Geçtiğimiz hafta TDİ Denizyolları
İşletmesi’ne ait Ankara Feribotu ile Deniz Ticaret
Odası’nın hazırladığı turla birlikte Posidonia Fuarı’na
katıldık.
Ankara Feribotu; 5 Haziran 2004
Cumartesi günü Karaköy Yolcu Salonu önünden hareket etti;
önce Midilli Adası’na uğradı; burada 1 gün kaldıktan sonra 7 Temmuz
Pazartesi Günü Pire Limanı’nda fuarın düzenlendiği Pire Liman
İdaresi Gösteri Merkezi’nin hemen yanındaki rıhtıma yanaştı.
İki yılda bir yapılan Posidonia
fuarları; Yunanlılar tarafından dünya denizcilik endüstrisinin en
itibarlı (prestijli) ve en büyük ticaret fuarı olarak duyuruluyor.
Bu yıl fuarın açılışı 7 Temmuz Pazartesi günü saat 1830 da Yunan
Deniz Ticaret Bakanı Manolis Kefaloyiannis, Ege Denizi Bakanı
Aristoteles Pavlides’in de hazır bulunduğu törende Yunanistan
Başbakanı Konstantin Karamanlis tarafından yapıldı.
|
 |
|
Başbakan
Karamanlis Posidonia 2004'ü Açarken. |
Başbakan Karamanlis burada
yaptığı konuşmada Yunan denizcilik endüstrisinin Yunanistan
ekonomisine yaptığı büyük katkıyı anlattı. Karamanlis ayrıca Yunan
armatör ve denizcilerine Yunanistan’ın deniz ticaret filosunu
dünyanın en büyüğü yaptıkları için teşekkür etti.
Geleneksel kurdele kesme töreninden
sonra Başbakan Karamanlis ve beraberindekiler, yanında
bakanlar ve Yunan denizcilik endüstrisinden temsilciler olduğu halde
fuarı gezerek çeşitli sergileri (stand) ziyaret ettiler. Gezdikleri
sergiler arasında Japonya, Hong Kong, Çin, ABD, G. Kıbrıs, Türkiye,
Singapur sergileri de vardı. Başbakan ve beraberindekiler ayrıca
Yunan Deniz Ticaret Bakanlığı, Yunan Deniz Ticaret Odası, Turizm
Bakanlığı ve Atina 2004 sergilerini de ziyaret ettiler.
***********
Fuarın açılışından önce, Eugenides
Vakfı’nda “Posidonia Denizcilik Politikaları Forumu”
düzenlendi. Bu forum; geleneksel olarak her Posidonia Fuarından önce
düzenleniyor ve genellikle Avrupa denizciliğine yön veren isimler
foruma katılarak denizcilikle ilgili konuları tartışıyorlar. Bir
önceki Posidonia Fuarında düzenlenmiş olan foruma AB Komisyonunun
Ulaştırma ve Enerjiden sorumlu Başkan Yardımcısı Loyola de
Palacio katılmıştı. O zaman büyük alkış almış olan Loyola de
Palacio bu kez yokluğunda büyük eleştiriler aldı forumda.
Bu yıl İngiltere Denizcilik Bakanı
David Jamieson’un da bu foruma katılarak konuşma yapması
bekleniyordu ancak Jamieson son dakikada foruma katılımını
iptal etti. Jamieson’un foruma katılımını iptal etmesi
katılımcılar arasında hayal kırıklığı yarattı.
Avrupa Birliği’nin denizcilik
politikalarının masaya yatırıldığı ve eleştirildiği; geleceğe
yönelik politikaların önerildiği bu foruma ne bizim ne de Ankara
Feribotunun denizci ve gazeteciler dahil diğer yolcularının
katılması mümkün olamadı. Bunun nedeni ise tahmin ediyorum bu turu
düzenleyenlerin AB politikalarının tartışıldığı böyle önemli bir
forumun Türk Denizciliğine olası etkilerini iyi hesap edememeleri
yahut –ihtimal vermek istemiyorum ama- önemsememeleri idi. Forum
Pazartesi Sabahı yapıldı; biz Pire’ye vardığımızda ise saatler 1430
u gösteriyordu. Halbuki, Deniz Ticaret Odası Başkanı Sayın Metin
Kalkavan tarafından da gezi boyunca sürekli ifade edildiği gibi
“Küresel bir faaliyet” olan denizciliğin Türkiye’de gelişebilmesi
için, Türk denizcilerinin de denizcilikle ilgili küresel
faaliyetlere katılmaları, oralarda varlık göstermeleri, tartışmalara
katılmaları, politikaları yönlendirmeleri gerekiyor. Bu da sadece
gelip fuarı birkaç saatte gezerek olacak bir iş değil; o yüzden
gelecek seferlerde bu turları düzenleyecek olanlardan benim ricam;
bu forumlara konuşmacı olarak; bu mümkün olmazsa en azından
katılımcı olarak mutlaka yer almamızı sağlamalarıdır.
