|
Teknik
Bakış................................................................12.09.2003 |
|
MARPOL'u Kim Uygulayacak? Cezaları
Kim Kesecek? |
 |
|
Cahit Yalçın
 |
Ülkemiz MARPOL
73/78’e ( Gemilerden Kaynaklanan Deniz Kirliliğinin Önlenmesi Sözleşmesine
) 24.06.1990 tarihinde taraf olmuştur. Bu tarihten beri, tüm Türk bayraklı
gemilerde MARPOL hükümleri uygulanmaktadır. MARPOL gereği gemilerden istenen
şartların kim tarafından kontrol edileceğine dair hiçbir boşluk veya
tereddüt bulunmamaktadır. Sözleşmenin kabul edildiği tarihten beri
Denizcilik Müsteşarlığının ilgili teknik birimleri gerekli denetimlerini
yaparak sözleşme gereği istenen belgeleri vermektedir.Benzer şekilde,
yabancı bayraklı gemilerin MARPOL hükümlerini yerine getirip getirmediği de
yine Denizcilik Müsteşarlığı PSC uzmanlarınca denetlenmektedir.
Uluslararası bir
sözleşme kabul edilip Resmi Gazetede yayınlandığı zaman her ne kadar resmi
bir nitelik kazansa da, ilgili diğer kanunların da yeni imzalanan sözleşme
hükümlerini kapsayacak şekilde uygun olarak revize edilmesi ve sözleşme
uygulanmasına olanak veren yardımcı yönetmeliklerin çıkartılması da tam
uygulama açısından şarttır. Ülkemizde MARPOL’un kabulünden sonra uygulamaya
ve özellikle de cezai hükümlere yönelik bir mevzuat çalışması
yapılmamıştır. Gemi donanımları, belgeleri ve yasakları konusunda MARPOL’un
yürürlükte olan 4 ekinin hükümleri yıllardan beri uygulanmaktadır ancak
özellikle cezai hükümler konusunda hiçbir çalışma yapılamamıştır.Konuya
ilişkin problem de bu noktada çıkmaktadır.
MARPOL
hükümlerinin 10 yıldan beri Denizcilik Müsteşarlığınca yürütülmesine rağmen,
halen cezalar ve liman atık alım tesisleri gibi bazı konularda düzenleme
yapılmaması, MARPOL konusunda sanki ilgili bir kurum yokmuş gibi muhatabın
hangi kurum olacağı konusunda tartışmalara yol açmaktadır. MARPOL içinde
“çevre” kelimesi geçtiği için Çevre Bakanlığı birimlerinin ve “denetim” işi
yüzünden de Sahil Güvenlik Komutanlığının yetkili olması
istenmektedir.Aslında MARPOL konusunda görev ve yetkinin kimde olduğu
konusunda problem konusu olacak hiçbir karışıklık yoktur. Tüm ilgili kurum
ve kuruluşların koordineli çalışması konuyu çözecek, ülkemiz deniz
çevresinin korunması da ancak böyle sağlanacaktır.
MARPOL anlaşması
metni içinde, MARPOL hükümlerinin yürütülmesi ile ilgili olarak “idare” den
bahsedilmekte, tanım olarak da “İdare” den “o ülkenin hükümeti”
kastedilmektedir. Hükümet, yani yürütme organı içinde hangi birimin
MARPOL’un gereklerini yürüteceği konusunda anlaşma metninde başka bir detaya
girilmemektedir. Çünkü, IMO ya üye olan 189 ülke içinde çok değişik yönetim
şekilleri mevcuttur. Ancak, IMO, ülke hükümetlerine rehber olarak çıkarttığı
“MARPOL, HOW TO DO IT” isimli rehber yayınında (IMO-636E) MARPOL dan doğan
yükümlülükleri nasıl yerine getirileceği ayrıntılı olarak açıklanmaktadır.
Burada, öncelikle, uluslar arası anlaşmaları ifa etme gücü olan makam olarak
hükümetin görevleri açıklanmakta, hükümetin yürütmekle görevli birimi
olarak da “Maritime Administration” (Denizcilik İdaresi) ele alınarak geniş
şekilde Denizcilik İdaresinin yapısı, birimleri, MARPOL gereklerini yürütme
ve kural ihlalleri konusunda üzerine düşen görevler vs. anlatılmaktadır.
