|
Hukuk Penceresinden.........................................3
Eylül
2004...... |
|
|
 |
|
Av. Bülent Tatar
|
Bilindiği gibi yargı
yetkisi, devletin ülkesi üzerinde sahip olduğu bir yetkidir ve bu
yetkinin kaynağı devletler hukukudur. Buna göre, devlet, aksini öngören bir
milletlerarası hukuk kuralı bulunmadıkça yetkilerini, ve bu arada yargı
yetkisini ülkesi dışında kullanamaz. Bu, yetkinin ülkeselliği
prensibidir ve devletin yetkilerinin yer itibariyle sınırını belirler. Keza,
devlet, ülkesinde cereyan eden bütün olaylarda bütün kişi ve şeyler üzerinde
tek başına yetkilidir.
Buna mukabil milletlerarası
yetkinin kaynağını, eğer bir milletlerarası sözleşme söz konusu değilse,
sadece “millî hukuk düzeni” teşkil eder. Çünkü bu konuyu düzenleyen “milletlerarası”
bir yetki düzeni kurulabilmiş değildir. Milletlerarası yetkinin sınırları
millî hukukça müstakil olarak çizilirken, yargı yetkisinin sınırları
devletler hukuku tarafından, yani dışarıdan çizilmektedir.
Konunun
anlaşılır olması bakımından milletlerarası hukukta yetki kavramı üzerinde
ana hatlarıyla durmak ve özellikle 1982 BM Deniz Hukuku Konvansiyonunda
sıkça geçen egemen yetki (sovereign jurisdiction) kavramına açıklık
getirmek gereği duyuyoruz.
Genel bir
hatırlatma yapmak gerekirse, devletler hukuku anlamında yargı yetkisi
ile milletlerarası yetki birbirlerinden farklı nitelikte
kavramlardır.
Özel hukuk bakımından,
yabancılık unsuru taşıyan bir ihtilafta, devletin mahkemelerinin yetkili
olması ayrı, ihtilafın esasına hangi hukukun uygulanacağı ayrıdır. Kaynağı
devletler hukukuna dayanan birincisi usul hukukunu ilgilendirir ve Lex
Fori’ye (hakimin hukuku) tabidir; milletlerarası özel hukuka dayanan ve
maddî hukuk karakteri taşıyan ikincisinde ise hangi hukukun uygulanacağına
iç hukukun kanunlar ihtilafı kuralları karar verir.
2. EGEMEN
YETKİ KAVRAMI
Aynı sahada
çalışma yapan bir çok insan için bile çok farklı manalar ifade eden bir
kavram olarak egemenlik, tarifinin yapılmasındaki zorluk hususunda
kötü bir şöhrete sahiptir, ve ne yazık ki, bazı önemli hükümlerinde yer
almasına rağmen 1982 BM Deniz Hukuku Konvansiyonu da bu kavrama açık bir
tarif getirmemektedir.
Her ne kadar 1958 KSBBK yarım
asırlık bir eğilimi yansıtmakta ve bugün genellikle kabul gören “egemenlik”
deyimini açıkça kullanmakta ise de daha uygun bir isim gerekseydi, bu “egemen
yetki” olurdu. Bunun birinci sebebi, hukukî bakımdan egemenlik doktrini
kara ülkesi ile ilgili olarak geliştirilmiştir ve “nizasız ve fasılasız
bir işgal” için önerilmektedir. Oysa Grotius denizin işgale elverişle
olmadığına zira çok sınırlı bir alan dışında üzerine bir şey inşa
edilemeyeceği gibi etrafının da çevrilemeyeceğine dikkat çekmektedir.
Aynı şekilde, Milletlerarası Daimî Adalet Divanı’nın bir kararında da
belirttiği üzere, keşif de yalnız başına sadece “nakıs bir hak”
ihdas ettiğinden, deniz söz konusu olduğunda ülke kazanma iddiaları yetersiz
kalmalıdır.
İkinci olarak,
kıyı devletinin karasuları üzerindeki kontrol yetkisi, Grotius ve Selden’in
denizde yetkiyi tartışmaya başladıkları XVII. yüzyıldan bu yana zararsız
geçiş hakkına konu edilmektedir. Bu kural, 1982 Konvansiyonunda da yer
aldığı üzere, yabancı gemilere bir başka devletin karasularından “sürekli
ve çabuk” bir biçimde geçiş hakkını tanımaktadır (1982 BMDHK m.
18/2.). Buna karşılık, Devletlerin, kara ülkesi ya da hava sahaları söz
konusu olduğunda yabancı ajanlara geçiş izni verme yükümlülükleri yoktur.
