|
Meteoroloji.................................................................................. |
|
Türkiye’nin Sel
Gerçeği ve Meteorolojik Reform İhtiyacı |

|
|
Prof.
Dr. Mikdat
Kadıoğlu*
 |
Bu günlerde sağanak yağışlardan dolayı, ani
seller ve heyelanların büyük riskler oluşturabildiği bir mevsime girmiş
bulunmaktayız. Bu nedenle dünyanın bir çok yerinden sel vb afet
haberleri gelmekte. Benzer şekilde geçtiğimiz yıllarda bir çok il ve
ilçemizde ani sel ve heyelan afetleri yılın sıcak kısmında yaşanmış, bir çok
can ve mal kayıplarımız olmuştu. Ve alışık olduğumuz şekilde, hep ve
sadece, Kriz Masaları kurulmuş ve devlet erkanı afet bölgelerine giderek
halkın acısını paylaşmıştı. Basında yer alan bir çok kişi de sellerin
oluşumu ile sellerin birer afete dönüşmesini birbirine karıştırıp popülist
söylemlerde bulunmakla yetinmişti. Halbuki Türkiye’nin bir türlü
içinden çıkamadığı bu yıkım-yara sarma sarmalını artık kırabilmesi için bu
olayın bilimsel ve gerçekçi bir şekilde ele alınması bir zorunluluktur.
Örneğin, bugün ülkemizde sel tahmini ve ihbarı yapmakla görevli herhangi bir
kurum veya kuruluşun olmadığından pek çok kimse haberdar bile değildir...
Ayrıca ülkemizde de eskiden, örneğin, yağan
yağmur ve erimiş kar akımları su toplama alanlarına herhangi bir müdahale ve
afete neden olmaksızın serbestçe akıp gidebiliyordu. Günümüzde ise,
çoğalan nüfusun, çarpık sanayileşme ve şehirleşmenin ve kırsal kesimdeki
bilinçsiz yerleşimin sonucu olarak aşırı yağış, çığ, heyelan vb. doğa
olaylarına daha fazla maruz kalmaktayız. Hazırlandığı sanılan ÇED
raporlarına meteorolojik bilgiler birer dolgu malzemesi olarak konulmakta,
bu konunda meteorolojik etütler ve yorumlar uzmanlarınca yapılmamaktadır.
Böylece, bir çok vatandaşımız plansız ve bir çok tehlikeye dikkat etmeksizin
imara ve tarıma açılan sel ve çığ yataklarına yerleşmiş ve uykusunda hiçbir
uyarı vb. olmadan hayatını kaybetmiş ve kaybetmektedir. Sonuç olarak,
bir doğa kanunu olan sel gibi, meteorolojik olayların afetlere dönüşmesi
özellikle son yıllarda giderek artan bir şiddette ve sıklıkta meydana
gelmektedir.
Halk için selden korunmanın yolları:
(1) Sel yataklarına yerleşmemek, (2) Meteorolojik sel gözetleme ve
uyarılarına anında uymak, (3) Görünüşe aldanmayarak dibi görülmeyen hiç bir
sel suyuna yüzerek, yürüyerek ya da otomobil ile girmemek, (4) Yakın bir
yerde sel oluşumunun görüldüğü veya duyulduğu an, hemen daha yüksek güvenli
yerlere tırmanmak ve/ya kaçmak şeklinde özetlenebilir. Devlet
tarafından (depremde olduğu gibi) sel öncesi, sel anı ve sonrasında halkın
yapması gerekenler konusunda kurslar, broşür ve benzeri şekillerle sürekli
olarak bilgilendirilmesi gerekir. Fakat aşağıda açıklanan nedenlerden
dolayı ülkemizde, sel yataklarına bilinçsizce yerleşilmekte, halkın can ve
malını koruyabilmesi için uyması gereken meteorolojik sel gözetleme ve
uyarıları da doğru dürüst yapılmamaktadır.
Türkiye'de sel vb meteorolojik afetler
tamamen sahipsizdir: Romalılardan beri insanlar seller ile
mücadele etmek için barajlar ve su bentleri inşa etme yoluna gitmiştir.
1950’li yıllardan sonra selden korunma kavramı büyük ölçüde değişmiştir.
