|
DENİZ
ULAŞIMI ve DENİZ KİRLİLİĞİ
Doç.Dr.
Fatma YONSEL
İstanbul
Teknik Üniversitesi
Gemi
İnşaatı ve Deniz Bilimleri Fakültesi
Deniz
Teknolojisi Mühendisliği Bölümü 80 626-Maslak / İstanbul
e-mail:
fyonsel@itu.edu.tr
Giriş
Globalleşen
dünyamızda ülkeler ve kıtalararası ulaşımın önemi gittikçe
artmakta ve daha ucuz olması nedeni ile tercih sebebi olan deniz
taşımacılığı bir çok sorunu da beraberinde getirmektedir.
Bu sorunlardan biri ve en önemlisi deniz taşımacılığı
sonucunda oluşan deniz kirliliğidir.Günümüzde büyük
boyutlara ulaşan deniz kirlenmesi sorunu, denizci ülkelerin yanısıra
tüm dünya toplumlarını ilgilendiren bir konu haline gelmiştir.
Deniz taşımacılığı ve taşımacılık kaynaklı atıklar
denizlerdeki toplam kirliliğin %20 sini oluşturmaktadır.
Yolcu
gemilerinde de, yasal olmamasına rağmen yağlı balast tanklarının
yıkanması, sintine sularının denize boşaltılması, çöplerin
denize dökülmesi problemlerin büyümesine katkıda bulunmaktadır.
Bu tip işlemler nedeni ile denize bırakılan petrol ürünlerinin,
yaklaşık 1 milyon ton/yıl gibi inanılmaz boyutlara ulaşması
tüm dünya ülkelerinde endişelere yol açmaktadır /1,2 /.
GESAMP
(United Nations Group of Experts on the Scientific Aspects of
Marine Pollution), Birleşmiş Milletlerin deniz kirlenmesinin
bilimsel yönlerinin uzman grubu deniz kirlenmesini şöyle tanımlamaktadır:
‘Kirlenme,
insanlar tarafından haliçler de dahil olmak üzere deniz ortamına
doğrudan veya dolaylı olarak, canlı kaynaklarına zarar veren,
insan sağlığını bozan, balıkçılık da dahil olmak üzere,
denizlerdeki faaliyetleri engelliyen, denizin kullanımı ile
ilgili kalitesini etkileyen ve değerini azaltan madde veya enerji
bırakılmasıdır’ /1/.
Deniz
kirlenmesi, denizlerin kirletici maddeler ile kendini arıtma
yeteneğinin üzerinde yüklenilmesi sonucunda oluşmaktadır.
Gemi
ulaşımının sebep olduğu deniz kirliliğinden söz etmek
istediğimizde kirletici maddeleri şöyle sıralayabiliriz;
●
Petrol Ürünleri
●
Radyoaktif maddeler
●
Kütle halinde taşınan zehirli sıvı maddeler
●
Paket halinde veya taşınabilir tanklarda, yük konteynerlerinde,
vagon veya
kamyonlu tanklarda taşınan zararlı maddeler,
●
Gemilerin sintine, balast ve tank yıkama suları
●
Gemi kaynaklı evsel atık sular ( tuvalet, lavabo, duş ve
mutfaklardan gelen sular)
●
Gemilerin çöpleri
Yukarıdaki
sıralamaya bazı gelişmiş ülkelerin kendi çevre etki alanlarından
uzaklaştırmak amacı ile uluslararası anlaşmaların kapsamı dışında
kalan ülke denizlerine taşıttığı zararlı endüstri atıklarını
da katmak gerekir. Bu gruba giren zararlı atıklar, Afrikanın
geri kalmış ülkelerine para ile aktarıldığı gibi, bazı
denizlere de gizlice bırakılmaktadır /3/.
Gemilerden
kaynaklanan sintine suları ve petrol taşımacılığı esnasında
oluşabilecek kazalar nedeniyle ortaya çıkan petrol kirlenmesi
gemi kaynaklı kirleticilerin en önemlileridir. Yağ deniz
suyundan daha az bir yoğunluğa sahip olduğundan, yüzeyde bir
tabaka oluşturur, bu da canlılar için hayat kaynağı olan
oksijenin deniz içine yayılmasını önler.
Bütün
bu atıklar deniz canlılarına zarar vermekte, insan sağlığını
dolaylı olarak bozmakta, denizlerimizin kullanım olanaklarını
azaltmakta ve balıkçılık dahil diğer kullanımları açısından
kalitesini negatif yönde etkilemektedir.
