Akademik Görüş

Demiryolu ve Denizyolu Taşımacılığı

Doç. Dr. NECMETTİN AKTEN

 

Seyir Defteri

Meslek Örgütlerine Özen Gösterelim

Kapt. CAHİT İSTİKBAL

 

Mercek Altında

Kılavuz Kaptanlık Mesleği

Kapt. OĞUZ CEBECİ

 

Hukuk Penceresi

Yargı Muafiyeti ve Yabancı Gemiler

Av. BÜLENT TATAR

 

Teknik Bakış

Yüzyılın En Önemli Tehdidi

Kapt. CAHİT YALÇIN

SANLI BAYRAGIMIZ

TURK

KILAVUZ KAPTANLAR

DERNEGI

T U R K I S H   M A R I T I M E   P I L O T S'   A S S O C I A T I O N

TUMPA LOGO

marineCare

TUMPA ENGLISH SITE

Burada önemli son dakika haberleri yer alacaktır. Bizi izlemeye devam ediniz...

temizdeniz.gif (1310 bytes)
İçindekiler
Haberler
Dış Basın
Yazarlar
İstatistikler
IMO
F.A.Q.
Yönetim Kurulu
Üye Girişi
Arama
Çevre
Yeni Ne Var?
marineCare
Meteoroloji
Software
Şiir
Eğlencelik
Adresimiz
Bize Yazın!
Linkler
Sitenizi Ekleyin
Tüm Forumlar
Eğitim Forumu
İş Arayanlar
Misafir Defteri

Kılavuzluk,

Güvenilirliğin

İnsana

Dönüşmüş

Şeklidir.

Joseph CONRAD


  Arama Motoru

TUMPA WEB



IMPA Üyesiyiz


EMPA Üyesiyiz


click to see our site statistics!

 
Meteoroloji..................................................................................

Türkiye’nin Sel Gerçeği ve Meteorolojik Reform İhtiyacı

Prof. Dr. Mikdat Kadıoğlu* 

 

Bu günlerde sağanak yağışlardan dolayı, ani seller ve heyelanların büyük riskler oluşturabildiği bir mevsime girmiş bulunmaktayız.  Bu nedenle dünyanın bir çok yerinden sel vb afet haberleri gelmekte.  Benzer şekilde geçtiğimiz yıllarda bir çok il ve ilçemizde ani sel ve heyelan afetleri yılın sıcak kısmında yaşanmış, bir çok can ve mal kayıplarımız olmuştu.  Ve alışık olduğumuz şekilde, hep ve sadece, Kriz Masaları kurulmuş ve devlet erkanı afet bölgelerine giderek halkın acısını paylaşmıştı.  Basında yer alan bir çok kişi de sellerin oluşumu ile sellerin birer afete dönüşmesini birbirine karıştırıp popülist söylemlerde bulunmakla yetinmişti.  Halbuki Türkiye’nin bir türlü içinden çıkamadığı bu yıkım-yara sarma sarmalını artık kırabilmesi için bu olayın bilimsel ve gerçekçi bir şekilde ele alınması bir zorunluluktur.  Örneğin, bugün ülkemizde sel tahmini ve ihbarı yapmakla görevli herhangi bir kurum veya kuruluşun olmadığından pek çok kimse haberdar bile değildir...

Ayrıca ülkemizde de eskiden, örneğin, yağan yağmur ve erimiş kar akımları su toplama alanlarına herhangi bir müdahale ve afete neden olmaksızın serbestçe akıp gidebiliyordu.  Günümüzde ise, çoğalan nüfusun, çarpık sanayileşme ve şehirleşmenin ve kırsal kesimdeki bilinçsiz yerleşimin sonucu olarak aşırı yağış, çığ, heyelan vb. doğa olaylarına daha fazla maruz kalmaktayız.  Hazırlandığı sanılan ÇED raporlarına meteorolojik bilgiler birer dolgu malzemesi olarak konulmakta, bu konunda meteorolojik etütler ve yorumlar uzmanlarınca yapılmamaktadır.  Böylece, bir çok vatandaşımız plansız ve bir çok tehlikeye dikkat etmeksizin imara ve tarıma açılan sel ve çığ yataklarına yerleşmiş ve uykusunda hiçbir uyarı vb. olmadan hayatını kaybetmiş ve kaybetmektedir.  Sonuç olarak, bir doğa kanunu olan sel gibi, meteorolojik olayların afetlere dönüşmesi özellikle son yıllarda giderek artan bir şiddette ve sıklıkta meydana gelmektedir.