Büyük-küçük her dere ve nehir için bir baraj yapılamayacağı (şehir ve kıyı
selleri) gibi, artık sellerin sadece nehirler ile ilişkili olmadığı da
görülmüştür (bkz.,
http://weathereye.kgan.com/cadet/flood/type.html,
http://www.dem.dcc.state.nc.us/mitigation/flood.htm). Bu nedenle,
gelişmiş ülkelerde doğru arazi kullanım politikaları, hidro-meteorolojik
gözlem ağları, meteoroloji radarı, otomatik akım ve yağış istasyonları ve
hidro-meteorolojik modeller ile doğru ve erken nehir/göl/deniz su seviye
tahminleri ve uyarıları ile (bkz.,
http://www.noaa.gov/nwsrfc.html)
can ve mal kayıpları en aza indirgenmiştir. Ülkemizde de, Sel Tavsiye,
Sel Gözetleme ve Sel Uyarısının (örneğin ani seller için bkz., http://weathereye.kgan.com/cadet/flood/prep.html)
yapılabilmesi için ülkemiz nehir bölgelerine ayrılmalı ve DMİ’nin bu
bölgelerdeki istasyonları nehirlerin su seviyelerini de sürekli olarak
tahmin ederek, sel tehlikesini hiç bir bürokratik işleme de ihtiyaç duymadan
uygun bir şekilde halka duyurabilmelidir (örneğin bkz.,
http://www.nws.noaa.gov/oh/hic/current/river_flooding/river_conditions.shtml).
Maalesef Türkiye’de bugün ne hava
şartlarını, ne iklimi, ne de nehirlerimizdeki ne de göllerimizdeki su
seviyelerini takip edip sele, “sel”; çığa, “çığ”; kuraklığa, “kuraklık”
demek, onları izlemek ve önceden haber vermekle görevli herhangi bir kurum
ve kuruluşumuz bulunmamaktadır. 1937 yılında kurulan DMİ Genel
Müdürlüğü’nü ve 3127 sayılı Teşkilat ve Görevleri Hakkındaki Kanunda, “...
hava ve deniz seferlerini korumak ve memleketin hava hadiseleriyle
ilgili haberleri vermektir.” denilirken 8/11/1986 tarihli ve
3254 sayılı kanunla yanlış bir şekilde değiştirilen DMİ Teşkilat ve
Görevleri Hakkındaki Kanunda artık sadece “... meteorolojik destek
...”den bahsedilmektedir (bkz.,
http://www.meteor.gov.tr/2003/geneltanitim/mevzuat/mevzuat.htm).
Bununla beraber 1954 yılı ve 6200 sayılı DSİ Teşkilat ve Görevleri
Hakkındaki Kanunda ise sadece “Taşkınlara karşı koruma yapıları inşa
etmek”den bahsediliyor (bkz.,
http://www.dsi.gov.tr/gorev.htm). Halbuki,
can ve mal kayıplarını önleyebilmek için şiddetli fırtınalar ve bunlar ile
birlikte oluşan, dolu, çığ, yıkıcı rüzgarları, selleri ve yıldırımı anlamak;
onların ad, yer, zaman, olasılık ve miktarlarını vererek öngörmek ve
uyarılarını yapmak tüm gelişmiş veya gelişmemiş ülkelerde, Fırtına
Laboratuarları (bkz., http://www.nssl.noaa.gov/), Meteoroloji Teşkilatları
ve Üniversitelerin Meteoroloji ve/veya Atmosfer Bilimleri Bölümlerinin
görevi, kuruluş ve varlıklarının belli başlı nedenidir (örneğin bkz.,
http://www.mb.ec.gc.ca/air/a00s00.en.html,
http://www.weathersa.co.za/sawb/mission.html,
http://www.nws.noaa.gov/mission.shtml,
http://www.swazimet.gov.sz/about.htm#Mission).
Meteorolojinin Görevi Sadece "Güzel
Havaları”" Tahmin Etmek Olmamalıdır: Başta DMİ olmak üzere, diğer ilgili
kurum ve kuruluşlarımızın bugünkü amaç ve görevleri arasında, kuraklıkla
beraber sel, rüzgar ve kar fırtınaları, don, dolu, yıldırım çarpması, orman
yangınları, çığlar, asit yağışları, meteorolojik hortumlar, sıcak hava
dalgaları vb gibi 28 çeşit meteorolojik afetler ile ilgili tek bir kelime
dahi bile bulunmamaktadır. Halbuki, meteoroloji karakterli doğal
afetleri deprem gibi diğer doğal afetlerden ayıran en önemli özellik,
meteorolojik afetlerin “Önceden Tahmin Edilerek Erken Uyarılarının
Yapılabilmesi"dir. Bu özellikten yararlanarak, gelişmiş ülkelerin afet
yönetim programlarının bir parçası olan meteorolojik tahmin ve erken uyarı,
planlama ve eğitim ile can kayıplarında önemli azalmalar ve ekonomik
zararlarda da önemli düşüşler sağlanmıştır (örneğin bkz.,
http://www.wmo.ch/web/Press/WMD2002.html,http://www.unisdr.org/unisdr/hydrorecom.htm).
