Akademik Görüş

Demiryolu ve Denizyolu Taşımacılığı

Doç. Dr. NECMETTİN AKTEN

 

Seyir Defteri

Meslek Örgütlerine Özen Gösterelim

Kapt. CAHİT İSTİKBAL

 

Mercek Altında

Kılavuz Kaptanlık Mesleği

Kapt. OĞUZ CEBECİ

 

Hukuk Penceresi

Yargı Muafiyeti ve Yabancı Gemiler

Av. BÜLENT TATAR

 

Teknik Bakış

Yüzyılın En Önemli Tehdidi

Kapt. CAHİT YALÇIN

SANLI BAYRAGIMIZ

TURK

KILAVUZ KAPTANLAR

DERNEGI

T U R K I S H   M A R I T I M E   P I L O T S'   A S S O C I A T I O N

TUMPA LOGO

marineCare

TUMPA ENGLISH SITE

Burada önemli son dakika haberleri yer alacaktır. Bizi izlemeye devam ediniz...

temizdeniz.gif (1310 bytes)
İçindekiler
Haberler
Dış Basın
Yazarlar
İstatistikler
IMO
F.A.Q.
Yönetim Kurulu
Üye Girişi
Arama
Çevre
Yeni Ne Var?
marineCare
Meteoroloji
Software
Şiir
Eğlencelik
Adresimiz
Bize Yazın!
Linkler
Sitenizi Ekleyin
Tüm Forumlar
Eğitim Forumu
İş Arayanlar
Misafir Defteri

Kılavuzluk,

Güvenilirliğin

İnsana

Dönüşmüş

Şeklidir.

Joseph CONRAD


  Arama Motoru

TUMPA WEB



IMPA Üyesiyiz


EMPA Üyesiyiz


click to see our site statistics!

 

Seyir Defteri                                                                        6 Eylül  2004

 Tevfik Fikret, Karakuş Kadı ve Kılavuzluk Hizmetleri

Cahit İstikbal

 

Hukuksal düzenlemeler mümkün olduğunca açık yazılır. Buna rağmen eğer hala bir hukuksal düzenlemede açık, sarih olmayan konular varsa bu durumda benzer konuda var olan diğer ulusal ve uluslararası hukuksal düzenlemelere, alışkanlık kazanmış uygulamalara bakılır. Hiç bir hukuk kuralı pratik anlamdaki uygulamaları gözardı eden kötü niyetli bir yaklaşımla yorumlanamaz. Kurallar pratiği düzenlemek için konur. Pratiği dikkate almayan bir hukuk anlayışının üzerinde oturduğu temellerden birisi çökmüş demektir.

Aristo; "İnsanları iyi yapan yasalardır. Adalet önce devletten gelir" der.

Hukuksal düzenlemeler mümkün olduğunca açık yazılır. Buna rağmen eğer hala bir hukuksal düzenlemede açık, sarih olmayan konular varsa bu durumda benzer konuda var olan diğer ulusal ve uluslararası hukuksal düzenlemelere, alışkanlık kazanmış uygulamalara bakılır. Hiç bir hukuk kuralı pratik anlamdaki uygulamaları gözardı eden kötü niyetli bir yaklaşımla yorumlanamaz. Kurallar pratiği düzenlemek için konur. Pratiği dikkate almayan bir hukuk anlayışının üzerinde oturduğu temellerden birisi çökmüş demektir.

Günümüzden 2400 yıl önce yaşamış olan Yunan Filozofu Eflatun (Plato) yönetici-hukuk ilişkisini yalın bir gerçekçilikle şöyle açıklar:

"Her toplumda yönetim kimde ise, güçlü odur. Her yönetim, kanunlarını işine geldiği gibi koyar. Demokratlar demokratlığa uygun kanunlar, zorbalar zorbalığa uygun kanunlar, ötekiler de öyle... Bu kanunları koyarken kendi işlerine gelen şeylerin, yönetilenler için de doğru olduğunu söylerler, kendi işlerine gelenlerden ayrılanları da kanuna, doğruluğa aykırı diye cezalandırırlar... Doğruluk her yerde birdir; yönetenin işine gelendir. Güç de yönetende olduğuna göre, düşünmesini bilen her adam bundan şu sonuca varır: Doğruluk güçlünün işine gelendir."