Halk için selden korunmanın yolları: (1) Sel yataklarına yerleşmemek, (2) Meteorolojik sel gözetleme ve uyarılarına anında uymak, (3) Görünüşe aldanmayarak dibi görülmeyen hiç bir sel suyuna yüzerek, yürüyerek ya da otomobil ile girmemek, (4) Yakın bir yerde sel oluşumunun görüldüğü veya duyulduğu an, hemen daha yüksek güvenli yerlere tırmanmak ve/ya kaçmak şeklinde özetlenebilir.  Devlet tarafından (depremde olduğu gibi) sel öncesi, sel anı ve sonrasında halkın yapması gerekenler konusunda kurslar, broşür ve benzeri şekillerle sürekli olarak bilgilendirilmesi gerekir.  Fakat aşağıda açıklanan nedenlerden dolayı ülkemizde, sel yataklarına bilinçsizce yerleşilmekte, halkın can ve malını koruyabilmesi için uyması gereken meteorolojik sel gözetleme ve uyarıları da doğru dürüst yapılmamaktadır.

Türkiye'de sel vb meteorolojik afetler tamamen sahipsizdir:  Romalılardan beri insanlar seller ile mücadele etmek için barajlar ve su bentleri inşa etme yoluna gitmiştir.  1950’li yıllardan sonra selden korunma kavramı büyük ölçüde değişmiştir.  Büyük-küçük her dere ve nehir için bir baraj yapılamayacağı (şehir ve kıyı selleri) gibi, artık sellerin sadece nehirler ile ilişkili olmadığı da görülmüştür (bkz., http://weathereye.kgan.com/cadet/flood/type.html, http://www.dem.dcc.state.nc.us/mitigation/flood.htm).  Bu nedenle, gelişmiş ülkelerde doğru arazi kullanım politikaları, hidro-meteorolojik gözlem ağları, meteoroloji radarı, otomatik akım ve yağış istasyonları ve hidro-meteorolojik modeller ile doğru ve erken nehir/göl/deniz su seviye tahminleri ve uyarıları ile (bkz., http://www.noaa.gov/nwsrfc.html) can ve mal kayıpları en aza indirgenmiştir.  Ülkemizde de, Sel Tavsiye, Sel Gözetleme ve Sel Uyarısının (örneğin ani seller için bkz., http://weathereye.kgan.com/cadet/flood/prep.html) yapılabilmesi için ülkemiz nehir bölgelerine ayrılmalı ve DMİ’nin bu bölgelerdeki istasyonları nehirlerin su seviyelerini de sürekli olarak tahmin ederek, sel tehlikesini hiç bir bürokratik işleme de ihtiyaç duymadan uygun bir şekilde halka duyurabilmelidir (örneğin bkz., http://www.nws.noaa.gov/oh/hic/current/river_flooding/river_conditions.shtml).

