|
Seyir Defteri
Şubat 2004 |
|
Denizciliğimiz
İlerliyor (mu?).... |

|
|
Cahit İstikbal
|
2003 Yılının henüz başlarıydı. Ankara’da; bir
sektör toplantısı düzenlendi. Denizcilik Müsteşarımız Sayın İsmet Yılmaz da
kurmaylarıyla toplantıya katılmıştı ve o zamanlar görevine yeni
başladığından bu toplantı onun açısından da sektörü daha yakından
tanıması için önemliydi.
Toplantıda, sektör temsilcileri çeşitli
konularda söz alarak düşüncelerini açıkladı. Ben de söz aldım; ve yaptığım
konuşmada şunları söyledim:
“Ülkemiz denizciliğine bakarken, elimizde
nelerin olduğuna bakarak, eksiklikleri ve yetersizlikleri belirleyip
öncelikle kısa, orta ve uzun makro planların yapılması, daha sonra bu
planların detaylandırılarak arzu ettiğimiz hedefe emin adımlarla ulaşılması
gerektiği inancındayım. Bu amaçla;
-
İnsan unsuru üzerine önemle eğilerek etkin,
belirgin ve kararlı bir personel politikası benimsenmesi gerekmektedir. Bu
personel politikası, şüphesiz, hem kara hem de deniz kadroları için
planlanmalı, deneyim ve sürekliliğe yani istikrara önem verilmelidir.
-
Dünya denizcilik sistemi içerisine entegre
olma çalışmalarına ağırlık verilmelidir. Türkiye bugüne kadar bu alanı
yeteri kadar verimli ve etkin bir şekilde kullanmamıştır. Oysa, eğer Liman
Devleti Kontrolleri yoluyla deniz ticaret filomuz üzerinde oluşturulmuş
-bazı yönlerden haklı olsa da bazı yönlerden biraz abartılı- kısır döngüyü
kırmak istiyorsak, yapısı itibariyle uluslar arası bir sektör olan
denizcilik sektöründe uluslar arası ağırlığımızı ve etkinliğimizi
arttırmamız gerekmektedir. Bu yalnız IMO’da Müsteşarlığımızın, Dışişleri
Bakanlığımızın, Genelkurmayımızın ve karınca kararınca bizlerin yaptığı
çalışmayla sağlanamaz. Denizcilik sektörü içerisinde yer alan her meslek
grubunun, her iş grubunun ya da stakeholder dedikleri bu konuda kaybedecek
şeyi-söyleyecek sözü olan kimseler, kendi alanında faaliyet gösteren
uluslar arası kuruluşlarla ilişkiye girerek fikir ve politika
oluşturulması işlevine uluslar arası alanda müdahale edebilme ve ülkemizin
ve sektörümüzün çıkarlarını bu yolla koruyabilme inisiyatifini ele
geçirmeleri gerekmektedir.
-
Denizcilik sektörünün kendi iç dinamikleri
arasında bir sinerji yaratılabilmesi amacıyla, bu alanda etkinlik gösteren
bütün unsurların, birbirlerinin hak ve sorumluluklarına ve çalışma
alanlarına gerekli anlayışı göstererek, bir ortak çalışma kültürünü
yakalamaları gerektiğine inanıyoruz. Sistemin uyum içerisinde çalışması
için idarenin bir başka deyişle Müsteşarlığımızın, iyi bir orkestra şefi
gibi bütün enstrümanları yönetmesini bekliyoruz. Sayın Müsteşarımızın bu
uyumun yakalanmasında bir şans olduğunu düşünüyoruz.
Bu genel belirlemelerden sonra, gündemdeki
ve önümüzde duranb bazı temel konularda görüşlerimi kısaca ifade etmek
isterim.
1-
IMO’da ülkemizin
temsili: Türkiye, 1958 yılında faaliyete geçmiş
olan organizasyonun ilk üyelerinden birisidir. Ne var ki, 1990 lı
yıllarda Türk Boğazları konusu gündeme gelinceye kadar Türkiye IMO’da bir
varlık gösterememiştir. Türk Boğazları dışında da aslında 1990lı yıllardan
beri yapılan pek fazla bir şey yok. Biliyorsunuz, 1999 yılında Türkiye
IMO’da konsey üyeliğine seçildi ve Konsey’in 32 üyesinden birisi oldu.