Tamamen çevre
koruması üzerine bir sözleşme olan MARPOL, sorumlu makam olarak hükümetlerin
“Çevre İdaresini” değil, “Denizcilik İdaresini” almıştır. Çünkü, öncelikle
Birleşmiş Milletler Denizcilik Örgütünün birinci derecedeki muhatabı ülkenin
Denizcilik İdaresidir. İkinci neden ise, yüksek teknik düzeyde bir sözleşme
olan MARPOL’un uygulanmasının ancak benzer teknik düzeydeki kadroları olan
bir kurumca yapılabileceğidir. 491 sayılı Denizcilik Müsteşarlığı Kuruluş
Kanununda, Müsteşarlığın görevleri sayılırken “denizlerde, deniz
araçlarından kaynaklanan kirlenmeyi önleyecek her türlü tedbirleri almak,
izlenmesini ve denetlenmesini sağlamak” denmektedir. Bu halde yürütme ve
cezai işlemler konusunda düzenlemenin ve yürütmenin hangi kurumca yapılacağı
açık olarak belirtilmiştir.
Birleşmiş
Milletler çerçevesinden hareket edilirse, Çevre Bakanlığının uluslar arası
muhatabı “Birleşmiş Milletler Çevre Programı ( UNEP )”dir. Denizcilik
Müsteşarlığının UNEP sözleşmelerinde yetkili kurum olması hususu nasıl
yanlış görülüyor ise, Çevre Bakanlığının da MARPOL sözleşmesi konusunda ceza
veya benzer düzenlemeleri ve yaptırımları üstlenmesi o derecede yanlış
olmaktadır.
Ülkemizde, deniz
kirliliği sonucu verilebilecek cezalar, 2872 sayılı Çevre Kanunu ile
düzenlenmiştir. Çevre Kanunu, MARPOL göz önüne alınarak yazılmış bir kanun
değildir ve ülkemizin her yerinde, karada, denizde ve hava araçlarınca
işlenen çevre kirliliği ihlallerini düzenlemektedir. Çevre Kanununun “Çevre
Korunmasına İlişkin Önlemler ve Yasaklar” başlıklı 8. Maddesi aşağıdadır:
“Her türlü
atık ve artığı, çevreye zarar verecek şekilde, ilgili yönetmeliklerde
belirlenen standartlara ve yöntemlere aykırı olarak doğrudan ve dolaylı
biçimde alıcı ortama vermek, depolamak, taşımak, uzaklaştırmak ve benzeri
faaliyetlerde bulunmak yasaktır.”
Aynı kanunun
“Gemiler için verilecek cezalar” başlıklı 22. Maddesi de aşağıdaki
şekildedir:
Bütün
sahillerimizde, karasularımız ile iç sularımız olan Marmara Denizi, İstanbul
ve Çanakkale Boğazlarında, liman ve körfezlerimiz, tabii ve suni göllerimiz
ile akarsularımızda bu kanunun 8. maddesinin birinci fıkrasındaki ( yukarıda
verilen bölüm) kirletme yasağına uymayan gemiler ile deniz vasıtalarına:
-
Balast
tahliyesi yapan tankerlerden, 1000 (dahil) gros tona kadar olanlara 5
milyon lira, 1000 ila 5000 (dahil) gros ton arasındakilere, 10 milyon
lira, 5000 gros tondan fazla olanlara 50 milyon lira,
-
Tankerler
dahil, diğer gemilerden, her türlü artık ve atık döken, sintine tahliyesi
yapanlara 18 (dahil) ila 1000 (dahil) gros ton arasındakilere, 5 milyon
lira, 1000 gros tondan fazla olanlara 10 milyon lira,
-
18 (hariç)
gros tona kadar olan gemilere ve gemi tarifine uymayan denizi kirleten
veya sintine basan (iki zamanlı kıçtan takmalı ve benzine yağ karıştırarak
çalışan motorlu teknelerin eksoz kirletmeleri hariç) deniz vasıtalarına
300 bin lira, Para cezası verilir.