Bugün  hukuksal açıdan gelinen noktanın yöneticileri "her dilediklerini diledikleri gibi yapma" açısından Eflatun'un anlattığı günlerdekine oranla çok daha fazla  kısıtladığı ve yönlendirdiği bir gerçek; ancak acaba anlayışlar değişti mi? Yazılı kurallar ne kadar adaletli olursa olsun; onları uygulayacak olanlar tarafsız ve iyi niyetli olmadıkça düzen sağlanabilir mi?

Mahatma Ghandi tek başına kalma pahasına bile olsa adaletten ayrılmama gereğini şu sözleriyle açıklar:

"Haksızlığa sapıp bütün insanların senin peşinden gelmeleri yerine, adaletli davranıp tek başına kalman daha iyidir"

Çağımızın ünlü Fransız siyaset bilimcisi ve Anayasa Hukuku Profesörü Maurice Duverger ise, kuvvet-hukuk ilişkisini şöyle yorumlar:

"Hukukun kuvvetinin azaldığı yerde, kuvvetlinin hukuku geçerli olmaya başlar."

 

**********************

Tevfik Fikret; 18 Ocak 1912 Tarihinde yazmış olduğu "Doksan Beşe Doğru" adını taşıyan şiirinde şöyle diyordu:

 

Bir devr-i şeâmet : yine çiğnendi yeminler;

Çiğnendi, yazık milletin ümmîd-i bülendi!

Kaanun diye topraklara sürtüldü cebinler;

Kaanun diye, kaanun diye kaanun tepelendi...

Beyhûde figânlar yine, beyhûde eninler!

 

Hâlâ tarafiyyet, hasebiyyet, nesebiyyet;

Hâlâ “Bu senindir, bu benim!” kısmeti câri;

Hâlâ gazab altında hakîkatle hamiyyet

Hep dünkü terennüm, sayıdan, saygıdan ârî;

Son nağmesi yalnız: Yaşasın sevgili Millet!

 

Kaanun diyoruz; nerde o mescûd-i muhayyel?

Düşman diyoruz; nerde bu? Hâricde mi, biz mi?

Hürriyetimiz var, diyoruz, şanlı, mübeccel;

Düşman bize kaanun mu, ya hürriyetimiz mi?

Bir hamlede biz bunları kahrettik en evvel!

**********************

Büyük üstad Hasan Pulur'un 5 Eylül 2004 Tarihli Milliyet Gazetesindeki Köşe yazısında anlattığı "Karakuş kadı" öyküsü, gerçekten ders niteliğinde:

"ABUK sabuk kararlara "Hükm - i Karakuşi" denir, yani, Karakuş'un hükümleri...
Karakuş bir kadı, davaları acayip mantığıyla çözüyor, sonuçlandırıyor, hükme bağlıyor.

* * *

MESELA bir gün, çarşıdan geçerken, fırından burnuna çok güzel bir koku gelmiş, girmiş "Kör Fırıncı"ya sormuş:

"Fırında ne var?"

"Kaz!"

"Çıkar bakayım!"

Fırıncı tepsiyi çekmiş, kaz nar gibi kızarmış duruyor.

Kadı hükmetmiş:

"Kazı bizim eve götür!"

"Olur mu kadı efendi, sahibi gelir!"

"Gelsin, kaz uçtu dersin!"

Fırıncı lahavle çekip kızarmış kazı çırakla kadının evine yollamış...

* * *

BİRAZ sonra kazın sahibi gelmiş:

"Kazımı ver!"

"Kaz uçtu!"

"Ulan kesilmiş, yolunmuş, temizlenmiş, fırına sürülmüş kaz uçar mı?"

Palayı çektiği gibi fırıncıyı önüne katmış, fırıncı can havliyle bir avluya girmiş, çamaşır asan gebe kadın, önde kör fırıncıyı, arkada palalı adamı görünce fenalık geçirmiş, çocuğunu düşürmüş.

* * *

GENÇ kadının babası "Ulan alçak!" diye fırıncının peşine takılmış, fırıncı palalı adamla, kadının babasından kurtulmak için sağa sola şaşırtma verirken, dirseğiyle bir adamın gözünü çıkarmış, adam da fırıncının peşine takılmış, biri "Ah kazım!" diyor, öbürü "Vah kızım!" diyor, üçüncüsü de "Vah gözüm!" diye fırıncının peşindeler...

