusal Kuralların uygulanmaya başlaması ve Türk Trafik Ayırım Düzeni ile ona
bağlı Kurallar ve Tavsiyelerin benimsenmesi ile Türk Boğazları’nda olan kaza
sayısında önemli ölçüde azalma oldu. Deniz çevresinin korunması ve gemi
seyrinin güvenliği hakkındaki tartışmalar; ortamın hukuk ve politikadan
arındırılmasıyla ve konunun bu şekilde aydınlanması ile sona ermiştir.
Çalışma Grubu, alınan başarılı sonuçlar üzerine daha fazla tartışmaya, rapor
hazırlamaya gerek olmadığı sonucuna vardı ve bu konu üstünde daha fazla
durulmamasını tavsiye etti. Tavsiyeler 71. Deniz Güvenliği Komitesi
toplantısında kabul edildi ve 21. Genel Kurul’da (Asamblede) benimsendi.
IMO gemilerin güvenli seyri
ve deniz çevresinin korunması için dolambaçlı ve yan yollara sapmadan, 7 yıl
süren bir çalışma sonunda görevini yerine getirmiş oldu.
IMO’nün Türk Boğazları ile
ilgili deneyimi kural dışı mıydı? Bu husus daha fazla bir çalışmayı
gerektirmektedir. Bu makalenin kapsamı bu kadar geniş değildir. Bununla
birlikte, IMO’nün prosedüral uygulamaları için bu olay önemli bir inceleme
konusu oluşturmaktadır. Kuşkusuz Türk Boğazları’nın tarih içindeki önemi
politik önemini de arttırmaktadır. SOLAS (DCGS), Gemilerin Rotalandırılması
Genel Hükümleri ve 1982 BMDHS ile IMO’ya verilen TSS’ler (TAD) kurmak
yetkisini örgüt kendi işlevleri kapsamı dışındaki konulardan ve özellikle
hukuksal ve politik konulardan uzak durarak değerlendirmeli; Konuyu
tamamıyla teknik bakımdan ele almalıdır.
IMO’nun teknik konularla
ilgilenen bir Uluslararası Örgüt olduğunu ve hukuksal sorunlarla ilgili
olarak fonksiyonu bulunmadığını gösteren bir örnek olmak üzere, konunun
uzmanı ünlü bir yazardan, Bay Lewis M. Alexander’dan şu alıntıyı yapalım :
“Ada ülkelerinin
TSS’leri ile, oradan geçen geminin bayrak devleti arasında çıkan ihtilaf
nasıl halledilecektir? IMO bu TSS’leri onaylayan bir kuruluştur ama, bu
yüzden çıkacak ihtilafların hal(çözüm) mercii değildir”46
Örgüt koruyucu mekanizmalar
sağlama yerine yeni bir takım prosedürler yaratmaktan kaçınmalıdır.
Gerçekten, IMO koridorlarında, boğazlarla ilgili 6 yıl süren çalışmalar
boyunca, IMO’nun kaçınabileceği birçok sorunla karşılaşılmıştır; eğer Hukuk
Komitesi Rusya’nın verdiği yazılı kağıt üzerine IMO’nun ana sözleşmesi ile
öteki ilgili mevzuatı gözönünde tutarak kendi yetkisi konusunda ciddi bir
inceleme yapsaydı bu sorunlarla hiç karşılaşılmayacaktı. Belki de Hukuk
Komitesi bir alt komite oluştururken öncelikle konunun örgütün çalışma
alanına girip girmediğini sormalıydı.
Denizcilikle ilgili
konularda etkili konumunu muhafaza etmek için, IMO’nun politikadan uzak ve
tarafsız tutumunu sürdürmesi esastır.
Türk Boğazları meselesi
IMO’nun mevcut alt yapısı hakkında önemli bir deneyim olarak görünüyor ve
IMO’ya kendi prosedürünü yeniden gözden geçirmesi için fırsat veriyor.
*
Bu metnin İngilizce’den Türkçe’ye çevirisi, Av. Gündüz Aybay,
Stajyerler: Arzu Alçiçek, Ceylan Karslı ve
Burcu Sönmezyalçın tarafından yapılmıştır.
1
Halen UDO’ne (IMO’ya) üye Hükümet (Devlet) sayısı 153’dür.
2
IMCO, 1982 yılında IMO oldu. Japonya bu ad değişikliğine itiraz
etti, çünkü “i-mou” Japonca “kızgın patates”
anlamına geliyordu. Japonlar, kısaltmanın “i-mou” biçiminde değil
“ai-m-ou” biçiminde olacağı anlatılarak
yatıştırıldılar.
