|
TÜRK BOĞAZLARINDAN GEÇEN GEMİ TRAFİĞİNİN ÇEVREYE OLUMSUZ
ETKİLERİ
Cahit İSTİKBAL
Bilindiği gibi dünyamızın dörtte üçü sularla kaplıdır. Doğanın dolayısıyla
insanın varlığının devam ettirebilmesi için deniz çevresinin sağlıklı
olmasının gereğini bu oran bile yeterince ifade etmektedir. Birleşmiş
Milletler verilerine göre dünya nüfusunun yarısından fazlası denize 60
kilometre mesafede yerleşmiştir ve kara kaynaklı kirlilik ise denizlerdeki
kirliliğin %70 ini oluşturmaktadır.
Deniz taşımacılığı ve taşımacılık kaynaklı atıklar ise denizlerdeki toplam
kirliliğin %20 sini oluşturmaktadır. Bu açıdan bakıldığında deniz
taşımacılığından kaynaklanan deniz kirliliğinin toplam denizi kirleten
etkenler içerisinde çok büyük bir oran oluşturmadığı düşünülebilir. Ancak
yılda ortalama “altı yüz bin ton” petrol ve türevi madenin normal
gemicilik operasyonları, kazalar ve kaçak sintine boşaltmaları ile denizlere
atılması ürkütücü boyutta bir kirlenmeyi de ifade etmektedir.
Türk
Boğazları yukarıda ifade ettiğimiz kirlenmelerin hepsinin etkisi altındadır.
Ancak İstanbul şehrinin de içerisinde bulunduğu Türk Boğazları sisteminin
farklı bir konumu daha vardır ki o da geçen gemi trafiğinin tehdidi altında
olmasıdır.
Türk
Boğazlarından geçen deniz trafiği son yıllarda giderek artarak kritik
boyutlara ulaşmıştır ve trafik hacmi bu boyutu ile yalnızca deniz çevresini
değil İstanbul halkının yaşamını da tehdit edecek hale gelmiştir.
Evet, burada “geçen gemi trafiğinin tehdidi altındadır” dedik; bunu
açıklamak için yine rakamlara başvurmamız gerekmektedir.
İstanbul Boğazı’ndan yılda elli binden fazla gemi geçmektedir. Bu gemilerin
4303 tanesi tankerdir. Bu da günde ortalama 12 tanker geçişine karşılık
gelmektedir.
Bilinmelidir ki her gemi geçişi tamamen ortadan kaldırılması olanaksız olan
bir riski de beraberinde getirmektedir. Ancak bu riskler tamamen ortadan
kaldırılamasa da en aza indirilmesi bazı önlemler almakla olanaklı olabilir.
Tabii ki hangi önlemlerin alınması ile kazaların en aza indirilebileceğini
bulabilmenin en mantıklı yolu kazaların neden olduğunu bulmak ve önlemleri
de ona göre almaktan geçmektedir.
Türk
Boğazlarında deniz kazalarının nedenleri, şunlardır:
Yine
kaza istatistiklerine baktığımızda görüyoruz ki, Türk Boğazlarında meydana
gelen kazalar %85 oranında kılavuz kaptan almayan gemiler tarafından
yapılmıştır. Kılavuz kaptan alan gemiler büyük oranda kazasız geçiş
yapmaktadırlar. Buradaki gerçek şudur: kazaların büyük çoğunluğu insan
hatası nedeniyle oluşmakta ve insan hatası da ancak kılavuz kaptan alınması
ile en aza indirilebilmektedir.
Ancak yine bilindiği gibi Türk Boğazlarından uğraksız geçiş yapan gemiler
1936 Montrö Sözleşmesi’nin meşhur ikinci maddesi uyarınca kılavuz kaptan
almak zorunda değillerdir. Bir başka deyişle kılavuz kaptan almaları kendi
isteklerine bağlıdır. Bu yüzden de kazaları önlemedeki bu çok önemli faktör
tam anlamıyla etkin olarak kullanılamamaktadır.
Kazaları önlemek üzerinde özellikle durulması gerekmektedir çünkü dünyada
henüz denize sızan petrolün temizlenebilmesi için çok etkili yöntemler
geliştirilebilmiş değildir. İbret verici bir örnek olması bakımından 1996
yılında Güneybatı İngiltere’deki Milford Haven liman kentindeki rafineriye
ham petrol götüren Sea Empress adlı tankerin yaptığı kazayı hatırlatmak
isteriz. Avrupa’nın en denizci ülkelerinin burnunun dibinde olan bu kazada
tankerin taşıdığı 140 bin ton ham petrolün 72 bin tonu denize sızmıştır.
Üstelik bu sızma yavaş yavaş ve üç günlük bir zaman zarfında olmuştur ve bu
kaza, Sea Empress adlı tankerin şehrin girişindeki boğazın deniz dibi
kayalıklarına çarparak kaplama saçlarının yırtılması nedeniyle olduğundan
dökülen ham petrol alev de almamıştır. Sonuç bir çevre felaketidir:
etkilerinin 30 yılda ortadan ancak kalkabileceği tahmin edilmektedir. Bu
olayda her türlü modern temizleme aracı da kullanılmasına rağmen, denize
dökülen 72 bin ton ham petrolün ancak 3500 tonu (yani yüzde beşi)
temizlenebilmiştir. İngilizler kazadan sonra “Bu olay oluncaya kadar tek bir
kazanın böyle büyük bir felakete yol açabileceğini aklımıza getirmiyorduk”
demişlerdir. Burada şüphesiz kaza sonrası önlem alınmasın demek istemiyoruz;
tabii ki bu önlemler de alınmalıdır. Ancak bir petrol tankeri kazasından
sonra yapılabilecek çok şeyin olmadığının da bilinmesi gerekmektedir çünkü
bu bilinirse önleyici önlemlere daha ağırlık vermek gerektiği
anlaşılabilecektir.
Türk
Boğazlarından geçen gemi trafiği ile ilgili bir yabancı gözlemcinin
sözlerini de burada yer vermeye değer buluyoruz. The New York Times
gazetesinde geçtiğimiz aylarda çıkan bir makalede şöyle denmektedir:
“Türk Boğazları’ndan geçen dev tankerlerin uluslar arası tanker filosunun
iyilerinden olduğunu söylemek oldukça zor. Bazıları Rus ve Ukrayna Bayrağı
taşıyan pas yığınları. Diğerleri de yine aynı ölçüde denize elverişli
gözükmeyen Yunanistan ve Malta adına kayıtlı olanlar. Deniz kıyısında
otururken insanlar bu döküntülerin zig-zag lı boğazda dönüşlerini görünce
korkudan ürperiyorlar.”
Evet. Ortasından yüz binlerce ton petrol taşıyan dev tankerlerin geçtiği
İstanbul Şehri böyle bir tehlikenin tehdidi altındadır.
©
Cahit İSTİKBAL 1999
Yazarın Diğer Yazıları:
Yazıların her hakkı yazara aittir. Kaynak
gösterilmek suretiyle alıntı yapılabilir.©
Cahit İstikbal
|