|
Hukukçu Gözüyle |
|
IMO ve
Türkiye** |

|
|
Nilüfer ORAL*
 |
Bugün, size, burada hem IMO’nun uluslararası
hukuk öneminden, hem de Türkiye için öneminden söz etmek istiyorum.
1949 yılında kurulan IMO, 1958 yılında
faaliyete geçmiştir. Türkiye ilk üyeleri arasındadır ve 1999 yılından
beri konseyi üyesidir. Bugünkü IMO’nun toplam üye sayısı 162 dir ve
merkezi Londra’dadır.
Başlangıçta IMO, üye ülkelerin kendi
aralarındaki denizcilikle ilgili sorunların tartışıldığı ve çözümlenmeye
çalışıldığı mütevazı bir örgüttü. Fakat 1967 yılında meydana gelen
Torrey Canyon kazası IMO için bir milat oldu. Çünkü, o zamana
kadar bilinen en büyük tanker kazası olan Torrey Canyon IMO’nun önüne
getirildi ve bunun sonucunda örgüt büyük bir önem kazandı. Hem yapısal
olarak hem de faaliyetleri açısından büyüdü. Bundan sonra da “seyir
güvenliği”, gemilerden kaynaklanan çevre sorunları, gemi adamlarının
eğitimi, deniz çevresinin korunması gibi pek çok alanda IMO’nun çok kapsamlı
hukuksal düzenlemeleri oldu. IMO tarafından düzenlenen önemli
sözleşmeler arasında “SOLAS ”, “COLREG”, “MARPOL 73/78”, “STCW”, “Load Lines”,
“CLC ve Fund” konvansiyonları bulunmaktadır. Bu konvansiyonlar dışında
IMO’nun uluslararası Deniz Hukuku alanındaki etkilerine de değinmek
istiyorum.
1982
Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi (BMDHS), uzun yıllar süren
çalışmaların sonunda 1994 yılında yürürlüğe girmiştir. O zamana kadar
bilinen teamüllerin ve mevcut kuralların yanında yeni kuralları da içeren,
Ekler hariç, 320 maddelik bu sözleşme çok kapsamlı bir düzenlemedir.
Örnek verecek olursak, deniz çevresinin korunması ile ilgili önemli kurallar
getirdiğini ve bununla dolaylı olarak IMO’nun önemini arttırdığını
söyleyebiliriz. Her ne kadar sözleşmenin bir yeri dışında, IMO’nun adı
geçmiyorsada işaret edilen “yetkili milletlerarası örgütün” IMO olduğu
herkes tarafından kabul edilmiştir. Mesela sözleşme, “uluslararası
ulaşımda kullanılan boğazlar veya takımadalardaki trafik ayırım şeritleri
sözleşmeye göre ancak “yetkili milletlerarsı örgüt”
tarafından düzenlenir
diyorsa, bu örgüt “IMO” dur. Belki bundan da önemli olanı deniz
çevresinin korunması açısından Deniz Hukuku sözleşmesinin, “kıyı devletine”,
“liman devletine” verdiği yetkiler ve yükümlülüklerdir. Mesela:
Madde 211-
Gemi kaynaklı deniz kirliği ile ilgili olarak “Devletler, Yetkili
milletlerarası örgüt…vasıtasıyla gemilerden kaynaklanan deniz
çevresinin kirlenmesini önlemek, azaltmak ve kontrol etmek için,
milletlerarası kuralları ve standartları tesis edecekler” diyor.
Buradaki yetkili milletlerarası örgüt IMO’dur.
Madde 220
kıyı devletine uluslararası kural ve standartları kendi karasularında ihlal
eden yabancı gemiye müdahale yetkisi veriyor. Bu uluslararası kurullar
ve standartlar çoğunlukla “IMO” tarafından oluşturulmuştur.
BMDHS’nin getirdiği bir
başka yenilikte, “münhasır ekonomik bölge (“MEB”) diye adlandırılan ve
kıyıdan 200 mil açığa kadar uzanan alandır. BMDHS'den önce buralara
açık deniz sayıldığı için kıyı devletinin yabancı bayraklı gemilere müdahale
yetkisi yoktu. Oysa şimdi, BMDHS’nin 211. Maddesine göre kıyı devleti
gemiden kaynaklanan kirliliği önlemek, azaltmak ve kontrol etmek için MEB’de
uygulanacak kanunlar çıkartabilir. Ancak, bu kanunların “yetkili
milletlerarası örgüt” tarafından konulmuş kurallara ve standartlara uygun
olması gerekir. Atıfta bulunulan milletlerarası örgüt bilindiği ve
kabul edildiği gibi, IMO’dur.