Yukarıda
belirtilen para cezaları, 98/11415 sayılı Bakanlar Kurulu kararı ile 5 misli
arttırılmış, sonra da 765 sayılı Türk Ceza Kanununun değişik ek. 1. maddesi
ile 393 misline çıkartılmış, ek 2. maddesi ile de bu para cezalarının her
takvim yılı başından geçerli olmak üzere o yıl için tespit ve ilan edilen
yeniden değerlenme oranında arttırılarak uygulanacağı hükme bağlanmıştır.
Buna göre, 2003 yılında, ortalama 5000 GT civarı bir gemiye 8. madde ihlali
için kesilen para cezası 25 milyar TL civarında olmaktadır.
2827 sayılı Çevre
Kanununa dayanılarak çıkartılmış uygulama yönetmeliği 23. Maddesi (B)
fıkrası şöyledir :
B)
Türkiye’nin hükümranlık bölgesine giren denizlerde gemilerin ve bu denizler
üzerindeki hava sahasında seyreden uçakların sintine, balast, çöp ve
evsel veya endüstriyel nitelikli atık sularını söz konusu denizlere
boşaltmaları yasaktır.
Yukarıdaki
fıkraya dikkat edilirse, Türk karasuları içinde gemilerin balast sularını
boşaltmalarının yasak olduğu görülmektedir. Balast, gemi dengesi için
tanklarda taşınan temiz deniz suyudur. Balast suyu, sintine ve çöp gibi
kirletici bir kategoride ele alınmıştır. Her limanda, yük alan her geminin
zorunlu olarak yaptığı bir operasyon olan balast basımı yasak bir işlem
olmaktadır. Son derece vahim bir hata olan bu madde çerçevesinde birçok
gemiye “denize balast suyu boşalttıkları gerekçesi ile” belediye
birimlerince ceza kesilmiştir.Bu madde, mevzuat çalışmasının ve yürütmenin
denizi ve gemileri tanımayan ve MARPOL teknik ekspertizine sahip olmayan
kuruluşlarca yapılması halinde çevreyi korumak adına nasıl önemli hatalar
yapabileceğinin çok ilgi çekici bir örneğidir.
Çevre Kanununa
göre cezalar, “Mahallin en büyük Mülki İdare Amiri tarafından”
verilmektedir. Büyükşehir Belediyeleri hudutları içinde kalan bölgelerde
cezalar Büyükşehir belediyelerince verilmekte, buna göre de belediyeye
kesilen cezadan % 20 pay ödenmektedir. Belediye hududu dışında kalan
denizlerde ise Sahil Güvenlik Bot komutanlıkları yetkili kılınmıştır.
Görüldüğü gibi Denizi kirletme cezalarında Denizcilik İdaresi olan
Denizcilik Müsteşarlığının adı dahi geçmemektedir. Halbuki Denizcilik
Müsteşarlığı GSK ve PSC birimlerinde birçok Uzak Yol Kaptanı, Uzak Yol
Başmühendisi gibi gemilerde bizzat çalışmış ve gemi işleyişini en ince
ayrıntısına kadar bilen uzmanlar mevcuttur. Uygulamada, gemileri tanımayan,
işleyişini bilmeyen belediye görevlilerinin bu kadar yüksek cezalar kesme
yetkisinde olmaları birçok önemli sıkıntılara yol açmaktadır. Gemi
bordasından çıkan hafif bulanık renkli suyun balast suyu mu, soğutma suyu mu
yoksa sintine suyu mu olduğunu ayırt edemeden ceza kesen, ingilizce
bilmediği için yabancı gemi ile iletişim kuramayan, tam emin olunmayan
durumlarda, yapılan teknik açıklamayı anlayamadığı için ceza kesen veya ceza
kesmekten vaz geçen görevliler, hem ülke itibarını zedelemekte hem suçsuz
gemilerde boşuna ceza kesilerek hak yenmektedir.
Çevre Kanununda
görüldüğü gibi, bu kanuna dayalı olarak para cezası uygulaması reaktif bir
yöntemle, yani çevre kirliliği oluştuktan sonra olmaktadır. Ancak çevre
korumak için esas ihtiyacımız olan düzenleme, henüz kirlilik oluşmadan
“tehdit” veya “ihmal” seviyesinde caydırıcılık sağlanmasıdır. MARPOL gereği
tüm gelişmiş ülkelerde yapılan uygulamalarda proaktif bir yol izlemekte,
daha kirlilik oluşmadan ciddi aksaklık ve ihmaller görüldüğünde cezai
uygulamaya gidilerek caydırma sağlanmaktadır. Çevre Kanunu, ancak gözle
görülmüş, ispatlanmış ve tespiti yapılmış kirliliklere uygulanmaktadır.