Bahama seçilemedi, onun yerine biz seçildik. 2001 yılında bu seçimler
yenilendi ve Konsey’e bu kez 40 üye arasından yeniden seçildik. Konsey
üyesi olmak demek, aslında bir anlamda IMO’nun faaliyetleri ve gelecekteki
politikaları konusunda söz sahibi olmak demek. IMO’da endüstrinin ve
gelişmiş ülkelerin belli etkinliği olduğu ve bazı istediklerini az
gelişmiş ülkeler aleyhine istedikleri gibi yaptırdıkları doğrudur. Ancak,
Uluslar arası Denizcilik Örgütünün uluslar arası bir sektör olan
denizcilik üzerindeki dominant özelliğini yadsımamız mümkün değildir. IMO
ile işbirliğini arttırmamız ve orada karar alma aşamasında daha etkili
olmak, lobi faaliyetlerimizi arttırmak, daha önceden de değindiğim gibi
orada masası bulunan danışman kuruluşlar dahil, bütün delegasyonlarla
sadece bizi ilgilendiren konularda değil, her konuda fikir alışverişine ve
çok yapılan “dirsek temasına” girerek, dünya denizciliğinde daha etkin bir
yer edinebiliriz ve bunu yapmalıyız diye düşünüyoruz. Bunun için
sektörümüzün, deniz ticaret odalarımızın özellikle, bu konuya zaman,
enerji ve tabii ki, para ayırmaları gerekmektedir. Ancak bu konulara
yapılan yatırım, asla ölü bir yatırım olmayacak, mutlaka geri dönüşü
olacaktır.
2-
AB’nin Erika ve
Prestige kararları ve denizciliğimize etkileri:
Biz Avrupa Birliği’nin gemilerimize yaptığı Liman Devleti Kontrolü
işlemlerinde tamamen adaletli davrandığı kanaatinde değiliz. Bir ölçüde
önyargılı da davranılmaktadır. Türk Gemileri bütün diğer devletlerin
gemilerinden daha fazla kontrol edilmektedir. Paris MOU’nun 1999-2000 yılı
istatistiklerine bakarsanız, Türk Gemilerinin kontrol edilen gemi sayısı
olarak en üst sıralarda olduğunu görürsünüz. Ancak, buna tamamen önyargı
deyip de geçemeyiz. Çünkü oyunun kuralı budur. Eğer Liman Devleti
Kontrollerinde tutulan gemi sayınız yüksekse, giderek “Hedef Bayrak”
haline gelirsiniz. Hedef bayrak haline geldikçe daha çok denetlenirsiniz.
Bu bir kısır döngü haline gelir ki, bugün yaşadığımız aslında biraz da
budur. Bu kısır döngüyü nasıl kırabiliriz? AB’nin aldığı son kararlar
sonrası neler yapmalıyız? Bu iki soruyu kanaatimce birlikte ele alıp
değerlendirmek zorundayız. Konunun iki ayağı vardır: Makine ve teçhizat
olarak filonun durumu, ve insan unsurunun kalitesi olarak filonun durumu.
Ben, Lloyds List gazetesinde yayınlanan Tutulma Nedenleri listesini
inceledim ve gördüğüm kadarıyla, donanımdaki bazı eksiklikler de dahil,
insan hataları tutulmalarda önemli bir rol oynamaktadır. Artık yeterlik
belgesi sahibi olmak yetmemekte, o belgenin adamı olunup olunmadığı da
kontrol edilmektedir. Dolayısıyla, geçmiş dönemde Üniversite eğitiminin
cazibesini kaybettirecek yönde atılmış bazı adımlar olmuştur, bu cazibenin
yeniden kazandırılması ve insan unsurunda kalitenin arttırılması gerektiği
inancındayız."
