|
Hukukçu
Gözüyle........................................................2 Mart
2003 |
|
Boğazlarda
Türk-Rus İlişkileri |

|
|
Nilüfer ORAL*
 |
Değerli editörümüz Kapt. Cahit İstikbal’in
“Boğazlarda Tarihsel Perspektif ve
Rusya’nın kağıdı” başlıklı yazısında ele aldığı konuyu ben de biraz
katkıda bulunmak istiyorum.
Boğazlarla ilgili olarak aslında Türkiye’nin
Sovyet Rusya’ya küçük bir minnet borcu var. Ama, Rusya’nın da Türkiye’ye
aynı şekilde küçük bir borcu var. Zira, I. Dünya Savaşında Britanya ve
Fransa ile ittifak yapan Rusya’ya Boğazları tamamen kapatmıştı. Türk
Boğazlarının düşman gemilerine kapalı olmasından dolayı çarlık Rusya ithalat
ve ihracat yapamadı ve ekonomik krize girdi.Birçok tarihçiye göre bu da
çarlık Rusyasını büyük ekonomik sıkıntılar içine sokmuş ve Bolşevik
ihtilaline kapıyı açmıştı. Lenin’in ilk aldığı önemli kararlardan biri,
Büyük Petro zamanından beri Rusya’nın temel politikası olan “sıcak sulara
açılış” – yani Türk Boğazlarını ve hatta İstanbul’u ele geçirme
politikasından resmen vazgeçmek oldu. Bolşeviklerin bu kararı hem Türkiye
Cumhuriyeti için hem de Boğazların akibeti için çok önemli bir karar
olmuştur. Unutmayalım ki Mustafa Kemal Paşa Emperyalist ve istilacı güçlere
karşı Bolşeviklerden ve Lenin’den destek almıştı. Her iki liderin ortak
noktası Batılı emperyalistlere karşı savaş veriyor olmaktı. Lenin Batılı
güçlerin desteğini almış Beyaz Ruslar’a, Mustafa Kemal Paşa’da İngiliz,
Fransız, Yunanlı ve Osmanlı Hükümetine karşı. Bolşevikler İstanbul ve
Boğazlarla ilgili yayılma politikalarından vazgeçmemiş olsalardı Kurtuluş
Savaşımız daha da zor olabilirdi.
Türkiye’nin işgalci kuvvetleri yenmesinden
sonra Misak’ı Milli ile belirdiği sınırların tanınması ve Osmanlılardan
kalma bir çok sorunun uluslararası bir zeminde çözülmesi için 1923 tarihinde
Lozan Barış Konferansı yapıldı. Bu konferansta ele alınan bir çok çetin konu
arasında Türk Boğazları da vardı. Zira, ABD Başkanı Wilson’un meşhur “on
dört prensibi” arasında Türk Boğazlarıda vardı. Bunların 12.sine göre Türk
Boğazları (Dardanelles) uluslarası garantiler altında daimi olarak tüm
ülkelerin gemilerine ve ticarete açık bir serbest geçiş yolu olacaktı. Türk
Boğazlardan geçiş meselesi her zaman önemliydi. I. Dünya Savaş sırasında
yapılan tüm pazarlıklarda ve anlaşmalarda Türk Boğazları ele alınmıştı.
1923 Lozan Konferansına çağrılmayan Bolşevik
Hükümetinin Boğazlarla ilgili ayrı bir konferansa davet edilmesine gerek
görüldü. Sovyetler Birliğini temsilen Dış İlişkiler Bakanı olan Çiçerin
gönderildi. Bu konferansa Rusya’nın katılması Türkiye için ne kadar hayırlı
olduysa İngiltere içinde o kadar sıkıntılı oldu. Lozan konferansına
katılanlar arasında tarihin önemli isimleri vardı: İsmet İnönü, Lord Curzon
ve Çiçerin gibi güçlü ve tarihe iz bırakmış insanlar. İşte burada Sovyetler
Birliğinin tutumu Türkiye için önemli bir destek olmuştu. Tabii Rusya bu
desteği verirken kendi çıkarlarını düşünüyordu. İşte Boğazlar böylece
anti-emperyalist ve devrimci iki eski düşmanın çıkarlarının çakıştığı tarihi
bir konjüktüre sebep olmuştu.
İngiltere, Türk Boğazlarından hem ticaret, hem
de savaş gemileri için tam serbest geçiş istiyordu. Rusya ise Boğazların
Karadeniz’e kıyıdaş olmayan bütün devletlerin savaş gemilerine kapalı
olmasını savunuyordu. Her ne kadar buna gerekçe olrak başta Türkiye olmak
üzere Karadenize kıyısı olan bütün devletlerin güvenliğini gösteriyorsa da,
asıl amacı Karadenizi “kapalı deniz” statüsüne sokup, yabancı savaş
gemilerini kendinde uzak tutmak ve böylece kendi güvenliğini sağlamaktı.
