THE WALL STREET
JOURNAL EUROPE : HAZAR BÖLGESİNDE KÜRESELLEŞME KARŞITI SALDIRI
Enerji koridoruna karşı kampanyaları başlatan ve destekleyen
grupların Batı'dan çıkması da oldukça düşündürücü. Bu grupların hiçbiri
şimdiye kadar bölgedeki sivil toplum örgütlerinden kayda değer bir destek
sağlayabilmiş değil.
ANKARA,
11/07(BYE)--- İngiltere'de yayımlanan The Wall Street Journal Europe
gazetesinin 11 Temmuz 2003 tarihli sayısında, Vladimir Socor imzasıyla ve
yukarıdaki başlık altında yayımlanan makalenin çevirisi şöyledir:
Enerji sektörüne
yönelik ilkel ve düşmanca tavırlar ve de Güney Kafkasya ve Türkiye'deki
yoksul halkın içler acısı durumuna duyarsız bir şekilde kayıtsız kalınması,
son günlerde gündeme gelen kapsamlı ekonomik kalkınma projesi için siyasi
seferberlik ilan edilmesine yol açtı. Dünyadaki "küreselleşme karşıtı" sol
gruplar, Amerikan'ın desteklediği ve de Hazar petrol ve doğalgazının
Avrupa'ya ulaştırılması projesiyle oluşacak, Doğu ile Batı arasındaki enerji
koridoruna köstek olmak üzere ayaklanarak çeşitli protesto gösterileri
düzenliyorlar.
Batı'da insan
hakları ve çevre yanlısı grupların en son hesaplanan rakamlara göre yüzde
72'si, bir bütün halinde, enerji projesine karşı çıkıyorlar. Oldukça
karmaşık bir durum. Bazı gruplar yasal yollara başvurarak güya bu türden
projelerden olumsuz yönde etkilenecek "yöre halkı" adına çok uluslu
şirketlere saldırıya geçtiler (ekonomik yatırımlardan direkt olarak çıkar
sağlayacak kesimlerin başında bölgede yaşayan yerel halk olduğunu gözardı
ediyorlar).
Koalisyonda yer
alan diğer gruplar ise, enerji ve çevre alanlarında ciddi uyuşmazlıklar
yaşandığı iddiasında bulunurlarken, hedef aldıkları Batılı şirketlerin
kapsamlı çevre raporlarını görmezlikten geliyorlar (Diğer yandan da Hazar
projesine karşı çıkan Rus Hükümetinin ve enerji şirketlerinin çevreye
verdikleri akıl almaz zarara karşı hiçbir şey söylemiyorlar) Netice
itibariyle, bazılarının çıkış noktası siyasi ve stratejik nedenlerden
kaynaklanıyor. Bunlar sırasıyla; Türkiye'nin ekonomisine zarar verilmesi,
Azerbaycan'ın kalkınmasının engellenmesi ve aynı zamanda Amerika'nın Güney
Kafkasya Hazar bölgesine yönelik politikasına köstek olunması.
Enerji
koridoruna karşı kampanyaları başlatan ve destekleyen grupların Batı'dan
çıkması da oldukça düşündürücü. Bu grupların hiçbiri şimdiye kadar bölgedeki
sivil toplum örgütlerinden kayda değer bir destek sağlayabilmiş değil. Her
ne kadar Batılılar boru hattı projesine karşı çıkmak üzere ön saflarda yer
almak isteyecek birkaç yerel grup bulabilmişlerse de; Azerbaycan, Gürcistan
ve Türkiye'deki sivil toplum örgütlerinin büyük bir bölümü, projeye ilişkin
kendi ülkelerinde sağlanan geniş çaplı görüşbirliğine dikkat çekecek
şekilde, enerji koridoru projesine destek veriyorlar.
