Akademik Görüş

Demiryolu ve Denizyolu Taşımacılığı

Doç. Dr. NECMETTİN AKTEN

 

Seyir Defteri

Meslek Örgütlerine Özen Gösterelim

Kapt. CAHİT İSTİKBAL

 

Mercek Altında

Kılavuz Kaptanlık Mesleği

Kapt. OĞUZ CEBECİ

 

Hukuk Penceresi

Yargı Muafiyeti ve Yabancı Gemiler

Av. BÜLENT TATAR

 

Teknik Bakış

Yüzyılın En Önemli Tehdidi

Kapt. CAHİT YALÇIN

SANLI BAYRAGIMIZ

TURK

KILAVUZ KAPTANLAR

DERNEGI

T U R K I S H   M A R I T I M E   P I L O T S'   A S S O C I A T I O N

TUMPA LOGO

marineCare

TUMPA ENGLISH SITE

Burada önemli son dakika haberleri yer alacaktır. Bizi izlemeye devam ediniz...

temizdeniz.gif (1310 bytes)
İçindekiler
Haberler
Dış Basın
Yazarlar
İstatistikler
IMO
F.A.Q.
Yönetim Kurulu
Üye Girişi
Arama
Çevre
Yeni Ne Var?
marineCare
Meteoroloji
Software
Şiir
Eğlencelik
Adresimiz
Bize Yazın!
Linkler
Sitenizi Ekleyin
Tüm Forumlar
Eğitim Forumu
İş Arayanlar
Misafir Defteri

Kılavuzluk,

Güvenilirliğin

İnsana

Dönüşmüş

Şeklidir.

Joseph CONRAD


  Arama Motoru

TUMPA WEB



IMPA Üyesiyiz


EMPA Üyesiyiz


click to see our site statistics!

 

 

DER STANDARD
BABIALİ'DE SÜPER TANKERLER

 

Ankara, 1936 Montreux Anlaşması'nın Türkiye'de boğazlardan geçişleri düzenleyen hükümlerine göre, ne kılavuz alınmasını zorunlu tutabiliyor ne de trafiği sınırlayabiliyor. Yalnız gemi trafiğinin artmasına işaret edilerek, boğazların kapatılması tehdidinde bulunulabilir.
 

VİYANA, 30/12(BYE)--- Tirajı günde 105 bin olan sol eğilimli Der Standard gazetesinin 29 Aralık 2003 tarihli sayısında, Serge Michel/Serge Enderlin imzalarıyla ve yukarıdaki başlık altında yayımlanan Batum/Erzurum çıkışlı "Siyah Altın Peşinde" adlı yazı dizisinin Türkiye ile ilgili bölümünün çevirisi şöyledir:

Petrol yataklarının bulunduğu Azerbaycan'daki Bakü'den başlayarak, Gürcistan'ın başkenti Tiflis üzerinden Türkiye sınırlarına kadar ulaşan ve 1.760 kilometre olarak planlanan Bakü-Tiflis-Ceyhan (BTC) boru hattı boyunca yapmak istediğimiz yolculukta Batum'a da uğramak istiyoruz. Gürcistan'daki Acaristan özerk bölgesinin başkenti olan Batum, üç bin metre yükseklikteki dağlar üzerinden doğrudan Anadolu'ya ulaşan BTC rotası üzerinde bulunmuyor. Acaristan'daki en tanınmış kişi, büyük hayranlık duyulan Devlet Başkanı Aslan Abaşidze. Fotoğrafı en küçük berber dükkanlarında bile asılı.

Kendi kendine özerkliğini ilan eden Acaristan, Devlet Başkanı Eduard Şevardnadze'nin düşürülmesinden çok önce Tiflis'in etki alanından neredeyse tamamen uzaklaşmıştı. Burası Gürcistan'ın, ekonomik kalkınmanın biraz hissedildiği tek bölgesi. Mikrodevlet artık ulusal bütçeye katkıda bulunmuyor. Çeşitli malların aktarma merkezi haline gelen bölge, Türkiye ile olan sınırından da oldukça kazanç sağlıyor. Burada kaçakçılık geliştikçe gelişiyor.

Türk sınırından geçerek, Erzurum'a geliyoruz. Daha doğrusu bir pompa istasyonunun inşa edileceği Gögender Köyü'ne. Oben Özdeş bize eşlik ediyor. Özdeş, Türkiye'de BTC'nin yapımı ile görevlendirilen Türk petrol şirketi BOTAŞ'ta çalışıyor.

Köyün Muhtarı Abdurrahim Ergen, bizi oturma odasındaki kilimin üzerinde misafir ediyor. Ekmek, yağ, reçel, peynir, süt, çay ikram ediliyor. Ev sahibimiz sevinçle, "bütün bunlar bizim köyün" diyor. Ancak sözü, uluslararası petrol boru hattı kurulacak diye el konulan patates tarlasına getirdiğimizde, susmayı tercih ediyor. Ne de olsa burada söz konusu olan 41 milyar Türk lirası (23 bin Euro) tutarındaki bir istimlak.

