|
Seyir Defteri |
|
AB'nin
Prestige'i ve Biz |
 |
|
Cahit İstikbal
|
13 Kasım 2002 günü Saat 1415 sıralarında
Biskay körfezi’nin güneybatı ucunda Finisterre Trafik Ayırım
Şemasında seyreden gemiler, Prestige adlı tankerin “Mayday” çağrısını
işittiler. Gemi, Finisterre Burnu’nun 27 Mil açığında olduğunu
bildirmekteydi. Mayday çağrısından sonra 5 dakika geçmeden olay yerine
ulaşan İspanyol Arama-Kurtarma helikopterinden görülen manzara ürkütücüydü.
243 Metre boyu olan dev tanker, 8 Metre yüksekliğindeki dalgalarla
boğuşmaktaydı, sancak bordasında 3 no.lu tank hizasında dış saçında açılmış
bulunan yırtıktan denize fuel-oil akıyordu ve gemi 25 derece sancağa yatık
vaziyetteydi. Saat 1433 sıralarında yani ilk Mayday çağrısından yaklaşık 20
dakika sonra geminin Yunanlı kaptanı 67 yaşındaki Apostolos Mangouras
telsizle kurtarma ekiplerine geminin batma tehlikesi bulunduğunu bildirdi ve
personelin tahliye edilmesini talep etti.
Burada gemi hakkında bazı teknik bilgiler
vermek istiyorum. Prestige, 1976 yılında
Japonya’da Hitachi Mazura Tersanesinde inşa edilmiş tek cidarlı (Single-Hull)
bir Aframax tanker. Gros Tonajı 42820, Boyu 234 Metre, 100813 M3 yük
taşıma kapasitesine sahip. Olay esnasında gemide 77000 ton Ağır Fuel-Oil
var. Gemi yükü Letonya’nın Ventspilss limanından yüklemiş. Yükün sahibi bir
İsviçre'de merkezi bulunan bir firma. Varış limanı Gibraltar olarak
gözükmekle beraber bu kesin değil, yakıt spot piyasada alıcısı büyük
ihtimalle henüz belli değildi..Ağır Fuel Oil, ismi üzerinde ağır bir yakıt
ve taşınırken mutlaka belli bir sıcaklık derecesinin üzerinde tutulması
gerekiyor, yoksa donuyor ve tahliyesi olanaksızlaşıyor. Gemi, 1994 Yılından
beri Bahama siciline kayıtlı idi ve Bahama bayrağını taşıyordu.
Geminin sahibi olarak Mare Shipping, İşletmecisi Universe Maritime
görünüyorlar. Her iki şirket de Yunanistan-Pire orijinli şirketler.
Prestige, 1976 Yılından beri ABS Klas kuruluşuna kayıtlı bulunmaktaydı.
Geminin ISM Sertifikası Bureau Veritas tarafından verilmişti ve 20 haziran
2006 Tarihine kadar geçerliydi. Gemi, bu son seferine çıkmadan önce,
Rusya’da iç kesimlerde bulunan rafineriler tarafından sahil deposu olarak
kullanılmaktaydı.
Tekrar kaza yerine dönersek, İspanyollar
öncelikle kurtarma helikopterleri ile mürettebatı tahliye ettiler. 24
Mürettebat tahliye edilirken, sadece Kaptan Mangouras ve ikinci kaptanı, bir
de başmühendis gemide kaldılar. Yapılan ilk belirlemelerde birbirine
iştirakli üç tankın dış kaplamasında problem olduğu anlaşıldı. Ana makineler
stop edildi. Geminin 25 derecelik sancağa meylini düzeltmek üzere boş olan
iskele tanklara balast alındı. Bu operasyonla geminin meyli 5 dereceye kadar
düşürüldü, ancak düzeltme momenti ile birlikte artan ağırlığın da tesiriyle
yırtık daha da artarak 35 metreye ulaştı. Bu arada geminin sürüklenmesini
önlemek üzere baştan römorköre halat verilerek gemi yedeklendi. Bu sırada
hala gemiden yakıt sızmaktaydı, değişik kaynaklar 3000 ila 5000 ton
civarında ağır fuel-oil’in bu aşamaya kadar denize sızdığını bildiriyorlar.
Gemi daha kurtarılmayı beklerken denize dökülen yakıt Galiçya sahillerine
ulaşmıştı bile.
