Dünya denizcilik
endüstrisinin bu yüzyıl karşılaşacağı en büyük tehdit sizce nedir?
Batan, yanan veya kaybolan gemiler mi? Korsanlık mı
? Tanker kazaları mı? Yüzyılımızın en büyük tehdidi bunlardan hiç
birisi değil. Tehdit, 1 damla suyun içinde gizli.
Problem:
Tüm dünya denizlerinde,
minik deniz canlıları gemilerin ballast suları ile her tarafa bedava
yolculuk yapıyor, kaçak yolcular gibi gizlenerek gittikleri yeni
ortamlarda yaşamaya çalışıyorlar. Boşaltıldıkları yeni ortamlarda, eğer
doğal düşmanları yoksa bölgeyi istila ediyorlar ve bölgenin ekosistemini
ciddi bir biçimde bozuyorlar. Tüm yörenin balıkçılık gibi ekonomik
faaliyetlerini sekteye uğratıyor, insanlarda hastalıklara hatta ölümlere
yol açıyorlar.
Ballast suları ile taşınan istila edici
deniz canlılarının doğal ekosisteme verdiği zararlar, günümüzde dünya
okyanusları ve denizlerinin;
-
kara
kaynaklı deniz kirlenmesi,
-
yaşayan
deniz kaynaklarının aşırı miktarda tüketilmesi ve,
-
kıyı
ile deniz canlılarının fiziksel değişimi ve yok edilmesi
problemleri ile
birlikte en büyük ilk dört tehdit arasında sayılıyor.

Ballast suyu, gemi dengesi
ve ağırlık yapması için gemilerin tanklarında taşınması mecburi olan
sudur. Gemiler, yük taşımadıkları zamanlarda pervanenin daha çok suya
girmesi, geminin suya biraz daha batırılarak dengesinin sağlanması ve
gemi yapı elemanlarına binen stresin azaltılması gibi amaçlar ile
ballast taşırlar. Ballast olarak, eskiden kum, taş veya metal
kullanılmıştır. Günümüzde ise geminin dip kısmındaki ve yan taraflardaki
tanklara alınan deniz suyu kullanılır. Yükünü boşaltan gemi, pompalar
ile denizden çektiği deniz suyunu tanklarına doldurur. Seyir sonunda
gittiği limanda yükleme yaparken de taşıdığı deniz suyunu denize geri
bırakır. İki liman arasında bazen binlerce mil mesafe olabilir. 200 bin
tonluk bir gemi, her seferinde yaklaşık 60 bin ton ballast suyu taşır.

Problem, geminin ballast
olarak aldığı suda istenmeyen deniz organizmaları olduğunda
başlamaktadır. Bu organizmalar bakteriler, mikroplar, plankton türleri,
küçük omurgasızlar, sporlar, yumurtalar veya daha büyük türlerin
larvaları şeklinde olabilir. Tür transferinin risk faktörü, deniz
canlılarının hemen tüm türlerinin hayat çevrimlerinin başında plankton
şeklinde olmaları yüzünden artıyor. Böylece, hayatlarının ileriki
evrelerinde büyük olan veya deniz dibine yapışan canlılar da gemilerin
ballast alım devrelerinden ve pompalarından rahatlıkla geçebilerek her
tarafa yayılabiliyor. Dünyada her gün yaklaşık 7000 ayrı canlı türünün
ballast suları ile yer değiştirdiği tahmin ediliyor.
Gemi tanklarına alınan
canlılardan birçoğu, daha alım sırasında veya sefer sırasında ölüyorlar.
Tankta hayatta kalanların da çoğu, boşaltıldıkları ortamlardaki
tuzluluk, sıcaklık, yoğunluk gibi faktörler sebebi ile yaşayamıyor.
Ancak bazı durumlarda, bazı türler yaşamayı, hatta koloniler oluşturmayı
başarabiliyor, ciddi tehdit haline gelebiliyorlar.
Tehdit:
Tehditler üç ana
kategoriye ayrılıyor:
-
Ekolojik:
İşgalci türlerin, doğal türlerin biyolojik çeşitliği ve
ekolojik dağılımlarını etkileyip
azalttığı durumlardır. Yapılan çalışmalar her hafta, hatta bazen her
gün, yayılımcı türlerin dünyada bir bölgeyi işgal ettiğini
göstermektedir.
-
Ekonomik:
Balık kaynakları, kıyı endüstrisi, turizm ve diğer ticari
aktivitelerin işgalci türlerce sekteye uğratılması halidir. ABD’de
yapılan araştırmalar, işgalci türlerin sadece bu ülke içindeki
ekonomik kaynaklara 138 milyar dolardan fazla zarar oluşturduğunu
göstermektedir.
-
İnsan
sağlığı:
Toksik organizmalar, hastalık mikropları ve patojenlerin ballast
suları ile yayılarak insanlarda hastalık ve hatta ölüme sebep
olmasıdır.
Dünyada, yukarıda
açıklanan üç tür tehdidi çok ciddi şekilde oluşturan yüzlerce tür
işgalci deniz canlısı tespit edilmiştir. En göze çarpan örneklerden
sadece birkaçı şunlardır.
Avrupa
Zebra midyesi (Dreissena polymorpha) :
Kuzey Amerika Büyük Göller yöresine
taşınmış, tüm iç su yollarının % 40 ını istila etmiştir. Su
kenarlarındaki birçok endüstri tesisinin soğutma suyu devrelerini
tıkamış, 11 yılda 1 milyar dolarlık masrafa yol açmıştır.