"Köydeki en zengin adam olarak kendisini nasıl hissettiğini" soruyoruz. Ergen önce mühendis bayana bakıyor, sonra "ama ben köyün en zengin adamı değilim ki. Burada herkes zengin. Bu öyle büyük bir meblağ değil. Buradaki herkes iyi durumda. Burası çok verimli bir toprak" diyor.

BOTAŞ muhtemelen adama geleceğimizi haber vermiş. Burada daha fazla sondaj yapmanın bir anlamı yok. Dışarıda uçan leylekleri seyrederken, uzun zaman Almanya'da çalışmış olan bir köylü bize bambaşka şeyler anlatıyor. Bunu sanki yaşamı tehlikedeymiş gibi gizlice yapmaya çalışıyor.

"Bu petrol hattı kötü bir şey" diye fısıldıyor köylü, "buradaki insanlar çok yoksul. Tapudaki kayıtlar hiç intizamlı yapılmamış. BOTAŞ'ın verdiği para yalnız korku ve panik yaratıyor. Zavallı Abdurrahim çok para kazandığını düşünüyor, ama muhtemelen tarlanın hepsi ona ait değil. Tarlayı bundan on iki yıl önce sekiz kardeşli bir aileden satın aldığında, satış mukavelesini yalnızca beş kardeş imzalamıştı. Diğer iki kardeş tarlanın aslında Avustralya'da yaşayan üçüncü kardeşe ait olduğunu iddia ediyor. Ama o orada ölmüş. Şimdi bu olayı aydınlatmak imkansız."

Yola koyulduğumuzda mühendis Oben Özdeş neşeli bir şekilde, "size demedim mi, buradaki insanlar yeni boru hattına seviniyorlar, bu bölgeyi kalkındıracak" diyor.

Ama biz bundan pek emin değiliz. Bu bölge enerji endüstrisi açısından daha şimdiden önem taşısa da, sık sık afetlere sahne oluyor. BTC'den başka, geçen yıl yapımı bitirilen ve İran'dan doğalgaz sevkiyatını sağlayan bir boru hattı daha var. Hazar Denizi'nden bir başka boru hattı da planlanma safhasında. Oben Özdeş uzakları göstererek, "BTC boru hattı Erzurum'dan yüzlerce kilometre batıya, oradan da güneye giderek, Akdeniz'e ulaşacak" diyor ve sonra bize biraz muammalı bir şekilde "yalnız yirmi noktada Kuzey Anadolu fayının üstesinden gelmek zorundayız" diye sözlerine devam ediyor.

Hemen bir internet kafe bulup, Kuzey Anadolu fayının jeolojik bir bozukluk, ülkeyi doğudan batıya kesen bir yer kabuğu çatlağı olduğunu öğreniyoruz. Yer kabuğu üzerindeki baskı artınca, tabakalar birbirleri üstüne biniyor ve muazzam depremlere yol açıyor. Bakü'deki BP herhalde bu konuya dikkatimizi çekmeyi unuttu.

Sonunda Ceyhan'a varıyoruz. Bakü'den beri bu ismi belki bin defa işittik: Boru hattının sonu, borunun sonu. Ancak burada bize, büyük boru hattının, Türk petrol ve doğalgaz şirketi BOTAŞ'a ait olan ve buradan 30 kilometre daha güneydeki Yumurtalık'ta bulunan petrol terminalinde sona ereceğini söylüyorlar. Yol zeytinlikler arasından kıvrıla kıvrıla devam ediyor ve birdenbire etrafı tellerle çevrili birkaç bin hektarlık bir alan ile noktalanıyor.

Burada petrol dünyasının kalbi atıyor: Hazar'ın ham petrolü Kafkasya üzerinden uzun bir yolculuğun ardından, Mezapotamya ovalarında uğruna savaşlar verilen Kerkük'ten gelen siyah altın ile Yumurtalık rezervuarında birleşiyor.

Her tarafı camla kaplı ve Körfez'e tepeden bakmamızı sağlayan bir odaya götürülüyoruz. Bugün çıkan dördüncü fırtınanın şimşekleri arasında uzun bir dalgakıranın sonunda büyük bir tankere petrol yüklendiğini görüyoruz. Esrarengiz bir adam 1970'li yıllardan kalan yuvarlak bir kanapenin önünde duruyor. Mobilyalar terminalin 28 yıl önce açılışından bu yana değiştirilmemiş. Odada ayrıca üzerinde kırmızı düğmelerin, siyah beyaz ekranların ve boru hatlarının belirtildiği Avrasya haritasının bulunduğu bir kontrol masası dikkatimizi çekiyor. Duvarda malum Atatürk portresi asılı. Acaba gizli bir üstte mi bulunuyoruz? 007 James Bond'un başlıca düşmanı olan Blofield olabilecek nitelikteki yetkilinin elini sıkarken neredeyse, "Bond, James Bond" diyeceğimiz geliyor.