16 Kasım günü saat 0630 olduğunda, İspanya
yedeklenmiş olan geminin sahilden en az 60 mil açıkta tutulmasını daha
yakına sokulmamasını emretti. Gemi ile kurtarma-yardım sözleşmesi imzalamış
bulunan Smit Salvage firması, gemiye bir uzmanlar grubu çıkardı. Uzmanların
gördükleri manzara şu: Geminin sancak bordasında su seviyesinin altında 35
metreyi aşkın bir yarık ve sürekli boşalan fuel-oil. Deniz yüzeyi fuel oil
ile kaplı. Ve son derece de ağır hava koşulları var.
Burada kurtarma ekiplerinin aklına ilk gelen,
açık denizde ve zor hava koşullarında muhtemelen ikiye bölünecek olan
geminin sahile yakın ve daha uygun hava koşulları olan korunaklı bir yere (Place
of Refuge) çekilerek burada dökülen yakıtı daha kolay kontrol etmek ve ikiye
bölünmeyi önlemek oldu. Bu taleplerini İspanyol makamlarına ilettiklerinde
“red” cevabı aldıkları gibi, geminin daha da açığa çekilmesini talep etti
İspanyol makamları. Galiçya’daki hükümet temsilcisi Arsenio Fernandez de
Mesa, gazetecilere “Hükümetin yükümlülüğünün gemi işletmecisinin ve
kurtarma-yardım şirketinin ekonomik çıkarlarını korumak değil, sahildeki
insanları korumak olduğunu” söylüyordu.
Sonrasında, 19 Kasım sabahı, ilk “Mayday”
çağrısından 6 gün sonra, sahilden 133 mil açığa çekilmiş olan gemi burada
ikiye bölünerek battı. Battığı yerde deniz derinliği 3500 metre. Gemide
halen 60.000 ton civarında yakıt var. Bugüne kadar yapılan çalışmalarda
denizden 7000 ton, sahilden de 2000 ton olmak üzere 9000 ton fuel-oil
toplanmış bulunuyor. Yeşil barış Örgütü’ne göre açık denizde su yüzeyinde
daha fazla yakıt var ve gemiyi açığa gönderen İspanya suçunu örtmek için
bunu gizliyor. Sahilin 500 Kilometrelik kesimi yani yaklaşık İstanbul-Sinop
arası mesafe kadar bir sahil şeridi kirlilikten etkilenmiş durumda. 164 Plaj
siyah dalganın etkisinde kalırken temizleme operasyonunda 1500 kişi görev
yaptı.
Deniz dibinde gemide kalan yakıtın akıbeti
konusunda farklı görüşler ortaya atılıyor. Bir kısım uzmanlar gemide
kalan Fuel-Oi’lin yüksek basınç etkisiyle ve dipteki suyun soğuk
olması nedeniyle katılaşarak gemiyle birlikte kalacağını söylerken,
bazı uzmanlar dipteki basıncın etkisiyle tankların parçalanarak yakıtın
deniz yüzeyine çıkacağını iddia etmekteler. Fransızların robot
denizatlısının çektiği ilk görüntüler, gemiden yakıt sızıntısı olduğunu
gösteriyor, bu da 2. Grup uzmanların görüşünün haklı çıkacağı endişesinin
doğmasına neden oluyor.
Prestige kazasının sonrasında ilginç
gelişmeler meydana geldi. Öncelikle kirlilikten etkilenen İspanya, Fransız
ve Portekiz gibi ülkeler uluslar arası hukuka uygunluğu tartışılan bir takım
önlemleri tek taraflı olarak ilan ettiler. Sırasıyla “Prestige
sonrası” gelişmeler üzerinde durmak ve bu gelişmelerin önümüzdeki dönemi
nasıl etkileyebileceğini isterim.
Kaptan Apostolos Mangouras’ın tutuklanması:
Son ana kadar gemiyi terk etmeyen Kaptan ile
birlikte Baş Mühendis ve 2. kaptan, kurtarma ekibi ile birlikte ikiye
bölünüp batmadan az bir süre önce gemiyi terk ettiler. Ancak 67 yaşındaki
Kaptan Mangouras, sıkıntılı geçen 6 günün sonrasında ve her türlü
sertifikası tamam olan, seyrine yasal yönden hiç bir engel bulunmayan
gemisini kurtarmak için onca çalışıp çabalamış olmasına rağmen takdir
göreceği yerde, karaya ayak basar basmaz İspanyol makamlarınca “tutuklandı”.