***********
Tekrar foruma dönersek; bu yıl Pire
Bankası tarafından sponsorluğu yapılan ve özgün adı “Posidonia
Maritime Policies Forum” olan Posidonia Denizcilik Politikaları
Forumu’na 50 ülkeden 500 delege katıldı. Forumun açılışında konuşan
Yunan Deniz Ticaret Bakanı Manolis Kefaloyiannis, “Denizcilik
sektörünün Yunanistan için önemi tartışılmaz bir gerçek olduğu
kadar, Yunanistan’ın da dünya denizciliği için önemi de tartışılmaz
bir gerçektir” dedi. Yunan Deniz Ticaret Bakanı ayrıca şunları
söyledi:
“Yunanistan şu anda çalışabilir
durumdaki dünya filosunun %9 unu kontrol etmektedir; bu da yılda
9,57 Milyar Euro yabancı sermaye girdisi sağlayan bizim denizcilik
endüstrimizin gücünün en önemli kanıtıdır. Gemicilik ve gemicilikle
ilgili faaliyetlerin Yunanistan’da 200 bin kişiye istihdam
sağladığını tahmin etmekteyiz.”
Yunan deniz ticaret bakanı ayrıca; bir
gün önce yıldönümü kutlanan d-day’e (Müttefik güçlerin Fransa’ya
çıkarma yaptıkları gün) de atıfta bulunarak, 2. Dünya savaşında 2000
Yunanlının hayatını kaybettiğini, 2500 Yunanlının da ciddi bir
şekilde yaralandığını Yunan deniz filosunun büyük çoğunluğunu
oluşturan 400 geminin de kaybedildiğini hatırlattı.
(2. Dünya savaşında böyle büyük bir
yara alan Yunanistan denizciliğinin 2. Dünya savaşına girmeyen
Türkiye karşısında nasıl böyle üstün bir konuma gelebildiğini her
halde ancak know-how ile açıklayabiliriz.)
Forumda hazır bulunan IMO Genel
Sekreteri Efthimios Mitropoulos ise,
Yunanistan Armatörler Birliği Başkanı Nicos Efthymiou ise
yaptığı konuşmada şöyle dedi:
“Posidonia 2004 deniz
taşımacılığının küresel düzeyde büyük canlanma yaşadığı bir döneme
rastladı. Bu canlanma deniz ticaret filosunun dünya çapında
yenilenmesi ve iyileştirilmesi ile de kanıtlandı. Bilgi,
deneyim ve know-how denizcilik endüstrisinin uzun vadeli amaçları ve
sürdürülebilir gelişmesi için üç önemli dayanağıdır”
Denizcilik endüstrisinin geleceğini
“küresel ölçekte” belirleyecek politikaların geliştirilmesine
yönelik konferans, açılış konuşmalarından sonra yapılan sunumlarla
devam etti. Konferansta sunum yapanlar arasında IMO Genel Sekreteri
Efthimios Mitropoulos, Norveç Cicaret ve Endüstri Bakanı
Ansgar Gabrielsen, Hong Kong Ekonomik Kalkınma ve Çalışma Bakanı
Stephen Ip ve Yunan Denizcilik İşbirliği Komitesi Başkanı
Epaminondas Embiricos da bulunuyordu.
Sayıları 500 civarında olan
izleyiciler arasında ise çeşitli ülkelerden bakanlar ve devlet
temsilcileri, diplomatlar, Yunan liman idarelerinden temsilciler,
Yunan ve Uluslar arası denizcilik sektörünün önemli isimleri de
vardı. Bunlar arasında Liberya’nın First Lady’si Rosie Lee
Antoniette Bryant; Liberya Ekonomi Bakanı Lusinee Kamara;
G. Kıbrıs Çlışma ve Haberleşme Bakanı Harris Thrassou göze
çarptı.
Foruma katılan delegeler arasında ise
Yunanistan Deniz Ticaret Bakanlığı Müsteşarı Ioannis Tzoannos,
Lloyd’s Register Yönetim Kurulu Başkanı David Moorhouse, AB
Armatörler Birliği Başkanı Graham Dunlop ve INTERTANKO
Başkanı Peter Swift öne çıkan isimlerdi.
İnanıyorum ki önümüzdeki dönemde bizim
Deniz Ticaret Odası başkanlarımız ya da Denizcilik Bakanlarımız bu
ve bunun gibi konferanslara konuşmacı olarak katılacaklardır. Bu
perspektifi yakalayabilirsek işte o zaman denizciliğimiz “küresel
ölçekte” bir anlam kazanacaktır.
Konferansta, Avrupa Birliği’nin
denizcilik politikaları konuşmacılar tarafından topa tutuldu.
Özellikle merkezi Londra’da bulunan Yunan Denizcilik İşbirliği
Komitesi’nin Başkanı Epaminondas Embiricos AB denizcilik
politikalarına eleştirilerini yöneltirken INTERTANKO Başkanı
Peter Swift’in alkışla desteğini göstermesi dikkat çekti.