*Daha detaylı bilgi
için 1. ek’teki tabloya bakınız.
Sonuç olarak
görülüyor ki, IMO da alınan kararlar, zorunlu veya yalnızca tavsiye şeklinde
olsalar bile, “milletlerarası kabul edilmiş kural veya standart “
oluşturmaları durumunda, uluslararası hukukun bir yükümlüğü haline gelmiş
olurlar.
Ülkeler, seyir güvenliği
ve deniz çevresini korumak amacıyla, uluslararası düzeyde önemler almak için
“IMO”ya başvurabilirler. Bu önlemler arasında:
·
SOLAS
konvansiyonunun öngördüğü “zorunlu gemi bildirme” (Mandatory ship reporting)
·
SOLAS
konvansiyonunun öngördüğü “zorunlu gemi trafik hizmetlerii” (VTS)
·
IMO’ nun
liman devleti kontrolü (Port State Control)
·
IMO ‘nun
“özellikle duyarlı deniz alanları”nı (Particularly sensitive sea areas)
sayabiliriz.
Bütün bu önlemleri, kıyı
devleti neden tek taraflı alamaz? Çünkü, kıyı devletlerinin yabancı bayraklı
gemilerin geçişlerini ne dereceye kadar düzenleyebilecekleri, her zaman
uluslararası deniz hukukun önemli tartışmalarından biri olmuştur. İşte
bu nedenle, “IMO”nun onayı ile alınan önlemler uluslararası bir meşruiyet
kazanmakta ve kıyı devletinin yaptırım gücünü arttırmaktadır.
Mesela, Avustralya, çok
geniş bir deniz alanı olan “Büyük Mercan Resifi” (Great Barrier Reef)’ı
korumak için IMO’ ya başvurdu ve “özellikle hassas deniz alanı” ilan etti.
Böylece, tehlikeli yük taşıyan gemilerin geçişlerini yasaklayabiliyor
ve bazı yerlerde zorunlu kılavuz hizmet veriyor.
Avustralya gibi Küba, ABD,
ve başka ülkeler de özellikle hassas deniz alanı için IMO’ya başvurdular.
-
Great Barrier Reef and
Torres Strait, Australia (1990 ve 1996);
-
Camagüey Archipelago in
Cuba (1997);
-
Malpelo Island, Colombia
(2002);
-
Florida Keys, United
States (2002);
-
Wadden Sea area in
Northern Europe( 2002).
“Zorunlu gemi raporu
sistemi” (mandatory ship reporting) Türk Boğazlarındaki “TÜBRAP” sistemidir
dır. Yalnız, Türkiye’de yabancı gemilerin Boğazlardan uğraksız
geçiş yapan gemilerin buna uymak zorunlu değildir. Oysa, biz de IMO’ya
başvurarak belki bunu zorunlu kılabiliriz. Böyle yapan ülkeler
arasında:
-
Fransa
-
Malacca ve Singapore
Boğazları
-
Torres Boğazları ve
Büyük Mercan Resifi
-
Dover Boğazı’nı
sayabiliriz.
TÜRKİYE VE IMO
IMO’nun çalışmalarını
önemli deniz kazaları belirlemiştir. 1967 Torrey Canyon kazasından sonra
daha birçok kaza olmuş ve bunların bir kısmı IMO’da gündeme gelip önemli
hukuki sonuçlar getirmiştir. EK “B” tablosu bunları kısaca
özetlemiştir.
Fakat, bu kazalar
arasında ne Independenta ne de Nassia kazalarına rastlıyoruz.
Oysa, Independenta dünya sıralamasında en büyük 10. petrol kazası
okla dikkat çekiyor. Neden bu kazalar Exxon Valdez gibi
veya Erika gibi uluslararası çapta bir yankı yaratmadı, neden
denizcilik hukukunda da etkili olamadı? Acaba Türkiye bu durumlarda IMO’dan
yeter derecede faydalanabildi mi?
Her ne kadar taraf
değilse de, bazı maddeleri teamül olarak Türkiye’yi bağlar, ve bazıları da
teamül olma yolundadır. Bunun için Türkiye’nin IMO’daki gelişmeleri
hem dar bir çerçevede, hem de “uluslararası kural ve standartlar” açısından
daha geniş bir çerçevede değerlendirmesi gerekir. Türkiye, önemi
gitgide artan “IMO” da aktif rol alamya devam etmelidir.