İsnat edilen suç ise, “Kurtarma römorkörlerince gemiye verilmek istenen
yedek halatını almakta gecikmesi ve bu yüzden geminin sahile doğru
sürüklenmesi” . Yunanlı Kaptana İspanya tarafından reva görülen muamele,
gerçekten de Universe Maritime yetkililerinin dile getirdikleri gibi “utanç
verici” idi. Yunanlı Kaptanın 9 günde sadece 1 kez avukatları ile
görüşmesine izin verildi. Universe Maritime yetkilileri, kaptanın
“büyük bir patlama duydum” diye tarif ettiği ilk yırtılma anından 1
saat 20 dakika sonra kendilerini arayarak ne yapacağı konusunda görüş
alışverişinde bulunduğunu belirttiler.
Kurtarma römorkörünün halatının alınmaması
konusunda ise geminin bayrağını taşıdığı Bahama Hükümeti sözcüsü farklı
şeyler söylüyor. Aralık ayı başında toplanan ve benim de Türkiye Delegasyonu
Üyesi olarak hazır bulunduğum Uluslararası Denizcilik Örgütü’nün Deniz
Güvenliği Komitesi (MSC) 76. Dönem toplantılarında söz alan Bahama
temsilcisi, Kaptan Mangouras’ın büyük bir cesaret örneği sergileyerek
gemisini terk etmediğini, mürettebatı güvenlik içerisinde tahliye ettiğini
söyleyerek, “İspanyollar Kaptanın kurtarma yardım anlaşması imzalanmadan
yedek halatını almayı reddettiğini söylüyorlar. Oysa bu esnada Köprüüstünde
olan Başmühendis ve İkinci Kaptanın ifadeleri römorkörün anlaşma
imzalanmadan yedek halatını almayı reddettiği şeklinde. Sonuçta bu kişilerin
geminin baş tarafına gitmeleri 20 dakika, yedek halatını volta etmeleri de 7
saat sürmüştür” Dedi. Bu arada pek çok uluslar arası kuruluş da kaptan
Mangouras’a yapılan muameleyi “insanlık dışı, haksız ve utanç verici” olarak
niteleyerek kınadılar. Uluslar arası Gemicilik Federasyonu (ISF) ve Uluslar
arası Taşımacılık Çalışanları Federasyonu (ITF) İspanya Hükümetini ağır bir
dille eleştirdiler. ISF Yetkilisi yaptığı açıklamada “ Demokrasilerde
yargının bağımsızlığına inanıyor ve yargının halkın beklentilerine cevap
vermesi gerektiğini takdir ediyoruz, ancak bir gerçek var ki artık
engizisyon devrinde değil 21. Yüzyılda yaşıyoruz. Uluslar arası Hukuk
uyarınca, yürürlükteki uygulama ve usuller gereğince ihmal ya da başka bir
nedenden ötürü kirliliğe neden olan kişilerin nasıl yargılanacağı
belirlenmiştir. Hal böyle iken, gemisini kaybetmekten dolayı zaten travma
geçirmekte olan bir denizciyi günah keçisi ilan etmeyi anlayamıyoruz”
derken, ITF Mangouras’ı yargılayan yargıç Javier Collazo Lugo’ya açık
bir mektup göndererek, Kaptanın hapiste tutulmasını ve kefaleti için
belirlenen rakamı “kızgınlıkla alınmış karar” olarak nitelendirdi. ITF, 3
milyon Euro’luk kefalet meblağının makul olmadığını söyleyerek, denizcilerin
insan hakları ile politik oyun oynamanın kabul edilemez olduğunu belirtti,
ayrıca kaptanın hemen serbest bırakılmasını talep etti ve konulacak kefalet
miktarının da makul düzeye çekilmesi gerektiğini söyledi.