Gerçek ismi Gürhan Ünal, kendisi bu petrol terminalinin müdürü. Kuşkusuz ki Blofield kadar tehlikeli değil, ama en az onun kadar güçlü. Nedenini kendisi bize şöyle açıklıyor: "1975'ten bu yana Kuzey Irak'taki Kerkük'ten petrol alıyoruz. Saddam Hüseyin rejimi 1985'te buna paralel bir çizgi izleyen, ancak bundan çok daha büyük olan ikinci bir boru hattı sayesinde Güney Irak'taki Basra petrol üretiminin bir kısmını buna ekledi. Burada yılda 80 milyon ton petrol işleniyor. Bunun bir kısmı Ankara'da bulunan Türkiye'nin en büyük rafinerisine gidiyor, geri kalanı ise tankerlerle ihraç ediliyor. 1991'de ilk Körfez Savaşı sırasında Basra petrolünü kaybettik. Kerkük petrolü akmaya devam etti, ancak gıda karşılığı petrol programı çerçevesinde BM tarafından kontrol ediliyor."

Bu yıl daha Irak savaşı başlamadan bu boru hattı da kapandı. Kuzey Irak boru hattı sürekli saldırı tehlikesine maruz kaldığından, aralık ayında bile hala açılmamıştı. Gürhan Ünal öfkeyle, savaşın zaten petrol yüzünden çıkmış olduğunu söylüyor.

Müdürün sert tavrı bizi şaşırtıyor, kantine iniyoruz. Orada Iraklı Salaam Hassan ile karşılaşıyoruz, o da oldukça öfkeli.

Hassan, "30 yıldan beri petrol alanında çalışıyorum. Basra'da Fransızlarla petrol çıkardım. Kerkük'ün inanılmaz kalkınmasına şahit oldum. Ama 1991'den beri benden petrol çalıyorlar. Eskiden buraya akan petrol, şimdi yabancılar tarafından kontrol ediliyor. Şimdi bir de bu savaş çıktı: Amerikalılar benden çalınan petrolü bir kez daha çalmak istiyor. Ne yapabilirim? Perişan haldeyim. Amerikalıların cehenneme kadar yolu var. Ben petrol alabilmek için elimde tüfekle Teksas'a gidiyor muyum?"

İstanbul'daki Kempinski Palace Oteli'nin yemek salonundaki üç şık İspanyol turist soğukkanlı gözüküyor. Yalnız bir anlık korkulu bir bakış, şaşkınlıklarını yansıtıyor: Havuzda dev bir tanker. Otelin havuzunda değil, onun hemen arkasındaki Boğaz'da. Tankerin boyutları otelinkini çoktan aşıyor, Babıali'deki en zarif otelin manzarasına birkaç dakikadan beri gölge düşürüyor. Küçük bir süitin 550 dolar olduğu otelin broşürlerinde, övülen Boğaz manzarasının aslında dev bir petrol boru hattını içerdiğine tabii ki değinilmiyor. 2002 yılında bu lüks pencerelerin altından 150 milyon tonluk petrol aktı.

Boru hattı belki turistleri yalnızca şaşırtıyor, ama İstanbul'un on iki milyonluk nüfusunu çok korkutuyor. 2002 yılında büyük şehrin önünden geçen 9427 tanker (sayıları 1999'dan bu yana iki katına çıktı), alabora olmaları ya da Boğaz'dan geçen doğalgaz ya da kimyasal madde yüklü diğer gemilerle çarpışmaları halinde yüzen birer bombaya dönüşebilir.

Burada birçok kaza oluyor. Hemen her hafta bu dev tankerlerden biri bir fırkateyni eziyor, bir dubaya çarpıyor, ya da İstanbulluların bir kıtadan diğerine geçmek için bindikleri "deniz otobüsü" ile çarpışmaktan kıl payı kurtuluyor.

Ankara, 1936 Montreux Anlaşması'nın Türkiye'de boğazlardan geçişleri düzenleyen hükümlerine göre, ne kılavuz alınmasını zorunlu tutabiliyor ne de trafiği sınırlayabiliyor. Yalnız gemi trafiğinin artmasına işaret edilerek, boğazların kapatılması tehdidinde bulunulabilir.

Ancak Boğaz'ı en önemli stratejik ulaşım yolu olarak kabul eden Moskova'nın tepkisinden korkuluyor. Petrol tankerlerinin büyük bir kısmı, boru hatlarıyla kutuptan Karadeniz'e getirilen Sibirya petrolünün aktarma limanı olan Novorosiisk'ten geliyor. Sibirya mı? Bu bizim bundan sonraki durağımız olacak.

 

(Başbakanlık Basın, Yayın ve Enformasyon Genel Müdürlüğü Web Sayfalarından Alıntıdır)

 

BU HABERE YORUM EKLEYEBİLİRSİNİZ.

 

Adınız-Soyadınız:



ISIM:
Date:
04-01-2004

YORUM

Yorumunuzu buraya yazın

Dış Basından Bütün Başlıklar:

 
 

 

Hit Counter

 

 


© 1996-2004 Türk Kılavuz Kaptanlar Derneği