Halbuki gemilerin oluşturduğu çevre kirliliğinin ispatlanması çoğu zaman
oldukça zor ve bazı durumlarda imkansızdır. Gece İstanbul Boğazından sintine
basarak geçen bir geminin denizi kirlettiği nasıl ispatlanacaktır? Aynı
gemi, birkaç gün sonra yanaştığı bir limanda GSK veya PSC uzmanları
tarafından kontrol edildiğinde, sintine borda çıkışı slaç ile kirli
görüldüğünde nasıl ceza kesilecektir? Kayıtlarında tankında 8 ton slaç
olduğu yazılı bir geminin kontrolünde sadece 1 ton slaç bulunursa ne
yapılabilir? IFO ile çalışan makinesi olan ve günde 25 ton yakıt yakan bir
gemi, yağ kayıt defterine 6 ayda 2 ton slaç kaydı yazmış ise bu doğru mudur?
Kolay bayraklı bir Geminin Mk. dairesinde sintineyi doğrudan denize basmak
için yapılmış bir devre bulunduğunda hangi cezai hüküm uygulanabilir ? Bunun
gibi birçok örnek vermek mümkündür. Hepsinin de sonucunda mevzuatımızın ve
2872 sayılı Çevre Kanununun yetersizliği çok açık olarak görülmektedir.
Ülkemiz
kanunlarına göre, cezai uygulamalar gücünü kanundan almalıdır. Bu nedenle
öncelikle bir çerçeve kanunda cezai hükümlerin uygulanmasına imkan verecek
bir madde eklenmesi yapılmalıdır. Daha sonra da uygulama yönetmeliği ile
MARPOL ihlallerine yönelik cezai hükümler ve ceza miktarları
düzenlenmelidir.
Uygulama
yönetmeliğinde, proaktif ( Olay olmadan önce) yol izlenmeli ve,
-
Yağ Kayıt
Jurnalinin tutulmaması veya yanlış / aldatıcı şekilde tutulması, gerçek
dışı kayıtlar olması,
-
Yağ kayıt
jurnalindeki bilgiler ile gemideki gerçek sintine suyu / slaç / slop
miktarları arasında önemli miktarda fark olması,
-
Çöp kayıt
jurnalinin tutulmaması veya yanlış / aldatıcı şekilde tutulması; gerçek
dışı kayıtlar olması,
-
Sintine
seperatörü, otomatik stop etme cihazı ve/veya alarm teçhizatının gerektiği
şekilde çalışmaması veya kullanılmaması
-
Sintine
seperatörü borda çıkışının kirli olması veya seperatörden gelen suyun 15
ppm den daha yağlı olması, (test – kontrol devresinden numune alınacak)
-
Gemide, denize
yağlı/kirli su basmakta kullanılan illegal devre ve sistemlerin bulunması.
Konularında
uyarı cezaları uygulanmalıdır. Görüldüğü gibi yukarıdaki tüm maddeler çevre
kirliliği oluştuğu tespit edilmeden önce uygulanabilecek uyarı cezalarını
kapsamaktadır. Çevre kirliliği oluşmuş ve tespit edilmiş ise zaten mevcut
Çevre Kanununa göre cezai işlem yapılmaktadır.
Yukarıda
verilmiş olan cezalar, Denizcilik Müsteşarlığınca hem T.C. bayraklı gemilere
GSK birimlerince yapılan denetimlerde hem de PSC kapsamında kontrol edilen
yabancı bayraklı gemilerde bulunan aksaklıklarda uygulanmalıdır. Bu
cezalanın verilebilmesi için ve yanlış / yetersiz tespit yapıldığına dair
şikayetlerin önlenebilmesi için denetimlerin, konusunda deneyimli, bilgili,
lisan bilen teknik uzmanlarca, tam bir doğruluk ve dürüstlük içerisinde
yapılması gerektiği de aşikardır.Bu cezai uygulamanın ülkemize getireceği
yararlar içerisinde şunlar sayılabilir :
-
Gemiler
birinci elden, konunun uzmanları tarafından denetlenecek, cezai
uygulamanın caydırıcılığı sayesinde MARPOL hükümlerine uyum konusunda tüm
gemi ilgililerinin hassasiyeti artacaktır.