Kaptanın tutuklanmasını eleştiren kuruluşlar
listesine daha sonra bağımsız tanker sahiplerinin uluslar arası kuruluşu
olan INTERTANKO da katıldı. INTERTANKO yaptığı açıklamada kaptanın hemen
serbest bırakılmasını isterken, tutuklu kalmasının Prestige tankerinin
batmasından dolayı yapılmakta olan tahkikatı engellediğini savundu ve
“Kaptan tutukluyken, gemi sahibi ve bayrak devleti müfettişlerine kendisi
ile görüşmeye izin verilmiyorken tam ve bağımsız bir tahkikatın yürütülmesi
mümkün değildir” denildi.
Suçlamalar Zinciri:
Prestige kazası sonrasında herkes birbirini
suçladı. Ortada her türlü teknik kontrolü yapılmış, bütün sertifikaları
tamam olan bir gemi var ve bu gemi muhtemelen denize elverişli olmadığı için
borda saçında yırtık oluşuyor ve batarak büyük bir kirliliğe neden oluyor.
Şimdi bakalım Prestige kazası sonrasında kimler kimleri, neden suçluyor:
-İspanya Hükümeti: Başbakan Jose
Maria Aznar ve çeşitli görevliler ve bakanlar, gemileri yeterince
denetlemedikleri için Gibraltar, Yunanistan, Rusya ve İngiltere
Hükümetlerini suçluyor..
-AB Komisyonu: AB Komisyonunun
Ulaştırmadan Sorumlu Başkan Yardımcısı Loyola Di Palacio, ki kendisi de
İspanyoldur, İspanya Hükümetinin yaptığı açıklamaları destekleyerek
Gibraltar, Yunanistan, Rusya ve İngiltere Hükümetlerini ve tek cidarlı
gemileri suçluyor.
-Kurtarma-Yardım Firması: Smit
Salvage, İspanyol Hükümetini gemiyi açık denize gitmeye zorlamakla ve
Portekiz’i de gemiyi yedeklemekte ikendaha tehlikeli bir rota izlemeye
zorladığı için suçluyor.
Klas Kuruluşu: Gemiye batmayla
sonuçlanan ilave balastı almaya karar verenleri suçluyor,
INTERTANKO/BIMCO: Sığınma Yerleri (Places
Of Refuge) Konusunda çalışmalarını bir türlü sonuçlandıramayan Uluslar arası
Denizcilik Örgütü (IMO) ve Avrupa Birliği’ni (EU) suçluyorlar,
Fransa: Başbakan Jacques Chirac
“herkesi” ve “hurda gemileri” suçluyor,
İspanyol Hukukçular: Basını
sorumsuz davranmakla suçluyorlar,
Danimarkalı Kılavuz Kaptanlar:
Prestige gemisini yeterli seyir donanımı olmamakla suçluyorlar,
Galiçyalı Politikacılar: Denizcilik
endüstrisini suçlayarak gemilerin “Tanker Mafyası” elinde işletildiğini
söylüyorlar;
İspanyol Balıkçılar ve İspanyol Medyası:
İspanyol Hükümetini gemiyi açık denize göndermekle suçluyorlar;
IMO’daki İspanyol Temsilcisi:
bayrak devletini kuralları uygulamamakla suçluyor,
Greenpeace: İspanya Hükümetini
açıkta deniz yüzeyindeki yakıtı eksik rapor etmekle suçluyor,
Gemiyi Kiralayanlar: Bayrak
Devletlerini, klas kuruluşlarını ve bütün denetleyici otoriteleri Prestige
tankerinin böyle bir risk oluşturacağı konusunda uyarmadıkları için
suçluyorlar.
Görüldüğü gibi suçlayan da suçlanan da çok.
Ancak hapiste tek kişi var: o da Prestige Tankerinin Kaptanı yaşlı Apostolos
Mangouras. Belki de bu zincir içindeki en suçsuz kişi o.
Prestige
kazasında gerçekten de “Uluslar arası iç içe geçmiş ilişkiler ve ihmaller
yumağı” söz konusu. Tanker Japonya’da inşa edilmiş. Sahibi Yunanlı ancak
ofisi Liberya’da gözüküyor. İşleten Yunanlı. Gemi, Kolay bayrak tabir edilen
şekilde Bahama siciline kayıtlı. Gemiyi kiralayan ise merkezi İsviçre’de
olan bir Rus petrol şirketi. Geminin denize elverişli olduğu belgesini veren
ise bir Amerikan şirketi.