Doğu-Batı enerji
koridoru projesinde, doğalgaz ve petrol için, Hazar Denizi'nden başlayıp
Azerbaycan, Gürcistan üzerinden Türkiye'ye kadar uzanacak ve Avrupa
ülkelerine enerji sevkiyatı sağlayacak bir ikiz boru hattı çekilmesi
öngörülüyor. ABD yönetimi, bu üç ülkenin ekonomik açıdan kalkınması ve son
yıllarda Hazar bölgesinde bağımsızlığını kazanan ve petrol üreten ya da
transit yol üzerinde bulunan ülkelere önayak olmak amacıyla böyle bir proje
ortaya koydu. Söz konusu proje, bu ülkelerle Batı arasında, kendi
içlerindeki Batılılaşma yönündeki siyasi birliği yansıtacak ve bu ülkelerin,
Rusya'nın Hazar'daki petrolün ve doğalgazın nakliyesi konusunda oluşturmaya
çalıştığı tekelden kurtulmalarını sağlayabilecek, direkt bir bağ
oluşturacak.
Projenin daha
kapsamlı hedefleri arasında, özellikle Avrupa'da sanayileşmiş ve yüksek
miktarda enerji tüketen ülkelere yönelik enerji arzının artırılması ve
farklı yollardan temini, ayrıca Batı'nın enerji alanında gerek Orta Doğu'ya
gerekse Rusya'ya olan bağımlılığının azaltılması da var. Projenin baş
işletmecisi British Petroleum ve Norveç'in Statoil şirketi, hem petrol hem
de doğalgaz projelerinde Avrupa'nın önde gelen şirketleri durumunda.
Yedi yıl önce
projeye başlanmasından bu yana, projenin finansmanı sorunu ve siyasi
konular, süreci yavaşlatıyor. Şimdi ise proje tam hızıyla devam ediyor.
Muhalifler ise birtakım yeni siyasi iddialar ortaya atıyorlar. Geçen ay,
insan hakları ve çevreyle bağlantılı gruplardan oluşan bir koalisyon, inşaat
çalışmalarının durdurulması çağrısında bulunurken, bazı gruplar tarafından
da halen boru hattı projesi konsorsiyumuna iştirak eden şirketlere karşı
yasal girişimlerde bulunuldu.
Örneğin,
Uluslararası Af Örgütü, Türkiye'nin inşaat çalışmalarında meydana gelecek
herhangi bir gecikme ya da Türkiye'deki çalışmalardan dolayı projenin
maliyetinin aşırı oranda artması durumunda, Türkiye'nin konsorsiyuma
ödemekle yükümlü olduğu tazminat konusunda varılan anlaşmaya karşı çıkıyor.
Örgüt, bu yöndeki bir anlaşmanın işçi haklarının ve güvenli çalışma
koşullarının gözardı edilmesine neden olacağını ve boru hattı projesi için
topraklarını satmak zorunda kalacak yerel halka yeterli oranda tazminat
ödenmesi konusunu riske sokacağını ve de genel anlamda boru hattının rotası
üzerinde yaşayan halkların "insan haklarına" önem verilmeyeceğini iddia
ediyor. Boru hattına ev sahipliği yapacak ülkelerinin anlaşmaya vardıkları
bu proje sonucunda ortaya "insan haklarının olmadığı bir koridor" ortaya
çıkacağı yönünde suçlamalar yönelten Af Örgütü ve diğer gruplar,
kendilerinin insan hakları maddeleri olarak adlandırdıkları birtakım
koşulların, boru hattı projesi anlaşmasına ilave edilmesini talep ediyorlar.
Bu yöndeki yasal
girişimlerin, kendi özel siyasi gündemlerini kendileri belirleyen diğer
örgütlere, özellikle hedef alınacak özel şirketler ve ülkeler açısından,
uluslararası topluma yasal emsal oluşturması amacıyla yapıldığı görülüyor.
Diğer yandan da son aşamada, "insan haklarına ilişkin" maddelerin eklenmesi
amacıyla anlaşma metinlerinin tekrar açılması talebi, projeyi geciktirme ya
da maliyetini artırmak amacıyla öne sürülen bahanelerden ibaret. Zaten bu
haklar nasıl olur da tekrar tanımlanabilir ya da insan hakları örgütleriyle
bu hususların ele alınıp müzakere edilmesi ne kadar zaman alacak? Dahası, bu
koşulların yerine getirildiğini kim denetleyecek ya da herhangi bir koşulun
ihlal edildiğini kim iddia edecek? Güya aynı örgütler... Bu bağlamda öyle
görünüyor ki, öne sürdükleri teklifler sadece fuzuli işlerden ibaret.