Bunun yanı sıra, VTS, SRS,
PSSA, PCS çevreye koruma açısından etkili olabilecek önlemler. IMO’nun
getirdiği en önemli unsur bunları uluslararası düzeyde bağlıyıcı yapmak.
Fakat, geçmişte de Türk Boğazlarda da yaşandığı gibi, milli hassasiyetlerin
milletlerarası bir forum da tartışmak bir takım problemler de getirebilir.
Ama, kanaatimce, sonunda artılar eksileri götürür. Çünkü IMO
tarafından kabul edilmiş bir uygulama, bağlayıcı bir kural veya standart
haline gelir ve milletlerarası bir kural olur. Türk Boğazlarını bu açıdan da
değerlendirmek gerekir.
Mesela, uluslararası
hukuka göre, geçiş yapan gemileri 11 milyon dolar yatırım yaptığımız VTS
sistemine uymaları için zorlayamıyoruz. Ama IMO’ya başvuru yaparak
böyle bir karar çıkartma olasılığını da göz ardı etmemek be bu imkanları
ve seçenekleri dikkatle incelemek gerekir.
SONUÇ
Şimdiye kadar
söylediklerimiz için “IMO”nun olumlu yüzü diyebiliriz. Bir de
bunun olumsuz tarafını ele alalım. “IMO” her şeyden önce yaptırım
yetkisi olmayan teknik bir örgüttür. Zaman zamanda içerisinde bazı üye
devletlerin ve bazı çıkarların etkili olduğu da görülmektedir.
Dolayısıyla burada “seyir güvenliği” nı ve “deniz çevre korunması”nı
en iyi şekilde sağlayacak kararların her zaman en sağlıklı bir şekilde
alındığı da tartış malıdır. Buna örnek verirsek, son “ERIKA” ve “PRESTIGE”
kazaları, “IMO”nun güvenliliğine gölge düşürmüştür diyebiliriz. Bu
bağlamda İspanya, geçen hafta tek taraflı olarak, petrol taşiyan tek çıdarlı
tankerleri İspanya limanlarından men etmiş ve “IMO” ya da “Eğer ERIKA
kazasından hemen sonra, AB’nin ve İspanya’nın desteklediği kuralları kabul
etseydiniz, Prestige gemisi geçiş yapamayacak ve bu kaza da hiç olmayacaktı
diye sitemde bulunmuştur. Bu arada, AB de İspanya gibi, petrol taşıyan
tek çıdarlı tankerleri AB limanlarından men etmiştir.
Gelecek aylardaki
gelişmeler dünya denizcilik ve IMO için çok önemli olacaktır ve
dolayısıyla Türkiye için de. Deniz sorunlarıyla içiçe yaşayan Türkiye
ve her gün Türk Boğazlarından geçen tehlikeli yük taşıyan tankerlerin
tehlikesi altında yaşayan Türkiye IMO’da faal olmalı ve uluslararası
platformada mümkün olduğu kadar fazla çıkar sağlamak için çaba
göstermelidir.
Ek
I:
IMO’ya atıf
yapan BMDHS
maddeleri
|
Karasular ve
zararsız geçiş |
TAD
|
Uluslararası
ulaşımda kullanılan boğazlar |
Gemi kaynaklı deniz
kirliliği |
Bayrak Devleti
|
Kıyı Devleti |
Liman Devleti |
|
Madde
21 (2)
Kıyı Devleri (KD)
yabancı gemilerin “dizayn, yapım, donanım veya teçhisi” konusunda
ancak genellikle kabul görmüş milletler arası kural veya standartları
düzenleyebilir. |
Madde 22 (3) Geçiş
yolların tahsisinde KD “Yetkili milletler arası örgütün”
tavsiyelerini göz önünde tutacaktır. |
Madde 41(3) Trafik
ayırım şeritleri genellikle kabul görmüş milletlerarası kural veya
standartlara uygun olacaktır |
Madde 211 (1)Yetkili
uluslarası örgüt…vasıtasıyla gemilerden kaynaklanan deniz
çevresinin kirlenmersini önlemek, azaltmak ve kontrol etmek için,
milletlerarası kuralları ve standartları tesis edecekler |
Madde
211 (2)
Deniz çevresinin
kirlenmersini önlemek, azaltmak ve kontrol etmek için, Yetkili
uluslarası örgüt vasıtasıyla tesis edilen ve genellikle kabul
görmüş milletlerarası kuralları ve standartları en azından aynı
etkiyi haiz olan kanun ve düzenlemeler yapacaktır |
Madde
