|
1258 Yılında Söğüt'te dünyaya
gelen Osman Gazi'nin Osmanlı Devletinin kurucusu olduğu kabul
edilir. Osman Gazi'ye Kayınpederi de olan Şeyh Ede Balı'nın şu
vasiyeti bıraktığı söylenir (Aslında Tarık Buğra'nın Osmancık adlı
romanında bu sözleri Ede Balı'ya söyletir):
"Ey oğul, artık Bey’sin!
Bundan sonra öfke bize, uysallık sana.
Güceniklik bize, gönül almak sana.
Suçlamak bize, katlanmak sana.
Acizlik bize, hoş görmek sana.
Anlaşmazlıklar bize, adalet sana.
Haksızlık bize, bağışlamak sana...
Ey oğul, sabretmesini bil,
vaktinden önce çiçek açmaz.
Şunu da unutma; insanı yaşat ki devlet yaşasın.
Ey oğul, işin ağır,işin çetin, gücün kula bağlı. Allah yardımcın
olsun... Güçlüsün, kuvvetlisin,akıllısın, kelamlısın!
Ama; bunları nerede,nasıl kullanacağını bilmezsen sabah
rüzgarında savrulur gidersin.
Öfken ve nefsin bir olup aklını
yener. Daima sabırlı, sebatlı ve iradene sahip olasın!
Dünya, senin gözlerinin gördüğü gibi değildir. Bütün
bilinmeyenler, keşfedilmemişler, görünmeyenler, ancak sen
faziletli ve ahlaklı olursan gün ışığına çıkacaktır.
Ey oğul ! Ananı , atanı say !
Bereket büyüklerle beraberdir.
İnancını kaybedersen , yeşilken çöllere dönersin. Açık sözlü ol
! Her sözü üstüne alma ! Gördüğünü görme ! Bildiğini bilme !
Sevildiğin yere sık gidip gelme !
Ey oğul ! Üç kişiye acı :
Cahil arasındaki alime ,
zenginken fakir düşene,ve
hatırlı iken itibarını kaybedene.
Ey oğul! unutma ki,
yüksekte yer tutanlar,aşağıdakiler kadar emniyette değildir.
Haklıysan mücadeleden korkma!..."
*******
Sanırım denizciliğin yönetimindeki
kişilerin bugünlerde yukarıdaki vasiyeti tekrar tekrar
okumalarında büyük yarar var.
Çünkü camia içerisinde
homurdanmalar ve hoşnutsuzluklar artmış durumda.
*******
Peki ne oldu da böyle oldu?
Gerek Denizcilik
Müsteşarlığımızda; gerekse diğer idari kademelerde son iktidar
döneminde daha önceleri hiç olmadığı kadar denizci kökenli,
akademisyen altyapısı olan kişiler göreve getirildi.
Bu görevlendirmelerde Bakan Sayın
Binali Yıldırım'ın büyük payı var. Kendisi denizciliğin denizci
kişiler tarafından yönetilmesi gerektiğini düşündüğü için "işi
ehline vermeli" prensibinden hareketle doğruyu yaptı; denizcilik
kadrolarına denizcileri getirdi. Ve işi ehline verdi.
Sayın Binali Yıldırım'ın bu
yerinde girişimi denizcilik dünyasında faaliyet gösteren sivil
toplum kuruluşları, meslek kuruluşları ve meslek odalarından
büyük destek gördü. Hatta o derecede destek gördü ki; 23 Temmuz
2003 Tarihinde bir basın açıklaması yapan denizci meslek
örgütleri, hakkında basın kampanyası yürütülen Bakanın
destekleyici şu açıklamalarda bulundular: (Basın açıklamasının
tamamı
http://www.turkishpilots.org.tr/HABERLER/2004/2003_07_23_STO_Destek.html
adresindedir)
"Sayın
Bakanımız, denizcilik sektörünün sorunlarının ve ihtiyaçlarının
belirlenmesinde ve bunların giderilmesinde her zaman en doğru çözümleri
bulmaya özen göstermiş ve ilgili bütün tarafların ve Sivil Toplum
Örgütlerinin görüşlerini almaya, ilgili konudaki dünya uygulamaları ve
Avrupa Birliği uygulamalarını dikkate alarak uluslararası niteliği bulunan
denizcilik sektöründe en iyi ve en doğruyu bulmaya özel önem vermiştir.