Bu koalisyondaki
Avrupa merkezli Kürt kökenli Türk gruplar, Türk ordusunun yoğun baskısı
nedeniyle Türkiye'de devletle, boru hattı rotasına ilişkin karşılıklı
müzakarelerde bulunmanın neredeyse imkansız olduğunu iddia ediyorlar. Bu
gruplar Türkiye'ye zarar vermek isteyebilir, ancak esas itibariyle, ekonomik
kalkınmanın boru hattı projesine bağlı olduğu kendi memleketlerindeki
Kürtlerin çıkarlarına zarar veriyorlar. Türk devleti ve Kürt halkı,
Türkiye'nin doğusunda ekonomik kalkınma ve istikrar teşvik edildiği
takdirde, bu projelerden aynı oranda çıkar elde edecek.
Azerbaycan ve
Gürcistan'da proje karşıtı mücadele daha çok çevresel faktörlere dayalı. Bu
nedenle, Uluslarası Doğa Dostları Örgütü ve diğer çevre örgütleri, boru
hattı projesine mali yardım ve kredi verilmemesi doğrultusunda, Dünya
Bankası ve Avrupa Yeniden Yapılanma ve Kalkınma Bankası'na yönelik lobi
faaliyetlerinde bulunuyorlar.
Gürcistan'da
yaşanan tartışmalar ise, ülkenin neredeyse ulusal sembolü haline gelmiş olan
ve dış ülkelere ihraç da edilen maden suyu üretimi açısından hayati öneme
sahip, koruma altındaki Borjomi bölgesinden kaynaklanıyor. Boru hattı
koridoru bu bölgeden geçiyor ve konsorsiyum gerekli önlemlerin alındığını
öne sürüyor. Bir yandan hükümet ve sivil toplum güçlü bir şekilde projeyi
desteklerken, diğer yandan bir çevre örgütü şu sıralar Gürcistan Hükümetine
ve boru hattı konsorsiyumuna karşı, çevresel faktörlerin yeni uzmanlar
aracılığıyla ve kamuoyunda yeniden tartışılarak değerlendirilmesi amacıyla
dava açmış durumda.
Batılı gruplar,
bölgede varılmış olan geniş çaplı görüş birliğini, boru hattına karşı
oluşturulan küreselleşme karşıtı gündemi Güney Kafkaslara taşımak uğruna,
görmezlikten geliyorlar. Boru hattı, bölgeye iş imkanı sağlayıp, gelişmemiş
bölgelerde boru hattı rotası boyunca hizmet sektörü alanında pazar
oluşmasını sağlayacak. Daha ilk aşamada, halihazırda yerel halka yönelik
binlerce iş imkanı ortaya çıkmış durumda ve daha da çıkacak. Bölgede yaşayan
yerel halk, gıda ve hizmet sektöründen ve arazi satışlarından para
kazanacak. Yol, köprü ve elektrik hatları gibi altyapı çalışmaları ise boru
hattı projesinin bölgedeki sıradan vatandaşa sağlayacağı temel faydalardan
bir tanesi. Projeler ayrıca, yoksul Gürcistan ve Azerbaycan'a önemli oranda
bütçe geliri sağlayacak, bu gelirlerin bir miktarı, daha boru hattından
petrol akışı başlamadan elde edildi bile.
Doğu-Batı Enerji
Koridoru şimdiye kadar, parçalanma olgusunun sürekli gündemde olduğu ve
işbirliği kültürünün daha yeni yeni öğrenilmeye başlandığı bu bölgede,
başarılı bir bölgesel işbirliği için iyi bir şablon olabilir. Batılı gruplar
bu projeyi engelleme girişimleri çerçevesinde sadece bölge ülkelerine ve
halklarına zarar vermekle kalmayıp aynı zamanda diğer alanlarda çevreyle ve
insan haklarıyla ilgili konularda kendilerinin güvenlilirliklerine zarar
veriyorlar.
(Başbakanlık Basın, Yayın ve Enformasyon Genel Müdürlüğü Web Sayfalarından
Alıntıdır)
| BU HABERE YORUM EKLEYEBİLİRSİNİZ. |
| |
|
Dış Basından Bütün Başlıklar: |
| |
|
|

|