Akademik Görüş

Demiryolu ve Denizyolu Taşımacılığı

Doç. Dr. NECMETTİN AKTEN

 

Seyir Defteri

Meslek Örgütlerine Özen Gösterelim

Kapt. CAHİT İSTİKBAL

 

Mercek Altında

Kılavuz Kaptanlık Mesleği

Kapt. OĞUZ CEBECİ

 

Hukuk Penceresi

Yargı Muafiyeti ve Yabancı Gemiler

Av. BÜLENT TATAR

 

Teknik Bakış

Yüzyılın En Önemli Tehdidi

Kapt. CAHİT YALÇIN

SANLI BAYRAGIMIZ

TURK

KILAVUZ KAPTANLAR

DERNEGI

T U R K I S H   M A R I T I M E   P I L O T S'   A S S O C I A T I O N

TUMPA LOGO

marineCare

TUMPA ENGLISH SITE

Burada önemli son dakika haberleri yer alacaktır. Bizi izlemeye devam ediniz...

temizdeniz.gif (1310 bytes)
İçindekiler
Haberler
Dış Basın
Yazarlar
İstatistikler
IMO
F.A.Q.
Yönetim Kurulu
Üye Girişi
Arama
Çevre
Yeni Ne Var?
marineCare
Meteoroloji
Software
Şiir
Eğlencelik
Adresimiz
Bize Yazın!
Linkler
Sitenizi Ekleyin
Tüm Forumlar
Eğitim Forumu
İş Arayanlar
Misafir Defteri

Kılavuzluk,

Güvenilirliğin

İnsana

Dönüşmüş

Şeklidir.

Joseph CONRAD


  Arama Motoru

TUMPA WEB



IMPA Üyesiyiz


EMPA Üyesiyiz


click to see our site statistics!

 
Hukukçu Gözüyle........................................................2 Mart 2003

 Boğazlarda Türk-Rus İlişkileri

Nilüfer ORAL*   

 

 

Değerli editörümüz Kapt. Cahit İstikbal’in “Boğazlarda Tarihsel Perspektif ve Rusya’nın kağıdı” başlıklı yazısında ele aldığı konuyu ben de biraz katkıda bulunmak istiyorum.

Boğazlarla ilgili olarak aslında Türkiye’nin Sovyet Rusya’ya küçük bir minnet borcu var. Ama, Rusya’nın da Türkiye’ye aynı şekilde küçük bir borcu var. Zira, I. Dünya Savaşında Britanya ve Fransa ile ittifak yapan Rusya’ya Boğazları tamamen kapatmıştı. Türk Boğazlarının düşman gemilerine kapalı olmasından dolayı çarlık Rusya ithalat ve ihracat yapamadı ve ekonomik krize girdi.Birçok tarihçiye göre bu da çarlık Rusyasını büyük ekonomik sıkıntılar içine sokmuş ve Bolşevik ihtilaline kapıyı açmıştı. Lenin’in ilk aldığı önemli kararlardan biri, Büyük Petro zamanından beri Rusya’nın temel politikası olan “sıcak sulara açılış” – yani Türk Boğazlarını ve hatta İstanbul’u ele geçirme politikasından resmen vazgeçmek oldu. Bolşeviklerin bu kararı hem Türkiye Cumhuriyeti için hem de Boğazların akibeti için çok önemli bir karar olmuştur. Unutmayalım ki Mustafa Kemal Paşa Emperyalist ve istilacı güçlere karşı Bolşeviklerden ve Lenin’den destek almıştı. Her iki liderin ortak noktası Batılı emperyalistlere karşı savaş veriyor olmaktı. Lenin Batılı güçlerin desteğini almış Beyaz Ruslar’a, Mustafa Kemal Paşa’da İngiliz, Fransız, Yunanlı ve Osmanlı Hükümetine karşı. Bolşevikler İstanbul ve Boğazlarla ilgili yayılma politikalarından vazgeçmemiş olsalardı Kurtuluş Savaşımız daha da zor olabilirdi.