-
Cezai
uygulamaya uğramak istemeyen gemi ilgililerin konu üzerine eğilmesi
sayesinde gemilerden kaynaklanan deniz kirliliği minimum seviyelere
inecektir.
-
T.C. Bayraklı
gemiler, ilgilileri ve Denizcilik Müsteşarlığı denetim birimleri
tarafından daha dikkatle denetlendiği için yurt dışında MARPOL hükümlerine
uyumsuzluk sonucu ödenen cezalar azalacaktır.
-
T.C. Bayraklı
gemilerin yurt dışında PSC tarafından tutulmaları azalacak, IMO ve kontrol
memorandumları çerçevesinde ülkemiz prestiji yükselecektir.
-
Ülkemiz
limanlarında yapılan PSC sonucu cezalar uygulandıkça, MARPOL açısından
kötü durumdaki standart dışı gemilerin limanlarımıza gelmeleri
engellenecektir.
-
Cezalar, iyi
niyetli gemi ilgililerini hiç ilgilendirmeyecek, ancak kötü niyetli
kişileri caydırırken bir yandan da ülkemize önemli miktarda bir gelir
sağlayacaktır.
Ceza
uygulamasında bir diğer konu da, cezanın kesiliş şeklidir. Gemi, dinamik
süreçte çalışan bir araçtır. Cezaya sebep olan aksaklık tespit edildikten
sonra hızla cezanın kesilmesi gereklidir. Bu işlem çabuk olmaz ise uygulama
yapılamayacak, örneğin boğazdaki bir gemi 1 saat içerisinde karasularından
çıkacak, limandaki gemi, birkaç saat sonra sefere kalkacaktır. En etkili ve
hızlı şekilde ceza kesilmesi yönteminin, gemiye uzman tarafından tespitten
sonra ceza miktarının yazılı olduğu makbuzun bırakılması, ceza ücretinin de
geminin acentesi tarafından ilgili banka hesabına yatırılması ve dekontun
cezayı kesen makama getirilmesi şeklinde uygulanabileceği düşünülmektedir.
MARPOL’un bir
diğer gereği olarak da, ülke limanlarında gemilerin atıklarını kabul etmeye
yeterli alım tesislerini kurdurmak ve çalıştırmak zorunluğu anlaşmaya taraf
devletlere düşmektedir. Bu maddeler devlete liman atık alım tesislerini
kurma ve çalıştırma zorunluluğu değil, ülkedeki liman ve terminallerinin
atık alım tesislerini çalıştırmasını sağlama yükümlülüğü yüklemektedir.Bu
konudaki sorumlu makam, yine Denizcilik Müsteşarlığı olmalıdır. Çünkü,
Denizcilik Müsteşarlığı hem ülkemizde IMO nun muhatabıdır, hem de zaten
SOLAS yeni bölüm XI-2 ISPS hükümleri gereği, liman tesislerine yönelik
yaptırımlar uygulayacak bir kurumdur. Burada sözü edilen yaptırımlar,
uyumsuzluk halinde liman tesisini kapatmaya kadar gitmektedir. Çok ciddi
sonuçları olabilecek böyle bir yaptırım, son derece sağlam kanuni
gerekçelere dayanmalıdır. Atık alım mevzuatı henüz düzenlenme aşamasındadır.