Maalesef Türkiye’de bugün ne hava şartlarını, ne iklimi, ne de nehirlerimizdeki ne de göllerimizdeki su seviyelerini takip edip sele, “sel”; çığa, “çığ”; kuraklığa, “kuraklık” demek, onları izlemek ve önceden haber vermekle görevli herhangi bir kurum ve kuruluşumuz bulunmamaktadır.  1937 yılında kurulan DMİ Genel Müdürlüğü’nü ve 3127 sayılı Teşkilat ve Görevleri Hakkındaki Kanunda, “... hava ve deniz seferlerini korumak ve memleketin hava hadiseleriyle ilgili haberleri vermektir.” denilirken 8/11/1986 tarihli ve 3254 sayılı kanunla yanlış bir şekilde değiştirilen DMİ Teşkilat ve Görevleri Hakkındaki Kanunda artık sadece “... meteorolojik destek ...”den bahsedilmektedir  (bkz., http://www.meteor.gov.tr/2003/geneltanitim/mevzuat/mevzuat.htm).  Bununla beraber 1954 yılı ve 6200 sayılı DSİ Teşkilat ve Görevleri Hakkındaki Kanunda ise sadece “Taşkınlara karşı koruma yapıları inşa etmek”den bahsediliyor (bkz., http://www.dsi.gov.tr/gorev.htm).  Halbuki, can ve mal kayıplarını önleyebilmek için şiddetli fırtınalar ve bunlar ile birlikte oluşan, dolu, çığ, yıkıcı rüzgarları, selleri ve yıldırımı anlamak; onların ad, yer, zaman, olasılık ve miktarlarını vererek öngörmek ve uyarılarını yapmak tüm gelişmiş veya gelişmemiş ülkelerde, Fırtına Laboratuarları (bkz., http://www.nssl.noaa.gov/), Meteoroloji Teşkilatları ve Üniversitelerin Meteoroloji ve/veya Atmosfer Bilimleri Bölümlerinin görevi, kuruluş ve varlıklarının belli başlı nedenidir (örneğin bkz., http://www.mb.ec.gc.ca/air/a00s00.en.html, http://www.weathersa.co.za/sawb/mission.html, http://www.nws.noaa.gov/mission.shtml http://www.swazimet.gov.sz/about.htm#Mission).

Meteorolojinin Görevi Sadece "Güzel Havaları”" Tahmin Etmek Olmamalıdır: Başta DMİ olmak üzere, diğer ilgili kurum ve kuruluşlarımızın bugünkü amaç ve görevleri arasında, kuraklıkla beraber sel, rüzgar ve kar fırtınaları, don, dolu, yıldırım çarpması, orman yangınları, çığlar, asit yağışları, meteorolojik hortumlar, sıcak hava dalgaları vb gibi 28 çeşit meteorolojik afetler ile ilgili tek bir kelime dahi bile bulunmamaktadır.  Halbuki, meteoroloji karakterli doğal afetleri deprem gibi diğer doğal afetlerden ayıran en önemli özellik, meteorolojik afetlerin “Önceden Tahmin Edilerek Erken Uyarılarının Yapılabilmesi"dir.  Bu özellikten yararlanarak, gelişmiş ülkelerin afet yönetim programlarının bir parçası olan meteorolojik tahmin ve erken uyarı, planlama ve eğitim ile can kayıplarında önemli azalmalar ve ekonomik zararlarda da önemli düşüşler sağlanmıştır (örneğin bkz., http://www.wmo.ch/web/Press/WMD2002.html,http://www.unisdr.org/unisdr/hydrorecom.htm).  Buna rağmen, DMİ, DSİ, EİEİ’de yeterli sayıda; Afet İşleri Genel Müdürlüğünde ise tek bir meteoroloji mühendisi dahi yoktur ve bu kurumlar meteorolojik afetleri önceden tahmin ederek erken uyarılarda bulunmaya yönelik yapılandırılmamış ve görevlendirilmemiştir.

Öyle ki, örneğin sel tahmini için gerekli olan, yağış miktarını DMİ, akışa geçen yağış miktarını ise DSİ ölçmektedir.  Ayrıca, Türkiye’de meteorolojik gözlemler DMİ, DSİ, EİEİ ve Köy Hizmetleri gibi ayrı ayrı kamu kurumları tarafından yapılıyor.  Bu dağınık yapı büyük kaynak israfı ile birlikte sel vb. gözetleme ve uyarılarının ülkemizde yapılamamasına neden oluyor.  Halbuki, ülkemizde havza ölçeğinde toprağın nem durumunu, kar örtüsünü, fırtınanın etkili olma süresini, yağmış ve yağacak olan yağışın miktarlarını vb. belirleyip tahmin eden ve nehirdeki akışı ve yükselmeleri sayısal modeller ile bir bütün içinde sürekli olarak takip edip sel ihbarlarını yapacak şekilde donatılmış ve görevlendirilmiş bir teknik kurum olmalıdır.