Türkiye’nin işgalci kuvvetleri yenmesinden sonra Misak’ı Milli ile belirdiği sınırların tanınması ve Osmanlılardan kalma bir çok sorunun uluslararası bir zeminde çözülmesi için 1923 tarihinde Lozan Barış Konferansı yapıldı. Bu konferansta ele alınan bir çok çetin konu arasında Türk Boğazları da vardı. Zira, ABD Başkanı Wilson’un meşhur “on dört prensibi” arasında Türk Boğazlarıda vardı. Bunların 12.sine göre Türk Boğazları (Dardanelles) uluslarası garantiler altında daimi olarak tüm ülkelerin gemilerine ve ticarete açık bir serbest geçiş yolu olacaktı. Türk Boğazlardan geçiş meselesi her zaman önemliydi. I. Dünya Savaş sırasında yapılan tüm pazarlıklarda ve anlaşmalarda Türk Boğazları ele alınmıştı.

1923 Lozan Konferansına çağrılmayan Bolşevik Hükümetinin Boğazlarla ilgili ayrı bir konferansa davet edilmesine gerek görüldü. Sovyetler Birliğini temsilen Dış İlişkiler Bakanı olan Çiçerin gönderildi. Bu konferansa Rusya’nın katılması Türkiye için ne kadar hayırlı olduysa İngiltere içinde o kadar sıkıntılı oldu. Lozan konferansına katılanlar arasında tarihin önemli isimleri vardı: İsmet İnönü, Lord Curzon ve Çiçerin gibi güçlü ve tarihe iz bırakmış insanlar. İşte burada Sovyetler Birliğinin tutumu Türkiye için önemli bir destek olmuştu. Tabii Rusya bu desteği verirken kendi çıkarlarını düşünüyordu. İşte Boğazlar böylece anti-emperyalist ve devrimci iki eski düşmanın çıkarlarının çakıştığı tarihi bir konjüktüre sebep olmuştu.

İngiltere, Türk Boğazlarından hem ticaret, hem de savaş gemileri için tam serbest geçiş istiyordu. Rusya ise Boğazların Karadeniz’e kıyıdaş olmayan bütün devletlerin savaş gemilerine kapalı olmasını savunuyordu. Her ne kadar buna gerekçe olrak başta Türkiye olmak üzere Karadenize kıyısı olan bütün devletlerin güvenliğini gösteriyorsa da, asıl amacı Karadenizi “kapalı deniz” statüsüne sokup, yabancı savaş gemilerini kendinde uzak tutmak ve böylece kendi güvenliğini sağlamaktı.

Tabii, başta İngiltere olmak üzere, Romanya ve Bulgaristan dahil bir çok katılımcı ülke Karadeniz’in açık bir deniz olduğunu ve tüm ülkelere açık olması gerektiğini savundular. Esasen 1921 Kars Anlaşmasına göre Karadeniz’e kıyıdaş ülkeler Karadeniz’in ve Boğazların hukuki statüsüne kendi aralarında karar vereceklerdi. Fakat bu hiçbir zaman gerçekleşmedi ve Stalin 1946 yılında Türkiye’yi Kars Anlaşmasını ihlal etmekle suçladı.

1923 Lozan Anlaşması Boğazların askerden arındırılmasına karar verdi ve barış zamanında Karadeniz’e girecek yabancı bayraklı savaş gemilerinin tonajına sınır getirdi. Fakat Britanya’nın ısrarıyla savaş zamanında da tonaja bakılmaksızın savaş gemilerine geçiş hakkı sağlandı. Rusya bu durumdan memnun kalmadı ve Çiçerin anlaşmayı imzalamama tehdidinde bulundu. Ama sonunda imzasını attı. Fakat Sovyet Rusya Duması Lozan’ı aynı sebepden dolayı onaylamadı. Sovyet Birliği için Karadeniz “kapalı bir denizdi”