Toplantı bittikten sonra kuliste karşılaştığım
Deniz Ticaret Odası Başkanı Sayın Metin Kalkavan'dan ben kutlama beklerken
o, bana sitemde bulundu. Kendisine söylediklerimin kendilerine haksızlık
olmadığını, denizciliğimizin gelişmesi adına bunları söylediğimi, konuşmamda
katılmadığı yerler varsa metnin elimde olduğunu ve bunları tartışabileceğimi
söyledim. Ancak anlatmayı başardığımı sanmıyorum.
Daha sonraları kılavuzlukla ilgili İMEAK Deniz
Ticaret Odası'nın oluşturduğu meslek çalışma grubuna Türk Kılavuz Kaptanlar
Derneği'nden hiç kimsenin çağrılmayışına da ayrıca üzüldüm. Meslek çalışma
grubunda yer alan değerli kişileri tenzih ederim, ancak kusura bakmasınlar,
kılavuzluk mesleği onların uzmanlık alanı değil. Oysa ben,
hem bu konularda yıllardır emek veren birisi olarak, hem de Dünya Kılavuz
Kaptanlar Birliği Başkan Yardımcısı olarak, kılavuzlukla ilgili edindiğim
uluslararası bilgi ve deneyimi sektörümüzün yararlanmasına sunmak
isterdim. Sonuçta eğer ortak amacımız denizlerimizin ve limanlarımızın
güvenliğini sağlamak ve arttırmak ise, neden meslek adamı ve meslek kuruluşu
olarak biz görmezden geliniyoruz? Oda'dan bu konuda daha yapıcı ve
birleştirici bir tavır beklerdim.
Liman tarifelerinin indirilmesi, ÖTV'siz
yakıt, derken denizciliğimizin gelişmekte olduğunu umuyor ve bekliyorduk;
ancak 9 Şubat 2004 günü Lloyds List gazetesinde çıkan haber; bize bir başka gerçeği gösterdi: Liman
Devleti Kontrollerinde Türk Bayraklı gemilerin sicili 2003 Yılında 2002
yılından daha kötüydü. İngiltere Limanlarında 2003 yılında denetlenen her 4
gemimizden biri tutulmuştu. Denetlenen her 6 Gemisinden ancak 1'i tutulan
Gürcistan'ı bile ikinci sırada bizden iyi durumda görmek katlanılır
gibi değil.
Bu konularla ilgilenerek filonun durumunun
iyileştirilmesi için çalışması gereken kuruluşlarımız ise maalesef
liman ücretlerindeki indirimlerle, ÖTV'siz yakıttan alacakları payla
uğraştılar; ancak asıl ilgilenmeleri gereken konulara anlaşılan o ki,
yeterince vakit ayıramadılar.
2003 yılında deniz taşımacılığında büyük bir
artış varken, çeşitli taşıma gruplarında navlunlar %70lere varan oranda
artarken, biz denizciliğimizde hangi iyileştirmeleri yapabildik?
Denizcilerimizi sosyal durumlarında nasıl bir iyileştirme başardık? İşler
kötü giderken talep edip aldığımız indirimleri işler iyi giderken ne
yaptık?
Sonradan ben söylemiştim demenin elbette bir
yararı yoktur. Onun için ben önceden söylüyorum; ancak ne yazık ki hep
sonradan da "ben söylemiştim" demek zorunda kalıyorum. Söyledikleri hiç
gerçekleşmeyenler ise söylemeye ve dinletmeye devam ediyorlar. Ne yapalım,
bu da bizim kaderimiz, denizciliğimizin kaderi...