Bütün bunlarla beraber, resmen görevi olmamasına rağmen, ülkemizde DMİ tarafından sözde “meteorolojik ihbarlar” da yapılır.  DMİ’nin “Meteorolojik Uyarı Arşivi” incelendiğinde afet niteliği olmayan hava sıcaklığı azalacak/artıyor veya hafta sonunda yağış beklenmiyor ya da “Kurban Bayramında Yurtta Hava” gibi şeylerin de “ihbarlar” arasında verildiği görülür.  “Etkili yağış” veya “şiddetli yağış” bekleniyor ya da “etkili sağanak yağış” şeklinde verilen “ihbar”larda da “sel” gibi meteorolojik afetlerin ismi de hiçbir şekilde verilememektedir (bkz., http://www.meteor.gov.tr/2003/uyariarsivi/uyariarsivi.asp).  Halbuki, gelişmiş ülkelerdeki gibi ülkemizde de, gerektiğinde 2-aşamalı ve yerel ani sel ve fırtına ihbarları ve tavsiyeleri sırasıyla “Ani Sel Gözetleme” ve “Ani Sel Uyarısı” (örneğin bkz., http://kamala.cod.edu/svr/) insanlarımız doğru bir şekilde bilgilendirilebilmelidir (örneğin bkz., http://www.spc.noaa.gov/products/wwa/, http://iwin.nws.noaa.gov/iwin/co/allwarnings.html). Diğer bir deyişle DMİ’nin meteorolojik afetleri belirlemek ve gerekli uyarıları yapmak ile ilgili ne bir görevi ne de doğru bir anlayışı, uygulaması ve hedefi bulunmaktadır.  Şimdiye kadar yapılmış olan bütün mevzuat düzenlemeleri daha fazla Bölge ve Şube Müdürlükleri açmak gibi sadece personel işlerine yönelik olmuştur.

Bunun sonucu olarak Batı Karadeniz Bölgesinde meydana gelen sel felaketinden sonra Dünya Bankasınca sağlanan kredi anlaşması çerçevesinde TEFER Projesi [Türkiye Sel Acil Önlem Projesi] 1998 yılında yürütülmeye başlanmıştır. Bu proje kapsamında Karayolları Genel Müdürlüğü, Afet İşleri Gn.Md.lüğü, D.S.İ., E.İ.E.İ v.b. birçok kamu kuruluşunun yanında Devlet Meteoroloji İşleri Gn.Md. de bulunmaktadır. Proje kapsamında bu kuruluşların bozulan altyapıları onarılacak ve D.M.İ. ve D.S.İ.nin altyapıları seli önceden haber vermeye ve önlemeye yönelik olarak modernize edilecektir. Projeye göre Sinop-Antalya hattının batısında kalan bölge için D.M.İ.Gn. Müdürlüğü 206 adet otomatik hava istasyonu ve 3 adet radar alacaktır.  Halbuki, 1980 öncesi de Türkiye’de 6 adet çalıştırılmayıp hurdaya çıkartılan meteoroloji radarı bulunmaktaydı.  Sürekli olarak (doğru vizyon ve hedefle birlikte, gerekli eleman, bilgi birikimi vb oluşturulmadan) ve dışarıdan empoze edilen en pahalı meteorolojik aletleri alıp ülkemize getirtmek tek başına bir çözüm olmamaktadır.  Bu teknolojiyi tam anlamıyla ve amaca uygun bir şekilde kullanabilmek için gerekli “kurumsal kültürün”, kanunların, prosedürler ve uygulama yönetmeliklerinin bir bütün olarak ele alınması gerekir.