Konuşmasında AB Komisyonunun Ulaştırma ve Enerjiden sorumlu başkan
yardımcısı Loyola de Palacio’yu “İşine aşırı düşkün bir polis
memuru” na benzeten Embiricos; Komisyonun denizcilik
endüstrisine yönelik tavrını beğenmeyen diğer kurum ve kuruluşların
temsilcilerinden de büyük alkış aldı.
 |
| Epaminondas Embiricos |
Embiricos; Avrupa Birliği’nin
denizciliğin ne kadar önemli olduğunu tam olarak kavrayamadığını
söyledi. AB’nin kontrolünde büyük bir deniz ticaret filosu olması
gerektiğini söyleyen Embiricos; böylelikle deniz taşımacılığı
için başkalarına muhtaç olmaktan kurtulacaklarını söyledi ve şöyle
devam etti:
“ Aynı zamanda şunu da
bilmeliyiz ki, geleceğin Avrupalı denizcilerini yetiştirebilmek için
de AB’nin büyük bir deniz ticaret filosuna sahip olması
gerekmektedir. Biz bu denizcilere sadece AB filosuna ait gemilerin
işletilmesi için değil; karadaki denizcilik kadroları için de
ihtiyaç duyacağız. Avrupa filosu; Avrupalı denizciler ve karadaki
denizcilik kadroları; bizim denizcilik geleneklerimizi geleceğe
taşıyacak olan ve devamlılığı sağlayacak olan değerli
varlıklarımızdır. Kaldı ki; denizcilik altyapımız kendi başına
Avrupa ekonomisi için büyük önem taşımaktadır; denizciliği gelişmiş
olan ülkelerde denizde istihdam edilen bir kişinin karada en azından
dört kişiye istihdam yarattığı bilinmektedir.
Ancak, gelecek kuşak Avrupalı
denizcileri yetiştirmek kolay bir iş olmayacaktır. Çünkü Avrupa’daki
yüksek yaşam standartları gemide çalışmayı cazip bir iş olmaktan
çıkarmış bulunmaktadır. Şunu bilmeliyiz ki, Avrupalı denizcilerin
yüksek maliyeti nedeniyle, Avrupa deniz taşımacılığı, hayran
olunacak etkinlik ve düşük işletme maliyetleri ile çalışan Uzak
Doğu’daki dostlarımızla rekabette zorlanmaktadır. Rekabet
edebilirlik denizcilik gibi ticari yönü ağır basan bir endüstride
büyük önem taşımaktadır.
Bu nedenle, AB’nin hem
denizciliğin önemini kavramasını hem de endüstrinin karşı karşıya
olduğu zorlukları anlayarak denizcilik sektörünü desteklemesini
beklemekteyiz. Neil Kinnock, AB Komisyonu’nun ulaştırmadan sorumlu
başkan yardımcısı iken bu konuyu iyi kavramıştı ve bu amaçla AB’nin
denizcilikte rekabet edebilirliğini arttıracak pek çok olumlu
kurallar getirebilmişti.
Ancak ne yazık ki, şu andaki
Ulaştırma ve Enerjiden sorumlu başkan yardımcısı (Loyola de
Palacio’yu kastediyor) son zamanlarda bu gidişi değiştirdi. Avrupa
deniz taşımacılığının geliştirilmesinin kendi sorumluluğunda
olduğunu unutarak, olmayacak politikalar geliştirmeye kalktı ki
bunlar daha çok, kendisine yerel politik avantajlar sağlamaya
yönelik dar görüşlü politikalardı. Endüstriyi destekleme arayışı
yerine mesleğine aşırı düşkün bir polis memuru gibi hareket etmeyi
yeğledi (Alkışlar) . Bunun sonucu da, çoğunlukla, ya getirilen aşırı
kurallar ya da yanlış kurallar oldu. Endüstrinin kamuoyundaki imajı
bozulduğunda ve eleştiriye uğradığında, olaya tarafsız olarak
yaklaşmak yerine eleştirenlerin yanında yerini aldı. Bütün bunlar AB
denizciliğine büyük zararlar verdi.
Şu andaki Ulaştırma
Komisyonu’nun politikalarının yanlış yönlendirildiğini söylerken;
bunu temelsiz bir iddia olarak ortaya atmadım. Haklı gerekçelerim
vardı. Bu gerekçelerimi şimdi sizlerle paylaşmak istiyorum.
1- AB tarafından IMO’yu
çökertmek için bilinçli bir saldırı başlatıldı. Bu, denizciliğin
uluslar arası bir endüstri olduğunu ve sadece IMO tarafından en
etkin şekilde yönetilebileceğini bile bile yapıldı. Komisyon’un
IMO’yu çökertme teşebbüsleri hem tek taraflı eylemler hem de tek
taraflı eylem yapma tehditleri yoluyla oldu. Şüphe yok ki, AB’nin
uluslar arası mevzuata yönelik tek taraflı eylemleri IMO’ya açıkça
darbe vurdu. Tek taraflı eylem yapma tehdidi de farklı değildi. Hem
Erika kazasından sonra, hem de Prestige kazasından sonra AB, IMO’ya
şunu söyledi: “Senden yapmanı istediğimiz şeyleri yap yoksa tek
taraflı hareket ederiz”. İnanıyorum ki en talihsiz yaklaşım da bu
oldu; umuyorum bir daha asla tekrarlanmaz.