|
|
- ISIM:
- öztürk uludag
- Date:
- 03-09-2004
YORUMben denizciliðin baþka bir çarpýklýðýna deyinmek istiyorum 6 yýl denizcilik üzerine okudum 4 yýl lise ortaköyde 2 yýlda itü de.itü de bölüm 2. si oldum ve þimdiye kadar 2 gemide staj 1 gemide zabitlik yaptým.çaliþtiðim gemiler tabiri caiz ise "bitmiþ okeye dönüyor".ben bize verilen bu ehliyetle sürekli bu leþ gemilerde mi çalilþacaðým?size bir istatistik liseden 50 kiþi mezun olduk þu anda bu iþi yapan kendi dönemimden 3 kiþiyiz ayrýca itü myo dan 80 kiþi ile eðitime baþladým 2. sýnýfýn sonunda 49 kiþi kaldýk ve 2004 de 21 kiþi mezun olduk þu anda bu iþi yapan 8 kiþiyiz bu politikalarla artýk çaliþacak insan da bulunamayacak arýtk þu mantýk sona erecek "denizci si...... kýlýdýr keserim keserim çýkar". eðer ben de kaliteli gemiler bulamaz isem bu iþi býrakacaðým
- ISIM:
- Gerek Yok
- Date:
- 18-02-2004
YORUMKaan Abi haklisin. Devlet Life Saving Dues adi altinda armatorden, her seferde para aliyor [en kolayindan, bkz. bogaz gecis ucretleri]. Bu paralar nereye gidiyor? Bogazin 10 mil aciginda batan gemiyi kurtaramayacaksak bu parayi niye aliyoruz? Aliyorsak neden kimseyi kurtaramiyoruz? Hepsinden onemlisi "UTANMIYOR MUYUZ?"
Gv97
- ISIM:
- Kaan Kurtulus
- Date:
- 16-02-2004
YORUMIstanbul bogazından 10 mil mesafede gemi batıyor ve 19 kisi kayboluyorsa. Turk hukumeti buna mudahale edemiyorsa denizcilik adına soylenecek pek birsey bulamiyorum . Bu gemide icimizden biride olabilirdi.
Kaan Kurtulus GV 92
- ISIM:
- barış
- Date:
- 15-02-2004
YORUMyazılarınızı sürekli takip eden bir denizci olarak şunu özellikle belirtmek isterimki;türkiye de denizciliğin sorunlarının çözülememesinin tek sebebi bence balıkçı mantığına sahip,karadenizli mafya bozuntusu gemi sahipleridir.Abarttığımı düşünebilirsiniz ancak ABS sörveyörünü kafasına demir çubuk indirmekle tehdit eden gemi sahibini ve bunlara kahkaha ile gülen yalaka enspektörleri( ah ne yazık ki hepsi de okullu abilerimiz)
gözlerimle gördüm. GV 98
- ISIM:
- Erkan Gunestutar
- Date:
- 14-02-2004
YORUMIyi gunler,
Asagida kisaca yazdigim goruslerimi acmak istiyorum;
1- Turk Armatorlerinin Yabanci Bayraga gecisleri bir kayip degil, aksine bir kazancdir.
Turk Armatorlerinin eksikligi uluslararasi olamamaktir. Yabanci bir juristiction da bilgi ve gorgulerini, Turk Bayraginda kalmak dan daha fazla artiracaklardir
ayrica Denizcilik Sewktorunde kendi ulkesi bayragini tasima diye bir olcu yoktur. Olcu firma olarak nereden idare edildiginiz ve ust yonetim kadrosunun hangi uluslardan gelen kisilerden teskil etmesidir.
Londrada yasayan Yunan Armatorleri gemilerini Panama veya Liberya Bayrakli calistirdiklarinda bunun pazar payi hangi ulkeye ait olacaktir - Denizcilik Sektorunde bunun cevabi Yunanistan dir.
2- Gercek olan zaten Turk Bayraginin Denizcilik Sektorunde ki konumu degil, Turk Bayragi altinda gemisini calistiran isletmenin politikalaridir. Hangi bayrak altinda olur ise olsun, bu politika devam ederse Port State Detention lar kacinilmaz olarak devam edecekdir.
3) Turkiye Denizcilik Sektorunde kalite dayali know-how yaratmalidir. Ancak bu sekilde pazar payini artirabilinir.
Mevcut isletmelerin cogununun bu konuda yetersiz oldugu bir gercekdir. Bu yuzden kalite, elaman olarak egitim ve ogretimi tamami ile Inglizce olan Sayin Dekan Prof Dr Osman Kamil Sag Bey in onerdigi sekilde, IAMU bagli (Ogretim Uyeleri Yabanci) bir Denizcilik Uniiversitesi olarak kurularak saglanabilir. Burada yetisecek arkadaslarin yukarida sozunu ettigimiz isletmelerde calisma tercihi kullanmalari beklenemez, asil onemlisi ve simdi son derece az olan boyle bir kurumdan yetisecek kisiler yurt disinda "Kaliteli" firmalarda is imkani bularak Turk Denizciligi icin "kalici bir cluster" olusturaclardir.