Prestige
olayı, önümüzdeki dönemde petrolün deniz yoluyla taşınmasını daha zor ve
masraflı hale getirecek, bu kesin. Önümüzdeki dönemde şüphesiz AB
ülkelerinde Erika Önlemler Paketi olarak bilinen ve tek cidarlı tankerlerin
2015 yılına kadar bütün AB Ülkelerinde yasaklanmasını öngören önlemler
dizisini daha erkene almayı planlıyorlar. Ancak, Avrupa Birliği’ni “Kendi
bölgesindeki kirliliği önemseyip dünyanın diğer bölgelerindeki deniz
kazalarına ilgisiz kalmakla ve bu konuda çifte standart uygulamakla”
suçlayanlar da var. Örneğin, Yemen. Yemen Ulaştırma ve Denizcilik Bakanı
Kaptan Said Abdullah El Yafai, Uluslar arası Denizcilik Örgütü’nün Aralık
başında yapılan Deniz Güvenliği Komitesi toplantısında bir konuşma yaptı.
Yemenli Bakan, konuşmasında 6 Ekim 2002 günü Yemen açıklarında patlayan
Fransız Tankeri Limburg’a hemen müdahale ederek gemi kaptanını ve bütün
mürettebatı Mukalla’da 5 yıldızlı bir otelde ağırladıklarını ve hiçbirisinin
özgürlüğüne, aileleriyle ya da basınla konuşmak gibi özgürlüklerine herhangi
bir engel getirmediklerini anlattı. Sadece patlama anında denize düşen bir
Bulgar denizcinin boğularak hayatını kaybettiğini söyledi Yemen Ulaştırma ve
Denizcilik Bakanı. Tankerin akıntıyla sürüklenmekte olduğunu ve çok zor ve
tehlikeli koşullarda gemiye bir yedek halatı verilerek karaya oturmasının
önlendiğini ve bir yandan da çıkan yangının söndürülmeye çalışıldığını
söyledi. Yemenli bakan ayrıca, bu patlamada 18.000 ton ham petrolün denize
döküldüğünü, 120 Kilometrelik sahil hattının etkilendiğini ve 3000
balıkçının geçim kaynağının kuruduğunu açıkladı. Kendi kıt kaynaklarıyla
plajlara vuran petrolü temizlemeye çalıştıklarını anlattı. Ancak asıl bundan
sonra söyledikleri ilgi çekiciydi Yemenli Bakanın. O konuştukça IMO Genel
Kurul Salonundakilerin yüzü kızardı ve herkes sus-pus oldu. Şöyle dedi
Yemenli Bakan:
“Prestige
olayında pek çok ülke İspanya’ya yardıma koştu ve biz bunu alkışlıyoruz.
Ancak biz Yemen’de pek çok Büyükelçilik ile temasa geçerek yardım isteminde
bulunduk, tek bir ülke çıkıp da sahillerimizi temizlemek için bize yardım
teklifinde bulunmadı.Biz bunu anlayamıyoruz ve uluslar arası denizcilik
camiasının bu davranışını ve çifte standardını içimize sindiremiyoruz.”
Yemenli Bakan
açıkça Batı’nın ancak kendi canı yandıkça deniz kirliliğini önemsediği ve
önlem düşündüğünü, ancak dünyanın başka yerlerinde yaşanan acılara kayıtsız
kaldığını vurguladı. Bence çok da iyi oldu.