2- Taşımacılık İdaresi
Avrupa’nın denizci ülkelerinin sesini kısmaya çalıştı. Bu iki
şekilde oldu. Üye ülkeler, Komisyon tarafından önerilen politikaları
kabul etmeye zorlandılar, halbuki bu politikalar daha AB Bakanlar
Konseyi tarafından onaylanmamıştı. Ayrıca Komisyon, IMO’ya girmek
için süregiden bir uğraş içerisine girdi; bu Avrupa’nın denizci
uluslarının IMO’daki seslerini kesmek için uzun vadeli bir niyetin
göstergesiydi.
3- Birincisi “Erika” nın
kaybından sonra; ve ikincisi de “Prestige” kazasından sonra olmak
üzere iki kez; AB Komisyonu IMO’nun tek cidarlı tankerleri devre
dışı bırakma programının dışında ve üzerinde önlemleri devreye
sokmak istedi; bunların her ikisinde de yanlış düşünülmüş ve
işlerliği olmayan önlemler vardı. Şans eseri her ikisinde de IMO
önerileri değiştirdi ve onlara işlerlik kazandıracak hale getirdi.
Ancak, eğer AB Komisyonu’nun tek cidarlı tankerleri devre dışı
bırakma konusundaki önerileri IMO tarafından kabul edilmiş olsaydı,
dünyadaki mevcut tankerler petrol taşıma taleplerini
karşılayamayacaktı.
4- AB Komisyonu; kaza sonucu
meydana gelen kirlenmeleri suç kapsamına almaya çalıştı. Bu da bir
diğer talihsiz öneriydi. Hepsinden önce, eğer kaza sonucu
kirlenmeler AB içerisinde suç unsuru teşkil edecek şekilde ele
alınsaydı, üye ülkeler, kaza sonucu kirlenmeyi hapis cezası
kapsamına almayan MARPOL Konvansiyonu gereği olan yükümlülüklerini
ihlal ediyor olacaklardı. Bir diğer husus, kaza sonucu kirlenmelerin
suç unsuru teşkil etmesi; denizciliği meslek olarak seçmeyi düşünen
nice genç bay ve bayan üzerinde caydırıcı etki yapacaktı. Azvrupalı
denizciler yetiştirmenin ne kadar zor ve ne kadar önemli olduğunu
anlatmaya çalışmıştım. Komisyonun bu önerisi meslek insanı
yetiştirme çabalarını sekteye uğratacaktı. Üçüncü olarak, Komisyonun
kaza sonucu meydana gelen kirlenmeyi cezai suç kapsamına alma
gayretleri İspanya Hükümetini, Kaptan Mangouras’ı haksız yere bunca
zamandır alıkoyması konusunda yüreklendirdi.
5- Komisyon, petrol
kirlenmesinde donatanın mali sorumluluğunu sınırlayabilme hakkını
zayıflatmaya çalışan öneriler ortaya koymuştur. Bu öneriler Sivil
Mali Sorumluluk Sözleşmesi’ne aykırıdır. Bunlar ayrıca yanlış
düşünülmüş ve ters etki yapacak önerilerdir. Hedeflenen
standart-altı gemilerin ortadan kaldırılmasına yardımcı olmaktı, ama
düşünce yanlıştı. Standart altı tonajın korsan işleticisinin zaten
ne yükümlülüklerini yerine getirmeye ne de mali sorumluluklarını
karşılamaya niyeti yoktur. Tam tersine, mümkün olduğu kadar ucuz
gemisini işletmeye çalışır; bu onun karını en üst seviyede tutar, ve
en küçük bir şey ters gittiğinde de niyeti tabanları yağlayıp
ortalıktan sıvışmaktır. Sınırsız mali sorumluluk onun umurunda
değildir ki? Ama donatanların büyük bir kısmı, sorumlu
işadamlarıdır. Sınırsız mali sorumluluk onlar tarafından kabul
edilebilir bir şey değildir; çünkü bunun sigortasını da
yaptıramazlar. Sorumluluk bilincine sahip gemi sahipleri büyük
ölçüde sigorta dışı bir ortamda çalışmak istemeyeceklerdi. Bundan
dolayı, Komisyonun bir avuç karsan işleticiyi cezalandırmaya yönelik
bu boş önerisi gerçekte donatanların büyük kısmını teşkil eden
sorumluluk bilincine sahip işadamlarını cezalandıracak ve onların
tanker taşımacılığı yapma konusunda cesaretlerini kıracaktı. Bu, AB
Komisyonunun şu anda Ulaştırma ve Enerjiden sorumlu olan başkan
Yardırıcısının denizcilik endüstrisini çok fazla düşünmediğinin açık
bir kanıtıdır.
Komisyonun işlemeyen denizcilik
politikalarına gösterecek pek çok başka örnekler var ama hepsini
sıralamaya bugün vaktim yok. Ama size son bir örnek vermek
istiyorum. IMO; yangın söndürme amaçlı olarak halon gazının
kullanımını 1994’ten sonra inşa edilen bütün yeni gemiler için
yasakladı. Bu çevreci amaçlarla alınan bir karardı. AB Komisyonu; bu
yasağı AB Ülkeleri bayrağını taşıyan gemilerden 1994 öncesi inşa
edilenlere de uygulamaya kalktı. Ancak; halon gazıyla çalışan yangın
söndürme sistemlerini değiştirmek bazı gemilerde imkansızdı;
bazılarında da çok büyük masraflar gerektiren bir işti. Bu nedenle,
AB Komisyonunun önerisi eşit olmayan çalışma ortamı yaratarak AB
Ülkeleri bayrağını taşıyan gemilere dezavantaj getirecekti.