1936 yılında Lozan Boğazlar Anlaşması taraftarları (İtalya hariç) Türk Boğazlarının hukuki statüsünü görüşmek için İsviçre’nin Montrö şehrinde tekrar bir araya geldiler. Her ne kadar Türkiye bu toplantıya Boğazların askersizleştirme hükmünün gözden geçirilmesini gerelçe gösterdiyse de aslında amaç anlaşmanın bir çok hükmünün gözden geçirilmesiydi. Mesela bunlar arasında Boğazlar komisyonunu kaldırtmak ve Türkiye’ye Boğazlar üzerindeki tam egemenlik haklarını geri kazandırmaktı.

 Türkiye’nin burada da en büyük destekçisi, Lozan’da olduğu gibi yine Rusya oldu. Ruslar, konferansın yabancı savaş gemileri ile ilgili kısımlarının tekrar gözden geçirilmesi fırsatında dolayı memnun oldular. Aynen 1923’ te Lozan’da olduğu gibi Birleşik İngiltere Krallığı savaş gemilerini Boğazlardan şartsız serbest geçişine savunurken Rusya’da o zaman olduğu gibi yine Karadenizin kapalı bir deniz olduğu tezinde ısrar etti. Bu defa Çiçerin’in yerine Litvinov geldi ve tartışmalar sırasında Karadeniz’in başka denizlere benzemediğini ve başka hiçbir denize açılmadığı için yabancı savaş gemilerinin orada pek işleri olmadığını savundu.

Montrö Anlaşması Boğazlardan dolayı Türkiye için ne kadar önemliyse, Karadeniz’den dolayı da Rusya için o kadar önemlidir. Eski SSCB’nin en önemli politikalarından biri Karadenizi kıyıdaş olmayan ülkelerin savaş gemilerine mümkün olduğu kadar kapalı tutmaktı ve Karadenizin bir “kapalı deniz” olduğunu uluslarası alanda kabul ettirmekti. 1980’ li yıllarda bu yüzden ABD ve SSCB arasında neredeyse bir savaş çıkacaktı. 1991 yılında SSCB’nin yerini yeni bir politik sistem aldı. Fakat Rusya’nın Karadeniz politikası değişti mi? Zira Rusya Türk Boğazlarına “Karadeniz Boğazları” derken bu denizin kendileri için olan önemini vurguluyor. Türk Boğazları Rusya’ya sadece sıcak sulara çıkışı değil aynı zamanda Karadeniz’den yabancı savaş gemilerin uzak tutulmasını da düşündürüyor. Ruslar için Türk Boğazaları ve Karadeniz bir bütündür ve onlar artık yürürlükte olmayan 1921 Kars Anlaşmasında olduğu gibi, Türkiye’nin Boğazlarla ilgili kararları tek başına değil Karadeniz’e kıyıdaş ülkelere de danışarak alması gerektiğine inanmaktadırlar ve IMO’da Türkiye’ye karşı gelmelerinin bir sebebi de budur.


---------------------------------


*İstanbul Bilgi Üniveritesi Deniz Hukuk Araştırma Merkezi Müdür Yardımcısı

___________________________________________

Yazarın Diğer Yazıları:

___________________________________________

Bu Yazıya Siz de Yorum Ekleyebilirsiniz...


Adınız-Soyadınız:




ISIM:
Cahit İSTİKBAL
Date:
14-06-2003

YORUM

Benim yazımda Boğazlar ile ilgili 2. Dünya savaşı sonrasında meydana gelen bazı gelişmeler ele alınmıştı; Sayın Nilüfer ORAL; 1. Dünya Savaşına kadar uzanarak konuyu daha da derinleştirmiş ve çok önemli bir eksikliği gidermiş. Tebrikler ve teşekkürler...

 

 

© Nilüfer Oral 2003. İzinsiz kullanılamaz.

 

 Hit Counter


© 1996-2004 Türk Kılavuz Kaptanlar Derneği