DMİ Genel Müdürlüğü’nün 3127 sayılı Teşkilat ve Görevleri Hakkındaki Kanun günün şartlarına göre yeniden düzenlenmelidir: Ülkemizde öncelikle atmosferik koşullara bağlı olarak oluşan ani ve aşırı yağışların tahmin edilerek sel ve taşkın uyarılarının yapılması gereklidir.  Bunun için de, meteoroloji teşkilatımız bir an önce diğer ülkelerdeki emsallerine benzer şekilde gerekli eleman ve teknoloji ile donatılmalı ve bu işi yapabilecek şekilde yeniden yapılandırılmalıdır.  Sonuç olarak DMİ kanunun 1. Maddesi, örneğin “Devlet Meteoroloji İşleri, Türkiye geneli, Türk Hava Sahası ve Denizlerinde can ve mal güvenliğine katkıda bulunmak ve ulusal ekonomiyi kuvvetlendirmek için hava, su ve iklimle ilgili tahminler ve uyarılarda bulunur; hava, su ve iklim verilerini ve veri tabanlarından üretilen bilgileri kamu ve özel sektöre ait kurum ve kuruluşlar, kamuoyu, özel ve tüzel şahısların kullanımına ülke yararına çalışmalar yapmaları için sunar.” şeklinde, yeniden düzenlenmeli ve kurumun buna uygun bir şekilde yeniden yapılandırılmalıdır.

Meteorolojideki devlet tekeli kaldırılmalı ve DMİ asli görevlerine dönmelidir:  Böylece, DMİ’nin görevleri üç temel konu ile sınırlanmalıdır: 1. Hidro-meteorolojik gözlemler yapmak, 2. Hava, su ve iklim tahminleri ve hidro-meteorolojik afet uyarılarını yapmak, 3. Hidro-meteorolojik veri bankası oluşturup, iklim etütleri yapmak ve yaptırtmak.

Ülkemizde tarım, deniz, orman, sağlık, sigorta, havacılık, enerji, turizm, ulaştırma, sözlü, basılı ve görüntülü medya kuruluşları vb. gibi bir çok sektör, bütün kişi ve kurumlar, ihtiyaçlarını sadece DMİ’den ücret karşılığı temin etmek zorundadır.  DMİ, bütün bu istekleri sırf döner sermaye gelirlerini arttırabilmek için (bir günde “Süne-Kımıl Mücadelesi”nden “Turizm Hava Tahmin Raporu”na kadar yaklaşık olarak 30 çeşit meteorolojik rapor da hazırlayarak) karşılamaya çalışırken, örneğin, 500’den fazla meteoroloji istasyonunu taşrada eleman yokluğundan kapatmak zorunda kalmıştır.  Ayrıca, çağdaş ülkelerde olduğu gibi noktasal hava ve fırtına tahminleri için yer, zaman ve miktar verememekle birlikte ülke olarak genel hava tahminde büyük ölçüde yurtdışına bağımlı kalmış durumdayız.  Sonuç olarak bir hizmet kurumu olması gereken DMİ, ticari kaygılara kapıldığı ve rasgele kişilerin istihdam edilebildiği bir yer olarak, ne asli görevlerini yerine getirebilmekte, ne kurum ve kuruluşlar, ne de halkımız hak ettiği meteorolojik bilgi ve desteğe kavuşabilmektedir.

Halbuki, Türkiye gibi gelişmekte olan bir ülkenin, sağlıklı ve hızlı bir ekonomik kalkınmaya önemli katkısı olabilecek meteoroloji bilimine, meteorolojinin günlük yaşam, ticaret ve endüstri ile iç içe girmiş olduğu gelişmiş ülkelerden çok daha fazla ihtiyacı vardır.

 


*Prof. Dr. Mikdat KADIOĞLU

İstanbul Teknik Üniversitesi                                      
     Uçak ve Uzay Bilimleri Fakültesi         
     Meteoroloji Mühendisliği Bölümü         
     Maslak, 80626 İstanbul                                  
     Tel         :  +90 212 285 31 33                    
     Faks/Fax: +90 212 285 29 26 


Yazarın Diğer Yazıları:

 

 


 

 

 

 Hit Counter


© 1996-2004 Türk Kılavuz Kaptanlar Derneği