Lampe W.P. “The
New International Maritime Organisation and Its Place in Development
of International
Maritime Law”. Journal of Law and Commerce, say.305, Vol.14, No.3,
Temmuz 1983.
3
M’Gonigla, M. and Zacher M.W. Pollution, Politics and
International Law Tankers at Sea (University of
California Press) 1985. See also, Simmonds K.R. The
International Maritime Organisations, (Simmonds and
Hill) 1994.
4
1960’da tonaj sıralamasının en üstünde yeralan on ülke şunlardı:
Liberya, Birleşik Krallık (İngiltere), Norveç,
ABD, Panama, Fransa, İtalya, Japonya, Hollanda, İsveç. M’Gonigle
M. and Zacher M.W. op.cit., say.56.
5
Dr. D. Abecassis, IMO and Liability for Oil Ppollution from
Ships: a Retrospective, Lloyd’s Maritime and
Commercial Law, p.45, Feb. 1983.
7
MSC’ye üyelik kriterinde ICJ’nin bildirdiği görüş dolayısıyla
değişiklik yapıldı; ICJ, IMCO’nun ana
sözleşmesine göre bayrakla gemi arasında bağlantı olması şart
değildi. Constitution of the Maritime
Safety
Committee of the IMCO, Advisory Opinion of 8 June 1960, ICJ
Reports, 150.
- International
Convention Relating to Intervention on High Seas in Case of Oil
Pollution Casualties
(INTERVENTION), 1969.
- Convention on
the Prevention of Marine Pollution by dumping of Wastes and Other
Matter (LDC), 1972.
- International
Convention on Oil Pollution Preparedness, Response and Cooperation
(OPRC), 1990.
- International
Convention on Civil Liability for Oil Pollution Damage (CLC), 1969.
- International
Convention on the Establishment of an International Fund for
Compensation for Oil Pollution
Damage (FUND), 1971.
- Convention
Relating to Civil Liability in Field of Maritime Claims (LLMC),
1976.
- International
Convention on Liability and Compensation for Damage in Connection
with the Carriage of
Hazardous and Noxious substances by Sea (HNS), 1996.
17
Hukuk Komitesi’nin çalışmaları hakkında ayrıntılı bilgi için bkz.
Balkin, R.P., The Establishment and Work of
the IMO Legal Committee.
18
Örgütün bugünkü Genel Sekreteri Kanada’lı Bay W.A. O’Neil’dir
ve ilk olarak 1990 da bu göreve
getirilmiştir. Önceki Genel Sekreterler şunlardı;
Bay Ove Nielsen, Danimarka
(1959-1961)
Bay William Graham, İngiltere
(1961-1963)
Bay Jean Roullier, Fransa
(1964-1967)
Bay Colin Goard, İngiltere
(1968-1973)
Bay C.P. Srivastava, Hindistan
(1974-1989)
19
ICS, Gemilerin Rotalandırılması Genel Hükümleri’ne bir 6. Bölüm
eklenmesi için ilk teklifi yapmıştır.
37
Gemi rotaları hakkında rapor hazırlayan çalışma grubu üyeleri:
Bulgaristan, Kıbrıs Rum Kesimi, Mısır,
Fransa, Almanya, Yunanistan, İtalya, Japonya, Malta, Hollanda,
Norveç, Romanya, Rusya Federasyonu,
İsveç, Ukrayna, İngiltere, ABD, ICS, OCIMF, IAIN, IFSMA.
45
Amerikan Delegasyonunun başkanı Mr. Joe Angelo 71. dönem
toplantısında yaptığı açıklamada 1994 yılından
beri bu komitede her konuda tartışmaların gündeme geldiğini ama
tartışmaların Türk Boğazlarından gemilerin
güvenli geçişi noktasında odaklandığını belirtti.
46
Alexander, L.M., “Uncertainties in the Aftermath of UNCLOS
III : The case for Navigation of
Freedom,Ocean Development and Internatıonal Law, vol.18
(1987),
Sn. İsmail Oruç
Çok teşekkür ederim. Maalesef Türkçe tercüme edilmiş metin bende yok.
Size iyi çalışmalar diliyorum.
ISIM:
Date:
27-05-2004
YORUM
BEN DENİZ ULAŞTIRMA VE İŞLETME MÜH. ÖĞRENCİSİ İSMAİLORUÇ
İ.Ü. BU GÜZEL ÇALIŞMANIZDAN DOLAYI TEBRİK EDERİM.
Convention on the Prevention of Marine Pollution by dumping of Wastes and Other Matter (LDC), 1972 KONUSUNUN TÜRKÇE TERCÜMESİ ELİNİZDE VARSA GÖNDEREBİLİRSENİZ SEVİNİRİM.mail:ismailoruc2002@mynet.com