Böyle bir AB’den ne
bekleyebiliriz ki? İnanıyorum ki gerek AB Komisyonunun Ulaştırma ve
Enerjiden sorumlu başkan yardımcısı, gerekse Taşımacılık İdaresi
denizcilik endüstrisini karşısına almak yerine onunla birlikte
çalışmalıdır. İnanıyorum ki AB Komisyonu kendi denizcilik
endüstrisinin hem sözle hem de kurallarla destekçisi olmalı ve
kamuoyundaki imajını bozmak yerine iyileştirmeye çalışmalıdır. Yine
inanıyorum ki; AB Komisyonu, AB Denizcilik politikalarının geniş
ölçüde AB’nin gerekli bilgi ve deneyime sahip olan denizci ulusları
tarafından oluşturulması gerektiğini kabul etmelidir; çünkü
anlaşılan odur ki bu özellikler Komisyonda mevcut değildir. Umut
edelim ki yeni Komisyon, böyle aydınlık bir denizcilik politikasını
benimsesin.
Son olarak da IMO hakkında
birkaç şey söylemek istiyorum. IMO tarihsel olarak başarılı bir
kurum olagelmiştir ve bugün de öyledir. Deniz taşımacılığı gibi
uluslar arası nitelkiği olan bir endüstriyi düzene koyabilecek tek
kurumdur.
IMO; çalışmalarında büyük başarı
sağlamıştır. SOLAS ve MARPOL Sözleşmeleri, tankerler ve dökme yük
gemileri için Geliştirilmiş Sörvey Programları, gözden geçirilen
STCW Sözleşmesi; ISM Kodu ve yeni ISPS Kuralları başardığı işlerden
sadece bir kaçıdır.
IMO’nun tankerlerin ve dökme yük
gemilerinin güvenliğine büyük katkısı bir abartma değildir.
Tankerlere inert gaz sistemlerinin getirilmesi, geliştirilmiş sörvey
programı ile bir araya geldiğinde, tanker kazalarında önemli bir
azalmayla birlikte petrol kirliliğinde de önemli oranda azalma ile
sonuçlanmıştır. İnert gaz, yalnızca yük tanklarında patlama riskini
en aza indirmekle kalmadı; aynı zamanda bu tanklardaki korozyon
oranını da büyük oranda azalttı. Bu rejim, geliştirilmiş sörvey
programının zorlu denetimleri ile bir araya geldiğinde, tankerleri
denizlerdeki en güvenli gemiler haline getirdi. MARPOL Sözleşmesi
bunların da ötesinde, çalışma esnasında oluşabilecek kirlenmeyi de
pratik olarak ortadan kaldırdı.
Dökme yük gemilerindeki
kazalarda meydana gelen artışlar, IMO tarafından getirilen
geliştirilmiş sörvey programı sayesinde büyük ölçüde ortadan kalktı.
Bununla birlikte;yakın tarihlerde, IMO tarafından yapılan girişimle
hem mevcut dökme yük gemilerine, hem de yeni inşa edileceklere daha
yüksek IACS standartları uygulanması sağlandı.
Öyleyse, IMO’dan ne
beklemeliyiz? Bizim isteklerimiz iki aşamalı olmalıdır. Öncelikle,
IMO başarılı çalışmalarına devam etsin. İkinci olarak, yeni kurallar
getireceği zaman, denizcilik endüstrisi gerçeğini hep hatırlasın. Bu
gerçek, içinde iyi donatanların kötülerden çok fazla olduğu bir
endüstri gerçeğidir. Standart altı gemi işletenlerin sayısı çok
azdır. Büyük çoğunluğu teşkil eden sorumluluk bilincine sahip
donatanlar, bir avuç standart altı taşımacılık yapan donatanı
cezalandıracağız diye dezavantajlı hale düşürülmemelidir. Öyleyse
aşırı kurallar getirmeye gerek yoktur. Gereksiz düzenlemelerden
kaçınılmalıdır. Düzenlemeler mantıklı teknik gerekçelerden
kaynaklanmalıdır, politik gerekçelerden değil. Korsan işletmeciler
mevcut yürürlükteki kuralların daha iyi ve etkin uygulanması ile
ortadan kaldırılabilir. Bunlar arasında düzgün klas sörveyleri,
düzgün liman devleti kontrolleri, düzgün bayrak devleti kontrolü,
gemi kiralayanların daha sorumlu politikalar uygulamaları,
sigortacıların daha sorumlu politikalar uygulamaları ve son olarak
da 25 yıllık ömrü boyunca çalışacak sağlam gemilerin inşa
edilmesinin sağlanması sayılabilir.
İhtiyaç duyulan daha fazla
hukuksal düzenleme değil var olan düzenlemelerin ve kuralların iyi
uygulanmasıdır.