Bu konuda da yine Denizcilik Müsteşarlığı ve Çevre Bakanlığı arasında
dikkatle yapılacak olan görev paylaşımı gereklidir. Bu paylaşımın da temeli
alınan atığın “millileştiği” andan itibaren Çevre Bakanlığı kontrolüne
geçmesinde yatmaktadır.Liman sahaları, gümrük dışı sahalardır. Limanlara
yaptırım yetkisi olan Denizcilik Müsteşarlığı, atıkların kurallara uygun bir
şekilde gemiden alınmasını ve liman içinde depolanmasını düzenlemeli, Çevre
Bakanlığı da, atık alımı işi yapan firmaların denetlenmesi,
yetkilendirilmesi ve belgelenmesi, alınan atığın liman kapısından
çıkmasından veya demirdeki gemilerin durumunda sahile verilmesinden; yani
gümrük kapılarını geçerek artık iç problemimiz olmasından sonraki bertaraf
edilme şartları ve gereklerini düzenlemelidir. Bu sayede Çevre Bakanlığı,
alınan atıkların gemi ve MARPOL kısmı ile hiç uğraşmayacak, ülkemizdeki
diğer tüm çöp, yağlı su, yakıt çamuru vs. atıkların bertaraf işlemlerini
nasıl düzenliyor ise liman kapısından çıkan atık kamyonunu da o şekilde
takip edecek ve çevreye uygun olarak son varış yerine gitme şartlarını
düzenleyecektir. Bu düzenleme, yani hangi tür atıkların nasıl ve nereye
taşınıp atılacağı da zaten mevcut iç mevzuatımızda vardır.
Bu bilgilerin ışığında,
ülkemizde gemilerden kaynaklanan deniz kirliliğinin önlenmesi açısından;
-
Öncelikle, Bir
çerçeve kanuna “deniz çevresine tehdit oluşturan uygulamalara” para ve
hapis cezası getirilmesi maddesi eklenmelidir.
-
Tehdit
oluşturan ve yukarıda detayları verilmiş uygulamalar için yönetmelik ile
“ceza verilmesi gerekli haller ve ceza miktarları” düzenlemesi
yapılmalıdır.
-
Cezai uygulama
yetkisi, Liman Başkanlıkları sınırları içindeki bölgelerde Denizcilik
Müsteşarlığına, sınırların dışında bulunan deniz bölgeleri için de Sahil
Güvenlik Komutanlığına verilmelidir. Her iki kurumun da MARPOL
uygulamaları ve gemiler hakkında bilgili teknik kadroları mevcuttur.
-
Oluşmuş çevre
kirlilikleri için mevcut uygulama devam etmeli, ancak yanlışlıkların
önlenmesi için, ceza kesme yetkisindeki kurumların personeli eğitilmeli
veya Denizcilik Müsteşarlığı / Büyükşehir Belediyesi / Çevre İl Müdürlüğü
birimlerinin kirliliğin tespitinde koordineli çalışması yöntemi
geliştirilmelidir.
-
Mevcut Çevre
mevzuatındaki yanlışlıklar giderilmelidir.
-
Boğazlardaki
kirliliklerin tespit ve rapor edilmesinde Kılavuz kaptanlarımıza önemli
görevler düşmektedir. Kılavuzluk teşkilatları ile gemi trafik ve kontrol
sistem operatörleri görülen kirliliklerin nasıl ve kime rapor edileceği
konusunda bilgilendirilmelidir.
-
Gemilerden
atık alım sistemi ve mevzuatı (Liman atık alım tesisleri) , Her türlü katı
ve sıvı atıkların gemiden alınması ve liman kapısına getirilmesine kadar
Denizcilik Müsteşarlığının, Bu atıkların liman kapısından çıktığı andan
itibaren de ülke içinde bertaraf edilmesinin sonuna kadar Çevre
Bakanlığının sorumluluğu altında olacak şekilde düzenlenmelidir.
Ülkemiz,
gelirinin çok önemli bir kısmını turizm faaliyetlerinden kazanan, aynı
zamanda da yoğun deniz trafiği sahibi olan bir ülkedir. Denizlerimizin gün
geçtikçe biraz daha kirletilmesi hepimizi yürekten yaralamaktadır. Hiç
kimse, sahilde güneşlenirken fuel oil artığına bulanarak kirlenmeyi istemez.