Şimdi Prestige Sonrası yaşananlara ve
yaşanabileceklere bir göz atalım:
Avrupa Birliği Kararları: 6 Kasım 2002
tarihinde toplanan AB Bakanlar Konseyi Prestige sonrası konusunda bir dizi
önlemler konusunda karar aldı. Bizi de yakından ilgilendiren önlemler özetle
şunlar:
AB'NİN "PRESTIGE"
KARARLARI:
-
Tek ya da çif cidarlı olsun, 15 yaşı
geçmiş bütün tankerler için bir "Durum Değerlendirmesi Sistemi"nin
oluşturulması,
-
Komşu ülkelerle de temasa geçerek, ağır
yakıtların tek cidarlı tankerlerle taşınmasının önlenmesi; üye
ülkelerin yine sektör ile temasa geçerek kaliteli deniz taşımacılığını
özendirmeleri ve ağır yakıtların tek cidarlı tankerlerle taşınmasını
önlemeleri;
-
Ağır yakıtların tek cidarlı tankerlerle
taşınmasını yasaklamak konusunda MARPOL’de değişiklikler yapılması
için IMO ile beraber çalışılması;
-
Paris MOU ilkeleri uyarınca üzerinde
anlaşılmış bulunan %25 lik gemi denetlenmesi oranının
gerçekleştirilmesine üye ülkelerce özen gösterilmesi,
-
Denetleme aralığının yüksek risk taşıyan
gemiler için 12 aydan 6 aya indirilmesi;
-
Üye ülkelerin Temmuz 2003’den geç
olmamak kaydıyla zorda olan gemilerin kullanımına sunabilmek üzere
sığınma yerleri (Places of Refuge) tesis etmeleri;
-
Üye ülkelerin eksiklikleri görülen
gemilerin kendi sahillerinden belli bir uzaklıkta seyretmeye mecbur
tutmaları;
-
Üye ülkelerin özellikle Duyarlı Deniz
Alanları dizayn ederek IMO’yu dizayn ve kontrol ölçütleri
oluşturulması için uyarmak;
-
Denizi kirletici maddeler taşıyan
trafiğin sınırlandırılması ve kontrolü konusunda sahil devletlerine
daha geniş yetkiler verecek değişiklikleri yapmak üzere UNCLOS’u
gözden geçirmek;
-
Kolay bayrak ülkelerinin sorumsuzluğa ve
ihmalkarlığa tolerans gösteren yaklaşımlarını engellemek amacıyla
ilgili uluslar arası kuralların yeniden gözden geçirilmesi;
-
Denizcilerin çalışma ve staj
koşullarının desteklenmesi.
|
Aslında Avrupa
Birliği’nin tankerlerden kaynaklanan deniz kirliliğinin önlenmesine yönelik
düşündüğü önlemler 1999 yılında yine Biskay Körfezi güneyinde ikiye
bölünerek batan Erika tankeri sonrasında geliştirilmişti. AB Parlamentosunda
da kabul edilerek yürürlüğe giren ve 2003 Yılında uygulanmasına başlanacak
olan Erika-1 Paketi, şu önlemleri içeriyordu:
|
AB'NİN "ERIKA" KARARLARI (ERIKA-1
PAKETİ)
-
AB üyesi ülkelerin limanlarına gelen
gemilerin daha sıkı kontrol edilmeleri ve istenen normları
karşılamayanların kesin olarak gerekli karşılığı görmeleri
gerekmektedir: Bu amaç dahilinde olarak Komisyon, 15 yaşından büyük
olup da iki yıllık zaman dönemi içerisinde Liman Devleti
Kontrollerinde iki defadan fazla alıkonan gemilerin AB limanlarına
girmesinin yasaklanmasını önermektedir. Komisyon her altı ayda bir
"kara liste" yayınlayacaktır. İlaveten, daha yaşlı gemiler için
kontroller sistematik olarak balast tanklarının da teftişini içerecek
ve gemilerin bu kontrol hazırlıklarının önceden yapılabilmesi için
limana gelmeden önce belli bilgileri bildirmeleri gerekecektir.
Üye ülkelerin daha fazla kontrol elemanını işe alarak eğitmeleri, daha
fazla gemiyi daha kapsamlı bir şekilde kontrol etmeleri ve
kontrollerin gevşek olduğu "uygun limanlar" (ports of convenience)
yaratmaktan kaçınmaları gerekmektedir.
-
Klas kuruluşları daha etkin bir
şekilde kontrol edilmelidirler.
-
Komisyon tek cidarlı gemilerin AB
sularından geçişinin yasaklanmasını önermektedir. Bu konuda ABD
tarafından benimsenmiş olan takvim uygulanacaktır. (Tonaja göre 2005,
2010 ve 2015 yılları)
-
İkinci aşama olarak, Komisyon
tamamlayıcı anlamda şunları önermektedir:
-
Denizcilik sektöründeki bütün
kuruluşların sistematik olarak bilgi alışverişinde bulunmaları:
Özellikle EQUASIS (Avrupa Kliteli Deniz Taşımacılığı Bilgi Sistemi:
European Quality Shipping Information System) sisteminin daha da
geliştirilmesi.