Avrupa denizciliği, büyük ölçüde
Yunan nüfuzu sayesinde, zengin bir nüfus için büyük başarılar
sağlamıştır. Nelerin başarıldığını daha iyi anlayabilmek için AB
denizciliğini ABD denizcilik sektörü ile kıyaslamak gerekir. Sanırım
hepimiz AB denizciliğinin desteklenmeye değer olduğu konusunda
hemfikiriz.”
Yunan Denizcilik İşbirliği
Komitesi’nin Başkanı Epaminondas Embiricos’un yukarıya
tamamını aldığım konuşmasında söylediklerinin içerisinde
katıldıklarım var, katılmadıklarım var. Ancak yine de konuşmanın
tamamını yukarıya aldım. Çünkü katılmadığım değerlendirmelerinde
bile, özellikle AB Komisyonu ile ilgili eleştirilerinde bir mantık
tutarlılığı var. Geçtiğimiz günlerde İstanbul’da yapılan yine AB
Liman Devleti Kontrollerinin eleştirilmeye çalışıldığı bir
toplantıda bizimkilerin yaptığı eleştirilerin ne kadar zayıf ve
bilimsel olanların dahi ne kadar tutarsız olduğunu hatırladıkça; “keşke
oradaki insanlar bu forumlara katılsalar, ufukları daha da açılsa,
daha sonra AB Politikalarını eleştirirken daha bilgili ve donanımlı
olsalar” diye düşünmeden de edemedim. O yüzden Embiricos’un
konuşmasının tamamını yukarıya aldım. AB Komisyonu eleştiriliyor
kendi içerisindeki kuruluşlar tarafından; bunu görsün herkes
istedim.
***********
Son Gün Basın Toplantısı.
Metin Kalkavan ve DTO Kurmayları;
gezinin son günü olan 13 Haziran Pazar günü gemide bir basın
toplantısı yaptılar. Şimdi kısaca bu basın toplantısından bazı
notlar eklemek istiyorum.
Basın toplantısında Metin Kalkavan
ve Erol Yücel’in yaptığı geziyle ilgili kısa
değerlendirmelerden sonra basın mensuplarının soruları
cevaplandırıldı.
Metin Kalkavan yaptığı kısa
değerlendirmede bu gezinin adı Posidonia gezisi olsa da temel
amacının Posidonia fuarı olmadığını söylerken, temel amaçları ise
“Denizcilik sektörünü gemide kaynaştırmak ve Türk-Yunan
dostluğunu geliştirmek” olarak niteledi. Kara liste konusuna
da değine Kalkavan; adaletli yaklaşım beklediklerini söyledi;
en çok Yunanistan ve İtalya’da alıkonulduklarını, bu yüzden de
Yunanistan’daki görüşmelerin, özellikle Bakan ve Müsteşar ile
yaptıkları görüşmelerin olumlu geçtiğini bildirdi. Erol Yücel
ise, daha önceki DTO olarak Yunanistan’daki bu fuarda önceleri
bayrağımızı dahi astıramadığımızı belirtirken, bu yılki fuar
katılımının “şimdiye kadarki en mükemmel fuar katılımı” olduğu
konusunda Metin Kalkavan’ın görüşlerine katıldı. Midilli
ticaret odası başkanı ile yaptıkları görüşmede Başkanın “Türkiye
ile aralarındaki ticaretin dengesinin Midilli aleyhine bozulduğunu”
söylediğine değinen Yücel; Yunanistanlı denizcilerin Türk
tersaneleri ile ilgilendiklerini anlattı.
 |
| Meriç Köyatası-Oral
Erdoğan Korent kanalı girişinde. |
Soru-cevap bölümünde Habertürk’den
Meriç Köyatası; Türk-Yunan denizciliğinin bir mukayesesinin
yapılmasını istedi ve tersanecilik dışındaki konularda da işbirliği
yapılıp yapılmayacağını sordu. Metin Kalkavan bu soruya
cevaben, bizim filomuzun 11-12 Milyon DWT civarında; Yunanistan
filosunun ise 170-180 Milyon DWT civarında olduğunu belirtti;
Yunanistan’ın denizciliğinin büyük ölçüde bir ada devleti olmasından
kaynaklandığını ve 3800 ada bulunduğunu belirtti. Erol Yücel ise
Yunan Deniz Ticaret Bakanı ile yaptıkları görüşmede Yunanlı bakanın
“denizcilikte değil ama Turizmde bizi geçtiniz”
dediğini açıkladı.
Osman Öndeş ve Cüneyt
Ülsever; denizcilikte feasible (uygulanabilir) hedefin ne
olduğunu sordular.
Metin Kalkavan; fuara katılımın
ana amaç olmadığını bu yüzden fuara katılıma ağırlık vermediklerini
açıkladı. Tabii bizim ana hatlarını yukarıya aldığımız “Denizcilik
Politikaları Forumu” na neden katılmadığımızı hiç kimse sormadı;
çünkü ne basın mensuplarının, ne de DTO yetkililerinin böyle bir
forumun bırakın öneminden, varlığından dahi anlaşılan haberleri
yoktu.