Tabii, başta İngiltere olmak üzere, Romanya ve
Bulgaristan dahil bir çok katılımcı ülke Karadeniz’in açık bir deniz
olduğunu ve tüm ülkelere açık olması gerektiğini savundular. Esasen 1921
Kars Anlaşmasına göre Karadeniz’e kıyıdaş ülkeler Karadeniz’in ve Boğazların
hukuki statüsüne kendi aralarında karar vereceklerdi. Fakat bu hiçbir zaman
gerçekleşmedi ve Stalin 1946 yılında Türkiye’yi Kars Anlaşmasını ihlal
etmekle suçladı.
1923 Lozan Anlaşması Boğazların askerden
arındırılmasına karar verdi ve barış zamanında Karadeniz’e girecek yabancı
bayraklı savaş gemilerinin tonajına sınır getirdi. Fakat Britanya’nın
ısrarıyla savaş zamanında da tonaja bakılmaksızın savaş gemilerine geçiş
hakkı sağlandı. Rusya bu durumdan memnun kalmadı ve Çiçerin anlaşmayı
imzalamama tehdidinde bulundu. Ama sonunda imzasını attı. Fakat Sovyet Rusya
Duması Lozan’ı aynı sebepden dolayı onaylamadı. Sovyet Birliği için
Karadeniz “kapalı bir denizdi”
1936 yılında Lozan Boğazlar Anlaşması
taraftarları (İtalya hariç) Türk Boğazlarının hukuki statüsünü görüşmek için
İsviçre’nin Montrö şehrinde tekrar bir araya geldiler. Her ne kadar Türkiye
bu toplantıya Boğazların askersizleştirme hükmünün gözden geçirilmesini
gerelçe gösterdiyse de aslında amaç anlaşmanın bir çok hükmünün gözden
geçirilmesiydi. Mesela bunlar arasında Boğazlar komisyonunu kaldırtmak ve
Türkiye’ye Boğazlar üzerindeki tam egemenlik haklarını geri kazandırmaktı.
Türkiye’nin burada da en büyük destekçisi,
Lozan’da olduğu gibi yine Rusya oldu. Ruslar, konferansın yabancı savaş
gemileri ile ilgili kısımlarının tekrar gözden geçirilmesi fırsatında dolayı
memnun oldular. Aynen 1923’ te Lozan’da olduğu gibi Birleşik İngiltere
Krallığı savaş gemilerini Boğazlardan şartsız serbest geçişine savunurken
Rusya’da o zaman olduğu gibi yine Karadenizin kapalı bir deniz olduğu
tezinde ısrar etti. Bu defa Çiçerin’in yerine Litvinov geldi ve tartışmalar
sırasında Karadeniz’in başka denizlere benzemediğini ve başka hiçbir denize
açılmadığı için yabancı savaş gemilerinin orada pek işleri olmadığını
savundu.
Montrö Anlaşması Boğazlardan dolayı Türkiye
için ne kadar önemliyse, Karadeniz’den dolayı da Rusya için o kadar
önemlidir. Eski SSCB’nin en önemli politikalarından biri Karadenizi kıyıdaş
olmayan ülkelerin savaş gemilerine mümkün olduğu kadar kapalı tutmaktı ve
Karadenizin bir “kapalı deniz” olduğunu uluslarası alanda kabul ettirmekti.
1980’ li yıllarda bu yüzden ABD ve SSCB arasında neredeyse bir savaş
çıkacaktı. 1991 yılında SSCB’nin yerini yeni bir politik sistem aldı. Fakat
Rusya’nın Karadeniz politikası değişti mi? Zira Rusya Türk Boğazlarına
“Karadeniz Boğazları” derken bu denizin kendileri için olan önemini
vurguluyor. Türk Boğazları Rusya’ya sadece sıcak sulara çıkışı değil aynı
zamanda Karadeniz’den yabancı savaş gemilerin uzak tutulmasını da
düşündürüyor. Ruslar için Türk Boğazaları ve Karadeniz bir bütündür ve onlar
artık yürürlükte olmayan 1921 Kars Anlaşmasında olduğu gibi, Türkiye’nin
Boğazlarla ilgili kararları tek başına değil Karadeniz’e kıyıdaş ülkelere de
danışarak alması gerektiğine inanmaktadırlar ve IMO’da Türkiye’ye karşı
gelmelerinin bir sebebi de budur.
---------------------------------
*İstanbul
Bilgi Üniveritesi Deniz Hukuk Araştırma Merkezi Müdür Yardımcısı
___________________________________________
Yazarın
Diğer Yazıları:
___________________________________________
|
Bu Yazıya Siz de Yorum Ekleyebilirsiniz...
- ISIM:
- Cahit İSTİKBAL
- Date:
- 14-06-2003
YORUMBenim yazımda Boğazlar ile ilgili 2. Dünya savaşı sonrasında meydana gelen bazı gelişmeler ele alınmıştı; Sayın Nilüfer ORAL; 1. Dünya Savaşına kadar uzanarak konuyu daha da derinleştirmiş ve çok önemli bir eksikliği gidermiş. Tebrikler ve teşekkürler... |
|