Buna rağmen, DMİ, DSİ, EİEİ’de yeterli sayıda; Afet İşleri Genel
Müdürlüğünde ise tek bir meteoroloji mühendisi dahi yoktur ve bu kurumlar
meteorolojik afetleri önceden tahmin ederek erken uyarılarda bulunmaya
yönelik yapılandırılmamış ve görevlendirilmemiştir.
Öyle ki, örneğin sel tahmini için gerekli
olan, yağış miktarını DMİ, akışa geçen yağış miktarını ise DSİ ölçmektedir.
Ayrıca, Türkiye’de meteorolojik gözlemler DMİ, DSİ, EİEİ ve Köy Hizmetleri
gibi ayrı ayrı kamu kurumları tarafından yapılıyor. Bu dağınık yapı
büyük kaynak israfı ile birlikte sel vb. gözetleme ve uyarılarının ülkemizde
yapılamamasına neden oluyor. Halbuki, ülkemizde havza ölçeğinde
toprağın nem durumunu, kar örtüsünü, fırtınanın etkili olma süresini, yağmış
ve yağacak olan yağışın miktarlarını vb. belirleyip tahmin eden ve nehirdeki
akışı ve yükselmeleri sayısal modeller ile bir bütün içinde sürekli olarak
takip edip sel ihbarlarını yapacak şekilde donatılmış ve görevlendirilmiş
bir teknik kurum olmalıdır.
Bütün bunlarla beraber, resmen görevi
olmamasına rağmen, ülkemizde DMİ tarafından sözde “meteorolojik ihbarlar” da
yapılır. DMİ’nin “Meteorolojik Uyarı Arşivi” incelendiğinde afet
niteliği olmayan hava sıcaklığı azalacak/artıyor veya hafta sonunda yağış
beklenmiyor ya da “Kurban
Bayramında Yurtta Hava” gibi
şeylerin de “ihbarlar” arasında verildiği görülür. “Etkili yağış” veya
“şiddetli yağış” bekleniyor ya da “etkili sağanak yağış” şeklinde verilen
“ihbar”larda da “sel” gibi meteorolojik afetlerin ismi de hiçbir şekilde
verilememektedir (bkz., http://www.meteor.gov.tr/2003/uyariarsivi/uyariarsivi.asp).
Halbuki, gelişmiş ülkelerdeki gibi ülkemizde de, gerektiğinde 2-aşamalı ve
yerel ani sel ve fırtına ihbarları ve tavsiyeleri sırasıyla “Ani Sel
Gözetleme” ve “Ani Sel Uyarısı” (örneğin bkz.,
http://kamala.cod.edu/svr/) insanlarımız doğru bir şekilde
bilgilendirilebilmelidir (örneğin bkz., http://www.spc.noaa.gov/products/wwa/,
http://iwin.nws.noaa.gov/iwin/co/allwarnings.html). Diğer bir deyişle
DMİ’nin meteorolojik afetleri belirlemek ve gerekli uyarıları yapmak ile
ilgili ne bir görevi ne de doğru bir anlayışı, uygulaması ve hedefi
bulunmaktadır. Şimdiye kadar yapılmış olan bütün mevzuat düzenlemeleri
daha fazla Bölge ve Şube Müdürlükleri açmak gibi sadece personel işlerine
yönelik olmuştur.
Bunun sonucu olarak Batı Karadeniz Bölgesinde
meydana gelen sel felaketinden sonra Dünya Bankasınca sağlanan kredi
anlaşması çerçevesinde TEFER Projesi [Türkiye Sel Acil Önlem Projesi] 1998
yılında yürütülmeye başlanmıştır. Bu proje kapsamında Karayolları Genel
Müdürlüğü, Afet İşleri Gn.Md.lüğü, D.S.İ., E.İ.E.İ v.b. birçok kamu
kuruluşunun yanında Devlet Meteoroloji İşleri Gn.Md. de bulunmaktadır. Proje
kapsamında bu kuruluşların bozulan altyapıları onarılacak ve D.M.İ. ve
D.S.İ.nin altyapıları seli önceden haber vermeye ve önlemeye yönelik olarak
modernize edilecektir. Projeye göre Sinop-Antalya hattının batısında kalan
bölge için D.M.İ.Gn. Müdürlüğü 206 adet otomatik hava istasyonu ve 3 adet
radar alacaktır. Halbuki, 1980 öncesi de Türkiye’de 6 adet
çalıştırılmayıp hurdaya çıkartılan meteoroloji radarı bulunmaktaydı.