Petrol
Kirliliğinin Deniz Ortamında Meydana Getirdiği Etkiler
Gemilerden,
deniz yatağında yapılan petrol arama ve çıkarma çalışmalarından,
kaza sonucu ortama saçılma ve nehirlerde taşınan petrolden
dolayı dünyada 2-28 milyon ton/yıl petrol ürünü denizlere
bulaşmaktadır /4/. Petrol deniz ortamına döküldüğünde, saçıldığında
bileşimindeki hafif ve çabuk buharlaşabilen kısımları bu saçılma
esnasında hızlı bir şekilde atmosfere yayılır ve geride
sudan
daha ağır
olan katranımsı kısımlar kalır. Türbülans, dalga ve akıntı
haraketleriyle çalkantı olan yüzey kısımlar da ise değişik
kalınlıklarda yağ/su süspansiyonları oluşmaktadır. Yüzeyden
kopan yağ yuvarlakları su kütlesinde kısmen çözünür, çözünmeyecek
kadar ağır kısımlar ise küresel biçimlerini koruyarak dibe
çökelirler. Çökelme sırasında çarpışıp yapışarak ağırlıkça
büyüyen bu kürelere ‘tar-ball’ denmektedir. Tar-ball küreleri
dip akıntılarıyla hareket ederek, kum veya sedimentleri kaplar,
dalga hareketleriyle kıyılara kadar ulaşır ve sahillerin,
deniz taşıtlarının kirlenmesine neden olur.
Atmosfer
ve deniz arasındaki gaz alışverişini engelliyerek sudaki çözünmüş
oksijen konsantrasyonunun düşmesine neden olan petrol ışık geçirgenliğini
azaltarak deniz ortamındaki yaşam için çok önemli olan
fotosentez olayını engellemektedir.
Deniz
kuşlarının kanatlarına yapışıp yüzücü ve dalıcı kuşların
uçma yetenekleri ile soğuğa karşı dayanıklıklarının yok
olması ve ölümlerine neden olan petrol kirlenmesi suyun
rekreasyon amacı ile kullanılmasını da engeller.
Deniz
ortamında çok yaygın olan petrol kirlenmesi ve bunun sonucu
olarak ortaya çıkan bileşikler, ekosistem içerisindeki tüm
organizmaları az veya çok etkilemektedir. Deniz ortamında yaşayan
değişik canlı türlerinin petrol ürünlerine karşı dayanıklılığı
da farklıdır. Petrol ürünlerini deniz canlıları üzerine öldürücü
toksik etkisi, doku ve hücrelerde birikim ve fizyolojik
faaliyetlerin etkilenmesi sonucu ortaya çıkmaktadır.
Yengeç,
istakoz va karidesler gibi yaşamını zemine gömülü olarak sürdüren
türler petrol kirlenmesine karşı en duyarlı olan olanlardır.
Bunlar 1-10 ppm oranında petrol konsantrasyonundan etkilenirler.
Midye gibi çift kabuklular ve balık türleri 5-50 ppm, deniz
bitkileri ise 10-100 ppm oranına duyarlıdırlar /5/.
Petrol
ürünleri ile kirlenmiş balık ve diğer su ürünlerinin
insanlar tarafından tüketilmesi ham petrolü oluşturan bileşiklerin
bir bölümünün memeli hayvanlar ve insanlarda kanser yapıcı
olduğu bilinen maddelerden oluşması nedeniyle sağlık açısından
sakıncalıdır.
Ülkemizi
çevreleyen denizlerde de kirlenme düzeyi çok acil kararlar
almamızı gerektirecek boyutlara ulaşmıştır. Denizlerde
petrol kirlenmesinin
takibi ile ilgili olan bazı çalışmalar İstanbul Boğazındaki
petrol kirliliğinin Karadeniz kaynaklı olduğunu göstermektedir.
Karadeniz’i kirleten petrol ürünlerinin yıllık miktarı ise
410000 t a ulaşmaktadır /6/.
İstanbul
Boğazı’nda Nassia tanker kazasından (13.3.1994) sonra gerçekleştirilen
ölçümlerle boğaz kuzey ve güney girişindeki petrol
konsantrasyonları tesbit edilmiştir /7/. (Deniz kirliliği için
verilen limit değerler 13 µg /l dir.)
İstanbul
Boğazı Kuzey girişi
1995
5.53 µg /lt
1996
27.0 µg /lt
İstanbul
Boğazı Güney girişi
1995
36.9 µg /lt
1996
39.5 µg /lt
Yoğun
bir gemi trafiğinin var olduğu ve kıyılarında petrol işleyip
sevkeden, tüketen çok miktarda tesisin bulunduğu Akdeniz ve Ege
Denizi petrol filmi (yüzeyde ince petrol tabakası) oluşumu açısından
özel bir öneme sahiptir. Yılda ortalama 350 Milyon ton petrolün
Akdeniz’ de haraket halinde olduğu ve bunun 0.5-1 milyon
tonunun denize çeşitli yollardan karıştığı açıklanmıştır
/4/.