-
·
Gemilerin seyrinin daha ileri düzeyde gözetlenmesi: Bu konuda
özellikle tankerler tarafından sıklıkla kullanılan deniz sahalarına
ağırlık verilmeli.
-
·
Deniz güvenliği konusunda Avrupalı yapılanmayı oluşturulmalı.
-
Deniz yoluyla yapılan petrol
taşımacılığı içerisinde bulunan farklı aktörlerin sorumlulukları
konusunda ölçütler geliştirilmeli.
Bu amaçla Erika gibi felaketlerin tekrarlanmaması için Komisyon,
önerilen yasama sürecinin tamamlanmasını beklemeksizin, petrol
şirketlerini;
-
Tatmin edici güvenlik koşulları
görmedikleri sürece 15 yıldan daha yaşlı gemilere petrol taşıtmamaya
ve bu gemileri kiralamamaya,
-
Diğer güvenliği arttırıcı önlemleri
almaya
Davet etmektedir.
|
Erika-1 Paketinin onaylanmasından sonra Erika-2
Paketi geçtiğimiz temmuz ayında Yunanistan’da yapılan ve benim de katıldığım
Posidonia Fuarı ve Kongresi sırasında AB Komisyonu’nun Ulaştırmadan sorumlu
Başkan Yardımcısı Loyola di Palacio tarafından dile getirilmişti. Palacio,
Erika-II paketi olarak adlandırılan ve deniz güvenliği ile ilgili ikinci
dizi önlemler paketini Konsey ile Avrupa Parlamentosunda onaylamanın son
aşamasına gelmiş bulunduklarını belirterek bu paket ile Avrupa Gemi İzleme
Sisteminin kurulması, bu sistem içerisinde zor durumdaki gemiler için
sığınma yerlerinin belirlenmesi gibi pratik düzenlemelerin bulunması, ayrıca
Avrupa Deniz Güvenliği Ajansının kurulması ve mali sorumluluk ve petrol
kirliliğinden zarar görenlerin zararlarının tazmini gibi konular bulunduğunu
açıklamıştı.
Prestige kazası sonrası ise AB bir deklerasyon
yayınlayarak, AB Limanlarında iki yıllık zaman dilimi içerisinde iki defadan
fazla alıkonan gemilerin bir listesini yayınladı. Aslında bu listenin
yayınlanması hukuksal olarak önlemler paketinin yürürlüğe gireceği 2003 yılı
içerisinde yapılması gerekiyordu, ancak Prestige kazası bu işlemi
hızlandırmış oldu. “Name and Shame” de denilen, “Teşhir et utansın” şeklinde
Türkçeye çevirebileceğimiz bu listenin bizim için gerçekten utanılacak bir
tarafı vardı; çünkü listede yer alan toplam 66 gemiden 26’sı, yani yaklaşık
%40 ı Türk gemileriydi. Türk Gemilerinin AB Ülkelerinde hayatlarının
giderek zorlaşmakta olduğu ve “Hedef bayrak” haline gelen Türk Gemilerinin
her geçen gün daha sık ve daha ayrıntılı kontrole tabi tutuldukları uzun
zamandır bilinen bir gerçekti ve kimse de bu sonuca fazla şaşırmadı. Ancak
bizim hedef bayrak olmamızdan dolayı her geçen gün daha sık ve daha yoğun
kontrol edilmemiz ve bunun sonucunda da daha fazla Türk Gemisinin AB
Limanlarında alıkonması şeklinde bir “fasit daire” ye dönüşen bu zincirin
nasıl kırılabileceği de meçhul.