Demek istedigim her konuda oldugu gibi Denizcilik Politikamiza da "Quick Fix" ler ile yaklasamayiz - zaten dogasi nedeni ile endustri bunu kabul etmez.
Saygilar sunarim,
Erkan Gunestutar
Gv 1982
e-mail : Erkan.Gunestutar@teekay.com
- ISIM:
- Vedat ATASOY
- Date:
- 13-02-2004
YORUMSN :CAHİT İSTİKBAL
Yazılarınızı devamlı takip ediyorum. Ayrıca televizyon proğramlarınızıda izliyorum.Denizcilik mesleğine yakınlığınız ve sorunları bilmekle birlikte çözümler önermeniz her konuya aydınlık getirmeniz başarınızın bir simgesidir. BAŞARILARINIZIN DEVAMINI DİLYORUM.
- ISIM:
- Bilen Bilir
- Date:
- 13-02-2004
YORUMSevgili Cahit kpt,
Haberde biz nerede yanlış yaptık demişssiniz. Her şey o kadar açık ki. İşte yanlışlarımız: -En başta, gemilerin her türlü kurallara uyumundan birinci dferecede sorumlu makam bayrak otoritesidir. Başka sorumlu aramamak lazım. Gemi armatörü babasını izleyen çocuk gibi bayrak otoritesini izler. Bir ülkenin bayrak otoritesi dejenere olmuş ise olay orada bitmiş demektir.Bu sebeple hiç armatörlerde filan suç aramayın, yok gemisine bakmıyor yok vasıfsız adam koyuyor demeyin.İyi bir bayrak denetimi tüm eksiklikleri sertifika kontrolü sırasında bulur çıkartır. buna vasıfsız personelin hataları da dahil.Yazıktır, ufacık Malta kadar olamıyoruz. Adamlar sırf kara listeden çıkmak için filolarının üçte birini kaldırıp attılar ve listenin altlarına inmeyi 1 yılda başardılar..
Gelelim durumumuza,
İstanbul ve İzmirdeki Gemi denetim uzmanlarının %95 i gemi güvenliği ve çevre kirliliğini değil "duygusal sebepleri" düşünüyor. - Donatanların da tümü bunu biliyor, hatta bir çoğu bu bozulmuşluğu destekliyor, uzman gemisine gelmeden, veya hiç bir şeye bakmadan 100-200 $ a surveyden geçip sertifikayı kapınca alınca yırttık diye acayip mutlu oluyor, - Denetim yetkisi 500 GT üzerindeki gemiler için sadece İstanbul ve İzmir bölgelerinde olduğu için buradaki teşkilatlarda çarklara ayak uyduran kalıyor, ayak uydurmak istemeyenlerin derhal kuyusu kazılıyor, -Denizcilik Müsteşarlığı bu durumu çok iyi biliyor, yine de zinciri bir türlü kıramıyor. -Denetimlerde namuslu davranıp rüşvet yemeyen az sayıdaki uzmana acayip baskı yapılıyor, aba altından delikli sopa gösteriliyor, hatırlı amcalar, dayılar, meclisteki hepimizin tanıdığı kişiler devreye sokuluyor.Hatta Müsteşarlık içinden bile uzmanlara baskı geliyor "Bırakın gitsin yazıktır milli servet yatmasın, ihraç yükü beklemesin" martavalları okunuyor. Hiç kimse beklemenin gerçek sorumlusu olan armatöre karşılık veremiyor,"suç sende kardeşim" diye iki kelime söylemiyor. - Bu baskıları alan birçok müdür, amir veya liman başkanı kim varsa tırsıyor. "evet efendim sepet efendim" diyor.Uzmanlara baskılar yapılıyor, gece yarıları gemiler kaldırılıyor. -Bir süre sonra da baskıcılara telefon ediyor ve "emrinizi yerine getirdim, gemiyi serbest bıraktım, vatanıma ve Türk denizciliğine hizmet ettim gomtanım" diye rapor veriyor. -Edebiyat, coğrafya öğretmenleri, ziraat