Sürekli olarak (doğru vizyon ve hedefle birlikte, gerekli eleman, bilgi
birikimi vb oluşturulmadan) ve dışarıdan empoze edilen en pahalı
meteorolojik aletleri alıp ülkemize getirtmek tek başına bir çözüm
olmamaktadır. Bu teknolojiyi tam anlamıyla ve amaca uygun bir şekilde
kullanabilmek için gerekli “kurumsal kültürün”, kanunların, prosedürler ve
uygulama yönetmeliklerinin bir bütün olarak ele alınması gerekir.
DMİ Genel Müdürlüğü’nün 3127 sayılı
Teşkilat ve Görevleri Hakkındaki Kanun günün şartlarına göre yeniden
düzenlenmelidir: Ülkemizde öncelikle atmosferik koşullara bağlı olarak
oluşan ani ve aşırı yağışların tahmin edilerek sel ve taşkın uyarılarının
yapılması gereklidir. Bunun için de, meteoroloji teşkilatımız bir an
önce diğer ülkelerdeki emsallerine benzer şekilde gerekli eleman ve
teknoloji ile donatılmalı ve bu işi yapabilecek şekilde yeniden
yapılandırılmalıdır. Sonuç olarak DMİ kanunun 1. Maddesi, örneğin
“Devlet Meteoroloji İşleri, Türkiye geneli, Türk Hava Sahası ve Denizlerinde
can ve mal güvenliğine katkıda bulunmak ve ulusal ekonomiyi kuvvetlendirmek
için hava, su ve iklimle ilgili tahminler ve uyarılarda bulunur; hava, su ve
iklim verilerini ve veri tabanlarından üretilen bilgileri kamu ve özel
sektöre ait kurum ve kuruluşlar, kamuoyu, özel ve tüzel şahısların
kullanımına ülke yararına çalışmalar yapmaları için sunar.” şeklinde,
yeniden düzenlenmeli ve kurumun buna uygun bir şekilde yeniden
yapılandırılmalıdır.
Meteorolojideki devlet tekeli kaldırılmalı
ve DMİ asli görevlerine dönmelidir: Böylece, DMİ’nin görevleri üç
temel konu ile sınırlanmalıdır: 1. Hidro-meteorolojik gözlemler yapmak, 2.
Hava, su ve iklim tahminleri ve hidro-meteorolojik afet uyarılarını yapmak,
3. Hidro-meteorolojik veri bankası oluşturup, iklim etütleri yapmak ve
yaptırtmak.
Ülkemizde tarım, deniz, orman, sağlık,
sigorta, havacılık, enerji, turizm, ulaştırma, sözlü, basılı ve görüntülü
medya kuruluşları vb. gibi bir çok sektör, bütün kişi ve kurumlar,
ihtiyaçlarını sadece DMİ’den ücret karşılığı temin etmek zorundadır.
DMİ, bütün bu istekleri sırf döner sermaye gelirlerini arttırabilmek için
(bir günde “Süne-Kımıl Mücadelesi”nden “Turizm Hava Tahmin Raporu”na kadar
yaklaşık olarak 30 çeşit meteorolojik rapor da hazırlayarak) karşılamaya
çalışırken, örneğin, 500’den fazla meteoroloji istasyonunu taşrada eleman
yokluğundan kapatmak zorunda kalmıştır. Ayrıca, çağdaş ülkelerde
olduğu gibi noktasal hava ve fırtına tahminleri için yer, zaman ve miktar
verememekle birlikte ülke olarak genel hava tahminde büyük ölçüde yurtdışına
bağımlı kalmış durumdayız. Sonuç olarak bir hizmet kurumu olması
gereken DMİ, ticari kaygılara kapıldığı ve rasgele kişilerin istihdam
edilebildiği bir yer olarak, ne asli görevlerini yerine getirebilmekte, ne
kurum ve kuruluşlar, ne de halkımız hak ettiği meteorolojik bilgi ve desteğe
kavuşabilmektedir.
Halbuki, Türkiye gibi gelişmekte olan bir
ülkenin, sağlıklı ve hızlı bir ekonomik kalkınmaya önemli katkısı olabilecek
meteoroloji bilimine, meteorolojinin günlük yaşam, ticaret ve endüstri ile
iç içe girmiş olduğu gelişmiş ülkelerden çok daha fazla ihtiyacı vardır.
*Prof. Dr. Mikdat KADIOĞLU
İstanbul Teknik Üniversitesi
Uçak ve Uzay Bilimleri Fakültesi
Meteoroloji Mühendisliği Bölümü
Maslak, 80626 İstanbul
Tel :
+90 212 285 31 33
Faks/Fax: +90 212 285 29 26
Yazarın Diğer Yazıları:
|