Sonuç
Ülkemizi
çevreleyen denizlerin, ana kütle olan okyanuslara oranla çok küçük
olması ve kısıtlı madde alışverişinin bulunması bu su kütlelerinde
kirlenmenin büyük ölçüde birikim yapmasına sebep olmaktadır.
Bu nedenle ülkemizi çevreleyen denizler, gemi trafiği sonucunda
bilinçli veya bilinçsiz bırakılacak olan maddelerle,
istenmiyen ama olabilecek deniz kazaları açısından son derece
kritik bölgeleri oluşturmaktadırlar.
Halihazırda
dünyanın en tehlikeli boğazı olarak görülen İstanbul boğazı,
batının doyumsuz pazarlarına Orta Asya’dan ham petrol taşıyacak
büyük tankerlerin sayısındaki ani artışla karşılaşmak üzeredir
(Kazakistan’ın Tengiz
sahasından ilk petrol Temmuz ayında Karadeniz’deki Rus limanı
Novorossiysk’e doğru boru hattı ile akacak ve petrol orada boğazdan
geçmek üzere tankerlere yüklenecektir).
Montrö
Antlaşması ile Türkiyenin Boğazlar bölgesindeki tam egemenliği
kabul edilmekle birlikte daha önceki Lozan Antlaşmasında olduğu
gibi ‘Ticaret Gemileri için Serbest Geçiş İlkesi’ muhafaza
edilmektedir. Antlaşmanın imzalandığı 1936 yılında boğazlardan
günde 17, yılda 6200 gemi geçerken bugün bu sayıların çok
üstüne çıkılmış ve kritik boyutlara ulaşmış trafik hacmi
bu boyutu ile yalnızca deniz çevresini değil İstanbul halkının
yaşamını da tehdit edecek hale gelmiştir.
İstanbul
Boğazı’ndan yılda 50 000 den fazla gemi geçmektedir. Bu
gemilerin 5binden fazlası tankerdir.
Deniz
ulaşımı ve deniz kazaları sonucunda oluşan kirlenmeleri önleyebilmek
için yetkililerin hertürlü önlem, müdahele ve kontrol konularındaki
eksikliklerini giderecek düzenlemeleri süratle hayata geçirmeleri
büyük önem taşımaktadır. Bu konularla ilgili olarak son yıllarda
önemli atılımlar yapılmıştır. Bütün bu atılımlara rağmen
Marmara ve boğazlardaki gemi trafiğinin yeterince denetlenebildiğini
söyliyebilirmiyiz? Özellikle iki yakasında toplam 12 Milyon
insanın yaşadığı İstanbul Boğazı’nda kaza riskinin sıfırlanabilmesi
mümkün müdür? Denizlerimizdeki evsel, endüstriyel kirlenmenin
yanısıra, gemi trafiğinin deniz kirlenmesine katkı payı ile,
bu trafikle oluşan kaza riskini görmemezlikten gelebilirmiyiz?
Kaynaklar
1.
Clark
, R.B.,
‘Kranke Meere?’(Verschumutzung und ihre Folgen) Spektrum
Akademischer Verlag,
Heidelberg
Berlin
New York
, 1992
2.
Bishop, P.L., ‘Marine Pollution and Its Control’ McGraw-Hill
Book Company,
New
York
,
1983
3.
Artüz, İ., ‘ Gemi Kökenli Deniz Kirlenmesi’ İTÜ Gemi İnşaatı
89 Teknik Kongresi, Bildiri Kitapcığı, S: 295-301
4.
Egemen, Ö., Çevre ve Su Kirliliği, Ege Üniversitesi Su Ürünleri
fakültesi Yayınları No: 42, 1999
5.
Artüz, İ., Deniz Kirlenmesi , İTÜ, Gemi İnşaatı ve Deniz
Bilimleri Fakültesi Yayını, Sayı:1464, 1992
6.
Faschchuk D.Ya., et al., Forms of anthropogenic impact on the
Black
Sea
ecosystem and modern state ‘.Ekologia Morya,
Kiev
,
Naukova Dumka, 38 pp. 19-27.: İn Polikarpov G.G.,Zaitsev Yu.P.,
Zats V.I. and Radchenko L.A.(1991).
7.
Güven K.C et al.,The Oil Pollution of Turkisch Straits in
1995-1996, International Conference,Oil Spills in the
Mediterranean and Black Sea Regions, 15 th-18th
September 1998, Istanbul
Çevre Haberleri

|