teknisyenleri, polisler ve gardiyanlar gibi konunun uzmanlarından oluşan Liman Başkanları ve bölge müdürleri gibi yöneticiler yine "tamamen duygusal" sebeplerle gemilere çıkış işlemi yaparken hiç bir şeyi kontrol etmiyor, edemiyor.Kimisi neyin ne olduğunun dahi farkında değil, kimi bıkmış, kimi tırsmış... -"ben neciyim, burada ne yapıyorum ? neyse şu maaşı bir alalım da " diyerek ve göbeklerini kaşıyarak koltuklarında oturan müdürler ve liman başkanları bir yandan keselerini dolduruyor, diğer yandan dürüst ve bilgili çok az sayıdaki uzmanın ayağını kaydırmak için olmadık hikayelerle senaryolar yazıyor, ihbar mektupları karalıyor...(di mi sayın başkanım?) -Denizcilik Müsteşarlığının bile % 90 ı "kim takar gemi denetimini" mantığını aşamıyor. Memlekette binalar yıkılıyor, kazalar oluyor, yüzlerce kişi ölüyor da yine 2 günde unutuluyor. Sen gemiyi aldiz lambasından, haritadan veya sintine seperatöründen dolayı kaldırmıyorsun kimin umurunda..."Bırak gitsin kardeşim, ben bölgemde problem istemiyorum, işinizi yapar gibi görünün yeter" ile bu iş ancak bu kadar oluyor.Ziraatçıya, coğrafyacıya 2 milyar veren devlet, 6 yıllık uzak yol başmühendisi ehliyetim var,gemiden 7 milyar maaşı bıraktım geldim bana 650 milyon maaş veriyor, 4 aydır buradayım, belki 3 ay daha dayanırım. Kalan bozuluyor,düzene uyuyor, dayanamayan basıyor istifayı gidiyor. Kısacası şarklı gelmişiz şarklı gidiyoruz. zincirlerimizi kıramıyoruz.
Saygılarımla.
- ISIM:
- Kaan Kurtulus
- Date:
- 11-02-2004
YORUMKral ciplak diyemedigimiz surece kendimizi kandirmaya devam edecegiz. Bu sirada PSC listesinde Turk bayragi Black list black kisminda yer alacak ve Turk bayrakli gemilere daha cok survey yapilacak. Armatorlerde buna karsilik PSC surveyorlerinin Turk bayrakli gemilere farkli davrandigini soyleyip yakinip duracaklar.
Buyuk olcekli filolar Turk bayragindan diger bayraklara gecmeye baslarsa hic sasirmam. ( Turkiyenin en buyuk kimyasal tanker filosuna sahip Aksay Den yeni aldigi gemilere Marshall Island bayragi cekti )
Egitim onemi cok buyuk ama
kimi egitecegiz
Bizi yoneten msutesarliktaki insanlarimi
Karada calisan persolenimi
Denizde calisan personelimi
Kendi bindigimiz dali kesmeye devam etmek yerine eksikliklerimizin bir an once tespit edilerek tamamlanmasi icin Mustesarlik, DTO, Deniz Fakultesi ve derneklerin birlikte yapacagi calisma ile Turkiye denizciliginin bu kotu gidisine bir sur demek gerekmektedir.
Kaan Kurtulus
GV 92
kaankurulus@superonline.com
- ISIM:
- Erkan Gunestutar
- Date:
- 10-02-2004
YORUMMerhaba Cahit,
Fevkalade onemli bir durum - Mezunlar Cemiyeti ve Meslek dernekleri yalniz ve yalniz Turk Denizciliginde kalite konusunu oncelikle egilmeli - buna egitim ve ogretimi tamami ile Ingilizce olmasi gereken bir Denizcilik Universitesi de kesinlik le gerekli
Selamlar - Erkan Gunestutar
Gv 1982 |
Yazarın diğer yazıları:
Yazıların her hakkı yazara aittir. Kaynak
gösterilmek suretiyle alıntı yapılabilir.©
Cahit İstikbal
|