Ancak maalesef, dikkatsizlik, yanlış ve kötü niyet, gerekli önlemlerle
düzeltilmedikçe insan doğasında mevcuttur. Bu ülkenin gözbebeği olan
sahillerimizi, ekosistemimizi ve denizlerimizi korumak, sadece biraz daha
özveri ve yoğun çalışma istemektedir. Sonucunda elde edeceğimiz doğal
mirasımızı çocuklarımıza daha rahat bir vicdan ile teslim etmenin huzuru
tüm yoğun çalışmalarımıza değecektir.
| Bu Yazıya Yorumunuzu
Ekleyebilirsiniz... |
|
- ISIM:
- SELAM ŞEKER
- Date:
- 17-05-2004
YORUMMARPOL HAKKINDA YAZILAN GERÇEKLERE KATILIYORUM AMA SİTENİZDE MARPOLÜN NE OLDUĞUNU DA İFADE EDEN HÜKÜMLER OLSA ,,,,BEN DENİZ ULAŞTIRMA ÖĞRENCİSİYİM VE İMO BÜNYESİNDE OLAN ULUSLAR ARASI SÖZLEŞMELERİ ARASTIRIYORUM ..LÜTFEN YARDIMCI OLUN
- ISIM:
- SELAM ŞEKER
- Date:
- 17-05-2004
YORUMMARPOL HAKKINDA YAZILAN GERÇEKLERE KATILIYORUM AMA SİTENİZDE MARPOLÜN NE OLDUĞUNU DA İFADE EDEN HÜKÜMLER OLSA ,,,,BEN DENİZ ULAŞTIRMA ÖĞRENCİSİYİM VE İMO BÜNYESİNDE OLAN ULUSLAR ARASI SÖZLEŞMELERİ ARASTIRIYORUM ..LÜTFEN YARDIMCI OLUN
- ISIM:
- Date:
- 20-04-2004
YORUMYorumunuzu buraya yazın
- ISIM:
- bir denizci
- Date:
- 18-02-2004
YORUMsayın cavıt bey güzel ben bir kurumun kendi kendini denetleme mantığının hiçbir zaman yürümeyeceği görüşünden yolaçıkarsak yazmış olduğunuz bu metin bence teknık terimleri kullanak bir gerçeği gizleme mantığıdır.denizler kirleniyor ve onu kirletenler denizciler bölümüyle ele alınırsa onları denizciler denetleyemez ceza da yazamazlar. onlardan bağınsız olan ve işi çevrecilik olan birimler bunu beğenilsede beğenilmesede yürütmesi bence fevkalade mantıklı olanıdır..kısaca kimse kendini hem denetleyip hem ceza yazamaz....! mevcut uygulanan düzen doğrudur ancak eğitimmm şartt...!
- ISIM:
- bir denizci
- Date:
- 18-02-2004
YORUMsayın cavıt bey güzel ben bir kurumun kendi kendini denetleme mantığının hiçbir zaman yürümeyeceği görüşünden yolaçıkarsak yazmış olduğunuz bu metin bence teknık terimleri kullanak bir gerçeği gizleme mantığıdır.denizler kirleniyor ve onu kirletenler denizciler bölümüyle ele alınırsa onları denizciler denetleyemez ceza da yazamazlar. onlardan bağınsız olan ve işi çevre olan birimler bunu beğenilsede beğenilmesede yürütmesi bence fevkalade mantıklı olanıdır..kısaca kimse kendini hem denetleyip hem cezayazama....! mevcut düzen doğrudur ancak eğitimmm şartt...!
- ISIM:
- bir denizci
- Date:
- 18-02-2004
YORUMsayın cavıt bey güzel ben bir kurumun kendi kendini denetleme mantığının hiçbir zaman yürümeyeceği görüşünden yolaçıkarsak yazmış olduğunuz bu metin bence teknık terimleri kullanak bir gerçeği gizleme mantığıdır.
- ISIM:
- bir öğrenci
- Date:
- 18-11-2003
YORUMsitede mail adresinize ulaşamadım uluslararsı bir dava yarışması için fikrinii soracaktım.deniz kirliliğiyle ilgili....
- ISIM:
- Akın AKARLAR
- Date:
- 17-11-2003
YORUMBaslamadan once, Meslege yeni sarilmis ve bilgiye susamış olan yeni zabitlerden, detaylari gozden kaciran denizcilik kurumlari üst düzey yetkililerine kadar tüm camianın aydınlatılması adina kaleme aldığınız yazinizda verdiginiz bilgiler icin tesekkür ederim.