Kuzey
Pasifik Denizyıldızı: (Asterias Amurensis):
Güney Avustralya’ya taşınmıştır. Obur bir avcı olan bu tür, ticari midye
ve istiridye yataklarında büyük zararlara yol
açmaktadır.Çok hızlı üremesi yüzünden sadece Tasmanya’nın bir
nehir yatağında yaklaşık 30 milyon bireylik yoğunluklara ulaşmıştır. Bu
yoğunluk, türün kendi doğal ortamında yapılan araştırmalarda ölçülen
yoğunluklardan fazladır.

Toksik
dinoflagellates:
Ülkemiz suları da dahil olmak üzere dünya
çevresindeki bir çok yere ballast suları ile yayılmıştır. Uygun
koşullarda bu mikro alg “kızıl kuşaklar” oluşturacak şekilde
çoğalmaktadır. İstiridye ve midye gibi filtre beslenme şeklinde beslenen
kabuklulara bulaştığında zehir salgılamakta, bu midye ve istiridyeyi
yiyen insanlarda da felç veya ölümlere sebep olmaktadır.

Ülkemiz
denizlerinde de zaman zaman görülen yayılmacı toksik
alg kolonisi
Kolera mikrobu (Vibrio Cholera): 1991 yılında, Peru’nun üç ana
liman kentinde aynı anda başlayan kolera salgını, tüm Güney Amerika’yı
süpürmüş, bir milyondan fazla kişi hastalanmış ve ve 1994 yılına kadar
on binden fazla insanı öldürmüştür. Güney Amerika’yı kasıp kavuran bu
kolera türü, daha önceden sadece Bengladeş’te görülmüştü. Bu salgının,
mikrobun direk ballast suları ile taşınması ile başladığı tespit
edilmiştir.
Kuzey Amerikan Deniz anası (Mnemiopsis
leidyi) : Amerikanın doğu kıyılarından Karadeniz’e ve Azov denizine
taşınmış, hızla üreyip yerel zooplanktonlar ile aşırı şekilde beslenerek
besin zincirini bozmuş ve Karadeniz’deki balık stoklarının 1990 lardan
itibaren çöküşüne büyük ölçüde etkide bulunmuştur. Ülkemizde ve tüm
Karadeniz çanağında çok büyük ölçekli ekonomik zararlara yol açmış,
şimdi de Hazar Denizini tehdit etmektedir.
Özellikle son
20-30 yılda dünya deniz ticaretinin ve
dolayısı ile ticaret filosunun aşırı büyümesi ile yılda yaklaşık 10
milyar ton deniz suyunun ballast olarak taşınarak yer değiştirdiği ve
deniz ticaretinin de halen artmaya devam ettiği göz önüne alındığında,
problemin hala tepe noktalarına ulaşmadığı belli olmaktadır.
Mücadele
Bu küresel tehdide ve yayılan organizmaların yok edici etkilerine karşı,
1988 yılından beri konu ile uğraşan Birleşmiş Milletler Uluslar arası
Denizcilik Teşkilatı (IMO), öncelikle konu hakkında birçok tavsiye
niteliğinde karar aldı. Problemin büyüklüğü ve mücadele yöntemlerinin
şekli konusundaki tartışmalar sebebi ile çok şiddetli tartışmalar
yaşandı. Amaç, bulunan çözümün güvenli, çevresel
olarak kabul edilebilir, ekonomik ve fonksiyonel olması idi. Özellikle
masraflar konusunda, dünya deniz ticaretinden pay alan ABD, Almanya,
İngiltere gibi ülkeler, organizmaların gemilerde yönetimi için gerekli
önlemlerin alınmasını ister, yani topu gemi sahiplerine atarken, büyük