211 (5) Münhasır ekonomik
bölgesi ile ilgili olarak Devletler gemiden kaynaklanan
kirlenmenin önlenmesi, azaltması ve kontrol edilmesi için
genellilkle kabul görmüş
milletlerarası kurallar ve standartlar
Yetkili uluslarası örgüt
vasıtasıyla tesis edilen
milletlerarası Standardlara uyan kanunlar ve düzenlemeler yapabilir
Ma |
Madde
211 (3)Lian giriş için KDin koyduğu şartlar Yetkili
uluslararası örgüte duyurulacaktır. |
|
Madde 21 (4)
Yabancı gemiler
denizde çarpışmaların önlenmesiyle ilgili genellikle kabul görmüş
milletlerarası kural veya standartlara uymak zorundadırlar. |
|
Madde
41 (4)
KD planlanılan TADı
Yetkili uluslarası örgüte sunacaktır |
|
Maddde 217(1)
Gemilerden
kaynaklanan kirlenmenin önlenmesi, azaltması ve kontrol edilmesi
için genellilikle kabul görmüş milletlerarası kurallar ve standartlar
Yetkili milletler arası örgüt vasıtasıyla tesis edilen
milletlerarası Standardlara uyan kanunlar ve düzenlemeler
uymalarına sağlayacaktır ve icrası için gerekli düzenlemeleri
sağlayacaktır. |
Madde 220 (1)
gemiden kaynaklanan
kirlenmenin önlenmesi, azaltması ve kontrol edilmesi için genellikle
kabul görmüş milletlerarası kuralların veya standartların
ihlali KDin karasularında veya MEB meydana geldiğinde dava açabilir |
Madde 218
İcra yetkisi:
KDin iç suları, karasuları veya MEBsı dışında atık boşaltma ile ilgili
Yetkili milletlerarası örgüt vasıtasıyla tesis edilen
uygulanan milletlerarası kuralların veya Standardların ihlalı
durumda soruşturma yapabilir ve dava açabilir. |
|
|
|
|
|
Madde 217(3)
milletlerarası
kural veya standartlara göre verilen sertifikaların taşınmasını
sağlayacaktır. |
Madde 220 (2)
Kdin karasuları
içinde seyrüsefer eden bir geminin geçiş esnasında a Devletin gemiden
kaynaklanan kirlenmenin önlenmesi, azaltması ve kontrol edilmesi
için genellilikle kabul görmüş milletlerarası kuralların veya
standartlara uygun kanun ve düzenlemelere ihlal etti ise gemi
tutuklanabilir ve hukuki işlemler başlatabilir |
|
|
|
|
|
|
Madde 217 (4)
Yetkili
milletlerarası örgüt vasıtasıyla tesis edilen kural ve
düzenlemelerin ihlalı teftiş yapacaktır ve gerektiğinde dava açacaktır. |
Madde 220 (3)
Karasularında
veya MEB seyrüsefer yapan bir geminin MEBinde Devletin gemiden
kaynaklanan kirlenmenin önlenmesi, azaltması ve kontrol edilmesi
için uygulanan milletlerarası kuralların veya standartlara
uygun kanun ve düzenlemelere ihlal ettiğise gemiden bilgi
isteyebilir |
|
EK 2
INCIDENT
|
IMMO ACTION
|
|
TITANIC (1915)
|
SOLAS
|
|
TORREY CANYON
(1967)
|
INTERVENTION/CLC/FUND/
MARPOL |
|
AMOCO CADIZ
(1978)
|
VTS/PARIS MOU/PSC |
|
EXXON VALDEZ
(1989)
|
OPA 1990/OPRC |
|
HERALD FREE ENTERPRISE
(1987)
|
RO-RO STANDARDS REVISIONS |
|
ACHILLE LAURA
(1985)
|
“UNLAWFUL ACTS” CONVENTION |
|
AEGEAN SEA (1992)
|
ISM MANDATORY |
|
BRAER(1993)
|
STCW AMENDMENTS |
|
SEA EMPRESS (1994)
|
“HNS” CONVENTION |
|
ERIKA (1999)
|
MARPOL 13 (G)/CLC AND FUND
50% increase/EU measures/PSC |
|
PRESTIGE (2002) |
????? |
_________________________________________________________
*İstanbul
Bilgi Üniversitesi Öğretim Üyesi
**15 Ocak 2003'te İTÜ Denizcilik Fakültesi Seminerleri
çerçevesinde Üsküdar Belediyesi Altunizade Eğitim ve Kültür Salonu'nda
sunulmuştur.
__________________________________________________
Yazarın diğer yazıları:
______________________________________________________ |