Ben basının sadece okuyucusuyum ama,
bence basın toplantısındaki tek “Gazeteci” sorusunu Meriç
Köyatası sordu. Köyatası’nın sorusu şuydu:
“Liman ücretleri düştü, yakıt
fiyatları düştü, üyeleriniz artık denize yatırım yapmayı
düşünüyorlar mı?”
Bu soruya cevap verirken zorlandığını
gözlemlediğim Metin Kalkavan; özetle şunları söyledi:
“Geçen sene, indirimler
yapılmadan öncesine kadar, denize yatırım yapmak gerçekten de
feasible (verimli,uygulanabilir) değildi. Kimsenin o koşullarda
denize yatırım yapması ve kar etmesi düşünülemezdi. Ancak şimdi
feasible hale geldi. Fakat know-how eksiğimiz var. Bu eksiğimizi
Yunanlılarla ortaklığa giderek gidermeye çalışıyoruz. Ancak yine de
ülkemizde her yere yolcuyu denizden taşımak feasible olamayacak.
Çünkü havayolları büyük indirimler yaptı. 70 Milyona uçakla yolcu
taşıyorlar. Deniz her zaman böyle sakin olmaz. Denizde mutlaka tokat
yersiniz, hava yersiniz. O yüzden bu fiyatlarla havayollarıyla
rekabet etmek mümkün değil. Ancak size katılıyorum. Bunu
başaracağız. Bu konuda oda olarak biz de çalışma yapıyoruz.
Kruvaziyer olmasa bile feribot olayına gireceğiz”
 |
| Cüneyt Ülsever,
DTO'dan plaketini aldıktan sonra konuşmasını yaparken,
soyadının anlamını da açıkladı: "Ül", deniz demekmiş. |
Tabii Meriç Köyatası olayın
evveliyatını bilemediği için; “Ama Sayın Başkan, bir yıl
öncesine kadar böyle demiyordunuz; bizi yüksek fiyatlar tutuyor,
fiyatları indirin bizi görün diyordunuz, şimdi de yine mazeretten
başka bir şey yok ortada” diyemedi. Ancak konunun en acı
yanı, bunca indirime rağmen sonucun başarılı olmaması ve kendi
kıyılarımızda 600 bin liralık mazotla, liman indirimleriyle
taşımacılık yapmak için hala Yunanlılara ihtiyaç duymamız. Allah
bilir, belki de yakıtta ve liman ücretlerinde yapılan indirimler de,
Yunanlı armatörlerin cebine gidecek. Hatta yine Allah bilir, bizden
indirimli yakıt alıp kendi adaları arasında da yolcu taşıyabilirler.
Tuzla’ya taşındıktan sonra okulda bir Yüzbaşı Abdullah Karaman’ımız
vardı (Eğitim Subayımız, Allah yolunu açık etsin) hep: “Olmaz
olmaz demeyin, olmaz olmaz!” derdi. Bu yakıt işinde de bence
“olmaz olmaz” dememeli, olay dikkatle takip edilmeli.
Basın toplantısı daha sonra DTO
Tarafından kuruluş çalışmaları devam eden Denizcilik Üniversitesi
ile ilgili bilgiler verildi basın mensuplarına.
Ben isterdim ki basın mensupları
sorularında daha “gazeteci” olabilsinler. En çok Sayın Cüneyt
Ülsever’den beklerdim bunu ama o da gözlemlemeyi yeğledi.
Herhalde denizcilik konularına henüz yabancı, yeni yeni öğrenirken
fazla ileriye gitmek istemedi. Sadece Meriç Köyatası basının
yüzünü ağarttı. Kendisini buradan kutlamak istiyorum.
Bu eleştirime alınanlar olabilir ama
alınmasınlar. Basının basın gibi olmadığı yerde ne DTO DTO gibi
olur, ne de fuara katılım fuara katılım gibi olur. Bu cümlenin
öznesine herkesi koyabilirsiniz aslında. Onun için herkesin
eleştiriye kızmak yerine eleştiriyi desteklemesi gerekir çünkü
eleştirinin olmadığı yerde gelişme olmaz.
**********
 |
|
Kaptan Işık
Koşal |
Alkışladıklarım…
Bu gezide gerçekten yaptıklarıyla
alkışlanmaya değer kişiler vardı. Bunlardan birincisi Ankara
Feribotu’nun Kaptanı Işık Koşal. Mütevazi kişiliğiyle, meslek
bilgisiyle gemi seyahatinin yolcular için en güvenli ve en rahat
şekilde geçmesini sağladı. Yolculara yaptığı anonslar bugüne kadar
havayolları dahil yaptığım seyahatlerde duyduğum en açık ve
anlaşılabilir anonslar ve kısa ama en bilgilendirici anonslardı.
Gemi personeline de burada ayrı bir parantez açmak istiyorum.