Dolayısıyla, 1982 Konvansiyonu karadan denize doğru sürekli işleyen tek
yönlü bir egemenlik izlenimi verse de devletin deniz üzerindeki yetki ve
kontrolü, kökeni ve genişliği itibariyle kara ülkesindekiyle aynı değildir.
Bu sebeple 1982 Konvansiyonunun karasuları ile ilgili hükümleri (m. 2)
yorumlanırken kara ülkesi üzerindeki egemenlikle karıştırılmaması için
“egemenlik yetkisi” yerine “egemen yetki” deyiminin kullanılması daha
uygun olacaktır.
Egemen yetki,
bağımsız devletlerin ülke üzerinde kontrol hakkı iddia etme aracıdır. Genel
olarak ikiye ayrılır: Devlete yasa yapma yetkisini sağlayan yasama
yetkisi, ve bu yasalar uyarınca zor kullanma yetisini somutlaştıran
yürütme yetkisi. Devletin yetkisi kara ve hava ülkesi, iç suları ve
karasuları üzerindeki tüm kişi, mal ve olaylara, kısmen de milletlerarası
hukukun tanıdığı diğer deniz alanlarına şamildir. Dolayısıyla, egemen yetki,
özel deniz alanlarında kıyı devletinin haklarını sağlama alabilme, diğer
devletlerin haklarının ise saklı tutulma mekanizmasıdır.
Denizdeki yasama ve yürütme
yetkileri esasen kara üzerindekinden farksızdır. Devletin kara ve deniz
üzerinde kanunlarını icra yetkisinin istisnası egemen bağışıklık hallerinde
ortaya çıkar. Milletlerarası hukukta tüm egemen devletler eşit olduğundan,
bir devlet, ajanları ve resmî malvarlığıyla başka bir devletin kazaî
işlemlerinden (feragat etmedikçe) muaftır.
Devletler teknik olarak yabancı devletlere şamil kanunlar vaz etme hakkına
sahiptirler, fakat bu tür kanunlar uyarınca yabancı devletler ve onların
ajanları üzerinde icraî yetkiden mahrumdurlar. Kara ülkesinde iç hukuku
ihlal eden egemen bağışıklığa sahip memurlar istenmeyen kişi (personae
non grata) ilan edilerek ülkeyi terk etmeleri istenebilir. Denizde ise
en yaygın egemen ajan harp gemisidir ve burada söz konusu olacak icra
mekanizması kıyı devletinin gemiden bölgeyi terk etmesini taleb etmektir.
Nitekim konvansiyonel hukukta da ifade edildiği üzere,
“şayet bir harp gemisi kıyı
devletinin karasularından geçişle ilgili kanun ve düzenlemelerine riayet
etmez ve riayet etmesi için yapılan talebi de dikkate almazsa, kıyı devleti
kendisinden karasularını derhal terk etmesini isteyebilir.”
Kıyı devleti yabancı harp gemisine karasularının dışına kadar refakat
edebilir, fakat mürettebatını tutuklayamaz, gemiye yanaşamaz, el koyamaz ve
zarar veremez. Dolayısıyla, aynı ihlalleri gerçekleştiren diğer özel ve
ticarî gemilerin aksine, yabancı harp gemisi kıyı devletinin cebrî yargı
yetkisine müsait değildir.
3. DEVLETİN
YARGI BAĞIŞIKLIĞI
Devletin
ülkesindeki egemenliğinin bir sonucu olarak prensipte mutlak anlamda bir
yargı yetkisine sahip olmasına rağmen, bunun çok önemli bir istisnası vardır
ki, o da yabancı devletin yargı bağışıklığıdır. Kökeni devletler umumî
hukukunun teamül kurallarına dayanan bu istisna günümüzde milletlerarası
andlaşmalara da konu olmaktadır. Yargı bağışıklığı ile ilgili olarak
öncelikle konumuz bakımından önemli bazı nirengi noktalarını hatırlamakta
fayda vardır.
A- YARGI
BAĞIŞIKLIĞI KAVRAMI
---------------------------------
GELECEK YAZI: YARGI BAĞIŞIKLIĞI PRENSİBİ VE BU
PRENSİP KARŞISINDA YABANCI DEVLET GEMİLERİNİN CEBRİ İCRA MUAFİYETİ.
|
Yazarın Tüm Yazıları: |
|
Yazıların her hakkı yazara aittir. Kaynak
gösterilmek suretiyle alıntı yapılabilir.©
Bülent Tatar 2004
|
___________________________________________
|