İnsan unsuruna yönelik kaliteyi arttırmamız,
filomuzu gençleştirmemiz ve radikal önlemler paketini bizim de devreye
sokmamız lazım; ancak bu ivmeyi oluşturacak sektör dinamiklerine maalesef
sahip değiliz.. Erika-1 Paketinin devreye girmesiyle tanker filomuzun %90’ı,
toplam gemi filomuzun ise %50 den fazlası AB ülkelerine gidemez duruma
geleceklerdir. AB, bilindiği üzere “Zenginler Kulübü” dür; kendi deniz
ticaret filosunu yenilemekte ve limanlarını düşük standartlı gemilere
kapatmakta büyük zorluk çekmeyecektir. Oysa biz Avrupa’nın doğu ucunda ve
komşularımızla birlikte fakir bir bölgede yer alıyoruz. Ne ülkemizin, ne de
Bulgaristan, Romanya, Ukrayna gibi komşularımızın kısa sürede filo
yenilemesine gitmemiz olanaklı değildir. Öte yandan, AB ülkelerinden
dışlanan tek cidarlı tankerlerin ve düşük standartlı gemilerin bölgemizde
yoğunlaşması riski vardır. Boğazlarımızdan yılda 100 milyon ton un üzerinde
petrol ve türevi madde taşınmaktadır. 1999 Aralık yılında Florya önünde
fırtınada ikiye bölünerek batan Volganeft-248 kazasında 1200 ton fuel-oil
sahillerimize vurdu. AB bu kazayı kendi önlemlerine gerekçe gösterirken biz
bu kazadan sonra benzerlerinin yaşanmamasına yönelik önlem almadık
alamadık. Neden alamadık? Çünkü her şeyin sonu ekonomiye dayanıyor. Prestige
kazasından iki ay sonra sülfürik asit yüklü tek cidarlı bir tanker Yeniköy
dönüşünde akıntıya kapıldı, yüreğimizi ağzımıza getirdi. Biz çift cidarlı
modern yabancı tankerlere “eskort römorkörü alacaksınız” diye bir takım
yükümlülükler getirirken, tek cidarlı olan Türk Bayrağı taşıyan bu tankere
bir kılavuz kaptan dahi veremedik. Verebilecekken veremedik.
Dolayısıyla şunu söylemek istiyorum, Erika ve
Prestige kazalarından kendi ülkemiz adına çıkaracağımız dersler nelerdir
derken, iki şekilde bakmamız gerekiyor. Birincisi genel ekonomik durumumuzun
iyi olmayışından yapamadıklarımız vardır, yani yapamıyoruz da yapmıyoruz.
İkincisi de umursamadığımız, önem vermediğimiz yahut kurumlar ve kişiler
arası çekişme yüzünden beceremediklerimiz vardır, bunlar da yapabilecekken
yapmadıklarımızdır. Pek çok yapabileceğimiz şeyi de toplum olarak ezeli
rahatsızlığımız olan “organize olamama” sorunu yüzünden yapamıyoruz.
Bu uzun konuyu şimdilik kaydıyla noktalarken,
Erika ve Prestige kazalarının ülkemize yansımalarının neler olabileceğini
kısaca özetleyerek kapatalım:
1. Liman
Devleti Kontrollerinin daha sıkı yapılması ve %25 lik oranın her AB
Limanında tutturulması sonucu saden “Target Flag” olan Türk Gemileri, AB
Limanlarında “Girer ama Çıkamaz” durumunda bütünüyle
kalabilirler.
2. AB
ülkeleri limanlarına girişler zorlaşacağından ve ilave maliyetler
geleceğinden yaşlı bir filoya sahip olan Türkiye navlun kaybedebilir.
3. AB
ülkelerinden dışlanan düşük standarttaki taşımacılık AB dışındaki ülkelere
kayacaktır; bu nedenle Türkiye de dahil olmak üzere AB ve ABD dışındaki
ülkeler grubu kendi önlemlerini almazlarsa ve Liman Devleti Kontrollerini AB
standartlarına getirmezlerse düşük standarttaki taşımacılık bu ülkelerin
limanları arasında devam edecektir. Bu da kaza riskinin AB sularında
düşerken diğer ülkelerin karasularında artması anlamına gelecektir.
4. Tek
cidarlı gemiler AB karasularından giderek dışlanırken bu gemilerle yapılan
taşımacılık konusunda Türk Boğazları için henüz bir önlem düşünülmemiştir.
Türk Boğazları bölgesinden bu tip geçişler devam edeceğinden bu tip
taşımacılık da Türk Boğazlarında yoğunlaşabilir.
Bunları yeni
söylemiyoruz; iki yıl önce Erika paketi ilk açıklandığında bunları tahmin
etmiştik ve ilgilileri ve yetkilileri uyarmıştık. Elle tutulur hiçbir önlem
alınmadı. Dilerim ki önümüzdeki dönemde denizcilikle ilgili konulara daha
ciddi olarak eğilinsin, hem sektör düzeyinde, hem de idare düzeyinde
yapılacak çok iş var.
|