Lokantada, barlarda, kafeteryada hizmet veren gemi personelinin
hizmetinde en küçük bir aksama olmadı. Bu nedenle Kamara Memuru
Sedat Aydoğan ve bütün gemi personeline verdikleri 5 yıldızlı
otel ayarında hizmet için tekrar buradan tebriklerimi gönderiyor ve
onları alkışlıyorum.
 |
|
Denizcilik Müsteşarı İsmet Yılmaz. |
Bir diğer alkışlayacağım kişi ise
Denizcilik Müsteşarımız Sayın İsmet Yılmaz. Kendisini öne
çıkarma kaygısına hiç girmeden, yapıcı kişiliğiyle olayları hem çok
iyi gözlemledi, hem yönlendirdi, hem çıkan sorunları çözdü. Ben
kendisinin bu geziyle ilgili gerekli notları aldığına ve önümüzdeki
dönemde denizciliğimizin dışa açılması konusuna ağırlık verip bu
alandaki sorunları da çözeceğine inanıyorum. Kendisini
buradan alkışlamak istiyor ve başarılar diliyorum.
Gazetecilerden Meriç Köyatası’nı;
parlamenterlerden Köksal Toptan’ı; duygusal gitarı ve
şarkılarıyla geziye renk katan Gemi Başmühendisi Çetin
Özöğretmen’i de ayrıca kutlamak istiyorum.
Son olarak da DTO Başkanı Metin
Kalkavan’ı kutlamak istiyorum. Tabii kusursuz insan yoktur.
Önümüzdeki dönemde onun da bütün eksiklikleri gidererek DTO’nı arzu
edilen yere taşıyacağına inanıyorum.
Ceza Tahtası
• Tur organizatörleri üst düzey
kişilerin yüksek ücretler ödeyerek katıldıkları bu tura bir outgoing
rehber bile getirmeye gerek görmediler. Gidilen yerlerde ihtiyaç
duyulan yerel bilgileri, otobüslerin kalkış saatlerini nerelere
gidileceğini anons eden pek olmadı. Hele Pire limanındaki 3 saatlik
bekleyiş yolcuların bir gününe mal oldu. Bu nedenle tur
organizatörleri organizasyon açısından –bunu sadece bir yolcu olarak
değil, kokartlı bir turist rehberi ve Rehberler Odası'nın
yöneticilerinden birisi olarak da söylüyorum- tam anlamıyla sınıfta
kaldılar. Müzisyenlerin son derece iyi niyetle çalışmalarına rağmen
müzik organizasyonu da iyi değildi.
• Ceza tahtasında DTO Genel
Sekreterliği de bulunuyor. İlgili ilgisiz herkese plaket dağıtırken,
gemide bulunan tek uluslararası denizcilik kuruluşu yöneticisi
akıllarına bile gelmedi. Herhalde "küresel bir etkinlik" diye
tanımladıkları denizcilik sektöründe küresel olmayı uluslararası
denizcilik kuruluşlarının yönetiminde yer almak ve yer alanları
teşvik etmek olarak değil, uluslararası fuarları yarım saatte
dolaşarak broşürleri toplamak olarak anlıyorlar. Sayın Oda
başkanımızın bir hatırlatmasında yarar var; çünkü denizciliğin
"Uluslararası bir faaliyet" olduğunu en çok onun ağzından işittim.
Ayrıca; 2002 yılında yapılan
Posidonia
Gezisinin haberi en geniş ayrıntılarıyla bizim derneğimizin
sitesinde yer almıştı. Oda sekreterliğinin başka hiç bir nedenden
olmasa bile, bundan dolayı Dernek başkanımıza plaket vermeyi akıl
etmeleri gerekirdi.
Sonuç olarak; Posidonia 2004 gezisi
katılan denizcilerimiz için hayırlı olmuştur. Bizim eleştirilerimiz
hep daha iyisini yapabilmek içindir. Önümüzdeki Posidonia
gezilerinde denizciliğimizi ve denizcilerimizi çok daha iyi yerlerde
görmek dileğiyle...
| Geziden Anı Fotoğrafları: |
|
 |
|
Gezinin
duraklarından bir tanesi yine Santorini adası oldu... |
|
 |
|
M/F
Ankara'nın Minik Yolcuları... |
|
 |
|
Korent
Geçişi, ilk defa görenler için çok ilginçti... 6 Kilometre
uzunluğunda ve 24 metre genişliğindeki kanaldan geçiş 45
dakika sürdü. |
|
 |
|
Recep
Canpolat, çocuğunun doğum haberini Midilli'de aldı.
Kendisini kutluyoruz. |
|
 |
|
Geziye
katılan Derneğimiz temsilcileri, Denizcilik Müsteşarı İsmet
Yılmaz ile birlikte Ankara Feribotunun kaptan köşkünde. |
|
 |
|
Tur
duraklarımızdan Korfu Adası/Kerkyra'da bir saray yaptırmış
olan Avusturya İmparatoriçesi Sissy'nin trajik yaşam öyküsü
hepimizi duygulandırdı. |
|
 |
|
Pire'de
verilen yemekte Timur İldeniz ve Barış Tozar. |
|
 |
|
Hürriyet Yazarı Dr. Cüneyt
Ülsever ile geçmişten kalan bir yazar-okur tartışmamız vardı
ki bunu Pire Limanında barışla sonuçlandırdık. Meriç
Köyatası da adını 1. Pire Anlaşması olarak koydu. Ne
diyelim, Allah ikincisine muhtaç etmesin! |