Sayın Bakanımız, yaptığı atamaların çoğunda sektörü bilen, iyi yetişmiş
kişileri işbaşına getirmeye dikkat etmiş, gözlemlediğimiz kadarıyla bunu
gerçekleştirirken, kriter olarak, kişinin işinin ehli olup olmadığına
birinci önceliği vermiştir.
Bugün
Denizcilik Müsteşarı bile Rahmetli Prof. Dr. Reşat ÖZKAN’dan sonra yıllardır
ilk kez denizci kökenli birisi olmuştur. Bakanımızın bunun gibi olumlu
icraatlarını takdirle karşılamamamız mümkün değildir. Bakanımız,
denizciliğin sorunlarını dinlemede kapısını her zaman sivil toplum
kuruluşlarına ve meslek kuruluşlarına açık tutmuş, bizlerin sorunlarını
dinlemiş, çözüm arayışlarında bizlerden sürekli görüş almış, ve almaya devam
edeceğini her vesileyle ifade etmiştir. "
Yukarıda bir bölümünü aldığımız
basın açıklamasından sonra; Hürriyet Yazarı Bekir Coşkun'dan
"Yalaka" tabirine varacak kadar bayağılaşan hakaretlere maruz
kaldı denizci örgüt yöneticileri (Bakınız:
http://www.turkishpilots.org.tr/HABERLER/2003_07_28_STOlere_Hakaret.html)...
*******
Ve bugün gelinen noktada bir kaç
tespiti yapmakta fayda var:,
-
Yıllardır İTÜ Denizcilik
Fakültesinde yapılmakta olan gemiadamı sınavları; Fakülteden
alınarak TÜDEV'e verildi. Artık Fakülte mezunları mezun
olduktan sonra fakülte olmayan bir eğitim merkezinde
sınavdan geçirilecekler.
-
Denizcilerin yönetici
kadrolarda görev yapmaya başladıklarında ortak platformlarda
denizcilerin bir araya getirilerek görüşlerini almaya
gösterilen özen; giderek azaldı ve artık bu tür toplantılar
hiç yapılmıyor. Ya da sadece Deniz Ticaret Odası ile sınırlı
tutuluyor. Oysa Deniz Ticaret Odası denizcilik alanındaki
sivil toplum kuruluşlarını bırakın temsil etmek; onlara
faaliyetleri ile ilgili hiç bir bilgi vermiyor.
-
Denizcilik alanında yapılan
hukuksal düzenlemelerde "ben denizden geldim, en iyi ben
bilirim" tarzı giderek hakim olmaya başladı. Yapılan işlerde
denizci örgütlerin fikirleri artık ya sorulmuyor, ya da
dikkate alınmıyor.
-
Uluslararası denizcilik Örgütü
Karar'larına göstermelik olarak uyuluyor; özünde pek çoğuna
uyulmuyor. Denizcilik alanında uluslararası meslek
kuruluşlarının fikir, görüş ve kararları dikkate alınmıyor;
bu kuruluşlardan yazılan yazılara cevap verilmiyor.
Bu listeyi şimdilik daha fazla
uzatmıyorum.
Sadece; denizciliğin yönetimindeki
kişilerin; yukarıya aldığım ve Tarık Buğra' nın Kayı Boyu' ndan Osmanlı İmparatorluğu'na götüren
karakteri ve anlayışı ortaya çıkarmak için Ede Balı'ya
söylettiği sözleri tekrar tekrar okumalarını diliyorum.
|