* * *

HEP birden mahkemenin kapısından içeri dalmışlar.

Karakuş sorguya başlamış, önce kazın sahibine:

"Sen niye bu adamı kovalıyorsun?

"Kızartsın diye verdiğim kaz, uçtu, diyor."

Karakuş, kara kaplıya bakmış:

"Bak burada ne diyor? Kazlar isterse uçar, diyor, demek seninki de uçmuş, çık dışarı!"

* * *

SONRA kızın babasına:

"Senin kızın kaç aylık hamileydi?"

"Dört aylık!"

"Ver kızını fırıncıya, hamile bıraksın, dört ay sonra geri al!"

Adam davasından vazgeçmiş!

* * *

SIRA gelmiş gözü çıkan adama, o da fırıncıdan şikâyetçi, dirseğiyle gözümü çıkarttı, diyor.

Kadı efendi yine kara kaplıya bakmış:

"Kısasa kısas, sen de onun gözünü çıkartacaksın, ama onun zaten bir gözü yok, kalanı da sençıkartırsan hiç görmeyecek... Bu adil karar olmaz, ben adaletten ayrılamam...

"Peki ne olacak kadı efendi?"

* * *

KARAKUŞ, kara kaplıyı biraz daha karıştırmış:

"Buldum, önce, fırıncı senin öteki gözünü çıkartsın, sonra sen onun gören tek gözünü çıkar, ikiniz de hiç görmezsiniz adalet yerini bulur!"

Adam da "Ben davadan vazgeçtim!" deyip çıkıp gitmiş, kadı da fırıncıyı çağırmış:

"Akşama bize gel de kızarmış kazı afiyetle yiyelim!"


*********************

Pek çok meslektaşım; kılavuzluk hizmetleri ile ilgili son dönemde yapılan ve  kılavuzluk hizmetlerinin evrensel ölçütleri ile paralellik taşımayan uygulamalar ile ilgili neden yazmadığımı soruyorlar.

İşte onlar için hukukun temel prensiplerini, Tevfik Fikret'in şiirini ve Karakuş Kadı'nın öyküsünü yukarıya aldım.

Daha fazla söylenecek bir şey yok. Çünkü gelinen nokta, artık sözün bittiği yerdir.

 

 


NOT: Tevfik Fikret'in "Doksan Beşe Doğru" şiirinin yukarıya aldığımız bölümlerinin günümüz Türkçesine çevrilmiş şekli şöyledir:

Bir kötü devir ki yeminler yine çiğnendi;

Yazık, milletin yüksek, ümidi çiğnendi!

Kanun diye al›nlar topraklara sürüldü;

Kanun diye, kanun diye kanun tepelendi;

Yine boşuna feryatlar, boşuna inlemeler!

 

Hâlâ tarafçılık, asaletçilik, soy sopçuluk;

Hâlâ “Bu senindir, bu benim!”kısmeti yürürlükte;

Hâlâ hakikatle hamiyet öfke altında...

Hep sayı ve saygı tanımayan dünkü şakıma;

Son nağmesi yalnız: Yaşasın sevgili millet!

 

Kanun diyoruz; nerde o düşlenen, tapınılan?

Düşman diyoruz; nerde bu?Dışarıda mı, biz mi?

Şanlı yüce bir hürriyetimiz var diyoruz;

Düşman bize kanun mu,ya hürriyetimiz mi?

Biz bir atılışta en önce bunları yok ettik...

 

Hit Counter


Bu yazıya siz de yorumunuzu ekleyebilirsiniz:

Adınız-Soyadınız:



ISIM:
nevin eren
Date:
23-09-2004

YORUM

Vicdanı,kendine saygısı,hiçbir değeri olmayanların iş başında olması böyle bişey işte...


ISIM:
sinan ceremen
Date:
21-09-2004

YORUM

gerçek iman sahibi bir insan böyle şeyleri yapamaz, yapamaz diyorum zira allahtan korkar

 

Yazarın diğer yazıları:

Yazıların her hakkı yazara aittir. Kaynak gösterilmek suretiyle alıntı yapılabilir.© Cahit İstikbal


 

 

 

 


© 1996-2004 Türk Kılavuz Kaptanlar Derneği