deniz ticaret filolarına sahip olan Panama, Liberya, Malta, Yunanistan
gibi ülkeler de limanlarda ballast alım tesisleri kurulması için
mücadele verdiler yani onlar da topu, ticareti fazla olan ülkelere attı.
Sonunda yıllar süren tartışma ve diplomatik toplantılardan
sonra IMO, Şubat 2004’te Ballast
Sözleşmesini kabul etti. Sözleşme, dünya deniz ticaret tonajının en az %
35 ini oluşturan en az 30 ülkenin onaylamasının ardından yürürlüğe
girecek. Sözleşme hükümlerine göre tüm gemiler, bir plan
dahilinde taşıdıkları ballast sularının
gittikleri limanlara tehdit olmaması için gerekli tedbirleri alacaklar.
Bu tedbirler, ozon, ultraviyole ışın kullanımı, elektrik akımı ve ısı
yöntemleri veya kimyasal maddeler ve ilaçlar kullanılarak organizmaların
öldürülmesi, filtrasyon, seperasyon, sterilizasyon gibi mekanik
tedbirler, ballast suyunun komple değiştirilmesi, ballastın doğrudan
denize değil de alım tesislerine boşaltılması gibi standartları
saptanmış yöntemler ile ballast yönetimini içeriyor. Sözleşme, başta
yeni gemiler için geçerli olacak, mevcut gemiler de aynı kurallara
belli bir geçiş süreci sonunda uyacaklar. Sözleşmede ayrıca imzacı
ülkeler, sözleşmede uygun görülen ek önlemleri de alma konusunda
opsiyon sahibi durumdalar.
Sözleşme dışında, gemi
ilgilileri veya liman devleti tarafından alınabilecek önlemler de genel
başlıklar halinde aşağıdaki şekilde sayılabilir:
Gemi
ilgililerince alınabilecek önlemler:
-
Gemi personeline konu
ve tehdit hakkında eğitim vermek,
-
Risk oluşturduğu
bilinen yerlerde, bölgelerde ve
zamanlarda balast almaktan kaçınmak veya minimize etmek,
-
Balast tanklarını
tortusuz durumda bulundurmak,
-
Güvenli ve
uygulanabilir olduğu ölçüde denizde iken balast değişimi yapmak,
-
Gemi balast yönetim
planı taşımak ve içeriğini uygulamak,
-
Balast kayıt jurnali
tutmak ve rapor formlarını liman devleti otoritelerine vermek,
-
Liman devletinin kurallarına uymak.
Liman
devleti tarafından alınabilecek önlemler:
-
Ülkede konu ile ilgili
otoriteyi tespit etmek ve ulusal bir görev birimi oluşturmak,
-
Kamuoyu bilincini
arttıracak kampanyalar düzenlemek,
-
Limanlara gelen
gemilerden rapor istemek ve ulusal bir bilgi sistemi oluşturmak,
-
Her bir liman için
risk değerlendirmeleri yapmak,
-
Liman ve kıyı
sularında biyolojik araştırmalar yapmak, durumu devamlı gözlem
altında bulundurmak, zararlı veya doğal olmayan türlerin tespiti
durumunda denizcilik sektörünü alarma geçirmek,
-
Uygulanabilir ve
ekonomik olduğu sürece limanlarda ballast alım ve ıslah tesisleri
kurmak.
Tehdit ve ballast
sözleşmesinin hükümleri konusunda daha detaylı teknik bilgi,
www.imo.org ve
http://globallast.imo.org web adreslerinden bulunabilir. Balast
sözleşmesi ile ilgili daha geniş bilgi, bu köşede ileride verilecektir.