Denet ve ceza mekanizmasının hangi resmi kurulus tarafindan vucut bulunacagina dair mevcut bilgi eksikligini gozler onune seren bir tecrubemi paylasmak istiyorum sizlerle.
mersin limaninda alargada beklerken vhf'den bir geminin deniz uzerindeki yogun bir yag tabakasini sahil güvenlige rapor etmesi ve sahil guvenligin bu konuda kime nasıl bir rapor vermesi gerektigini cagriyi yapan gemi kaptanina sormasiyla irkildim. Bugun denizlerdeki kirliligi denetleyecek merci olarak ismi gecen kurumun bu konudaki bilgi eksikligi ve vurdumduymazligi beni cok endiselendiriyor dogrusu. umarim mevzudaki karmasa netlik kazanacagi gibi gorev bilinci ve yetenegine sahip kurumlarca ifa edilir hale gelir.
- ISIM:
- ANTALYA ANADOLU MESLEK LİSESİ GÜVERTE BÖLÜMÜ
- Date:
- 17-11-2003
YORUM Aydınlatıcı bilgilerize ve çevreye karşı duyarlılığınıza teşekkür eder saygılar sunarız.
- ISIM:
- ANTALYA ANADOLU MESLEK LİSESİ GÜVERTE BÖLÜMÜ
- Date:
- 17-11-2003
YORUMYorumunuzu buraya yazın
- ISIM:
- ADNAN ENDEROĞLU/AKİŞ DENİZCİLİK-ANTALYA
- Date:
- 13-11-2003
YORUMCAHİT KAPTAN,
TÜM SAMİMİYETİMLE SENİNLE GURUR DUYUYORUM.
SAYGILARIMLA
- ISIM:
- Bir Şirket Yetkilisi
- Date:
- 16-09-2003
YORUMÖncelikle adımı veremediğim için özür dilerim. Bu belediyecilerin korkusundan. Geçenlerde, Tuzla demir yerinde, belediye çevre denetim motoru geldi, havuzdan daha o gün çıkmış gemimizin tam da Cahit Kpt.ın anlattığı gibi jeneratör soğutma suyunun denizi kirlettiğini bildirdiler ve tüm itirazlarımızı reddettiler. zabıta memuru (adı Yılmaz), hiçbir açıklamamızı anlamadı, dinlemedi ve anlamak istemedi. "banane, bu pis su diyorsam pis sudur, ödersin 120 milyar cezayı, gidersin mahkemeye 2 sene uğraşırsın" dedi. Kulaklarımıza inanamadık ama yapacak bir şey yoktu. Bilgisiz kişilerce yazılan Çevre kanunu, bu zabıtayı haklı kılıyordu. Şirketimizin adamları bu zabıta ve ekibine tam 3500 $ (5 milyar !!!!) rüşvet verdiler. Bu ne inanılmaz bir çürümüşlüktür. Böyle rezalet olmaz. Adımı ve şirketimi bildirsem ilk fırsatta diğer gemilerimize de tehdit ve rüşvet için gelirler. Deniz Ticaret odası da bir şey yapmıyor, çünkü gerçek kirliliklerde de tüm armatörler bu ciğersizlere rüşvet vermek zorunda kalıyor. Biraz kendine güvenen tabancayı masaya koyuyor ve rüşvetten sıyırıyor. Cahit kaptan kalemine sağlık, inşallah birileri bu çürümüşlüğü düzeltir. Dürüst çalışmak kaydı ile PSC / GSK uzmanlarının her türlü denetimlerini destekliyorum.
- ISIM:
- AHMET BEDİR KOYUN
- Date:
- 16-09-2003
YORUMELİNE SAĞLIK CAHİT KAPTAN ÇEVRECİLERE VE HUKUKCULARA DERS GİBİ ANLATMIŞSIN. YETKİLİ ANCAK BİLGİSİSİZ İNSANLARIN YAPTIKLARI DÜZENLEMELERİN KAOSA NEDEN OLDUĞUNU UNUTMAMALIYIZ. SELAMLAR VE BAŞARILAR
- ISIM:
- Date:
- 15-09-2003
YORUMYorumunuzu buraya yazın
- ISIM:
- Date:
- 12-09-2003
YORUMYorumunuzu buraya yazın |
Yazarın Diğer Yazıları
|